Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 11 Eylül 2025 tarihli kararına göre binanın ortak yerleriyle sınırlı olarak kişilerin can ve mal güvenlikleriyle sağlıklarını tehlikeye atan eksik ve ayıplı işlerle ilgili davalarda yöneticinin dava açma ehliyeti bulunmaktadır.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 03 Kasım 2025 tarihli kararına göre 16 yıl birlikte yaşadıktan sonra boşanma davası açılması üzerine evlenme defterini onun yerine bir başka şahsın imzaladığı yönündeki beyan açıkça hakkın kötüye kullanılması niteliğindedir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 28 Ocak 2026 tarihli kararına göre eldeki davada icra takibi kefaletnameye dayandırıldığından davacının borçlu olmadığının tespiti davası açmasında hukukî yararının bulunduğu kabul edilmelidir.
Yargıtay 12. Hukuk Dairesi’nin 17 Şubat 2026 tarihli kararına göre borçlunun haczi kabil malı bulunmadığının haciz tutanağında açıkça yazılı olması gerekir aksi hâlde tutanak aciz belgesi niteliği taşımaz.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 29 Nisan 2026 tarihli kararına göre dava hakkının hak düşürücü süre ile sınırlandırıldığı bir konuda, mahkemeye güvenerek hareket eden tarafa sorumluluk yüklenmesi sonucuna gidilmemelidir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 29 Nisan 2026 tarihli kararına göre mahkemece tarafların iddia ve savunmalarına ilişkin beyanları alınmadan uyuşmazlık tespit edildiğinden usûle uygun şekilde gerçekleştirilen bir ön inceleme duruşması bulunmamaktadır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 29 Nisan 2026 tarihli kararına göre taşınmazın aynına ilişkin bir uyuşmazlık içermediğinden vasiyetnamenin iptali davaları için nispi harç uygulanmaz sadece maktu harç alınır.
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi’nin 21 Ocak 2026 tarihli kararına göre davanın reddinde sadece tamamlama harcının iadesine karar verilmesi ve ıslah harcının iadesine karar verilmemesi doğru görülmemiştir.
Yargıtay 12. Hukuk Dairesi’nin 16 Şubat 2026 tarihli kararına göre TBK 19 hükmüne göre muvazaa nedeniyle açılan iptal davalarında hak düşürücü zamanaşımı süresi uygulanmaz, davacının icra takibine geçmesine ve aciz belgesi almasına gerek yoktur.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 15 Nisan 2026 tarihli kararına göre takip dosyasının yenilenmesi talebi, takibin devamını sağlamaya yönelik icra işlemi olmadığından zamanaşımı süresini kesmez.
Yargıtay 6. Hukuk Dairesi’nin 20 Ocak 2026 tarihli kararına göre sigorta sözleşmeleri, genel işlem koşulu içeren sözleşmelerden olması sebebiyle bu sözleşmelerin açık ve anlaşılır olmaması durumunda sözleşmeyi hazırlayan aleyhine yorumlanmalıdır.
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin 19 Şubat 2026 tarihli kararına göre borçlu adına ödeme yapan davacı sigorta, hükmün kesinleşmesine kadar yapılan icra giderleri ve avukatlık ücreti ile sonraki süreye ilişkin faizi dahi davalıdan isteyebilir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 28 Ocak 2026 tarihli kararına göre işçinin uzun süre sessiz kalarak işverenin işlemine uygun davrandıktan sonra şekil eksikliğini ileri sürmesi dürüstlük kuralına ve hakkın kötüye kullanılması yasağına aykırılık oluşturur.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 05 Şubat 2026 tarihli kararına göre tarafların boşanmadaki kusur dereceleri, evlilik süresi, ekonomik ve sosyal durumlar gibi durumlar ile hakkaniyet kuralları nazara alınarak uygun bir miktarda katılma alacağı azaltılmalıdır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 10 Aralık 2025 tarihli kararına göre kredi sözleşmelerinden doğan hak yükümlülüklerinin belirlenmesi için yapılacak yorum sırasında, aradaki bağlantı sebebiyle her üç kredi sözleşmesi bir bütün olarak değerlendirilmelidir.
Yargıtay 6. Hukuk Dairesi’nin 15 Haziran 2026 tarihli kararına göre TMK 1010/1 gereği tesis edilen davalıdır şerhi, HMK 389 ve devamı hükümleri gereği teminat amaçlı ihtiyatî tedbir niteliğinde olup HMK 341/1-b anlamında istinaf yoluna tabi bulunmaktadır.
Yargıtay Birinci Başkanlığı 18 Haziran 2026 tarihli Bilgi Edinme başvurusunu, 10 Temmuz 2026 tarihinde verdiği cevap ile başvurucuların kimlik bilgilerinin belirtilmesinin yargı yetkisini kullanan heyetin başkanının takdirinde olduğunu belirtmiştir.
Yargıtay 12. Hukuk Dairesi’nin 13 Ocak 2026 tarihli kararına göre tasarrufun iptali davası hükmünde, kararda infazda tereddüt yaratacak şekilde, yalnızca tasarrufun iptaline ve cebri icra yetkisi verilmesine şeklinde karar verilmesi doğru olmamıştır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 24 Haziran 2026 tarihli kararına göre kâr mahrumiyeti zararı açısından bilirkişi marifetiyle zarar belirlendikten sonra bakiye tüm zarar için ikinci kez ek dava açmak, dava hakkının kötüye kullanılması niteliği taşımaz.
Yargıtay 5. Hukuk Dairesi’nin 22 Haziran 2026 tarihli kararına göre iki mahkemece verilen görevsizlik kararları, kanun yoluna başvurulmaksızın kesinleşirse yargı yerinin belirlemesi koşulları oluşacağından görevli veya yetkili mahkeme belirlenmelidir.
Yargıtay 6. Hukuk Dairesi’nin 07 Ocak 2026 tarihli kararına göre yapılan ikinci cetvelin şikayete konu olması hâlinde ikinci şikayeti inceleyen icra mahkemesinin kesinleşen ilk icra mahkemesi kararını esas alarak şikayeti sonlandırması gerekir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 13 Mayıs 2026 tarihli kararına göre TMK 197 hükmü gereği annenin kendi adına açtığı bağımsız tedbir nafakası davasının kısmen kabulü ve çocuk adına açtığı bu davanın tümden reddi hâlinde davalı lehine vekalet ücreti verilemez.
Yargıtay 5. Hukuk Dairesi’nin 22 Haziran 2026 tarihli kararına göre evlilik dışı çocuğun genetik babası tarafından tanınmasına ilişkin davalarda görevli mahkeme, aile mahkemesidir.
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 12 Mayıs 2026 tarihli kararına göre tüketici mahkemesinin görev sınırının altında kalan belirsiz alacak ve kısmî dava açılırsa davacıya süre verilerek talep ettiği miktar açıklatılarak sonucuna göre karar verilmesi gerekir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 17 Aralık 2025 tarihli kararına göre tasarımın yeni ve ayırt edici olduğu hususu, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektirmektedir.
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 15 Ocak 2026 tarihli kararına göre ilk dosyada istinaf edilmeksizin kesinleşen kısmî davadaki ilk kararın tespite ilişkin bölümü, ek davada kesin delil oluşturmaktadır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 03 Aralık 2025 tarihli kararına göre kredi veren kuruluş olan davalı Bankanın sona eren hayat sigortasının yenilenmesi için en azından muhatabına bildirim yapmak suretiyle kredi borçlusunu konuyla ilgili bilgilendirmesi gerekir.
Yargıtay 12. Hukuk Dairesi’nin 15 Ekim 2025 tarihli kararına göre istihkak davasında, temyiz kesinlik sınırının tespiti bakımından istihkak iddiasına konu mahcuzların değeri esas alınmalıdır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 06 Mayıs 2026 tarihli kararına göre davacı vekilinin rapora sessiz kalarak ıslah dilekçesi sunması raporu kabul ettiği anlamına gelmeyeceğinden davalı lehine bu yönden usûlî kazanılmış hak oluştuğunun kabulü mümkün değildir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 11 Mayıs 2026 tarihli kararına göre kambiyo senedine dayalı icra takibinden sonra sahtecilik iddiasına dayalı olarak açılan menfi tespit davalarında, HMK 209/1 hükmü uyarınca takip ihtiyatî tedbir yoluyla durdurulabilir.
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin 16 Eylül 2025 tarihli kararına göre sanığın isnat edilen eylemi gerçekleştirmediğinin kesin olarak tespiti olgusuna dayalı beraat kararı ile hukuk hâkimi bağlıdır.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 07 Mayıs 2026 tarihli kararına göre karşılıksız çıkan ve muhatap banka tarafından ödenmeyen çeke dayalı şirkete başvurmadan keşide tarihinde yetkisiz temsilciye karşı ihtiyatî haciz kararı verilemez.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 29 Eylül 2025 tarihli kararına göre hangi işlemler için ve ne miktar avans talep edildiği, delil avansının nereye yatırılacağı buna ilişkin ara kararda gösterilmemiş ise verilen kesin süre sonuç doğurmaz.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 17 Aralık 2025 tarihli kararına göre kooperatif ortağının kendisine konut verilmemesi nedeniyle isteyebileceği tazminatın iflâs masasına kaydı mümkün alacaklardan olduğunun kabulü gerekir.
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 07 Ekim 2025 tarihli kararına göre munzam zararın tahsili istemine ilişkin talep maddî tazminat niteliğinde bulunduğundan davanın tümden reddi nedeniyle davalı lehine maktu vekalet ücretine hükmedilmelidir.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 25 Eylül 2025 tarihli kararına göre evlenmeden önce psikolojik tedavi gördüğünü eşinden gizleyen diğer eşin bu durumu evlendikten sonra da gizlemeye devam etmekle güven sarsıcı davranışta bulunduğunun kabulü gerekir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 03 Aralık 2025 tarihli kararına göre kurumun ödediği ilaçların hastanın hayatına yönelik asgari düzeyde tedaviyi karşılayıp karşılamadığı şayet karşılamıyorsa sürekli mi yoksa geçici bir fayda mı sağladığı araştırılmalıdır.
Yargıtay 12. Hukuk Dairesi’nin 07 Nisan 2026 tarihli kararına göre haciz mahallinde elektronik ortamda borçlu ismiyle evrak araştırması talep edilmişse İİK 96 ve 99 hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağı araştırmayla netleşeceğinden araştırma yapılmalıdır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 13 Mayıs 2026 tarihli kararına göre satış avansının peşin yatırılması gerekirse de satış talebinde bulunan tarafça az da olsa satış avansının yatırılmış olması hâlinde usûlüne uygun satış talebinin bulunduğunun kabulü gerekir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 20 Nisan 2026 tarihli kararına göre hakemin, davalı şirketin yönetim kurulu üyesinin dördüncü derece yansoy hısımı olması durumunda, HMK 417 hükmü çerçevesinde değerlendirme yapılmalıdır.
Yargıtay 12. Hukuk Dairesi’nin 08 Nisan 2026 tarihli kararına göre aynı bölge adliye mahkemesinin aynı dairesinin farklı yönlerdeki kesin nitelikteki kararları arasındaki uyuşmazlığın giderilmesi mümkün değildir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 06 Mayıs 2026 tarihli kararına göre takipte yer alan ipotekli taşınmaz mâliki üçüncü kişinin, borçlunun taşınmazına ilişkin ihalenin feshi talebinde hukukî yararı bulunmakla birlikte teminat göstermesine gerek yoktur.
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi’nin 02 Ekim 2025 tarihli kararına göre mülkiyet iddiasının bulunmadığı el atmanın önlenmesi davası yönünden dava değeri, ecrimisil miktarı üzerinden hesaplanamaz.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 12 Ocak 2026 tarihli kararına göre toplanan deliller, dosyada mevcut HTS kayıtları ve aksi ispat edilemeyen tanık beyanlarından erkeğin zina eyleminin kadın tarafından ispatlandığı anlaşılmıştır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 29 Nisan 2026 tarihli kararına göre bana düşen haklarımı hiçbir zaman dava etmeyeceğim söz veriyorum, ona hibe ediyorum şeklindeki beyan, mal rejiminin tasfiyesi davası açılmasına engel değildir.
Yargıtay 6. Hukuk Dairesi’nin 22 Ocak 2026 tarihli kararına göre 7251 sayılı kanun değişikliğinden sonraki dönemde değişiklikten önce ıslah yoluna başvurulması durumunda bozma veya kaldırma kararından sonra ıslah yapılamaz.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 17 Eylül 2025 tarihli kararına göre mahkemece verilen iki haftalık sürenin, mahkemece tamamlanması istenilen işlemlerin yerine getirilmesi için mâkul bir süre olduğundan bahsedilemez.
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 08 Mayıs 2025 tarihli kararına göre hukuk yargılamasında dava dilekçesinde yer almayan bir talep kısmen ıslah yoluyla davaya dâhil edilemez.
Yargıtay 12. Hukuk Dairesi’nin 22 Ekim 2025 tarihli kararına göre icranın geri bırakılması kararı olmadığından tehiri icra süreci başladı, yakında kararı gelecek gibi gerekçelerle mevcut paranın ödenmemesi yönündeki memur işlemi açıkça hukuka aykırıdır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 25 Şubat 2026 tarihli kararına göre aynı işverene dava açan kişiler davacı tanığı olarak dinlenmişse bu işçilerin tanıklıklarına kural olarak itibar edilmemeli ve beyanları diğer delillerle birlikte değerlendirilmelidir.
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi’nin 16 Eylül 2025 tarihli kararına göre davanın esasını etkileyecek yargılamanın iadesi davasının, HMK 165 hükmü gereği bekletici sorun yapılması gerekir.
Yargıtay 6. Hukuk Dairesi’nin 28 Ekim 2025 tarihli kararına göre sadece düzenleyenin imzası bulunan ve kapatılma çizgisi çekilmemiş faturanın kapalı fatura olduğundan bahsedilemez.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 11 Şubat 2026 tarihli kararına göre ihalenin feshi şikâyetinde ödenmesi gereken nispi harç iki haftalık kesin süreye rağmen yatırılmazsa HMK 150 hükmü uygulanamaz ve şikâyetin usûlden reddine karar verilmelidir.
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin 15 Eylül 2025 tarihli kararına göre hatır taşıması indiriminden sonra varsa müterafik kusur indirimi ve yapılmış ödemenin güncellemesi ile mahsup yapılmalıdır.
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 04 Mayıs 2026 tarihli kararına göre devre mülk sözleşmesinin geçersiz olması nedeniyle feshi ile ödenen bedelin denkleştirici adalet ilkesi gereğince iadesi talepli açılan davalarda tesisin kullanım bedelleri mahsup edilemez.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 18 Eylül 2025 tarihli kararına göre boşanma davası açısından sosyal medya fenomeni bir kişiye beğeni anlamında gönderilen emoji güven sarsıcı davranış olarak nitelendirilemez.
Yargıtay 12. Hukuk Dairesi’nin 04 Mayıs 2026 tarihli kararına göre öğrenme tarihi olarak kabul edilen tarihte henüz yapılmamış bulunan bir tebligat işlemine ilişkin şikayet süresinin başladığının kabulü mümkün değildir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 15 Nisan 2026 tarihli kararına göre öncelikli olarak hakemlerce olmadığı takdirde mahkemelerce çözüme bağlanacağı şeklinde kararlaştırılan tahkim şartı açık ve kayıtsız şartsız tahkim iradesini içermediğinden geçerli sayılamaz.
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi’nin 04 Aralık 2025 tarihli kararına göre belirsiz alacak davasında talep arttırım dilekçesi verilmesinden sonra usûlî kazanılmış haklara riayet etmek koşulu ile davanın ıslahı mümkündür.
Yargıtay 12. Hukuk Dairesi’nin 01 Aralık 2025 tarihli kararına göre mirasçı adına alacaklıları tarafından ve borçlu adına icra müdürlüğünden alınacak yetki belgesi ile tenkis davası açmaları mümkündür.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 18 Şubat 2026 tarihli kararına göre maddî vakıayı etkilememek şartıyla salt hukukî sebebin değiştirilmesi iddia ve savunmayı değiştirme veya genişletme yasağı kapsamında değerlendirilemez.
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin 03 Şubat 2025 tarihli kararına göre belirsiz alacak davasının açılmasıyla alacağın tamamı dava konusu edilmiş olduğundan aynı dava konusu ile ilgili ek dava açılması hâlinde derdestlik söz konusu olur.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 08 Ekim 2025 tarihli kararına göre zinanın varlığı için eşlerden birinin karşı cinsten başka bir kişiyle cinsel ilişkide bulunması gerekir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 25 Aralık 2025 tarihli kararına göre tebliğ tarihinde tutuklu olan davacıya tebligatın ulaştırıldığına dair Ceza İnfaz Kurumu müdürü veya yetkili memurunca düzenlenmiş tutanak yer almadığından yapılan tebligat usûlsüzdür.
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 14 Ekim 2025 tarihli kararına göre havalelerin arasında kısa süre bulunması ve aynı tarihte davacının eşi adına satış işleminin yapıldığı dikkate alındığında havaledeki borç kaydına göre bedelin borç verildiği kabul edilemez.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 08 Ekim 2025 tarihli kararına göre 10 gün süren evlilik için bir defaya mahsus olmak üzere toptan ödeme şeklinde yoksulluk nafakasına hükmedilmesi gerekir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 17 Aralık 2025 tarihli kararına göre kötüniyet iddiası def'î değil itiraz olduğundan, iddia ve savunmanın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın her zaman ileri sürülebilir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 29 Nisan 2026 tarihli kararına göre bozma kararına uymadan sonra usûlî kazanılmış hakkın gerçekleşmesine engel olacak istisnai bir durum da bulunmadığına göre artık önceki kararda direnilmesi usûlen mümkün değildir.
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi’nin 18 Şubat 2025 tarihli kararına göre belirsiz alacak davasındaki dava dilekçesindeki talebe bakılarak, alacak miktarının kesin nitelikte olduğundan bahisle istinaf başvurusunun usûlden reddine karar verilmesi hatalıdır.
Yargıtay 6. Hukuk Dairesi’nin 03 Şubat 2026 tarihli kararına göre eylemli sona ermenin kabul edilebilmesi için kooperatifin yönetim giderleri hariç arsa veya inşaat maliyetleri ile ilgili aidat toplayan bir kooperatif olması gerekmektedir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 25 Şubat 2026 tarihli kararına göre sözleşmede arsa sahibine ait bağımsız bölümlerin anahtar teslimi olarak teslim edileceği hükmü bulunuyorsa, yapı kullanma izni alınmaksızın teslim gerçekleşmiş olmaz.
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin 22 Ocak 2026 tarihli kararına göre HMK 107/2 hükmü uyarınca davacı tarafa talebini belirlemesi için iki haftalık süre verilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması hatalı olmuştur.
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 16 Şubat 2026 tarihli kararına göre ileri tarihli edimler içeren arabuluculuk son anlaşma tutanağına icra edilebilirlik şerhinin verilmesine ilişkin başvuru bu tarih öncesinde yapılabilir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 10 Aralık 2025 tarihli kararına göre hakem heyeti kararının esası, hukuku doğru uygulayıp uygulamadığı, vardığı sonucun yerinde olup olmadığı gibi hususlar hakem heyeti kararının iptali istemli davada tartışma konusu yapılamaz.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 19 Ocak 2026 tarihli kararına göre annenin talebine istinaden hükmedilen nafakanın miktarı nedeniyle kayyımın istinafa başvurma hakkı bulunmaktadır.
Yargıtay 1. Hukuk Dairesi’nin 01 Kasım 2013 ve Yargıtay 6. Hukuk Dairesi’nin 15 Mayıs 2024 tarihli kararına göre ihtiyatî tedbir kararlarıyla ilgili BAM için öngörülen Kanun yolunun, temyiz yolu şeklinde yorumlanması yasanın amacına ve müessesenin getiriliş ge
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 03 Aralık 2025 tarihli kararına göre belge, hüküm kesinleşmeden elde edilmişse, hüküm kesinleşmedikçe yargılamanın iadesi yoluna başvurulması mümkün olmadığından bu yola başvuru hükmün kesinleşmesinden itibaren işlemeye başlar.
Yargıtay 12. Hukuk Dairesi’nin 17 Şubat 2026 tarihli kararına göre sırf aynı köy nüfusuna kayıtlı olmak borçlunun mali durumunun ve zarar verme kastının, diğer tarafça bilindiği veya bilinmesini gerektiren açık emarelerin bulunduğu anlamına gelmemektedir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 25 Şubat 2026 tarihli kararına göre davalıya gönderilen delil başlangıcı niteliğindeki para dekontu ilgili işlem yapan dava dışı kişinin tanık olarak dinlendiği durumda, HMK 169 hükmü gereği davalı da isticvap edilmelidir.
Yargıtay 6. Hukuk Dairesi’nin 12 Ocak 2026 tarihli kararına göre zamanaşımı def’inden sadece ileri süren taraf yararlanabileceğinden ileri sürmeyen ihtiyari dava arkadaşı bundan yararlanamaz.
Yargıtay 12. Hukuk Dairesi’nin 09 Şubat 2026 tarihli kararına göre polisin ilgili kişiyi telefonla arayıp bilgi alarak beyanlarını tutanağa bağladığı olayda, yapılan bu zabıta araştırması daha önce yapılan tebligatın usûlsüz olduğuna delil teşkil etmez.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 21 Ocak 2026 tarihli kararına göre TMK 564 hükmü belirli mal vasiyeti söz konusu olduğunda uygulanabileceğinden, mirasçı atamasının tenkisi istemine ilişkin eldeki davada bu maddenin uygulanma olanağı bulunmamaktadır.
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin 11 Şubat 2026 tarihli kararına göre yakın akrabaların taşınması ahlâki bir ödevin ifası kapsamında olup belirlenen tazminattan hatır taşıması indirimi yapılamaz.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 10 Şubat 2026 tarihli kararına göre şeker hastası olan eşinin beslenmesine dikkat etmeyerek dışarıdan yemek söyleyerek öğünleri geçiştirmek boşanma sebebidir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 17 Aralık 2025 tarihli kararına göre asıl işveren alt işveren ilişkisinin kanuna uygun kurulup kurulmadığı ve muvazaaya dayanıp dayanmadığı noktalarında tespit davası açılmasında güncel hukukî yarar bulunmamaktadır.
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 13 Ocak 2026 tarihli kararına göre yargı yolunun belirlenmesine ilişkin bölge adliye mahkemelerince verilen kararların temyiz edilemeyeceğine ilişkin bir hüküm bulunmadığından karar kesin olmayıp temyize tabidir.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 03 Şubat 2026 tarihli kararına göre irat şeklinde takdir olunan nafakanın belirli bir süreyle sınırlandırılması kanuna açık aykırılık teşkil etmekte olup bozma sebebi oluşturacaktır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 26 Kasım 2025 tarihli kararına göre gecikme tazminatı kural olarak arsa sahibinin teslimden önce bağımsız bölümleri fiilen kullanmaya başladığı tarihe kadar ihtirazı kayıt aranmaksızın istenebilir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 04 Mart 2026 tarihli kararına göre konkordatonun kendisi bakımından bağlayıcı olan alacaklının ödenmeyen alacağı ile ilgili konkordatonun feshi davası açmasında hukukî yararının bulunduğunun kabulü gerekir.
Yargıtay 12. Hukuk Dairesi’nin 17 Eylül 2025 tarihli kararına göre usûlsüz olan ilk takip talebi iptal edilmeden ikinci bir takip talebinde bulunulması sureti ile takibe devam edilmesi mümkün değildir.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 15 Ocak 2026 tarihli kararına göre hükümsüz olan bir işleme dayalı olarak taşınmazın tahliye ettirilmesi, taşınmazın aile konutu vasfını ortadan kaldırmayacaktır.