DAVALI DOKTORUN KÜÇÜĞÜN İKİ TİBİA KISMİ YOKLUĞU FARK EDEMEMESİ GEBELİĞİN AKIBETİ ÜZERİNE BİR ETKİSİ BULUNMASA DA ÖZEN YÜKÜMLÜLÜĞÜNE AYKIRI DAVRANIŞI NEDENİYLE MANEVÎ TAZMİNATTAN SORUMLUDUR.
T.C.
YARGITAY
3. HUKUK DAİRESİ
Esas No : 2025/2909
Karar No : 2026/524
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
Y A R G I T A Y İ L Â M I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi
TARİHİ : 27.02.2025
SAYISI : 2023/2331 E., 2025/752 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacılar vekili; davacı annenin gebelik kontrollerinin davalı hastanede görevli davalı kadın doğum uzmanınca 07.03.2018, 24.04.2018 ve 28.05.2018 tarihlerinde ultrasonla yapıldığını, yapılan kontrollerde cenin ile ilgili hiçbir olumsuzluktan bahsedilmediğini, müvekkillerinin 12.07.2018 tarihinde kontrole gittiklerinde davalı doktorun hastaneden ayrıldığını öğrenmeleri üzerine dava dışı hastanede başka bir doktora muayene olunduğunu ve "bebeğin dizden aşağısının olmadığının" söylendiğini, davalı doktora bu durum anlatıldığında "biz bunu nasıl kaçırmışız hep üst kısmına mı bakmışız" dediğini, süre geçtiği için gebeliğin sonlandırılamadığını, bebeğin 05.10.2018 tarihinde dizden aşağısı olmayacak şekilde dünyaya geldiğini, davalı doktorun müvekkillerine karşı işini yaparken gerekli özen ve sadakat borcunu yerine getirmediğini, aile ile dalga geçer gibi beyanda bulunduğunu, davalı doktorun davranışı nedeniyle, davalı hastanenin ise adam çalıştıran sıfatıyla sorumlu olduğunu, bebeğin yaşamı sürecinde fiziksel engelinden dolayı ömür boyu çalışma kaybı yaşayacağını, ailenin maddi ve manevi çöküntü yaşadığını, davacı küçüğe diğer bebeklere göre daha çok özen gösterilmesi gerekeceğini ileri sürerek; davacı küçük için iş gücü kaybı, engellilik, iş göremezlik nedeni ile şimdilik 1.000,00 TL, bakıcı gideri olarak şimdilik 1.000,00 TL olmak üzere toplam 2.000,00 TL belirsiz alacağın, davacı anne ve baba için ayrı ayrı 200.000,00'er TL, davacı küçük için 250.000,00 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
1. Davalı doktor vekili; davacı annenin 07.03.2018 tarihinde ilk kez müvekkili tarafından gebelik takibi kapsamında muayene edildiğini, yapılan ilk muayenede bebeğin 8 haftalık olduğunu, davacıya 29-30 Mart tarihlerinde ikili tarama testi yaptırması ve bununla birlikte tekrar muayeneye gelmesi gerektiği söylendiği halde o tarihte tarama testi yaptırmayıp 24.04.2018 tarihinde ikinci muayeneye geldiğini, bu tarih itibariyle bebeğin 15 hafta 4 günlük olduğunu, 1 hafta sonra üçlü tarama testinin yaptırılmasının öneminin anlatıldığını, üçlü tarama testine gelmediğini ve üçüncü kez 28.05.2018 tarihinde müvekkili doktor tarafından muayene edildiğini, davacı annenin kilo problemi olduğunu, son muayenede de ikili ve üçlü tarama testlerinin ihmal edildiğini, bebeğin pozisyonu, annenin kilosu, plesantanın önde olması nedeniyle ultrasonda bebeğin tüm organ ve uzuvlarının tam olarak görülemediğinden ya radyoloji ya da perinatoloji bölümünden detaylı ultrason alınması gerektiğinin hastaya anlatıldığını, davacı annenin ihmalinin bulunduğunu, kanunen kürtajın gebeliğin 10. haftasına kadar mümkün olduğunu, 10. haftadan önce bebeğin kol ve ayaklarının zaten tam olarak gelişmeyeceğini, davacı bebeğin ise dizden aşağısının var olup yeteri kadar gelişmediğini, 10. haftadan sonra yapılan kürtajların ihtiyari kürtaj olup sınırlı sayıda belirtilen hallerde yapılabileceğini, küçüğün mevcut halinin ihtiyari kürtaj için sayılanlar arasında olmadığını, bebeğin rutin ultrason taramalarında bir takım anomaliliklerin görülemeyebileceğini, küçüğün engelinin müvekkilin yahut herhangi bir komplikasyonun sebep olduğu bir engel olmadığını, yaradışsal nedenlerle engelli olduğunu, müvekkilinin ihmalinin ve özen yükümlülüğüne aykırı eyleminin bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
2. Davalı hastane vekili; davacı annenin davalı hekim tarafından yaptırılması istenilen ve gereken testleri yaptırmaktan kaçındığını, tarama testleri için girişimde bulunmadığını, hiç bir merkezde de tarama testini yaptırmadığını, tazminat şartlarının oluşmadığını, davalıların kusurunun bulunmadığını, manevi tazminatın fahiş olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; somut uyuşmazlığa ilişkin hem Adli Tıp Üst Kurulu tarafından düzenlenen raporda, hem de alanında uzman hekimlerden oluşturulan bilirkişi heyetince düzenlenen raporda, davalı hekime ve dolayısıyla hastaneye kusur atfında bulunulmadığı, küçük Çağan'ın sorununun gebelikte tespit edildiği tarihte veya gebeliğin 10. haftasından sonraki herhangi bir dönemde tespit edilmesi halinde ilgili mevzuata göre rahim tahliyesinin mümkün olmadığı, mevcut sorunun gebeliğin ilk 10 haftasında tespitinin ilgili organ gelişimini tamamlayıp, günümüz teknolojileriyle görünebilecek hale gelmediğinden tıbben mümkün olmadığı ve ailenin de tahliye talebinin olmadığı birlikte değerlendirildiğinde; hekimin hatalı eyleminin gebeliğin akıbeti üzerine bir etkisinin bulunmadığı, her ne kadar davacı tarafından tıbbı belgelerin değiştiği yönünde iddiaları olsa da yapılan keşif ve alınan bilirkişi raporunun incelemesi neticesinde dosya kapsamını etkileyecek nitelikte ve uygun illiyet bağı olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davacılar vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
IV. İSTİNAF
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; alınan bilirkişi raporları arasındaki çelişkiyi gidermek maksadıyla Adli Tıp Üçüncü Üst Kurulundan alınan raporda; "…Rutin Kadın Hastalıkları ve Doğum uygulamalarına göre 15. gebelik haftasında ilgili hekim tarafından fetüsteki her iki tibiada kısmi yokluğun tespit edilmesinin beklendiği, bu yokluğun tespit edilmemiş olmasının özen eksikliği olarak değerlendirildiği, dolayısıyla Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. İbrahim Halil Özdurak’ın uygulamalarının tıp biliminin genel kabul görmüş ilke ve kurallarına uygun olmadığı, ancak her iki tibia kısmi yokluğunun tanısının intrauterin (rahim içi) tanısının konulabilir olması, intrauterin tedavi şansının olmaması ve de ailenin de tahliye talebinin olmaması birlikte değerlendirildiğinde; hekimin hatalı eyleminin gebeliğin akıbeti üzerine bir etkisinin bulunmadığı, davalı hastane ve davacı tarafın sunduğu tıbbi belgelerdeki farklılıkların adli tahkikat ile aydınlatılmasının uygun olduğu" hekimin tıbbi süreci etkileyecek kusurunun bulunmadığı tespitinin yapılması üzerine davalıya atfı kabil bir kusur bulunmadığı belirlenerek karar verildiği, İlk Derece Mahkemesince yargılama sırasında Adli Tıp Kurumu 7. İhtisas Kurulundan, itiraz üzerine Adli Tıp 3. Üst kurulundan ve akademisyen üç kişilik kadın doğum uzmanlarından oluşan bilirkişi kurulundan alınan ve olayda davalılara atfedilecek bir kusur bulunmadığı mütalaasını içeren ayrıntılı, gerekçeli, detaylı, oluşa ve dosya kapsamına uygun, taraf ve yargı denetimine elverişli raporlar esas alınarak davanın reddine dair verilen kararın usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davacılar vekili; olayda davalıların kusurlu olduğunu, geçen süre ve sonuçta sakat bebek doğumu arasında illiyet bağının bulunduğunu, raporda açıkça illiyet bağının olduğu, hekimin gerekli özeni göstermediğinin belirtildiğini, karara dayanak olan ATK 3. Üst Kurulun raporunda çelişki olduğunu, çelişkili hazırlanan rapor doğrultusunda karar verildiğini ileri sürerek; kararın bozulmasını istemiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, vekalet sözleşmesinden kaynaklanan davalı hastanede davalı doktor tarafından yapılan gebelik takibinde doktorun özen yükümlülüğüne aykırı davranmasına dayalı maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.
1. Temyiz olunan kararda belirtilen gerekçeye ve dosya kapsamına göre, davacı Çağan Ege Y.'ın tüm, davacılar Çiğdem ve Yunus Y.'ın aşağıdaki paragrafların kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2. Vekil, vekalet görevine konu işi görürken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden sorumlu değil ise de bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın, yaptığı iş ve işlemlerin, davranışların özenli olmayışından doğan zararlardan dolayı sorumludur. Mesleki iş gören vekil özenle davranmak zorunda olup, en hafif kusurundan bile sorumludur. O nedenle doktor ve hastanenin meslek alanı içinde olan bütün kusurları hafif de olsa sorumluluğun unsuru olarak kabul edilmelidir. Gerçekten de müvekkil (hasta) mesleki bir iş gören vekilden, tedavinin bütün aşamalarında titiz bir ihtimam ve dikkat beklemek hakkına sahiptir. Gereken özen görevini göstermeyen vekil, vekalet görevini gereği gibi ifa etmemiş sayılmalıdır. Aynı hususlar doktorun görev yaptığı sağlık kuruluşu için de geçerlidir.
Vekil, vekalet görevini yerine getirirken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden sorumlu değil ise de bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın, yaptığı işlemlerin, eylemlerin ve davranışlarının özenli olmayışı nedeniyle doğan zararlardan sorumludur. Gereken özen görevini göstermeyen vekil vekaleti gereği gibi ifa etmemiş sayılmalıdır.
Manevi tazminat, haksız bir eylemin yarattığı üzüntünün, duyulan elem ve acıların giderilmesini amaçlayan bir ödencedir. Manevi zarar, mal varlığına dokunmayan, yaşam, sağlık, namus, sır, aile mahremiyeti gibi mal varlığı harici varlıklarda meydana gelen azalma olup, bu zarar manevi tazminatla giderilmeye, azaltılmaya çalışılmıştır.
Yukarıda belirtilen bilgiler ışığında somut olayın incelenmesinde; davacı annenin gebelik kontrollerinin davalı doktor tarafından davalı hastanede 07.03.2018, 24.04.2018 ve 28.05.2018 tarihlerinde ultrasonla yapıldığı hususu sabittir. 07.03.2018 tarihinde davacı annenin 8 haftalık, 24.04.2018 tarihinde 15 haftalık, 28.05.2018 tarihinde ise 21 haftalık gebe olduğu dosya kapsamından anlaşılmıştır.
Adli Tıp Üçüncü Üst Kurulunun 16.03.2023 tarihli raporunda; rutin kadın hastalıkları ve doğum uygulamalarına göre, 15. gebelik haftasında ilgili hekim tarafında fetüsteki her iki tibiada kısmi yokluğun tespit edilmesinin beklendiği, bu yokluğun tespit edilmemiş olmasının özen eksikliği olarak değerlendirildiği, dolayısıyla davalı doktorun uygulamalarının tıp biliminin genel kabul görmüş ilke ve kurallarına uygun olmadığı belirtilmiştir.
Somut olayda, davalı doktorun 15. gebelik haftasında her iki tibiada kısmi yokluğu tespit etmesi gerekirken tespit edemediği gibi bir sonraki kontrol olan 21. gebelik haftasında da tespit edememiş ve davalı doktorun davalı hastaneden ayrılması üzerine her iki tibiada kısmi yokluğun başka bir doktor tarafından tespit edildiği anlaşılmıştır. Bu durumda, yukarıda belirtilen raporda da belirtildiği üzere davalı doktorun özen yükümlülüğüne aykırı davrandığı hususu kabul edilmelidir.
O halde, davalı doktorun küçük Çağan Ege'deki iki tibia kısmi yokluğu fark edememesinin gebeliğin akıbeti üzerine bir etkisi bulunmasa da vekil özenle davranmak zorunda olup, en hafif kusurundan bile sorumlu olduğundan kısmı yokluğu tespit edememesinin özen yükümlülüğüne aykırı olup davacı anne ve babanın öncelikli bilgilenme hakkı ihlal edildiği anlaşılmakla; davacılar Çiğdem ve Yunus yararına olay tarihi, olayların gelişim şekli, tarafların konumu nazara alınarak hakkaniyete uygun, ceza niteliğine bürünmeyen, aynı zamanda zenginleşme aracı olmayacak ölçüde manevi tazminata karar verilmesi gerekirken, reddine karar verilmesi yerinde görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1. Davacılar vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine,
2. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 373/1 maddesi uyarınca ORTADAN KALDIRILMASINA,
3. İlk Derece Mahkemesi kararının aynı Kanun'un 371. maddesi uyarınca davacı Çiğdem ve Yunus yararına BOZULMASINA,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde temyiz edene iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
09.02.2025 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.
Başkan Üye Üye Üye Üye
Battal Yılmaz Adviye Füsun Ayaz Emir Ateş Muzaffer Gürkanlı Ferhan Temel
(Muhalif)
KARŞI OY
Dava, doktor hatası nedeniyle maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.
Sayın çoğunluk ile aramızda, hekimin gebeliğin onbeşinci haftasında fetüsdeki her iki tibiada kısmi yokluğu tespit edememiş olmasının özen eksikliği olduğu, hekimin uygulamasının tıp biliminin genel kabul görmüş ilke ve kurallarına uygun olmadığı konusunda görüş aykırılığı yoktur.
Sayın çoğunlukla aramızdaki görüş ayrılığı, hekimin hatalı uygulamasının ve özen eksikliğinin gebeliğin akibeti üzerinde bir etkisinin bulunup bulunmadığı, hekimin gerekli bilgilendirmeyi yapıp yapmadığı, bunun sonucu olarak davalıların manevi tazminattan sorumlu olup olmadıkları noktasında toplanmaktadır.
Davacı anne Çiğdem, sekiz haftalık hamile iken 07.03.2018 tarihinde, on beş haftalık dört günlük hamile iken 24.04.2018 tarihinde, yirmi bir haftalık hamile iken 28.05.2018 tarihinde davalı hastanede çalışan, davalı hekime üç kez kontrol amaçlı olarak gitmiştir. Dosyaya gelen hastane kayıtlarından mahkemece dinlenen davalı tanık anlatımlarından, davacı annenin hamilelik boyunca yaptırması gereken testler konusunda bilgilendirildiği, davacı annenin bundan öncede iki çocuğunun olması nedeniyle hamilelik konusunda tecrübesinin bulunduğu anlaşılmaktadır.
Kadın Hastalıkları Doğum Uzmanlarından alınan üçlü bilirkişi raporuna göre hamileliğin onuncu haftasından sonraki herhangi bir dönemde 2827 sayılı yasanın 5. maddesine göre rahmin tahliyesi mümkün değildir. Kaldı ki davacı tanığı olarak 18.03.2021 tarihli oturumda dinlenen dede "eğer hastane ve doktor bize çocuğun ayaklarının olmadığını zamanında söylemiş olsaydı dahi biz bu çocuğu kuvetle muhtemel aldırmazdık" şeklinde beyanda bulunmuştur. Fetüsdeki her iki bacağın kısmi yokluğunun tıbben onbeşinci haftada fark edilebileceği, ancak davalı hekimin bu anomaliği fark edemediği, davacı annenin 12.07.2018 tarihinde gittiği başka bir hastanede öğrendiği anlaşılmaktadır.
Doktor ile hasta arasındaki ilişki vekalet sözleşmesine dayalı bir ilişki olup vekilin görevini ifa ederken bu görevi dikkat ve özenle yerine getirme zorunda olup, vekil en hafif kusurlardan sorumlu olsada, hekimin sorumlu tutulabilmesi için zarar ile ileri sürülen iddia arasında illeyet bağı olması gerekir. Somut olayda küçükteki engel, davalı doktorun teşhisinden, tedavisinden yahut verdiği bir ilaç yada doğumda meydana gelen kusurlu davranışından, dikkatsiz ve özensizliğinden kaynaklanmamaktadır. Hiçbir kimsenin sebep olmadığı yalnızca doğuşsal nedenlerle engelli olarak dünyaya gelmiştir. Anne karnındaki bebekte saptanan uzuv eksikliklerin anne ve bebeğin hayatına tehtit eden bir durum olmadığından rahmin tahliye endikasyonu bulunmadığı, doktorun zamanında fark etmemesi nedeniyle bilgilendirme yapmamasının sonucu etkilemeyeceği, davacı anne ve babanın hamileliğin onbeşinci haftası yerine yirmi yedinci haftasında öğrenmesi arasında manevi zararın doğmasına yol açmayacağı, olayda uygun illiyet bağının bulunmadığı, bu nedenlerle manevi tazminata hükmedilemeyeceği, Dairemizin benzer nitelikteki 2025/3093 E., 2025/4406 K. sayılı 29.09.2025 tarihli ilamında verilen kararın da bu yönde olduğu, açıklanan bu gerekçeler karşısında kararın dayandığı bilgi ve belgelere, özellikle temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararında yazılı gerekçelere göre, yerinde bulunmayan davacıların bütün temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan Bölge Adliye Mahkemesinin kararının ONAMASI görüşünde olduğumdan sayın çoğunluğun BOZMA kararına iştirak edilmemiştir.
Üye
Emir ATEŞ
BİLGİ : Her ne kadar içtihatta karar tarihi "09.02.2025" olarak yazılmış ise de Yargıtay Dosya Sorgu Ekranı'na göre içtihatın karar tarihi "09.02.2026" olarak belirtilmektedir.
DAVALI DOKTORUN KÜÇÜĞÜN İKİ TİBİA KISMİ YOKLUĞU FARK EDEMEMESİ GEBELİĞİN AKIBETİ ÜZERİNE BİR ETKİSİ BULUNMASA DA ÖZEN YÜKÜMLÜLÜĞÜNE AYKIRI DAVRANIŞI NEDENİYLE MANEVÎ TAZMİNATTAN SORUMLUDUR.
T.C.
YARGITAY
3. HUKUK DAİRESİ
Esas No : 2025/2909
Karar No : 2026/524
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
Y A R G I T A Y İ L Â M I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi
TARİHİ : 27.02.2025
SAYISI : 2023/2331 E., 2025/752 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacılar vekili; davacı annenin gebelik kontrollerinin davalı hastanede görevli davalı kadın doğum uzmanınca 07.03.2018, 24.04.2018 ve 28.05.2018 tarihlerinde ultrasonla yapıldığını, yapılan kontrollerde cenin ile ilgili hiçbir olumsuzluktan bahsedilmediğini, müvekkillerinin 12.07.2018 tarihinde kontrole gittiklerinde davalı doktorun hastaneden ayrıldığını öğrenmeleri üzerine dava dışı hastanede başka bir doktora muayene olunduğunu ve "bebeğin dizden aşağısının olmadığının" söylendiğini, davalı doktora bu durum anlatıldığında "biz bunu nasıl kaçırmışız hep üst kısmına mı bakmışız" dediğini, süre geçtiği için gebeliğin sonlandırılamadığını, bebeğin 05.10.2018 tarihinde dizden aşağısı olmayacak şekilde dünyaya geldiğini, davalı doktorun müvekkillerine karşı işini yaparken gerekli özen ve sadakat borcunu yerine getirmediğini, aile ile dalga geçer gibi beyanda bulunduğunu, davalı doktorun davranışı nedeniyle, davalı hastanenin ise adam çalıştıran sıfatıyla sorumlu olduğunu, bebeğin yaşamı sürecinde fiziksel engelinden dolayı ömür boyu çalışma kaybı yaşayacağını, ailenin maddi ve manevi çöküntü yaşadığını, davacı küçüğe diğer bebeklere göre daha çok özen gösterilmesi gerekeceğini ileri sürerek; davacı küçük için iş gücü kaybı, engellilik, iş göremezlik nedeni ile şimdilik 1.000,00 TL, bakıcı gideri olarak şimdilik 1.000,00 TL olmak üzere toplam 2.000,00 TL belirsiz alacağın, davacı anne ve baba için ayrı ayrı 200.000,00'er TL, davacı küçük için 250.000,00 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
1. Davalı doktor vekili; davacı annenin 07.03.2018 tarihinde ilk kez müvekkili tarafından gebelik takibi kapsamında muayene edildiğini, yapılan ilk muayenede bebeğin 8 haftalık olduğunu, davacıya 29-30 Mart tarihlerinde ikili tarama testi yaptırması ve bununla birlikte tekrar muayeneye gelmesi gerektiği söylendiği halde o tarihte tarama testi yaptırmayıp 24.04.2018 tarihinde ikinci muayeneye geldiğini, bu tarih itibariyle bebeğin 15 hafta 4 günlük olduğunu, 1 hafta sonra üçlü tarama testinin yaptırılmasının öneminin anlatıldığını, üçlü tarama testine gelmediğini ve üçüncü kez 28.05.2018 tarihinde müvekkili doktor tarafından muayene edildiğini, davacı annenin kilo problemi olduğunu, son muayenede de ikili ve üçlü tarama testlerinin ihmal edildiğini, bebeğin pozisyonu, annenin kilosu, plesantanın önde olması nedeniyle ultrasonda bebeğin tüm organ ve uzuvlarının tam olarak görülemediğinden ya radyoloji ya da perinatoloji bölümünden detaylı ultrason alınması gerektiğinin hastaya anlatıldığını, davacı annenin ihmalinin bulunduğunu, kanunen kürtajın gebeliğin 10. haftasına kadar mümkün olduğunu, 10. haftadan önce bebeğin kol ve ayaklarının zaten tam olarak gelişmeyeceğini, davacı bebeğin ise dizden aşağısının var olup yeteri kadar gelişmediğini, 10. haftadan sonra yapılan kürtajların ihtiyari kürtaj olup sınırlı sayıda belirtilen hallerde yapılabileceğini, küçüğün mevcut halinin ihtiyari kürtaj için sayılanlar arasında olmadığını, bebeğin rutin ultrason taramalarında bir takım anomaliliklerin görülemeyebileceğini, küçüğün engelinin müvekkilin yahut herhangi bir komplikasyonun sebep olduğu bir engel olmadığını, yaradışsal nedenlerle engelli olduğunu, müvekkilinin ihmalinin ve özen yükümlülüğüne aykırı eyleminin bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
2. Davalı hastane vekili; davacı annenin davalı hekim tarafından yaptırılması istenilen ve gereken testleri yaptırmaktan kaçındığını, tarama testleri için girişimde bulunmadığını, hiç bir merkezde de tarama testini yaptırmadığını, tazminat şartlarının oluşmadığını, davalıların kusurunun bulunmadığını, manevi tazminatın fahiş olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; somut uyuşmazlığa ilişkin hem Adli Tıp Üst Kurulu tarafından düzenlenen raporda, hem de alanında uzman hekimlerden oluşturulan bilirkişi heyetince düzenlenen raporda, davalı hekime ve dolayısıyla hastaneye kusur atfında bulunulmadığı, küçük Çağan'ın sorununun gebelikte tespit edildiği tarihte veya gebeliğin 10. haftasından sonraki herhangi bir dönemde tespit edilmesi halinde ilgili mevzuata göre rahim tahliyesinin mümkün olmadığı, mevcut sorunun gebeliğin ilk 10 haftasında tespitinin ilgili organ gelişimini tamamlayıp, günümüz teknolojileriyle görünebilecek hale gelmediğinden tıbben mümkün olmadığı ve ailenin de tahliye talebinin olmadığı birlikte değerlendirildiğinde; hekimin hatalı eyleminin gebeliğin akıbeti üzerine bir etkisinin bulunmadığı, her ne kadar davacı tarafından tıbbı belgelerin değiştiği yönünde iddiaları olsa da yapılan keşif ve alınan bilirkişi raporunun incelemesi neticesinde dosya kapsamını etkileyecek nitelikte ve uygun illiyet bağı olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davacılar vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
IV. İSTİNAF
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; alınan bilirkişi raporları arasındaki çelişkiyi gidermek maksadıyla Adli Tıp Üçüncü Üst Kurulundan alınan raporda; "…Rutin Kadın Hastalıkları ve Doğum uygulamalarına göre 15. gebelik haftasında ilgili hekim tarafından fetüsteki her iki tibiada kısmi yokluğun tespit edilmesinin beklendiği, bu yokluğun tespit edilmemiş olmasının özen eksikliği olarak değerlendirildiği, dolayısıyla Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. İbrahim Halil Özdurak’ın uygulamalarının tıp biliminin genel kabul görmüş ilke ve kurallarına uygun olmadığı, ancak her iki tibia kısmi yokluğunun tanısının intrauterin (rahim içi) tanısının konulabilir olması, intrauterin tedavi şansının olmaması ve de ailenin de tahliye talebinin olmaması birlikte değerlendirildiğinde; hekimin hatalı eyleminin gebeliğin akıbeti üzerine bir etkisinin bulunmadığı, davalı hastane ve davacı tarafın sunduğu tıbbi belgelerdeki farklılıkların adli tahkikat ile aydınlatılmasının uygun olduğu" hekimin tıbbi süreci etkileyecek kusurunun bulunmadığı tespitinin yapılması üzerine davalıya atfı kabil bir kusur bulunmadığı belirlenerek karar verildiği, İlk Derece Mahkemesince yargılama sırasında Adli Tıp Kurumu 7. İhtisas Kurulundan, itiraz üzerine Adli Tıp 3. Üst kurulundan ve akademisyen üç kişilik kadın doğum uzmanlarından oluşan bilirkişi kurulundan alınan ve olayda davalılara atfedilecek bir kusur bulunmadığı mütalaasını içeren ayrıntılı, gerekçeli, detaylı, oluşa ve dosya kapsamına uygun, taraf ve yargı denetimine elverişli raporlar esas alınarak davanın reddine dair verilen kararın usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davacılar vekili; olayda davalıların kusurlu olduğunu, geçen süre ve sonuçta sakat bebek doğumu arasında illiyet bağının bulunduğunu, raporda açıkça illiyet bağının olduğu, hekimin gerekli özeni göstermediğinin belirtildiğini, karara dayanak olan ATK 3. Üst Kurulun raporunda çelişki olduğunu, çelişkili hazırlanan rapor doğrultusunda karar verildiğini ileri sürerek; kararın bozulmasını istemiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, vekalet sözleşmesinden kaynaklanan davalı hastanede davalı doktor tarafından yapılan gebelik takibinde doktorun özen yükümlülüğüne aykırı davranmasına dayalı maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.
1. Temyiz olunan kararda belirtilen gerekçeye ve dosya kapsamına göre, davacı Çağan Ege Y.'ın tüm, davacılar Çiğdem ve Yunus Y.'ın aşağıdaki paragrafların kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2. Vekil, vekalet görevine konu işi görürken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden sorumlu değil ise de bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın, yaptığı iş ve işlemlerin, davranışların özenli olmayışından doğan zararlardan dolayı sorumludur. Mesleki iş gören vekil özenle davranmak zorunda olup, en hafif kusurundan bile sorumludur. O nedenle doktor ve hastanenin meslek alanı içinde olan bütün kusurları hafif de olsa sorumluluğun unsuru olarak kabul edilmelidir. Gerçekten de müvekkil (hasta) mesleki bir iş gören vekilden, tedavinin bütün aşamalarında titiz bir ihtimam ve dikkat beklemek hakkına sahiptir. Gereken özen görevini göstermeyen vekil, vekalet görevini gereği gibi ifa etmemiş sayılmalıdır. Aynı hususlar doktorun görev yaptığı sağlık kuruluşu için de geçerlidir.
Vekil, vekalet görevini yerine getirirken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden sorumlu değil ise de bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın, yaptığı işlemlerin, eylemlerin ve davranışlarının özenli olmayışı nedeniyle doğan zararlardan sorumludur. Gereken özen görevini göstermeyen vekil vekaleti gereği gibi ifa etmemiş sayılmalıdır.
Manevi tazminat, haksız bir eylemin yarattığı üzüntünün, duyulan elem ve acıların giderilmesini amaçlayan bir ödencedir. Manevi zarar, mal varlığına dokunmayan, yaşam, sağlık, namus, sır, aile mahremiyeti gibi mal varlığı harici varlıklarda meydana gelen azalma olup, bu zarar manevi tazminatla giderilmeye, azaltılmaya çalışılmıştır.
Yukarıda belirtilen bilgiler ışığında somut olayın incelenmesinde; davacı annenin gebelik kontrollerinin davalı doktor tarafından davalı hastanede 07.03.2018, 24.04.2018 ve 28.05.2018 tarihlerinde ultrasonla yapıldığı hususu sabittir. 07.03.2018 tarihinde davacı annenin 8 haftalık, 24.04.2018 tarihinde 15 haftalık, 28.05.2018 tarihinde ise 21 haftalık gebe olduğu dosya kapsamından anlaşılmıştır.
Adli Tıp Üçüncü Üst Kurulunun 16.03.2023 tarihli raporunda; rutin kadın hastalıkları ve doğum uygulamalarına göre, 15. gebelik haftasında ilgili hekim tarafında fetüsteki her iki tibiada kısmi yokluğun tespit edilmesinin beklendiği, bu yokluğun tespit edilmemiş olmasının özen eksikliği olarak değerlendirildiği, dolayısıyla davalı doktorun uygulamalarının tıp biliminin genel kabul görmüş ilke ve kurallarına uygun olmadığı belirtilmiştir.
Somut olayda, davalı doktorun 15. gebelik haftasında her iki tibiada kısmi yokluğu tespit etmesi gerekirken tespit edemediği gibi bir sonraki kontrol olan 21. gebelik haftasında da tespit edememiş ve davalı doktorun davalı hastaneden ayrılması üzerine her iki tibiada kısmi yokluğun başka bir doktor tarafından tespit edildiği anlaşılmıştır. Bu durumda, yukarıda belirtilen raporda da belirtildiği üzere davalı doktorun özen yükümlülüğüne aykırı davrandığı hususu kabul edilmelidir.
O halde, davalı doktorun küçük Çağan Ege'deki iki tibia kısmi yokluğu fark edememesinin gebeliğin akıbeti üzerine bir etkisi bulunmasa da vekil özenle davranmak zorunda olup, en hafif kusurundan bile sorumlu olduğundan kısmı yokluğu tespit edememesinin özen yükümlülüğüne aykırı olup davacı anne ve babanın öncelikli bilgilenme hakkı ihlal edildiği anlaşılmakla; davacılar Çiğdem ve Yunus yararına olay tarihi, olayların gelişim şekli, tarafların konumu nazara alınarak hakkaniyete uygun, ceza niteliğine bürünmeyen, aynı zamanda zenginleşme aracı olmayacak ölçüde manevi tazminata karar verilmesi gerekirken, reddine karar verilmesi yerinde görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1. Davacılar vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine,
2. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 373/1 maddesi uyarınca ORTADAN KALDIRILMASINA,
3. İlk Derece Mahkemesi kararının aynı Kanun'un 371. maddesi uyarınca davacı Çiğdem ve Yunus yararına BOZULMASINA,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde temyiz edene iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
09.02.2025 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.
Başkan Üye Üye Üye Üye
Battal Yılmaz Adviye Füsun Ayaz Emir Ateş Muzaffer Gürkanlı Ferhan Temel
(Muhalif)
KARŞI OY
Dava, doktor hatası nedeniyle maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.
Sayın çoğunluk ile aramızda, hekimin gebeliğin onbeşinci haftasında fetüsdeki her iki tibiada kısmi yokluğu tespit edememiş olmasının özen eksikliği olduğu, hekimin uygulamasının tıp biliminin genel kabul görmüş ilke ve kurallarına uygun olmadığı konusunda görüş aykırılığı yoktur.
Sayın çoğunlukla aramızdaki görüş ayrılığı, hekimin hatalı uygulamasının ve özen eksikliğinin gebeliğin akibeti üzerinde bir etkisinin bulunup bulunmadığı, hekimin gerekli bilgilendirmeyi yapıp yapmadığı, bunun sonucu olarak davalıların manevi tazminattan sorumlu olup olmadıkları noktasında toplanmaktadır.
Davacı anne Çiğdem, sekiz haftalık hamile iken 07.03.2018 tarihinde, on beş haftalık dört günlük hamile iken 24.04.2018 tarihinde, yirmi bir haftalık hamile iken 28.05.2018 tarihinde davalı hastanede çalışan, davalı hekime üç kez kontrol amaçlı olarak gitmiştir. Dosyaya gelen hastane kayıtlarından mahkemece dinlenen davalı tanık anlatımlarından, davacı annenin hamilelik boyunca yaptırması gereken testler konusunda bilgilendirildiği, davacı annenin bundan öncede iki çocuğunun olması nedeniyle hamilelik konusunda tecrübesinin bulunduğu anlaşılmaktadır.
Kadın Hastalıkları Doğum Uzmanlarından alınan üçlü bilirkişi raporuna göre hamileliğin onuncu haftasından sonraki herhangi bir dönemde 2827 sayılı yasanın 5. maddesine göre rahmin tahliyesi mümkün değildir. Kaldı ki davacı tanığı olarak 18.03.2021 tarihli oturumda dinlenen dede "eğer hastane ve doktor bize çocuğun ayaklarının olmadığını zamanında söylemiş olsaydı dahi biz bu çocuğu kuvetle muhtemel aldırmazdık" şeklinde beyanda bulunmuştur. Fetüsdeki her iki bacağın kısmi yokluğunun tıbben onbeşinci haftada fark edilebileceği, ancak davalı hekimin bu anomaliği fark edemediği, davacı annenin 12.07.2018 tarihinde gittiği başka bir hastanede öğrendiği anlaşılmaktadır.
Doktor ile hasta arasındaki ilişki vekalet sözleşmesine dayalı bir ilişki olup vekilin görevini ifa ederken bu görevi dikkat ve özenle yerine getirme zorunda olup, vekil en hafif kusurlardan sorumlu olsada, hekimin sorumlu tutulabilmesi için zarar ile ileri sürülen iddia arasında illeyet bağı olması gerekir. Somut olayda küçükteki engel, davalı doktorun teşhisinden, tedavisinden yahut verdiği bir ilaç yada doğumda meydana gelen kusurlu davranışından, dikkatsiz ve özensizliğinden kaynaklanmamaktadır. Hiçbir kimsenin sebep olmadığı yalnızca doğuşsal nedenlerle engelli olarak dünyaya gelmiştir. Anne karnındaki bebekte saptanan uzuv eksikliklerin anne ve bebeğin hayatına tehtit eden bir durum olmadığından rahmin tahliye endikasyonu bulunmadığı, doktorun zamanında fark etmemesi nedeniyle bilgilendirme yapmamasının sonucu etkilemeyeceği, davacı anne ve babanın hamileliğin onbeşinci haftası yerine yirmi yedinci haftasında öğrenmesi arasında manevi zararın doğmasına yol açmayacağı, olayda uygun illiyet bağının bulunmadığı, bu nedenlerle manevi tazminata hükmedilemeyeceği, Dairemizin benzer nitelikteki 2025/3093 E., 2025/4406 K. sayılı 29.09.2025 tarihli ilamında verilen kararın da bu yönde olduğu, açıklanan bu gerekçeler karşısında kararın dayandığı bilgi ve belgelere, özellikle temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararında yazılı gerekçelere göre, yerinde bulunmayan davacıların bütün temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan Bölge Adliye Mahkemesinin kararının ONAMASI görüşünde olduğumdan sayın çoğunluğun BOZMA kararına iştirak edilmemiştir.
Üye
Emir ATEŞ
BİLGİ : Her ne kadar içtihatta karar tarihi "09.02.2025" olarak yazılmış ise de Yargıtay Dosya Sorgu Ekranı'na göre içtihatın karar tarihi "09.02.2026" olarak belirtilmektedir.

