VARIŞ LİMANINA UYGUN ROTAYA VE SÖZLEŞMEYE UYGUN GEMİYE MALI YÜKLETEN DAVALI SATICI, GEMİNİN ROTADAN ÇIKMASINDAN VEYA BAŞKALARINCA YÜKLENEN PATLAYICI MADDENİN BULUNMASINDAN SORUMLU TUTULAMAZ.
T.C.
YARGITAY
HUKUK GENEL KURULU
Esas No : 2024/11-629
Karar No : 2025/723
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
Y A R G I T A Y İ L Â M I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi
TARİHİ : 14.03.2024
SAYISI : 2024/329 E., 2024/476 K.
ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 13.12.2023 tarihli ve 2022/5361 Esas,
2023/7320 Karar sayılı BOZMA kararı
Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun kabulüyle İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve temyiz incelemesi sırasında duruşmanın düzenlendiği 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 369. maddesinin direnme kararının temyizini kapsamadığı, direnmenin düzenlendiği aynı Kanun’un 373. maddesinde ise duruşmaya yer verilmediği gözetildiğinde direnme kararlarının temyiz incelemesinde duruşma yapılamayacağı kabul edilerek temyiz eden davacı vekilinin duruşma isteminin reddine karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili; müvekkili ile davalı arasında bazı malların müvekkiline satışı ve gönderilmesi hususunda anlaşıldığını, bu kapsamda proforma faturada yer alan ürünleri temin ederek göndermesi karşılığında 106.100 USD mal bedeli ve 18.625 USD nakliye bedeli olmak üzere toplam 124.725 USD ödendiğini ancak davalının mallardan bir kısmını aradan geçen iki yıla yakın zamana rağmen göndermediğini, ihtarnameyle ürün bedeli ve nakliye ücreti için ödenen toplam 86.500 USD nin iadesinin talep edildiğini ancak davalının mallara gemi taşıması sırasında Yunanistan makamlarınca el konulduğunu belirttiğini, bu durumdan davalının sorumlu olduğunu ileri sürerek 86.500 USD alacağın temerrüt tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili; davacının müvekkili şirketin Umman'daki müşterisi olduğunu ve uzun yıllardır aralarında ticari ilişki bulunduğunu, dava konusu olayda müvekkilinin davacıya incoterms satış hükümleri çerçevesinde LPG tankeri ve depolama tankı sattığını, bu malların taşınmasının davacının talebi üzerine müvekkili tarafından organize edildiğini, davacının aracılar vasıtasıyla farklı firmaların benzer ürünlerini de taşıyacak olan Andromeda isimli gemiyi bulduğunu ve davaya konu yüklerin varış limanı Salalaah/Umman olacak şekilde İskenderun'dan yüklendiğini, buna ilişkin konişmento/yük belgelerinin durumu ortaya koyduğunu, seyrüseferine devam eden geminin daha sonra rotasından saptığını ve Yunanistan donanması tarafından gemide patlayıcı madde taşındığından bahisle işlem yapıldığını ve bağlandığını, her ne kadar intercoms satış şartlarına göre malın satımına ilişkin hasar/risk alıcı davacıya geçmişse de aralarındaki geçmiş münasebetlere istinaden müvekkilinin Yunan otoriteleri nezdinde girişimde bulunarak sorunu gidermeye çalıştığını ve yetkili makamlardan sürekli bilgi aldığını, alınan bilgilere göre satıma konu ürünlerin hâlihazırda Girit adasındaki bir askeri üste tutulduğunu, kaptan ve gemi donatanı hakkında yürütülen ceza davasında beraat kararı verildiğini, bu kararın kesinleşmesini müteakip malların ilgililerince teslim alınabileceğini, müvekkilinin bu konuda zarar görmesini istemedikleri davacıya yardımcı olmak için gereken girişimlerde bulunmaya gayret edeceğini, buna rağmen eldeki davanın açılmasının hukuka aykırı olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
Kocaeli 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 28.04.2021 tarihli ve 2020/7 Esas, 2021/267 Karar sayılı kararı ile; davanın satış sözleşmesinde davalının edimini ifa etmediği iddiasıyla açıldığı, satıma konu malın taşındığı geminin bağlanması nedeniyle müvekkilinin sorumlu olmadığını savunan davalı taraflar arasında EXW teslim şartıyla satış yapıldığını belirtmiş ise de dosyaya sunulan proforma faturada CFR sözleşmesi açıklamasının bulunduğu, CFR sözleşmelerinde satıcının tüm masraf ve riskleri kendisine ait olmak üzere malları yüklenecekleri limana kadar getirip gümrük işlemlerini yaptırıp navlun ücretini ödeyerek yüklemeyi gerçekleştirdikten/mal gemi küpeştesini geçtikten sonra navlun dışında herhangi bir sorumluluğunun kalmadığı ve malla ilgili tüm risk ve sorumluluğun alıcıya geçtiği ancak somut olayda davalının navlun bedelini davacıdan tahsil ettiği ve buna ilişkin faturayı düzenlediği, bu suretle taşıma işini bizzat üstlendiğinin anlaşıldığı, bu hâlde 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) 921 ve devam maddelerinin işlerlik kazanacağı, buna göre davalının taşıma işlerini bizzat üstlenmekle taşıma komisyoncusu sıfatını haiz ve bu sebeple taşıyanın hak ve yükümlülüklerine de sahip olduğu, patlayıcı madde taşınmış olması nedeniyle taşıyanın 1178. maddedeki sorumluluktan kurtulma imkânı tanıyan 1179. maddeden istifade edemeyeceği, hâl böyle olunca navlun sözleşmesinin tarafı olarak taşıyandan beklenen özen ve dikkati göstermeyen, patlayıcı maddeyi gemiye alarak geminin bağlanmasına sebep olan, gemi güzergâhı boyunca geçilecek ülkelerin mevzuatını araştırmayan davalının kasıt ve ihmâli nedeniyle sözleşme kapsamında aldığı bedeli sebepsiz zenginleşme hükümleri çerçevesinde iade etmesi gerektiği şeklindeki gerekçeyle davanın kabulüne, 86.500 USD bedelin temerrüt tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin 27.05.2022 tarihli ve 2021/1471 Esas, 2022/1129 Karar sayılı kararı ile; taraflar arasındaki sözleşmenin CFR teslim şekilli satış sözleşmesi niteliği taşıdığının dosyaya sunulan fatura içeriğinden anlaşıldığı, davalının nakliye bedellerini tahsil ederek malları gemiye yüklediğinin taraflar arasında çekişmesiz olduğu, CFR teslim koşullu sözleşmelerde satıcının mallarının gemiye yüklenmesini sağlamakla sözleşmedeki teslim borucunu ifa ettiği, bu aşamadan sonra hasar ve yararın alıcıya ait olduğu, nitekim Mahkeme gerekçesinde de bu hususun belirtildiği, ancak sonrasında bilirkişi raporundaki davalının taşıma komisyoncusu niteliği taşıdığı yönündeki nitelendirme esas alınarak davalının geminin bağlanmasından sorumlu olduğunun kabul edildiği, oysa davacının karşı tarafın taşıma komisyoncusu olduğu yönünde bir iddiasının bulunmadığı, salt CFR sözleşmesine ve malın teslim edilmemesi vakıasına dayanıldığı, bilirkişi incelemesi aşamasında ortaya atılan bu değerlendirmenin iddianın genişletilmesi yasağı kapsamında kaldığı, davalının buna açık muvafakati olmadığı gibi bilirkişi raporuna da itiraz ettiği, hâl böyle olunca dilekçeler aşamasında ileri sürülmeyen taşıma hükümlerine dayalı şekilde davanın kabulüne karar verilmesinin HMK'nın 119/1-e ve 141. maddelerine aykırı olduğu, CFR teslim şartlı satış sözleşmesi hükümlerine göre uyuşmazlık değerlendirildiğinde ise malın gemi küpeştesinden geçmesinden sonraki aşamada meydana gelen olaydan davalının sorumlu tutulmasının mümkün olmadığı gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak yeniden hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; “… Dava, CFR satımdan kaynaklanan alacağın tahsili istemine ilişkindir. Yukarıda yapılan özetten anlaşılacağı üzere davacı, dosya kapsamında yer alan proforma fatura ve davalı tarafından ibraz edilen fatura uyarınca CFR teslim şekliyle davalıdan mal satın almış, ürün ve nakliye bedelini davalıya ödemiştir. Dava konusu faturalar incelendiğinde teslim şeklinin CFR, varış yerinin Umman olduğu görülmektedir. Dava konusu malların İskenderun'da gemiye yüklendiği, geminin rotasından saptığı ve gemide patlayıcı madde taşındığı iddiasıyla gemi ve yüke Yunan Makamlarınca el konulması üzerine dava konusu yükün davacıya teslim edilmediği anlaşılmıştır. Davacı işbu davada davalıya ödediği ürün ve nakliye bedelini talep etmektedir.
İlk Derece Mahkemesi ve Bölge Adliye Mahkemesince de belirtildiği üzere taraflar arasında uluslararası ticaret kapsamında CFR satış söz konusudur. "CFR masraflar ve navlun ödenmiş olarak teslim, satıcının yükleme limanında malları gemi küpeştesine aktarmasıyla yükümlülüğünün sona ermesi anlamına gelir. Bu satış türünde sözleşme konusu malların belirtilen varış limanına taşınması için gerekli olan masrafları ve navlunu satıcı öder. Ancak mallara ilişkin kayıp ve hasar riski ile birlikte, malların gemi bordasına aktarılmasından itibaren meydana gelecek olaylardan kaynaklanan tüm ek masraflar, malların yükleme limanında gemi bordasını geçtiği andan itibaren satıcıdan alıcıya geçer (Prof. Dr. Cemal Şanlı, Doç. Dr. Nuray Ekşi, Uluslararası Ticaret Hukuku, 1. Bası 2000, İstanbul, syf. 138)".
Bu satım şeklinde satıcı, malların kararlaştırılan varma limanına ulaştırılması için gerekli taşıma sözleşmesini yaparak masrafları ve navlunu ödemek durumundadır. Buna göre de satıcının söz konusu malların taşınmasına uygun bir taşıma sözleşmesi yapması gereklidir. Yapılacak ya da tefarik edilecek taşıma sözleşmesinin de satıma konu malların sağlıklı bir şekilde alıcıya ulaştırılmasını sağlayacak şart ve rotaya uygun olması gerekir.
Satıcı, alıcı ile kararlaştırılan yerde ya da limanda malı teslim etmekle yükümlüdür. Dava konusu mallara ilişkin proforma fatura ve davalı tarafından ibraz edilen ürün satış faturasında teslim yeri Sultanate Of Oman olarak kararlaştırılmıştır. Söz konusu limana varmadan Yunan makamlarınca gemiye ve yüke el konulduğu için nefi ve hasar alıcıya geçmemiş, halen davalı satıcının üzerindedir. Bu durumda Bölge Adliye Mahkemesince, malların gemiye yüklenmesi ve gemi küpeştesinden geçmesinden sonra davalının teslim borcunu ifa ettiği, hasar ve yararın davacı alıcıya geçtiği, davalının satım sözleşmesi kapsamında teslim borcunu ifa ettiğinden bahisle hasardan sorumluluğunun kalmadığına dair hatalı değerlendirme ile karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın davacı yararına bozulması gerekmiştir." gerekçesiyle karar bozulmuştur.
B. Bölge Adliye Mahkemesince Verilen Direnme Kararı
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; önceki gerekçeye ilâveten Özel Dairenin de taraflar arasında CFR teslim şekilli satış sözleşmesi bulunduğunu kabul ettiği ve buna ilişkin hükümlere dayanmakla beraber satıcının taşıma için uygun gemi ve rota seçmesi gerekirken bunun yerine getirilmediğinden bahsedildiği, oysa geminin sefer esnasında rotadan çıkmasının yahut bizzat satıcı tarafından yüklenmediği müddetçe gemi içerisinde yasak madde bulunmasının satıcının özen yükümlülüğünü ihlâl etmesi şeklinde değerlendirilemeyeceği, satıcının teslim borcunun ifa edilmiş sayılması için malın varış limanına ulaşması koşulunu aramanın CFR şekilli satış sözleşmelerinin hukuki niteliğine uygun düşmeyeceği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Direnme kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili; davalıyla nakliye bedelleri de dâhil olacak şekilde yapılan ödemeyle, malların proforma faturada gösterilen limanda (Umman ülkesindeki Sohar Limanında) teslim edilmesi yönünde anlaşıldığını, nakliye bedelini aldığının davalı tarafça inkâr edilmediğini, davalının yükleme ve taşıma işini de üzerine aldığını, yüklemenin yapıldığı geminin daha önceden de Yunanistan'da gözaltına alınıp Paris MoU bölgesindeki herhangi bir limana yanaşmasının yasaklandığını, nitekim geminin seyir izninin de Libya değil Etiyopya'ya mal taşımakla sınırlı olduğunu, ayrıca geminin daha önceden de karaya oturmuş bir gemi olduğunu, davalının geçmişi olaylarla dolu bu gemiyi seçmesinin kendisinden beklenen özeni göstermediğinin işareti olduğunu, İncoterms kuralları bir taraf bırakılacak dahi olsa davalının taşıma işini organize etmekle aynı zamanda taşıyan olarak da kabul edilmesi gerektiğini, Bölge Adliye Mahkemesinin iddianın genişletildiği yönündeki gerekçesinin yerine olmadığını, malların teslim edilmesi anına kadarki zarardan davalının sorumlu olduğunu ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Uyuşmazlık
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davanın CFR teslim şekilli satış sözleşmesine dayalı olduğu şeklindeki hukuki nitelendirme yönünden Bölge Adliye Mahkemesi ve Özel Daire arasında anlaşmazlık bulunmayan somut olayda, dosyaya sunulan proforma fatura ve ürün satış faturası içerikleri dikkate alındığında tarafların davalının sözleşmeye konu malları Umman-Sohar Limanında teslim edeceğini kararlaştırdıklarının ve davalı satıcının teslim borcunu ifa etmiş sayılması için malın varış limanına ulaşması gerektiğinin kabul edilip edilemeyeceği, burada varılacak sonuca göre CFR şekilli satış sözleşmelerinin niteliği gereği malın gemiye yüklenmesinden sonra meydana gelen zarardan davalı satıcının sorumlu tutulamayacağı gerekçesiyle verilen direnme kararının yerine olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
D. Gerekçe
1. İlgili Hukuk
1. 07.04.2010 tarihli, 27545 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Milletlerarası Mal Satımına İlişkin Sözleşmeler Hakkında Birleşmiş Milletler Antlaşması'nın 66, 67. maddeleri.
2. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 89, 207, 208, 209, 210. maddeleri.
3. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) 23, 917, 921, 926, 928, 1138, 1228, 1229, 1238. maddeleri.
2. Değerlendirme
1. Dava satış sözleşmesinden kaynaklandığından öncelikle bu sözleşme türüne ilişkin genel hükümlere kısaca değinilmesi yerinde olacaktır.
2. Türk Borçlar Kanunu'nun 207. maddesinde "satıcının, satılanın zilyetlik ve mülkiyetini alıcıya devretme, alıcının ise buna karşılık bir bedel ödeme borcunu üstlendiği sözleşme" şeklinde tanımlanan bu sözleşmede kural, satıcı ve alıcının tanımda belirtilen edimlerini aynı anda ifa etmesidir ve taraflar sözleşme özgürlüğü prensibi çerçevesinde elbette bunun aksini kararlaştırabilirler.
3. Nitekim kanun koyucu satış sözleşmelerinde yarar ve hasarın geçişine ilişkin genel kuralı koyarken yine taraf iradesine üstünlük tanımış, "Kanundan, durumun gereğinden veya sözleşmede öngörülen özel koşullardan doğan ayrık hâller dışında, satılanın yarar ve hasarı; taşınır satışlarında zilyetliğin devri, taşınmaz satışlarında ise tescil anına kadar satıcıya aittir" hükmüne yer vermiştir (TBK md. 208). Buna göre taşınır satışlarında satılandaki yarar ve hasar kural olarak zilyetlik devredilene kadar satıcıya, bu andan sonra alıcıya aittir. Genel kural bu olmakla birlikte aksini yahut farklı bir hâli öngören bir kanun hükmü veya anlaşmanın varlığı durumunda ya da hâlin icabı/durumun gereği bu kuralın işlerlik kazanması mümkün değilse kanunun ayrık hâller olarak nitelendirdiği bu özel koşulların uygulanması gerekecektir.
4. Satılandaki yarar ve hasarın geçişi satıcının bu sözleşme ile üstlendiği satılanın zilyetlik ve mülkiyetini alıcıya devretme borcunu nerede ifa edeceği meselesiyle ilgilidir ve bu meselenin çözümü öncelikle Kanun'un tüm borç ilişkilerine yönelik olarak öngördüğü 89. maddede aranmalıdır.
5. "İfa yeri" başlığını taşıyan anılan maddede bu husus "Borcun ifa yeri, tarafların açık veya örtülü iradelerine göre belirlenir. Aksine bir anlaşma yoksa aşağıdaki hükümler uygulanır; 1. Para borçları, alacaklının ödeme zamanındaki yerleşim yerinde,
2. Parça borçları, sözleşmenin kurulduğu sırada borç konusunun bulunduğu yerde,
3. Bunların dışındaki bütün borçlar, doğumları sırasında borçlunun yerleşim yerinde ifa edilir." şeklinde düzenlenmiştir. Yani ifa yeriyle ilgili olarak da tarafların iradeleri asıldır ve ancak bir anlaşma yoksa borcun niteliğine göre değişen yerlere işaret eden bu madde uygulanabilecektir.
6. Satışa konu olan şey, somut olayda olduğu gibi bir taşınır mal ise TBK'nın 209 vd. düzenlemeleri devreye girecektir. Buna göre satıcı satılanın mülkiyetini geçirmek amacıyla, zilyetliğini alıcıya devretmekle yükümlü olacak (md. 210), aksine sözleşme veya âdet yoksa ölçme, tartma, gümrük, vergi ve taşıma gibi giderler 211. madde çerçevesinde paylaşılacaktır.
7. Satış sözleşmesi tacirler arasında yapılmışsa TBK'nın değinilen genel düzenlemelerinin ne ölçüde işlerlik kazanacağı hususu TTK'nın 23. maddesinde açıklığa kavuşturulmuştur: Buna göre; maddede ayrıksı olarak düzenlenen kısmî ifa (md. 23/1-a), alıcının temerrüdünde mal satışına izin talep hakkı (md. 23/1-b) ve ayıplı malın varlığı hâlinde ihbar sürelerine (md. 23/1-c) ilişkin özel hâller dışında tacirler arası satış sözleşmelerinde de TBK hükümleri uygulanır.
8. Satış sözleşmelerinin kurulması aşamasında taraflar her zaman karşılıklı hazır bulunmayabilir, bir araya gelerek sözleşme imzalama imkânına sahip olmayabilirler. Bilhassa şekil şartına tâbi bir anlaşma söz konusu değilse taraflar uzaktan da bir sözleşme ilişkisi içerisine girebilirler. Bu hâlde de TBK'nın 1. maddesi uyarınca sözleşmenin "tarafların iradelerini karşılıklı ve birbirine uygun olarak açıklamalarıyla" kurulduğu kabul edilir. Sözleşme ilişkisinin varlığı sözleşmenin esaslı unsurları üzerinde tarafların mutabık kalmalarına bağlı olup bunun için sözleşmenin taraflarından birinin teklifinin (icabının, önerisinin) diğeri tarafından kabul edilmesi yeterlidir. Sözleşmenin esaslı olmayan unsurlarının (ikincil hususların) ilk aşamada kararlaştırılması şart değildir, bir diğer deyişle bunların kararlaştırılmamış olması hâlinde dahi sözleşme kurulmuş sayılır.
9. Özellikle ticaret hayatının koşullarında tarafların sözleşme için hazır bulunmaları kolay olmadığından ticari teamülde sözleşmeler tarafların çeşitli kanalları kullanarak icap ve kabul iradelerini birbirine iletmeleri ile kurulmaktadır. Bu suretle mutabık kalındığı düşünülen unsurlar konusunda taraflar arasında anlaşmazlık vuku bulursa sözleşme hükümlerinin ispatı meselesi ile karşılaşılacaktır.
10. Bu bağlamda ispat için taraflar, somut olayda olduğu gibi, proforma fatura veya faturaya dayanabilirler.
11. Proforma fatura TTK'nın 21 ve 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 229 vd. maddeleri kapsamında bir fatura olmayıp satıcının, satım konusu malın niteliklerini ve özellikle satış tutarını gösterdiği, bir anlamda teklif metininden ibarettir. Bu metin, içeriği itibariyle kimi zaman yalnızca bir icaba davet niteliği taşımaktaysa da proforma faturada yalnızca sözleşmenin asli unsurları değil teslim yer ve şekli ile ödeme koşulları gibi tali tüm unsurları içeriyorsa icap da sayılabilecektir. Nitekim proforma fatura tam anlamıyla icap niteliğinde ise alacaklının iradesini açık ya da örtülü açıklamasıyla sözleşme kurulmuş sayılmalıdır (Hukuk Genel Kurulunun 24.01.2018 tarihli, 2018/19-4 Esas, 2018/80 Karar sayılı kararı). Diğer bir anlatımla alıcı bu teklif üzerine siparişi verir ve ödeme şekline göre hareket ederse satış artık kesinleşmiş ve bu fatura da kesin satış faturasına dönüşmüş olur.
12. Kesin satışa ilişkin fatura ise proforma faturadan farklı olarak sözleşmenin bağıtlanması değil ifası sürecinde düzenlenen bir belgedir. TTK'nın 21. maddesine göre ticari işletmesi icabı bir mal satmış veya imal etmiş veyahut bir iş görmüş yahut bir menfaat temin etmiş olan tacirin, diğer tarafın talebi üzerine bir fatura düzenlemesi ve bedeli ödenmiş ise bunu da faturada göstermesi zorunludur. Bu anlamda fatura bir yandan ifayı ilgilendirirken diğer yandan ispat yükünün belirlenmesi bakımından usul hukukuyla da ilgilidir. Ek olarak Kanun'un anılan 21. maddesinin ikinci fıkrasında bir faturayı alan kimsenin, bunu aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde içeriği hakkında bir itirazda bulunmamış olması hâlinde, bunun içeriğini kabul etmiş sayılacağına dair bir adi kanuni karine öngörülmüştür. Alıcı faturaya itiraz etmemiş ve bedelini de ödemişse bu durum kural olarak sözleşmenin faturada belirtilen koşullarda kurulduğunu gösterir.
13. Faturaya konu mal satışı, uluslararası bir sözleşmeden de kaynaklanabilir. Böyle bir durumda sözleşmenin tarafları, bağlı oldukları sözleşme koşulları ve hukuki kurallar konusunda karışıklık yaşayabilirler. Zira uluslararası ticaret; ikametgâh, iş merkezleri veya mutad meskenleri farklı ülkelerde bulunan yahut farklı devletlerin vatandaşlığına sahip gerçek ya da tüzel kişilerin mal ve hizmet mübadelesini içerir. Bu durum, hem malın alıcıya ulaşması için kat edilmesi gereken iç içe geçmiş aşamaları hem de farklı dilden ve farklı hukuki kurallara tâbi yabancı kişileri bir araya getiren karmaşık yapısı nedeniyle, milletlerarası mal satış sözleşmelerindeki koşulları net bir şekilde ortaya koyarak belirsizliğin ve bundan doğabilecek muhtemel anlaşmazlıkların önüne geçmeye hizmet edecek bazı ortak normların (iki veya çok taraflı anlaşmalar) ve uygulama kolaylığı sağlayan sistemlerin varlığı ihtiyacını da beraberinde getirir.
14. Bu anlamda ortak normlardan biri, 11 Nisan 1980 tarihinde Viyana’da imzaya açılan Milletlerarası Mal Satımına İlişkin Sözleşmeler Hakkında Birleşmiş Milletler Antlaşması'dır.
15. Milletlerarası mal satımına ilişkin sözleşmelere uygulanacak ve farklı sosyal, ekonomik ve hukuki sistemleri dikkate alacak yeknesak kuralların kabul edilmesinin milletlerarası ticarette hukuki engellerin kaldırılmasına yardımcı olacağı ve milletlerarası ticaretin gelişmesini teşvik edeceği düşüncesiyle imzalanan bu anlaşma kısaca Viyana Sözleşmesi olarak anılır. Ülkemiz 11.03.2010 tarihinde söz konusu anlaşmaya katılma kararı almış ve metnin 07.04.2010 tarihli, 27545 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanmasını müteakip 01.08.2011 tarihinde yürürlüğe girmekle Viyana Antlaşması mevzuatımızın bir parçası hâline gelmiştir.
16. Söz konusu Antlaşma, satım sözleşmesinin kurulmasını ve alıcı ile satıcının böylesi bir sözleşmeden doğan hak ve borçlarını düzenlemekte olup 32. maddesinde satıcının teslim ile ilgili borçlarını "(1) Satıcı, sözleşmeye veya bu Antlaşmaya uygun olarak, malları bir taşıyıcıya vermiş ancak mallar, üzerlerine ayırt edici bir işaret konulmak suretiyle, taşıma belgeleriyle veya başka herhangi bir şekilde açıkça sözleşmeye tahsis edilmemişse, satıcının göndermeyi alıcıya bildirmesi ve malları özel olarak belirlemesi gerekir.
(2) Satıcı, malların taşınmasını sağlamayı üstlenmiş ise, taşımanın kararlaştırılan yere kadar, koşulların gerektirdiği nakil araçlarıyla ve böyle bir naklin mutat şartlarına uygun bir biçimde gerçekleşmesi için gerekli sözleşmeleri yapmak zorundadır.
(3) Satıcı, malların taşınması ile ilgili sigortayı yaptırmak zorunda değilse, alıcının talebi üzerine, onun böyle bir sigortayı yaptırmak için ihtiyaç duyacağı mevcut bütün bilgileri alıcıya vermek zorundadır." şeklinde düzenlemiştir.
17. Yine Antlaşma'nın hasarın intikaline ilişkin düzenlemeleri içeren 67. maddesinde şayet satım sözleşmesi malların taşınmasını gerektiriyorsa ve satıcı malları belirli bir yerde vermeye mecbur değilse hasarın malların alıcıya ulaştırılması amacıyla satım sözleşmesine uygun olarak ilk taşıyıcıya verilmesi ile alıcıya geçeceği açıkça hükme bağlanmıştır.
18. Uygulanacak ortak normların bu suretle belirlenmiş olması uluslararası satışın karmaşık yapısında sözleşmenin kurulması ve yerine getirilmesine ilişkin süreci net bir şekilde ortaya koymaya tek başına yeterli olmayabilir. Çünkü sözleşme serbestisi bir yandan taraflara sözleşmenin içeriğinin belirlenmesinde bir özgürlük sağlamakla birlikte aynı zamanda içinde bulunan yabancılık unsuru bakımından da yorum farklarını ve uygulama farklarını da beraberinde getirir. Ülkelerde kullanılan ticari terimlerin anlam ve içerikleri ve hatta ağırlık, uzunluk gibi ölçüler bile sistemden sisteme fark gösterebileceğinden uluslararası ticari sözleşmeye yazılan unsurların taraflarca aynı şekilde anlaşıldığını, yorumlandığını söylemek her zaman mümkün olmaz. Bu karmaşa tarafları çok uzun, karmaşık ve anlaşılması zaman alan bir uluslararası sözleşme metinleri oluşturmaya sevk eder ve bu çaba her zaman mümkün ve taraf menfaatine olmayacaktır.
19. Bu sebeple bazı uluslararası kuruluşlar tarafından farklı isimlerle adlandırılan kuralları ifade etmek için devletin yarattığı hukuk kavramının karşıtı olarak kendiliğinden bağlayıcılık ve yaptırım gücü olmayan ve "soft law" olarak ifade edilen kurallar ortaya konulmaktadır. Milletlerarası kuruluşların yasama gücü olmadığından bu kuralların bağlayıcılık kazanması tarafların iradesine bağlı olup taraflar sözleşmelerinde bu kurallara ilişkin kodlara, broşür veya standart sözleşmelere atıfta bulunarak ilişkilerinde bağlayıcı bir norm hâline getirebileceklerdir.
20. Bu çerçevede Milletlerarası Ticaret Odası (ICC) ilki 1923 yılında yapılan bir çalışmayla uluslararası ticarette kullanılan bazı terimler ihdas etmiş, ilk defa 1936 yılında yayınlanan bu kurallar yıllar içerisinde bazı değişikliklere uğrasa da günümüzde yaygın şekilde kullanılan ortak bir dil hâline gelmiştir.
21. "Incoterms" olarak adlandırılan ve ICC'nin tescilli markası olan bu terimler; uluslararası ticarette kullanılan terimlerin standartlaştırılmasını amaçlar, ihracat ve ithalatçıların sevkiyatlarının düzenlenmesindeki risk, maliyet ve sigorta gibi sorumluluklarını ve sorumlulukların işlemlerin hangi aşamasında devredildiğini tanımlar. Hâlihazırdaki durumuyla on bir farklı teslim şeklini öngören bu kodlardan bazıları (FAS, FOB, CFR, CIF) yalnızca deniz ve iç su yolu taşımalarına özgüyken diğerleri (EXW, FCA, CPT, DAT, DAP, DDP) tüm taşıma türlerini kapsar.
22. Taraflar yalnızca üç harften oluşan bu kodları kullanarak ambalajlama ve yükleme, iç taşıma, ihracata ilişkin gümrük işlemlerinin yapılması, ana taşıma aracına yükleme, ana taşımadan sorumlu olup olmama, navlun, sigorta, ana taşıma aracından boşaltma, ithalat gümrük işlemlerinin tamamlanması ve ithalat ülkesi iç taşıması şeklindeki çeşitli aşamalardaki sorumluluklara ilişkin anlaşmalarının ne olduğunu kolayca ortaya koyabilirler. Diğer taraftan bu kodların teslim şekli ve hasarın geçişi, buna bağlı masrafların ve sorumluluklarının paylaşımı ve ispatı gibi konular dışında kalan, örneğin malın özellikleri, bedele ilişkin para birimi, ödeme yapılıp yapılmadığı, çözüm yöntemleri gibi konuları kapsamadığı belirtilmelidir. Bu tür unsurlar, tamamen taraflar arasındaki satış sözleşmesinde belirlenecek hususlardır.
23. Incoterms'de teslim süreciyle ilgili olarak satıcının sorumlu olduğu aşamalar arttıkça maliyet ve hâliyle alıcıya yansıtılan bedel de artar. Bu anlamda satıcının sorumluluğunun en az olduğu teslim şekli EXW'te (Ex Works) muhtemelen sözleşme bedeli daha az iken ithalat ülkesinde iç taşıma da dâhil satıcının sorumlu olduğu en fazla aşamayı bünyesinde barındıran DDP'de (Delivered Duty Paid) sözleşme bedelinin artacağı açıktır. Satıcının sözleşmeyle üstlendiği işlerden doğan maliyeti mal bedeliyle birlikte tek kalemde faturaya yansıtması mümkün olduğu gibi, faturalandırmayı her bir masraf kalemini ayrı ayrı göstermek suretiyle yapmasına engel bir durum da bulunmamaktadır.
24. Somut olayda ise direnmeye konu uyuşmazlık İncoterms içerisinde yer alan CFR teslim şartlı satış sözleşmesinden kaynaklanmaktadır.
25. İngilizce "cost and freight" şeklindeki açıklamanın kısaltması olan ve açılımı "mal bedeli ve navlun" olarak tercüme edilen bu kod, uluslararası ticaret çerçevesinde taşınan ürünün daha önceden belirlenmiş limana kadarki tüm taşıma masraflarının ihracatçı yani satıcı tarafından karşılanacağını ifade eder. Gemi taşımacılığına özgü bu usulde satıcı sözleşmeye konu malları hazırlar yahut tedarik eder, ambalajlayıp iç taşıma işlemlerini yapar, alıcının ülkesinde kullanacağı lüzumlu belgeleri hazırlar, gümrük işlemlerini yapar, malı ana taşımanın gerçekleşeceği yere/limana getirir, taşıyan veya taşıma acentesiyle taşıma sözleşmesi yaparak navlun bedelini öder, bu kapsamda malları kararlaştırılan varış yerine ve taşınan malın niteliğine uygun bir gemiye yükler, yüklemenin gerçekleştiğini bildirerek buna ilişkin taşıma belgesini yani konişmentoyu alıcıya gönderir.
26. Bu şekilde mallar gemiye yüklenmekle satıcı teslim borcunu ifa etmiş olur. Sözleşmeden doğan borcun ifa edildiğini kabul için aranan eşyanın zilyetliğini devretme olgusu, malın gemide taşıyana bırakılmasıyla gerçekleşir. Bu aşamadan sonra tüm hasar ve yarar alıcıya geçer. CIF (Cost, Insurance and Freight/Bedel, sigorta ve navlun) koşullu satışlardan farklı olarak satıcının sigorta yapma yükümlülüğü bulunmadığından CRF ile mal satın alan alıcı, taşıma sırasında doğabilecek zararlara karşı kendisi sigorta yaptırmalıdır.
27. Bu noktada, uyuşmazlık dışı olmakla beraber, davalı tarafça faturada EXW açıklamasının da bulunduğu ve sözleşmenin bu teslim şeklini ihtiva ettiği savunmasına değinmek gerekirse; satıcının yalnızca ambalajlama ve alıcının yüklemesi için hazır bulundurma borcunu üstlenmesini, iç taşıma, ihracat gümrüğü işlemleri, ana taşıma aracına yükleme vs sair tüm aşamalardaki işlemlerin alıcı tarafından yapılmasını içeren bu sözleşme türünün, ülkemizin ihracatta satıcı bakımından iş yerinde teslime imkân vermeyen ve ilgilisinin temsilci aracılığıyla işlem yaptırmak istediği durumlarda temsilcinin Türkiye Gümrük Bölgesinde yerleşik bulunan kişilerden olmasını zorunlu kılan gümrük mevzuatına (4458 sayılı Gümrük Kanunu, md. 3/2-4, 5 vs.) uygun olmadığı belirtilmelidir. Bundan dolayıdır ki taraflar somut uyuşmazlıkta CFR koşullu olarak sözleşme akdetmiştir.
28. CFR teslim koşullu sözleşmelere dönüldüğünde; bu tip sözleşmelerde satıcının taşıma sözleşmesini yapma ve navlunu ödeme borcu olduğundan bu konuyla ilgili hüküm ve kavramlara değinilmesi uyuşmazlığın çözümlenmesi ve bilhassa tarafların taşıma aşamasındaki sıfatlarının belirlenmesi için önem arz eder.
29. Deniz ticareti sözleşmeleri içerisinde yer alan ve konusu denizde eşya taşıması olan sözleşmeler "navlun sözleşmesi" olarak adlandırılır. Navlun sözleşmesinin tipini tayin eden edim denizde eşya taşıma taahhüdü olduğundan navlun sözleşmesi bir taşıma sözleşmesidir ve TTK'nın 1138 ve devam maddelerinde düzenlenmiştir.
30. Bu sözleşmenin taraflarının ve ilgililerinin tanımı Kanun'da açıkça yapılmamışsa da madde metinlerinden bu sıfatların çıkarılması mümkündür. Bu kapsamda 1138. maddedeki açıklamalara bakıldığından navlun sözleşmesinin tarafları taşıyan ve taşıtandır. Taşıyan, bu sözleşmeyle taşıma taahhüdü altına giren kişiyi ifade etmekteyken taşıtan, taşıyanla bu sözleşmeyi kendi yapan ve onun taşıma taahhüdü karşılığında navlun ödeme borcu altına giren kimse olarak tanımlanır (İnci Deniz KANER, Deniz Ticareti Hukuku I-II, İstanbul 2018, Cilt 2, s.296).
31. Navlun sözleşmesinde yük ilgilileri ise yükleten ve gönderilendir. Bu bağlamda, yükleme limanında eşyayı taşıyana teslim eden ve karşılığında konişmento düzenlenmesi hakkına sahip olan kişi yükleten (md. 1238/2); boşaltma limanında konişmentonun iadesi karşılığında eşyayı teslim almaya yetkili kılınan kişi ise gönderilen (md. 1203/1) sıfatını almaktadır.
32. CFR teslim koşullu satış sözleşmeleri bünyesinde taşıma sözleşmesini de barındırdığından gelinen aşamada CFR'de satıcı ve alıcı olarak yer alan kişilerin navlun sözleşmesi bakımından haiz oldukları sıfatlar üzerinde durulmalıdır.
33. CFR satışlarda eşyanın teslimi gemide gerçekleşip satıcı, eşyanın zilyetliğini gemide taşıyana bırakmakla, eşyayı alıcıya teslim etmiş sayılacağı yukarıda belirtilmişti. Buna göre CFR satışta satıcı taşıtan ve yükleten, alıcı ise (konişmento taşıma sürecinde bir üçüncü kişiye devredilmediği sürece) navlun sözleşmesinin tarafı olmayan gönderilen sıfatına sahip olacaktır (Cüneyt SÜZEL, Deniz Ticaret Hukukunda Taşıtan Ve Yükleten Kavramları Hakları, Borçları Ve Sorumlulukları, Doktora Tezi, İstanbul Üniversitesi 2023, s. 108).
34. Diğer bir anlatımla yükleten, yük üzerinde fiilen tasarruf sahibi olan kimse yani yükün zilyedidir. Gönderilen ise varma limanında yükü teslim alacak olan kimsedir.
35. Varma limanında yükün teslim alınması hususu konişmento kavramını gündeme getirdiğinden bu kavramın hukuki niteliği ve CFR teslim koşullu satış sözleşmelerinde tarafların konişmentodaki konumları ortaya konulmalıdır.
36. Konişmento, bir taşıma sözleşmesinin yapıldığını ispatlayan, eşyanın taşıyan tarafından teslim alındığını veya gemiye yüklendiğini gösteren ve taşıyanın eşyayı ancak onun ibrazı karşılığında teslimle yükümlü olduğu senettir (TTK, md. 1228/1). Konişmentoyu tanzim edecek kişi taşıyandır, taşıyan tarafından tek taraflı olarak düzenlenir. Bununla birlikte kaptan veya taşıyanın yahut kaptanın bu hususta yetkilendirdiği bir temsilcisi tarafından taşıyan ad ve hesabına düzenlenebilir (md. 1228/2). Navlun sözleşmesinde taşıyan mutlaka konişmento düzenlemek zorunda değildir; bu zorunluluk ancak yükletenin bunu talep etmesi hâlinde ortaya çıkar.
37. Konişmentonun muhtevasını düzenleyen 1229. maddeye göre taşıyanın adının konişmentoda yazılması gerekliyse de uygulamada sıklıkla bunun gösterilmediği görülür. Böyle bir durumda ihtilaf vuku bulduğunda TTK'nın 1238/2. maddesi gereği donatan taşıyan sayılacaktır. Konişmentonun muhtevasında önemli bir diğer husus gönderilendir; konişmentonun yetkili hamilini tespit edebilmek için, gönderilenin adı da belgede yer almalıdır. Yine konişmentoda yükletenin adının gösterilmesi lâzımdır; bu bilhassa söz konusu kıymetli evrakın devir silsilesinin takip edilebilmesi için önemlidir. Çoğunlukla bu kişi konişmentonun shipper hanesinde gösterilen kişidir ve bazı hâllerde shipper hanesinde gösterilen taşıtan da olabilir.
38. Bu açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde; Bölge Adliye Mahkemesi ve Özel Daire arasında, sunulan fatura içeriklerine göre taraflar arasındaki sözleşmenin CFR teslim şeklini içeren bir satış sözleşmesi olarak kurulduğu konusunda hem fikir olunmakla birlikte, faturada teslim yeri olarak Umman Sultanlığı Nakhal limanının gösterilmiş olmasının satıcının teslim borcunu ifa yerine ilişkin ayrı bir kararlaştırma olarak kabul edilmesinin gerekip gerekmediği hususunda anlaşmazlık bulunmaktadır.
39. Taraflar davalı satıcının malı teslimiyle ilgili olarak sözleşmenin CFR olarak yapıldığı açıklamasına yer verdikleri faturalar üzerinden hukuki ilişkilerini devam ettirmiş ve bu husus Bölge Adliye Mahkemesi ve Özel Dairece de kabul edilmiştir. Bu çerçevede davalı satıcı sözleşmeye konu malları temin etmiş, taşıma sözleşmesini kurma borcunu yerine getirmiş, gemi kiracısı C.C. Co. Ltd. adına konişmento düzenleme yetkisini haiz dava dışı MD M.D. Gümrükleme İthalat, İhracat, Uluslararası Nakliyat San. ve Tic. A.Ş'nin (M.D. AŞ) mal tedarikçisi olan dava dışı D. Dorse San. ve Tic. Ltd. Şti'ye navlun faturalarını kestiğini belirtmiş ve buna ilişkin olarak M.D. A.Ş'nin kestiği navlun faturalarını, D. Dorse Ltd. Şti'nin Durulsan Ltd. Şti. için kestiği navlun yansıtma faturaları ile C. Co. Ltd'nin MD A.Ş. ile aralarındaki yazışmalarını, yine M.D. A.Ş'nin düzenlediği konişmentoyu delil olarak sunmuştur. Söz konusu konişmentoda davalı "shippers" olarak yer almakta olup bu ifadenin CFR ile yapılan satışlar yönünden satıcının taşıtan olduğunun belirtmek üzere kullanıldığı anlaşılmaktadır.
40. Yukarıda ayrıntılarıyla değinildiği üzere gerek TBK ve ona atıf yapan TTK gerekse konuyla ilgili Antlaşma hükümleri, sözleşme özgürlüğü prensibi gereği satım sözleşmelerinde satıcının teslim borcunun yeri ve şekli konusunda taraf iradesine üstünlük tanımıştır. Hasar ve yararın geçiş anı da bu iradeye bağlı olacaktır.
41. Satım sözleşmesinde ifa yeri ve şeklini belirlemek konusunda tümüyle özgür olan taraflar şayet bu hususlarla ilgili olarak aralarındaki mutabakatı ortaya koymak ve teslim/sorumluluk koşullarını ispatlayabilmek için sözleşmelerinde CFR terimine yer vermişlerse yahut bu terimi içeren faturaya alıcı tarafından itiraz edilmemekle satış şekli kesinleşmişse, bundan tarafların malın ana taşıma aracına yüklenmesi/gemi küpeştesinden geçmesinden sonraki aşamada tüm sorumluluğun alıcıya ait olacağını, bu şekilde zilyetliğin devriyle satıcı teslim borcunu ifa ettiğinden bu aşamadan sonraki tüm hasar ve yararın karşı tarafa geçeceğini kabul ettikleri anlaşılır ve taraflar bu iradeleriyle bağlıdır.
42. Davacı taraf da dava dilekçesinde CFR açıklaması içeren proforma faturaya dayanmış ve satın alınan malın aralarındaki anlaşmaya rağmen "gönderilmediğini" ileri sürmüştür. İlk Derece Mahkemesince yaptırılan bilirkişi incelemesi aşamasına kadar davalının taşıyan yahut taşıma komisyoncusu olduğu yönünde herhangi bir iddiada bulunulmamış, tam tersini ispat için davalı tarafça CFR ile taşıtan konumunda olduğuna dair deliller dosyaya sunulmuştur. Diğer taraftan dosya kapsamından tarafların bir cari hesap ilişkisi içerisinde oldukları ve aynı usulle başka satışların da gerçekleştiği anlaşılmaktadır.
43. Tüm bunlar karşısında Özel Daire kararında kabul edilenin aksine faturada varış limanının yazılı olması tarafların CFR koşullarından ayrı bir teslim yeri kararlaştırdığını, bir başka anlatımla satıcının malın varış limanına varmasıyla teslim borcunu üstlendiğini göstermez; tam tersine bu, satıcının alıcıyla aralarındaki sözleşmeye uygun şekilde malın varacağı yeri ve bu yere uygun rotayı gözettiğini ispat için yerinde ve olması gereken bir açıklamadır.
44. Buna göre Bölge Adliye Mahkemesinin varış limanına uygun rotaya ve satım sözleşmesine uygun niteliğe sahip gemiye malı yükleten davalı satıcının geminin sefer esnasında rotadan çıkmasından yahut başkaları tarafından gemiye yüklendiği anlaşılan patlayıcı maddelerin bulunmasından sorumlu tutulamayacağı, satıcının teslim borcunun ifa etmiş sayılması için malın varış limanına ulaşmasını koşulunu aramanın CFR şekilli satış sözleşmelerinin hukuki niteliğine uygun düşmeyeceği yönündeki direnme gerekçesi usul ve yasaya uygundur.
45. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmelerde; davalının sözleşmenin kurulmasından sonraki eylem ve işleriyle yarattığı fiili durumun taraflar arasındaki ilişkiyi tipik bir CFR teslim koşullu satış sözleşmesinin dışına çıkardığı, Daire kararında açıkça ifade edilmemişse de taraflar arasında taşıma sözleşmesinin kurulduğu hususuna dikkat çekmek için uygun araç ve rotanın belirlenmesi yükümlülüğünden bahsedildiği, zira davalının sunduğu faturadan navlun bedelini alıcıya yüklendiğinin anlaşıldığı, oysa CFR satışlarının temel özelliklerinden birinin navlun bedelinin satıcı tarafından karşılanması olduğu, İlk Derece Mahkemesinin hükme esas aldığı bilirkişi raporunda da belirtildiği üzere davalının bizzat kendi savunmasında dayandığı ve bu sebeple de iddianın genişletilmesi olarak değerlendirilmesi mümkün olmayan açıklamalarına göre dava konusu satışta tüm taşıma işlerini organize ederek bir anlamda taşıma komisyoncusu olarak faaliyet gösterdiği, davalı tarafça sunulan konişmentoda taşıyanın kim olduğu belli olmadığı gibi davalının yer aldığı "shipper" ifadesinin kelime anlamının nakliyeci olduğu, hâl böyle olunca davalının sorumluluğunun taşıyanın hukuki sorumlulukları çerçevesinde değerlendirilmesi ve kararın bu genişletilmiş gerekçelerle bozulması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de bu görüş açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.
46. Hâl böyle olunca Bölge Adliye Mahkemesince verilen direnme kararı onanmalıdır.
VII. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile direnme kararının ONANMASINA,
Harç peşin alındığından harç alınmasına yer olmadığına,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin direnme kararını veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
19.11.2025 tarihinde oy çokluğuyla ve kesin olarak karar verildi.
BİLGİ : Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nda bulunan 25 üyenin 17’si ONAMA, 8’i ise GENİŞLETİLMİŞ GEREKÇE İLE BOZMA yönünde oy kullanmışlardır.
VARIŞ LİMANINA UYGUN ROTAYA VE SÖZLEŞMEYE UYGUN GEMİYE MALI YÜKLETEN DAVALI SATICI, GEMİNİN ROTADAN ÇIKMASINDAN VEYA BAŞKALARINCA YÜKLENEN PATLAYICI MADDENİN BULUNMASINDAN SORUMLU TUTULAMAZ.
T.C.
YARGITAY
HUKUK GENEL KURULU
Esas No : 2024/11-629
Karar No : 2025/723
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
Y A R G I T A Y İ L Â M I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi
TARİHİ : 14.03.2024
SAYISI : 2024/329 E., 2024/476 K.
ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 13.12.2023 tarihli ve 2022/5361 Esas,
2023/7320 Karar sayılı BOZMA kararı
Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun kabulüyle İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve temyiz incelemesi sırasında duruşmanın düzenlendiği 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 369. maddesinin direnme kararının temyizini kapsamadığı, direnmenin düzenlendiği aynı Kanun’un 373. maddesinde ise duruşmaya yer verilmediği gözetildiğinde direnme kararlarının temyiz incelemesinde duruşma yapılamayacağı kabul edilerek temyiz eden davacı vekilinin duruşma isteminin reddine karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili; müvekkili ile davalı arasında bazı malların müvekkiline satışı ve gönderilmesi hususunda anlaşıldığını, bu kapsamda proforma faturada yer alan ürünleri temin ederek göndermesi karşılığında 106.100 USD mal bedeli ve 18.625 USD nakliye bedeli olmak üzere toplam 124.725 USD ödendiğini ancak davalının mallardan bir kısmını aradan geçen iki yıla yakın zamana rağmen göndermediğini, ihtarnameyle ürün bedeli ve nakliye ücreti için ödenen toplam 86.500 USD nin iadesinin talep edildiğini ancak davalının mallara gemi taşıması sırasında Yunanistan makamlarınca el konulduğunu belirttiğini, bu durumdan davalının sorumlu olduğunu ileri sürerek 86.500 USD alacağın temerrüt tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili; davacının müvekkili şirketin Umman'daki müşterisi olduğunu ve uzun yıllardır aralarında ticari ilişki bulunduğunu, dava konusu olayda müvekkilinin davacıya incoterms satış hükümleri çerçevesinde LPG tankeri ve depolama tankı sattığını, bu malların taşınmasının davacının talebi üzerine müvekkili tarafından organize edildiğini, davacının aracılar vasıtasıyla farklı firmaların benzer ürünlerini de taşıyacak olan Andromeda isimli gemiyi bulduğunu ve davaya konu yüklerin varış limanı Salalaah/Umman olacak şekilde İskenderun'dan yüklendiğini, buna ilişkin konişmento/yük belgelerinin durumu ortaya koyduğunu, seyrüseferine devam eden geminin daha sonra rotasından saptığını ve Yunanistan donanması tarafından gemide patlayıcı madde taşındığından bahisle işlem yapıldığını ve bağlandığını, her ne kadar intercoms satış şartlarına göre malın satımına ilişkin hasar/risk alıcı davacıya geçmişse de aralarındaki geçmiş münasebetlere istinaden müvekkilinin Yunan otoriteleri nezdinde girişimde bulunarak sorunu gidermeye çalıştığını ve yetkili makamlardan sürekli bilgi aldığını, alınan bilgilere göre satıma konu ürünlerin hâlihazırda Girit adasındaki bir askeri üste tutulduğunu, kaptan ve gemi donatanı hakkında yürütülen ceza davasında beraat kararı verildiğini, bu kararın kesinleşmesini müteakip malların ilgililerince teslim alınabileceğini, müvekkilinin bu konuda zarar görmesini istemedikleri davacıya yardımcı olmak için gereken girişimlerde bulunmaya gayret edeceğini, buna rağmen eldeki davanın açılmasının hukuka aykırı olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
Kocaeli 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 28.04.2021 tarihli ve 2020/7 Esas, 2021/267 Karar sayılı kararı ile; davanın satış sözleşmesinde davalının edimini ifa etmediği iddiasıyla açıldığı, satıma konu malın taşındığı geminin bağlanması nedeniyle müvekkilinin sorumlu olmadığını savunan davalı taraflar arasında EXW teslim şartıyla satış yapıldığını belirtmiş ise de dosyaya sunulan proforma faturada CFR sözleşmesi açıklamasının bulunduğu, CFR sözleşmelerinde satıcının tüm masraf ve riskleri kendisine ait olmak üzere malları yüklenecekleri limana kadar getirip gümrük işlemlerini yaptırıp navlun ücretini ödeyerek yüklemeyi gerçekleştirdikten/mal gemi küpeştesini geçtikten sonra navlun dışında herhangi bir sorumluluğunun kalmadığı ve malla ilgili tüm risk ve sorumluluğun alıcıya geçtiği ancak somut olayda davalının navlun bedelini davacıdan tahsil ettiği ve buna ilişkin faturayı düzenlediği, bu suretle taşıma işini bizzat üstlendiğinin anlaşıldığı, bu hâlde 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) 921 ve devam maddelerinin işlerlik kazanacağı, buna göre davalının taşıma işlerini bizzat üstlenmekle taşıma komisyoncusu sıfatını haiz ve bu sebeple taşıyanın hak ve yükümlülüklerine de sahip olduğu, patlayıcı madde taşınmış olması nedeniyle taşıyanın 1178. maddedeki sorumluluktan kurtulma imkânı tanıyan 1179. maddeden istifade edemeyeceği, hâl böyle olunca navlun sözleşmesinin tarafı olarak taşıyandan beklenen özen ve dikkati göstermeyen, patlayıcı maddeyi gemiye alarak geminin bağlanmasına sebep olan, gemi güzergâhı boyunca geçilecek ülkelerin mevzuatını araştırmayan davalının kasıt ve ihmâli nedeniyle sözleşme kapsamında aldığı bedeli sebepsiz zenginleşme hükümleri çerçevesinde iade etmesi gerektiği şeklindeki gerekçeyle davanın kabulüne, 86.500 USD bedelin temerrüt tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin 27.05.2022 tarihli ve 2021/1471 Esas, 2022/1129 Karar sayılı kararı ile; taraflar arasındaki sözleşmenin CFR teslim şekilli satış sözleşmesi niteliği taşıdığının dosyaya sunulan fatura içeriğinden anlaşıldığı, davalının nakliye bedellerini tahsil ederek malları gemiye yüklediğinin taraflar arasında çekişmesiz olduğu, CFR teslim koşullu sözleşmelerde satıcının mallarının gemiye yüklenmesini sağlamakla sözleşmedeki teslim borucunu ifa ettiği, bu aşamadan sonra hasar ve yararın alıcıya ait olduğu, nitekim Mahkeme gerekçesinde de bu hususun belirtildiği, ancak sonrasında bilirkişi raporundaki davalının taşıma komisyoncusu niteliği taşıdığı yönündeki nitelendirme esas alınarak davalının geminin bağlanmasından sorumlu olduğunun kabul edildiği, oysa davacının karşı tarafın taşıma komisyoncusu olduğu yönünde bir iddiasının bulunmadığı, salt CFR sözleşmesine ve malın teslim edilmemesi vakıasına dayanıldığı, bilirkişi incelemesi aşamasında ortaya atılan bu değerlendirmenin iddianın genişletilmesi yasağı kapsamında kaldığı, davalının buna açık muvafakati olmadığı gibi bilirkişi raporuna da itiraz ettiği, hâl böyle olunca dilekçeler aşamasında ileri sürülmeyen taşıma hükümlerine dayalı şekilde davanın kabulüne karar verilmesinin HMK'nın 119/1-e ve 141. maddelerine aykırı olduğu, CFR teslim şartlı satış sözleşmesi hükümlerine göre uyuşmazlık değerlendirildiğinde ise malın gemi küpeştesinden geçmesinden sonraki aşamada meydana gelen olaydan davalının sorumlu tutulmasının mümkün olmadığı gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak yeniden hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; “… Dava, CFR satımdan kaynaklanan alacağın tahsili istemine ilişkindir. Yukarıda yapılan özetten anlaşılacağı üzere davacı, dosya kapsamında yer alan proforma fatura ve davalı tarafından ibraz edilen fatura uyarınca CFR teslim şekliyle davalıdan mal satın almış, ürün ve nakliye bedelini davalıya ödemiştir. Dava konusu faturalar incelendiğinde teslim şeklinin CFR, varış yerinin Umman olduğu görülmektedir. Dava konusu malların İskenderun'da gemiye yüklendiği, geminin rotasından saptığı ve gemide patlayıcı madde taşındığı iddiasıyla gemi ve yüke Yunan Makamlarınca el konulması üzerine dava konusu yükün davacıya teslim edilmediği anlaşılmıştır. Davacı işbu davada davalıya ödediği ürün ve nakliye bedelini talep etmektedir.
İlk Derece Mahkemesi ve Bölge Adliye Mahkemesince de belirtildiği üzere taraflar arasında uluslararası ticaret kapsamında CFR satış söz konusudur. "CFR masraflar ve navlun ödenmiş olarak teslim, satıcının yükleme limanında malları gemi küpeştesine aktarmasıyla yükümlülüğünün sona ermesi anlamına gelir. Bu satış türünde sözleşme konusu malların belirtilen varış limanına taşınması için gerekli olan masrafları ve navlunu satıcı öder. Ancak mallara ilişkin kayıp ve hasar riski ile birlikte, malların gemi bordasına aktarılmasından itibaren meydana gelecek olaylardan kaynaklanan tüm ek masraflar, malların yükleme limanında gemi bordasını geçtiği andan itibaren satıcıdan alıcıya geçer (Prof. Dr. Cemal Şanlı, Doç. Dr. Nuray Ekşi, Uluslararası Ticaret Hukuku, 1. Bası 2000, İstanbul, syf. 138)".
Bu satım şeklinde satıcı, malların kararlaştırılan varma limanına ulaştırılması için gerekli taşıma sözleşmesini yaparak masrafları ve navlunu ödemek durumundadır. Buna göre de satıcının söz konusu malların taşınmasına uygun bir taşıma sözleşmesi yapması gereklidir. Yapılacak ya da tefarik edilecek taşıma sözleşmesinin de satıma konu malların sağlıklı bir şekilde alıcıya ulaştırılmasını sağlayacak şart ve rotaya uygun olması gerekir.
Satıcı, alıcı ile kararlaştırılan yerde ya da limanda malı teslim etmekle yükümlüdür. Dava konusu mallara ilişkin proforma fatura ve davalı tarafından ibraz edilen ürün satış faturasında teslim yeri Sultanate Of Oman olarak kararlaştırılmıştır. Söz konusu limana varmadan Yunan makamlarınca gemiye ve yüke el konulduğu için nefi ve hasar alıcıya geçmemiş, halen davalı satıcının üzerindedir. Bu durumda Bölge Adliye Mahkemesince, malların gemiye yüklenmesi ve gemi küpeştesinden geçmesinden sonra davalının teslim borcunu ifa ettiği, hasar ve yararın davacı alıcıya geçtiği, davalının satım sözleşmesi kapsamında teslim borcunu ifa ettiğinden bahisle hasardan sorumluluğunun kalmadığına dair hatalı değerlendirme ile karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın davacı yararına bozulması gerekmiştir." gerekçesiyle karar bozulmuştur.
B. Bölge Adliye Mahkemesince Verilen Direnme Kararı
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; önceki gerekçeye ilâveten Özel Dairenin de taraflar arasında CFR teslim şekilli satış sözleşmesi bulunduğunu kabul ettiği ve buna ilişkin hükümlere dayanmakla beraber satıcının taşıma için uygun gemi ve rota seçmesi gerekirken bunun yerine getirilmediğinden bahsedildiği, oysa geminin sefer esnasında rotadan çıkmasının yahut bizzat satıcı tarafından yüklenmediği müddetçe gemi içerisinde yasak madde bulunmasının satıcının özen yükümlülüğünü ihlâl etmesi şeklinde değerlendirilemeyeceği, satıcının teslim borcunun ifa edilmiş sayılması için malın varış limanına ulaşması koşulunu aramanın CFR şekilli satış sözleşmelerinin hukuki niteliğine uygun düşmeyeceği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Direnme kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili; davalıyla nakliye bedelleri de dâhil olacak şekilde yapılan ödemeyle, malların proforma faturada gösterilen limanda (Umman ülkesindeki Sohar Limanında) teslim edilmesi yönünde anlaşıldığını, nakliye bedelini aldığının davalı tarafça inkâr edilmediğini, davalının yükleme ve taşıma işini de üzerine aldığını, yüklemenin yapıldığı geminin daha önceden de Yunanistan'da gözaltına alınıp Paris MoU bölgesindeki herhangi bir limana yanaşmasının yasaklandığını, nitekim geminin seyir izninin de Libya değil Etiyopya'ya mal taşımakla sınırlı olduğunu, ayrıca geminin daha önceden de karaya oturmuş bir gemi olduğunu, davalının geçmişi olaylarla dolu bu gemiyi seçmesinin kendisinden beklenen özeni göstermediğinin işareti olduğunu, İncoterms kuralları bir taraf bırakılacak dahi olsa davalının taşıma işini organize etmekle aynı zamanda taşıyan olarak da kabul edilmesi gerektiğini, Bölge Adliye Mahkemesinin iddianın genişletildiği yönündeki gerekçesinin yerine olmadığını, malların teslim edilmesi anına kadarki zarardan davalının sorumlu olduğunu ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Uyuşmazlık
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davanın CFR teslim şekilli satış sözleşmesine dayalı olduğu şeklindeki hukuki nitelendirme yönünden Bölge Adliye Mahkemesi ve Özel Daire arasında anlaşmazlık bulunmayan somut olayda, dosyaya sunulan proforma fatura ve ürün satış faturası içerikleri dikkate alındığında tarafların davalının sözleşmeye konu malları Umman-Sohar Limanında teslim edeceğini kararlaştırdıklarının ve davalı satıcının teslim borcunu ifa etmiş sayılması için malın varış limanına ulaşması gerektiğinin kabul edilip edilemeyeceği, burada varılacak sonuca göre CFR şekilli satış sözleşmelerinin niteliği gereği malın gemiye yüklenmesinden sonra meydana gelen zarardan davalı satıcının sorumlu tutulamayacağı gerekçesiyle verilen direnme kararının yerine olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
D. Gerekçe
1. İlgili Hukuk
1. 07.04.2010 tarihli, 27545 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Milletlerarası Mal Satımına İlişkin Sözleşmeler Hakkında Birleşmiş Milletler Antlaşması'nın 66, 67. maddeleri.
2. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 89, 207, 208, 209, 210. maddeleri.
3. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) 23, 917, 921, 926, 928, 1138, 1228, 1229, 1238. maddeleri.
2. Değerlendirme
1. Dava satış sözleşmesinden kaynaklandığından öncelikle bu sözleşme türüne ilişkin genel hükümlere kısaca değinilmesi yerinde olacaktır.
2. Türk Borçlar Kanunu'nun 207. maddesinde "satıcının, satılanın zilyetlik ve mülkiyetini alıcıya devretme, alıcının ise buna karşılık bir bedel ödeme borcunu üstlendiği sözleşme" şeklinde tanımlanan bu sözleşmede kural, satıcı ve alıcının tanımda belirtilen edimlerini aynı anda ifa etmesidir ve taraflar sözleşme özgürlüğü prensibi çerçevesinde elbette bunun aksini kararlaştırabilirler.
3. Nitekim kanun koyucu satış sözleşmelerinde yarar ve hasarın geçişine ilişkin genel kuralı koyarken yine taraf iradesine üstünlük tanımış, "Kanundan, durumun gereğinden veya sözleşmede öngörülen özel koşullardan doğan ayrık hâller dışında, satılanın yarar ve hasarı; taşınır satışlarında zilyetliğin devri, taşınmaz satışlarında ise tescil anına kadar satıcıya aittir" hükmüne yer vermiştir (TBK md. 208). Buna göre taşınır satışlarında satılandaki yarar ve hasar kural olarak zilyetlik devredilene kadar satıcıya, bu andan sonra alıcıya aittir. Genel kural bu olmakla birlikte aksini yahut farklı bir hâli öngören bir kanun hükmü veya anlaşmanın varlığı durumunda ya da hâlin icabı/durumun gereği bu kuralın işlerlik kazanması mümkün değilse kanunun ayrık hâller olarak nitelendirdiği bu özel koşulların uygulanması gerekecektir.
4. Satılandaki yarar ve hasarın geçişi satıcının bu sözleşme ile üstlendiği satılanın zilyetlik ve mülkiyetini alıcıya devretme borcunu nerede ifa edeceği meselesiyle ilgilidir ve bu meselenin çözümü öncelikle Kanun'un tüm borç ilişkilerine yönelik olarak öngördüğü 89. maddede aranmalıdır.
5. "İfa yeri" başlığını taşıyan anılan maddede bu husus "Borcun ifa yeri, tarafların açık veya örtülü iradelerine göre belirlenir. Aksine bir anlaşma yoksa aşağıdaki hükümler uygulanır; 1. Para borçları, alacaklının ödeme zamanındaki yerleşim yerinde,
2. Parça borçları, sözleşmenin kurulduğu sırada borç konusunun bulunduğu yerde,
3. Bunların dışındaki bütün borçlar, doğumları sırasında borçlunun yerleşim yerinde ifa edilir." şeklinde düzenlenmiştir. Yani ifa yeriyle ilgili olarak da tarafların iradeleri asıldır ve ancak bir anlaşma yoksa borcun niteliğine göre değişen yerlere işaret eden bu madde uygulanabilecektir.
6. Satışa konu olan şey, somut olayda olduğu gibi bir taşınır mal ise TBK'nın 209 vd. düzenlemeleri devreye girecektir. Buna göre satıcı satılanın mülkiyetini geçirmek amacıyla, zilyetliğini alıcıya devretmekle yükümlü olacak (md. 210), aksine sözleşme veya âdet yoksa ölçme, tartma, gümrük, vergi ve taşıma gibi giderler 211. madde çerçevesinde paylaşılacaktır.
7. Satış sözleşmesi tacirler arasında yapılmışsa TBK'nın değinilen genel düzenlemelerinin ne ölçüde işlerlik kazanacağı hususu TTK'nın 23. maddesinde açıklığa kavuşturulmuştur: Buna göre; maddede ayrıksı olarak düzenlenen kısmî ifa (md. 23/1-a), alıcının temerrüdünde mal satışına izin talep hakkı (md. 23/1-b) ve ayıplı malın varlığı hâlinde ihbar sürelerine (md. 23/1-c) ilişkin özel hâller dışında tacirler arası satış sözleşmelerinde de TBK hükümleri uygulanır.
8. Satış sözleşmelerinin kurulması aşamasında taraflar her zaman karşılıklı hazır bulunmayabilir, bir araya gelerek sözleşme imzalama imkânına sahip olmayabilirler. Bilhassa şekil şartına tâbi bir anlaşma söz konusu değilse taraflar uzaktan da bir sözleşme ilişkisi içerisine girebilirler. Bu hâlde de TBK'nın 1. maddesi uyarınca sözleşmenin "tarafların iradelerini karşılıklı ve birbirine uygun olarak açıklamalarıyla" kurulduğu kabul edilir. Sözleşme ilişkisinin varlığı sözleşmenin esaslı unsurları üzerinde tarafların mutabık kalmalarına bağlı olup bunun için sözleşmenin taraflarından birinin teklifinin (icabının, önerisinin) diğeri tarafından kabul edilmesi yeterlidir. Sözleşmenin esaslı olmayan unsurlarının (ikincil hususların) ilk aşamada kararlaştırılması şart değildir, bir diğer deyişle bunların kararlaştırılmamış olması hâlinde dahi sözleşme kurulmuş sayılır.
9. Özellikle ticaret hayatının koşullarında tarafların sözleşme için hazır bulunmaları kolay olmadığından ticari teamülde sözleşmeler tarafların çeşitli kanalları kullanarak icap ve kabul iradelerini birbirine iletmeleri ile kurulmaktadır. Bu suretle mutabık kalındığı düşünülen unsurlar konusunda taraflar arasında anlaşmazlık vuku bulursa sözleşme hükümlerinin ispatı meselesi ile karşılaşılacaktır.
10. Bu bağlamda ispat için taraflar, somut olayda olduğu gibi, proforma fatura veya faturaya dayanabilirler.
11. Proforma fatura TTK'nın 21 ve 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 229 vd. maddeleri kapsamında bir fatura olmayıp satıcının, satım konusu malın niteliklerini ve özellikle satış tutarını gösterdiği, bir anlamda teklif metininden ibarettir. Bu metin, içeriği itibariyle kimi zaman yalnızca bir icaba davet niteliği taşımaktaysa da proforma faturada yalnızca sözleşmenin asli unsurları değil teslim yer ve şekli ile ödeme koşulları gibi tali tüm unsurları içeriyorsa icap da sayılabilecektir. Nitekim proforma fatura tam anlamıyla icap niteliğinde ise alacaklının iradesini açık ya da örtülü açıklamasıyla sözleşme kurulmuş sayılmalıdır (Hukuk Genel Kurulunun 24.01.2018 tarihli, 2018/19-4 Esas, 2018/80 Karar sayılı kararı). Diğer bir anlatımla alıcı bu teklif üzerine siparişi verir ve ödeme şekline göre hareket ederse satış artık kesinleşmiş ve bu fatura da kesin satış faturasına dönüşmüş olur.
12. Kesin satışa ilişkin fatura ise proforma faturadan farklı olarak sözleşmenin bağıtlanması değil ifası sürecinde düzenlenen bir belgedir. TTK'nın 21. maddesine göre ticari işletmesi icabı bir mal satmış veya imal etmiş veyahut bir iş görmüş yahut bir menfaat temin etmiş olan tacirin, diğer tarafın talebi üzerine bir fatura düzenlemesi ve bedeli ödenmiş ise bunu da faturada göstermesi zorunludur. Bu anlamda fatura bir yandan ifayı ilgilendirirken diğer yandan ispat yükünün belirlenmesi bakımından usul hukukuyla da ilgilidir. Ek olarak Kanun'un anılan 21. maddesinin ikinci fıkrasında bir faturayı alan kimsenin, bunu aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde içeriği hakkında bir itirazda bulunmamış olması hâlinde, bunun içeriğini kabul etmiş sayılacağına dair bir adi kanuni karine öngörülmüştür. Alıcı faturaya itiraz etmemiş ve bedelini de ödemişse bu durum kural olarak sözleşmenin faturada belirtilen koşullarda kurulduğunu gösterir.
13. Faturaya konu mal satışı, uluslararası bir sözleşmeden de kaynaklanabilir. Böyle bir durumda sözleşmenin tarafları, bağlı oldukları sözleşme koşulları ve hukuki kurallar konusunda karışıklık yaşayabilirler. Zira uluslararası ticaret; ikametgâh, iş merkezleri veya mutad meskenleri farklı ülkelerde bulunan yahut farklı devletlerin vatandaşlığına sahip gerçek ya da tüzel kişilerin mal ve hizmet mübadelesini içerir. Bu durum, hem malın alıcıya ulaşması için kat edilmesi gereken iç içe geçmiş aşamaları hem de farklı dilden ve farklı hukuki kurallara tâbi yabancı kişileri bir araya getiren karmaşık yapısı nedeniyle, milletlerarası mal satış sözleşmelerindeki koşulları net bir şekilde ortaya koyarak belirsizliğin ve bundan doğabilecek muhtemel anlaşmazlıkların önüne geçmeye hizmet edecek bazı ortak normların (iki veya çok taraflı anlaşmalar) ve uygulama kolaylığı sağlayan sistemlerin varlığı ihtiyacını da beraberinde getirir.
14. Bu anlamda ortak normlardan biri, 11 Nisan 1980 tarihinde Viyana’da imzaya açılan Milletlerarası Mal Satımına İlişkin Sözleşmeler Hakkında Birleşmiş Milletler Antlaşması'dır.
15. Milletlerarası mal satımına ilişkin sözleşmelere uygulanacak ve farklı sosyal, ekonomik ve hukuki sistemleri dikkate alacak yeknesak kuralların kabul edilmesinin milletlerarası ticarette hukuki engellerin kaldırılmasına yardımcı olacağı ve milletlerarası ticaretin gelişmesini teşvik edeceği düşüncesiyle imzalanan bu anlaşma kısaca Viyana Sözleşmesi olarak anılır. Ülkemiz 11.03.2010 tarihinde söz konusu anlaşmaya katılma kararı almış ve metnin 07.04.2010 tarihli, 27545 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanmasını müteakip 01.08.2011 tarihinde yürürlüğe girmekle Viyana Antlaşması mevzuatımızın bir parçası hâline gelmiştir.
16. Söz konusu Antlaşma, satım sözleşmesinin kurulmasını ve alıcı ile satıcının böylesi bir sözleşmeden doğan hak ve borçlarını düzenlemekte olup 32. maddesinde satıcının teslim ile ilgili borçlarını "(1) Satıcı, sözleşmeye veya bu Antlaşmaya uygun olarak, malları bir taşıyıcıya vermiş ancak mallar, üzerlerine ayırt edici bir işaret konulmak suretiyle, taşıma belgeleriyle veya başka herhangi bir şekilde açıkça sözleşmeye tahsis edilmemişse, satıcının göndermeyi alıcıya bildirmesi ve malları özel olarak belirlemesi gerekir.
(2) Satıcı, malların taşınmasını sağlamayı üstlenmiş ise, taşımanın kararlaştırılan yere kadar, koşulların gerektirdiği nakil araçlarıyla ve böyle bir naklin mutat şartlarına uygun bir biçimde gerçekleşmesi için gerekli sözleşmeleri yapmak zorundadır.
(3) Satıcı, malların taşınması ile ilgili sigortayı yaptırmak zorunda değilse, alıcının talebi üzerine, onun böyle bir sigortayı yaptırmak için ihtiyaç duyacağı mevcut bütün bilgileri alıcıya vermek zorundadır." şeklinde düzenlemiştir.
17. Yine Antlaşma'nın hasarın intikaline ilişkin düzenlemeleri içeren 67. maddesinde şayet satım sözleşmesi malların taşınmasını gerektiriyorsa ve satıcı malları belirli bir yerde vermeye mecbur değilse hasarın malların alıcıya ulaştırılması amacıyla satım sözleşmesine uygun olarak ilk taşıyıcıya verilmesi ile alıcıya geçeceği açıkça hükme bağlanmıştır.
18. Uygulanacak ortak normların bu suretle belirlenmiş olması uluslararası satışın karmaşık yapısında sözleşmenin kurulması ve yerine getirilmesine ilişkin süreci net bir şekilde ortaya koymaya tek başına yeterli olmayabilir. Çünkü sözleşme serbestisi bir yandan taraflara sözleşmenin içeriğinin belirlenmesinde bir özgürlük sağlamakla birlikte aynı zamanda içinde bulunan yabancılık unsuru bakımından da yorum farklarını ve uygulama farklarını da beraberinde getirir. Ülkelerde kullanılan ticari terimlerin anlam ve içerikleri ve hatta ağırlık, uzunluk gibi ölçüler bile sistemden sisteme fark gösterebileceğinden uluslararası ticari sözleşmeye yazılan unsurların taraflarca aynı şekilde anlaşıldığını, yorumlandığını söylemek her zaman mümkün olmaz. Bu karmaşa tarafları çok uzun, karmaşık ve anlaşılması zaman alan bir uluslararası sözleşme metinleri oluşturmaya sevk eder ve bu çaba her zaman mümkün ve taraf menfaatine olmayacaktır.
19. Bu sebeple bazı uluslararası kuruluşlar tarafından farklı isimlerle adlandırılan kuralları ifade etmek için devletin yarattığı hukuk kavramının karşıtı olarak kendiliğinden bağlayıcılık ve yaptırım gücü olmayan ve "soft law" olarak ifade edilen kurallar ortaya konulmaktadır. Milletlerarası kuruluşların yasama gücü olmadığından bu kuralların bağlayıcılık kazanması tarafların iradesine bağlı olup taraflar sözleşmelerinde bu kurallara ilişkin kodlara, broşür veya standart sözleşmelere atıfta bulunarak ilişkilerinde bağlayıcı bir norm hâline getirebileceklerdir.
20. Bu çerçevede Milletlerarası Ticaret Odası (ICC) ilki 1923 yılında yapılan bir çalışmayla uluslararası ticarette kullanılan bazı terimler ihdas etmiş, ilk defa 1936 yılında yayınlanan bu kurallar yıllar içerisinde bazı değişikliklere uğrasa da günümüzde yaygın şekilde kullanılan ortak bir dil hâline gelmiştir.
21. "Incoterms" olarak adlandırılan ve ICC'nin tescilli markası olan bu terimler; uluslararası ticarette kullanılan terimlerin standartlaştırılmasını amaçlar, ihracat ve ithalatçıların sevkiyatlarının düzenlenmesindeki risk, maliyet ve sigorta gibi sorumluluklarını ve sorumlulukların işlemlerin hangi aşamasında devredildiğini tanımlar. Hâlihazırdaki durumuyla on bir farklı teslim şeklini öngören bu kodlardan bazıları (FAS, FOB, CFR, CIF) yalnızca deniz ve iç su yolu taşımalarına özgüyken diğerleri (EXW, FCA, CPT, DAT, DAP, DDP) tüm taşıma türlerini kapsar.
22. Taraflar yalnızca üç harften oluşan bu kodları kullanarak ambalajlama ve yükleme, iç taşıma, ihracata ilişkin gümrük işlemlerinin yapılması, ana taşıma aracına yükleme, ana taşımadan sorumlu olup olmama, navlun, sigorta, ana taşıma aracından boşaltma, ithalat gümrük işlemlerinin tamamlanması ve ithalat ülkesi iç taşıması şeklindeki çeşitli aşamalardaki sorumluluklara ilişkin anlaşmalarının ne olduğunu kolayca ortaya koyabilirler. Diğer taraftan bu kodların teslim şekli ve hasarın geçişi, buna bağlı masrafların ve sorumluluklarının paylaşımı ve ispatı gibi konular dışında kalan, örneğin malın özellikleri, bedele ilişkin para birimi, ödeme yapılıp yapılmadığı, çözüm yöntemleri gibi konuları kapsamadığı belirtilmelidir. Bu tür unsurlar, tamamen taraflar arasındaki satış sözleşmesinde belirlenecek hususlardır.
23. Incoterms'de teslim süreciyle ilgili olarak satıcının sorumlu olduğu aşamalar arttıkça maliyet ve hâliyle alıcıya yansıtılan bedel de artar. Bu anlamda satıcının sorumluluğunun en az olduğu teslim şekli EXW'te (Ex Works) muhtemelen sözleşme bedeli daha az iken ithalat ülkesinde iç taşıma da dâhil satıcının sorumlu olduğu en fazla aşamayı bünyesinde barındıran DDP'de (Delivered Duty Paid) sözleşme bedelinin artacağı açıktır. Satıcının sözleşmeyle üstlendiği işlerden doğan maliyeti mal bedeliyle birlikte tek kalemde faturaya yansıtması mümkün olduğu gibi, faturalandırmayı her bir masraf kalemini ayrı ayrı göstermek suretiyle yapmasına engel bir durum da bulunmamaktadır.
24. Somut olayda ise direnmeye konu uyuşmazlık İncoterms içerisinde yer alan CFR teslim şartlı satış sözleşmesinden kaynaklanmaktadır.
25. İngilizce "cost and freight" şeklindeki açıklamanın kısaltması olan ve açılımı "mal bedeli ve navlun" olarak tercüme edilen bu kod, uluslararası ticaret çerçevesinde taşınan ürünün daha önceden belirlenmiş limana kadarki tüm taşıma masraflarının ihracatçı yani satıcı tarafından karşılanacağını ifade eder. Gemi taşımacılığına özgü bu usulde satıcı sözleşmeye konu malları hazırlar yahut tedarik eder, ambalajlayıp iç taşıma işlemlerini yapar, alıcının ülkesinde kullanacağı lüzumlu belgeleri hazırlar, gümrük işlemlerini yapar, malı ana taşımanın gerçekleşeceği yere/limana getirir, taşıyan veya taşıma acentesiyle taşıma sözleşmesi yaparak navlun bedelini öder, bu kapsamda malları kararlaştırılan varış yerine ve taşınan malın niteliğine uygun bir gemiye yükler, yüklemenin gerçekleştiğini bildirerek buna ilişkin taşıma belgesini yani konişmentoyu alıcıya gönderir.
26. Bu şekilde mallar gemiye yüklenmekle satıcı teslim borcunu ifa etmiş olur. Sözleşmeden doğan borcun ifa edildiğini kabul için aranan eşyanın zilyetliğini devretme olgusu, malın gemide taşıyana bırakılmasıyla gerçekleşir. Bu aşamadan sonra tüm hasar ve yarar alıcıya geçer. CIF (Cost, Insurance and Freight/Bedel, sigorta ve navlun) koşullu satışlardan farklı olarak satıcının sigorta yapma yükümlülüğü bulunmadığından CRF ile mal satın alan alıcı, taşıma sırasında doğabilecek zararlara karşı kendisi sigorta yaptırmalıdır.
27. Bu noktada, uyuşmazlık dışı olmakla beraber, davalı tarafça faturada EXW açıklamasının da bulunduğu ve sözleşmenin bu teslim şeklini ihtiva ettiği savunmasına değinmek gerekirse; satıcının yalnızca ambalajlama ve alıcının yüklemesi için hazır bulundurma borcunu üstlenmesini, iç taşıma, ihracat gümrüğü işlemleri, ana taşıma aracına yükleme vs sair tüm aşamalardaki işlemlerin alıcı tarafından yapılmasını içeren bu sözleşme türünün, ülkemizin ihracatta satıcı bakımından iş yerinde teslime imkân vermeyen ve ilgilisinin temsilci aracılığıyla işlem yaptırmak istediği durumlarda temsilcinin Türkiye Gümrük Bölgesinde yerleşik bulunan kişilerden olmasını zorunlu kılan gümrük mevzuatına (4458 sayılı Gümrük Kanunu, md. 3/2-4, 5 vs.) uygun olmadığı belirtilmelidir. Bundan dolayıdır ki taraflar somut uyuşmazlıkta CFR koşullu olarak sözleşme akdetmiştir.
28. CFR teslim koşullu sözleşmelere dönüldüğünde; bu tip sözleşmelerde satıcının taşıma sözleşmesini yapma ve navlunu ödeme borcu olduğundan bu konuyla ilgili hüküm ve kavramlara değinilmesi uyuşmazlığın çözümlenmesi ve bilhassa tarafların taşıma aşamasındaki sıfatlarının belirlenmesi için önem arz eder.
29. Deniz ticareti sözleşmeleri içerisinde yer alan ve konusu denizde eşya taşıması olan sözleşmeler "navlun sözleşmesi" olarak adlandırılır. Navlun sözleşmesinin tipini tayin eden edim denizde eşya taşıma taahhüdü olduğundan navlun sözleşmesi bir taşıma sözleşmesidir ve TTK'nın 1138 ve devam maddelerinde düzenlenmiştir.
30. Bu sözleşmenin taraflarının ve ilgililerinin tanımı Kanun'da açıkça yapılmamışsa da madde metinlerinden bu sıfatların çıkarılması mümkündür. Bu kapsamda 1138. maddedeki açıklamalara bakıldığından navlun sözleşmesinin tarafları taşıyan ve taşıtandır. Taşıyan, bu sözleşmeyle taşıma taahhüdü altına giren kişiyi ifade etmekteyken taşıtan, taşıyanla bu sözleşmeyi kendi yapan ve onun taşıma taahhüdü karşılığında navlun ödeme borcu altına giren kimse olarak tanımlanır (İnci Deniz KANER, Deniz Ticareti Hukuku I-II, İstanbul 2018, Cilt 2, s.296).
31. Navlun sözleşmesinde yük ilgilileri ise yükleten ve gönderilendir. Bu bağlamda, yükleme limanında eşyayı taşıyana teslim eden ve karşılığında konişmento düzenlenmesi hakkına sahip olan kişi yükleten (md. 1238/2); boşaltma limanında konişmentonun iadesi karşılığında eşyayı teslim almaya yetkili kılınan kişi ise gönderilen (md. 1203/1) sıfatını almaktadır.
32. CFR teslim koşullu satış sözleşmeleri bünyesinde taşıma sözleşmesini de barındırdığından gelinen aşamada CFR'de satıcı ve alıcı olarak yer alan kişilerin navlun sözleşmesi bakımından haiz oldukları sıfatlar üzerinde durulmalıdır.
33. CFR satışlarda eşyanın teslimi gemide gerçekleşip satıcı, eşyanın zilyetliğini gemide taşıyana bırakmakla, eşyayı alıcıya teslim etmiş sayılacağı yukarıda belirtilmişti. Buna göre CFR satışta satıcı taşıtan ve yükleten, alıcı ise (konişmento taşıma sürecinde bir üçüncü kişiye devredilmediği sürece) navlun sözleşmesinin tarafı olmayan gönderilen sıfatına sahip olacaktır (Cüneyt SÜZEL, Deniz Ticaret Hukukunda Taşıtan Ve Yükleten Kavramları Hakları, Borçları Ve Sorumlulukları, Doktora Tezi, İstanbul Üniversitesi 2023, s. 108).
34. Diğer bir anlatımla yükleten, yük üzerinde fiilen tasarruf sahibi olan kimse yani yükün zilyedidir. Gönderilen ise varma limanında yükü teslim alacak olan kimsedir.
35. Varma limanında yükün teslim alınması hususu konişmento kavramını gündeme getirdiğinden bu kavramın hukuki niteliği ve CFR teslim koşullu satış sözleşmelerinde tarafların konişmentodaki konumları ortaya konulmalıdır.
36. Konişmento, bir taşıma sözleşmesinin yapıldığını ispatlayan, eşyanın taşıyan tarafından teslim alındığını veya gemiye yüklendiğini gösteren ve taşıyanın eşyayı ancak onun ibrazı karşılığında teslimle yükümlü olduğu senettir (TTK, md. 1228/1). Konişmentoyu tanzim edecek kişi taşıyandır, taşıyan tarafından tek taraflı olarak düzenlenir. Bununla birlikte kaptan veya taşıyanın yahut kaptanın bu hususta yetkilendirdiği bir temsilcisi tarafından taşıyan ad ve hesabına düzenlenebilir (md. 1228/2). Navlun sözleşmesinde taşıyan mutlaka konişmento düzenlemek zorunda değildir; bu zorunluluk ancak yükletenin bunu talep etmesi hâlinde ortaya çıkar.
37. Konişmentonun muhtevasını düzenleyen 1229. maddeye göre taşıyanın adının konişmentoda yazılması gerekliyse de uygulamada sıklıkla bunun gösterilmediği görülür. Böyle bir durumda ihtilaf vuku bulduğunda TTK'nın 1238/2. maddesi gereği donatan taşıyan sayılacaktır. Konişmentonun muhtevasında önemli bir diğer husus gönderilendir; konişmentonun yetkili hamilini tespit edebilmek için, gönderilenin adı da belgede yer almalıdır. Yine konişmentoda yükletenin adının gösterilmesi lâzımdır; bu bilhassa söz konusu kıymetli evrakın devir silsilesinin takip edilebilmesi için önemlidir. Çoğunlukla bu kişi konişmentonun shipper hanesinde gösterilen kişidir ve bazı hâllerde shipper hanesinde gösterilen taşıtan da olabilir.
38. Bu açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde; Bölge Adliye Mahkemesi ve Özel Daire arasında, sunulan fatura içeriklerine göre taraflar arasındaki sözleşmenin CFR teslim şeklini içeren bir satış sözleşmesi olarak kurulduğu konusunda hem fikir olunmakla birlikte, faturada teslim yeri olarak Umman Sultanlığı Nakhal limanının gösterilmiş olmasının satıcının teslim borcunu ifa yerine ilişkin ayrı bir kararlaştırma olarak kabul edilmesinin gerekip gerekmediği hususunda anlaşmazlık bulunmaktadır.
39. Taraflar davalı satıcının malı teslimiyle ilgili olarak sözleşmenin CFR olarak yapıldığı açıklamasına yer verdikleri faturalar üzerinden hukuki ilişkilerini devam ettirmiş ve bu husus Bölge Adliye Mahkemesi ve Özel Dairece de kabul edilmiştir. Bu çerçevede davalı satıcı sözleşmeye konu malları temin etmiş, taşıma sözleşmesini kurma borcunu yerine getirmiş, gemi kiracısı C.C. Co. Ltd. adına konişmento düzenleme yetkisini haiz dava dışı MD M.D. Gümrükleme İthalat, İhracat, Uluslararası Nakliyat San. ve Tic. A.Ş'nin (M.D. AŞ) mal tedarikçisi olan dava dışı D. Dorse San. ve Tic. Ltd. Şti'ye navlun faturalarını kestiğini belirtmiş ve buna ilişkin olarak M.D. A.Ş'nin kestiği navlun faturalarını, D. Dorse Ltd. Şti'nin Durulsan Ltd. Şti. için kestiği navlun yansıtma faturaları ile C. Co. Ltd'nin MD A.Ş. ile aralarındaki yazışmalarını, yine M.D. A.Ş'nin düzenlediği konişmentoyu delil olarak sunmuştur. Söz konusu konişmentoda davalı "shippers" olarak yer almakta olup bu ifadenin CFR ile yapılan satışlar yönünden satıcının taşıtan olduğunun belirtmek üzere kullanıldığı anlaşılmaktadır.
40. Yukarıda ayrıntılarıyla değinildiği üzere gerek TBK ve ona atıf yapan TTK gerekse konuyla ilgili Antlaşma hükümleri, sözleşme özgürlüğü prensibi gereği satım sözleşmelerinde satıcının teslim borcunun yeri ve şekli konusunda taraf iradesine üstünlük tanımıştır. Hasar ve yararın geçiş anı da bu iradeye bağlı olacaktır.
41. Satım sözleşmesinde ifa yeri ve şeklini belirlemek konusunda tümüyle özgür olan taraflar şayet bu hususlarla ilgili olarak aralarındaki mutabakatı ortaya koymak ve teslim/sorumluluk koşullarını ispatlayabilmek için sözleşmelerinde CFR terimine yer vermişlerse yahut bu terimi içeren faturaya alıcı tarafından itiraz edilmemekle satış şekli kesinleşmişse, bundan tarafların malın ana taşıma aracına yüklenmesi/gemi küpeştesinden geçmesinden sonraki aşamada tüm sorumluluğun alıcıya ait olacağını, bu şekilde zilyetliğin devriyle satıcı teslim borcunu ifa ettiğinden bu aşamadan sonraki tüm hasar ve yararın karşı tarafa geçeceğini kabul ettikleri anlaşılır ve taraflar bu iradeleriyle bağlıdır.
42. Davacı taraf da dava dilekçesinde CFR açıklaması içeren proforma faturaya dayanmış ve satın alınan malın aralarındaki anlaşmaya rağmen "gönderilmediğini" ileri sürmüştür. İlk Derece Mahkemesince yaptırılan bilirkişi incelemesi aşamasına kadar davalının taşıyan yahut taşıma komisyoncusu olduğu yönünde herhangi bir iddiada bulunulmamış, tam tersini ispat için davalı tarafça CFR ile taşıtan konumunda olduğuna dair deliller dosyaya sunulmuştur. Diğer taraftan dosya kapsamından tarafların bir cari hesap ilişkisi içerisinde oldukları ve aynı usulle başka satışların da gerçekleştiği anlaşılmaktadır.
43. Tüm bunlar karşısında Özel Daire kararında kabul edilenin aksine faturada varış limanının yazılı olması tarafların CFR koşullarından ayrı bir teslim yeri kararlaştırdığını, bir başka anlatımla satıcının malın varış limanına varmasıyla teslim borcunu üstlendiğini göstermez; tam tersine bu, satıcının alıcıyla aralarındaki sözleşmeye uygun şekilde malın varacağı yeri ve bu yere uygun rotayı gözettiğini ispat için yerinde ve olması gereken bir açıklamadır.
44. Buna göre Bölge Adliye Mahkemesinin varış limanına uygun rotaya ve satım sözleşmesine uygun niteliğe sahip gemiye malı yükleten davalı satıcının geminin sefer esnasında rotadan çıkmasından yahut başkaları tarafından gemiye yüklendiği anlaşılan patlayıcı maddelerin bulunmasından sorumlu tutulamayacağı, satıcının teslim borcunun ifa etmiş sayılması için malın varış limanına ulaşmasını koşulunu aramanın CFR şekilli satış sözleşmelerinin hukuki niteliğine uygun düşmeyeceği yönündeki direnme gerekçesi usul ve yasaya uygundur.
45. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmelerde; davalının sözleşmenin kurulmasından sonraki eylem ve işleriyle yarattığı fiili durumun taraflar arasındaki ilişkiyi tipik bir CFR teslim koşullu satış sözleşmesinin dışına çıkardığı, Daire kararında açıkça ifade edilmemişse de taraflar arasında taşıma sözleşmesinin kurulduğu hususuna dikkat çekmek için uygun araç ve rotanın belirlenmesi yükümlülüğünden bahsedildiği, zira davalının sunduğu faturadan navlun bedelini alıcıya yüklendiğinin anlaşıldığı, oysa CFR satışlarının temel özelliklerinden birinin navlun bedelinin satıcı tarafından karşılanması olduğu, İlk Derece Mahkemesinin hükme esas aldığı bilirkişi raporunda da belirtildiği üzere davalının bizzat kendi savunmasında dayandığı ve bu sebeple de iddianın genişletilmesi olarak değerlendirilmesi mümkün olmayan açıklamalarına göre dava konusu satışta tüm taşıma işlerini organize ederek bir anlamda taşıma komisyoncusu olarak faaliyet gösterdiği, davalı tarafça sunulan konişmentoda taşıyanın kim olduğu belli olmadığı gibi davalının yer aldığı "shipper" ifadesinin kelime anlamının nakliyeci olduğu, hâl böyle olunca davalının sorumluluğunun taşıyanın hukuki sorumlulukları çerçevesinde değerlendirilmesi ve kararın bu genişletilmiş gerekçelerle bozulması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de bu görüş açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.
46. Hâl böyle olunca Bölge Adliye Mahkemesince verilen direnme kararı onanmalıdır.
VII. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile direnme kararının ONANMASINA,
Harç peşin alındığından harç alınmasına yer olmadığına,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin direnme kararını veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
19.11.2025 tarihinde oy çokluğuyla ve kesin olarak karar verildi.
BİLGİ : Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nda bulunan 25 üyenin 17’si ONAMA, 8’i ise GENİŞLETİLMİŞ GEREKÇE İLE BOZMA yönünde oy kullanmışlardır.

