KARAMERCAN HUKUK Bürosu internet sitesinde yayınlanan tüm içerik telif yasaları ve Türk Patent Enstitüsü kapsamında koruma altındadır. KARAMERCAN HUKUK Bürosu internet sitesinde paylaşılan Yargıtay Kararları’nın kullanımından doğabilecek zararlar için KARAMERCAN HUKUK Bürosu hiçbir sorumluluk kabul etmez. www.karamercanhukuk.com/yargitay-kararlari/ internet adresinde paylaşılan Yargıtay Kararları’nın link verilmeden bir başka anlatımla www.karamercanhukuk.com internet adresinden alındığı belirtilmeksizin kopyalanması, paylaşılması ve kullanılması YASAKTIR. KARAMERCAN HUKUK Bürosu internet sitesini ziyaret etmekle, yukarıda belirtilen kullanım şartlarını kabul etmiş sayılırsınız.
Yazdır

TARAFLAR ETKİN BİR ROL OYNAYIP ÇEKİŞMELİ VAKIALARI İSPATA ELVERİŞLİ NİTELİKTEKİ İSPAT ARACI OLAN DELİLLERİ İLERİ SÜRMEZLERSE HÂKİM, İLERİ SÜRÜLMÜŞ VAKIA VE DELİLLERE GÖRE KARAR VERECEKTİR.

T.C.
YARGITAY
HUKUK GENEL KURULU

Esas No        : 2024/11-732
Karar No       : 2026/13

T Ü R K   M İ L L E T İ   A D I N A

Y A R G I T A Y   İ L  M I

İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ                :
 Bodrum 3. Asliye Hukuk Mahkemesi
TARİHİ                          : 19.12.2023
SAYISI                          : 2023/595 E., 2023/695 K.
ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 11.05.2022 tarihli ve 2021/1554 Esas,
                                        2022/3744 Karar sayılı BOZMA kararı

1. Taraflar arasındaki itirazın iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Bodrum 3. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen davanın reddine ilişkin karar davacı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.

2. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği düşünüldü:

I. YARGILAMA SÜRECİ

Davacı İstemi

4. Davacı vekili; Hazineye ait iki ayrı taşınmazın taş ocağı olarak kullanılmak üzere davalıya kiralandığını, sözleşme çerçevesinde alınan teminat mektuplarının aynı miktar üzerinden davalının ipotek vermesi nedeniyle iade edildiğini, davalının taşınmazlardan biri için 2001 yılına ait 17.625,00 TL bedelli kira taksitini ödemediğini, hemen yanında bulunan diğer taşınmaz yönünden ise taş ocağından sözleşmeye aykırı şekilde fazla malzeme çıkarıldığının tespiti üzerine fazla kullanıma ilişkin olarak o aşamada tespit edilen 412.630.000,00 TL bedelin davalıdan tahsil edildiğini ve kira sözleşmesinin 01.12.2005 tarihinde feshedildiğini, sonradan yapılan ileri tetkik ve tahkikatlar sonunda fazla kullanım miktarının gerçekte çok daha fazla olduğunun Milli Emlak denetmeninin raporuyla tespit edildiğini, davalı şirketin muhasebe müdürüyle bir araya gelinerek 22.09.2006 tarihli tutanağın imzalandığını, bu tutanakta kabul edildiği üzere davalının fazla çıkardığı taş bedelinin 1.947.730,18 TL olduğunu, gecikme zammıyla birlikte kira borcu ve fazla malzeme bedelinin ödenmesi için davalıya gönderilen ihtarnameden sonuç alınamaması üzerine icra takibi başlatıldığını, davalının takibe haksız şekilde itiraz ettiğini ileri sürerek itirazın iptali ile takibin devamına karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı Cevabı

5. Davalı vekili; ödenmediği ileri sürülen kira bedeli yönünden zamanaşımı süresinin dolduğunu, yine fazla malzeme bedeli iddiası yönünden de icra takibinin başlatıldığı tarihten geriye beş yıldan önceki dönem yönünden de zamanaşımının dolduğunu, müvekkilinin tüm kira bedellerini sözleşmeye uygun şekilde ödediğini ve ilk sözleşmenin 2003 yılında sona erdiğini, diğer taşınmazdan sözleşmeye aykırı şekilde fazla malzeme çıkarıldığı iddiası yönünden ise 2004 yılında yedi yıllığına kira sözleşmesi imzalanmasından hemen sonra 5177 sayılı Kanun ile 3213 sayılı Maden Kanunu'nda yapılan değişikliğin yürürlüğe girmesiyle taş ocaklarının da maden kapsamına alındığını ve bu sebeple artık ilişkinin kira sözleşmesi olma niteliğinin son bulduğunu, kesin teminatların hiçbir ihtirazî kayıt konulmaksızın iade edildiğini, ihtarnameye bu yönde itirazları üzerine teminatın sehven iade edildiğinin belirtildiğini, bu durumun dahi tek başına müvekkilinin borcunun olmadığını gösterdiğini, denetmen tarafından yapılan ve eldeki davaya dayanak teşkil eden incelemedeki tespitlerin gerçeği yansıtmadığını, raporda yalnızca müvekkilinin hazır beton satış tonajı rakamlarına bakılarak beton içerisindeki taş mamullerinin ürünün %76’sını oluşturduğu şeklindeki bir kabul üzerinden hesaplama yapıldığını, oysa bu ölçüm yönteminin sağlıklı olmadığını, zira müvekkilinin yalnızca davaya konu taş ocaklarından değil kendi inşaat alanlarından çıkan malzemeleri de beton santraline nakledip işlediğini, dava dilekçesinde bahsi geçen tutanakta imzası bulunan şirket yetkilisinin 2005 yılında yetkilendirildiğini, ondan önceki döneme ait işleyiş hakkında beyanda bulunabilmek için bilgi ve yetkiye sahip olmadığını, sözleşmede taş ocağına tahmini 51.681 metreküplük malzeme bulunduğu yazılıyken yüzölçümü ve topoğrafik haritası en baştan belli olan bir madenden başlangıçta öngörülen toplam rezervin beş katı malzeme çıkarılmasının fiziken ve fiilen mümkün olmaması karşısında, denetim raporundaki 254.403 metreküp fazladan taş çıkarıldığı şeklindeki değerlendirmenin gerçeği yansıtmadığını, bunun yalnızca hazır beton satışı rakamlarının baz alınmasından kaynaklı hatalı bir tespit olduğunu, aksi kabul edilecek olsa dahi denetmenin esas aldığı birim fiyat değerinin de fahiş nitelik taşıdığını belirterek davanın reddini savunmuş, davacının kötüniyet tazminatına mahkûm edilmesini talep etmiştir.

İlk Derece Mahkemesinin İlk Kararı

6. Bodrum 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 09.06.2015 tarihli, 2007/662 Esas, 2015/314 Karar sayılı kararı ile; dosya kapsamında sunulan deliller ve bilirkişi raporlarına göre davalının ödenmemiş kira borcunun bulunmadığı, davacının fazla malzeme kullanıldığı iddiasını da ispatlayamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, kötüniyet tazminatı yönündeki davalı talebi yerinde görülmemiştir.

Özel Dairenin İlk Bozma Kararı

7. Yukarıda belirtilen karara karşı süresi içinde her iki taraf vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

8. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 13.06.2016 tarihli ve 2015/10985 Esas, 2016/6552 Karar sayılı kararı ile; "… 1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin aşağıdaki bent dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar verilmiştir.

2- Mahkemece dava konusu maden sahasında yapılan izinsiz fazla üretim iddiası ve talep edilen fazla malzeme bedeli yönünden davanın reddine karar verilmiş ise de, bu konuda aralarında inşaat, maden ve jeoloji mühendislerinin de bulunduğu 5'li bilirkişi heyetinden alınan raporda da davalı tarafa kiralanan 1 no'lu maden sahası yönünden, araziden hangi miktar malzeme çıkarıldığının tespiti için davalı tarafın savunmasında geçen ocak dışında başka ocaklardan malzeme getirilip dava konusu sahaya depolandığı savunmasını doğrulayacak kayıtlara ihtiyaç duyulduğu, ayrıca dava konusu ocaktan alınan kayaçlara ilişkin varsa kantar fişlerinin dosyaya getirilmesi gerektiği, dava konusu ocakta davalıdan sonra da üretime devam edildiği tespit edildiğine göre, davalı tarafça ocak terkedildikten sonra 3. kişilerce üretim faaliyetine başlama anındaki plankote notlarının bulunup bulunmadığı araştırıldıktan sonra, davalı tarafça öngörülen süre zarfında, taraflar arasındaki sözleşmede öngörülenden fazla malzeme üretilip üretilmediği araştırılarak ve bu doğrultuda bilirkişilerden ek rapor alınarak sonucuna göre değerlendirme yapılması gerekirken, mahkemece eksik incelemeyle hüküm kurulması davacı yararına bozmayı gerektirmiştir.

3- Davalı vekilinin temyiz itirazlarına gelince, 20.06.2004 tarihli dekontla icra takibinden önce 17.500,00 TL'nin davalı tarafından ödendiği ve mahkemece de bu miktar borcun ödendiği gerekçesiyle davanın reddine karar verildiği, bu kısmî ödemeye rağmen 2007 yılında icra takibi başlatan davacının kötüniyetli olduğu anlaşıldığından İİK'nın 67. maddesi uyarınca davacı aleyhine kötüniyet tazminatına hükmedilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir." gerekçesi ile karar bozulmuştur.

Mahkemenin İkinci Kararı

9. Bozma kararına uyularak yapılan yargılama sonunda Mahkemece verilen 15.10.2020 tarihli, 2018/471 Esas, 2020/355 Karar sayılı kararıyla; Yargıtay ilâmında belirtilen dava konusu ocak dışında başka ocaklardan malzeme getirilip dava konusu sahaya depolandığına ilişkin kayıtlar, ocaktan alınan kayaçlara ilişkin varsa kantar fişleri ile davalı tarafça ocak terk edildikten sonra üçüncü kişilerce üretim faaliyetine başlama anındaki plankote notlarının davacı tarafça tutulması gereken kayıtlar olduğu ancak davacı tarafça bu hususlara ilişkin bilgi ve belge sunulamadığı için bozma kararında gösterilen şekilde inceleme yapılamadığı, bu hâlde davacının iddiasını ispatlayamadığı gerekçesiyle davanın reddine, şartları oluşmadığından davalının köyüniyet tazminatı taleplerinin reddine karar verilmiştir.

Özel Dairenin Direnmeye Esas İkinci Bozma Kararı

10. Yukarıda belirtilen karara karşı süresi içinde her iki taraf vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

11. Özel Dairenin 11.05.2022 tarihli, 2021/1554 Esas, 2022/3744 Karar sayılı kararıyla; “… 1- Dava, Devletin hüküm ve tasarrufunda bulunan maden sahalarının taş ocağı olarak kullanılmak üzere davalıya kiraya verilmesi nedeniyle, bir kısım kira bedeli ile sözleşmede öngörülen miktardan daha fazla miktarda madenin çıkarıldığı iddiasına dayalı taş bedeli alacağının tahsili amacıyla başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.

Mahkemenin, davalı tarafça sunulan dekont nedeniyle takibe konu kira alacağına ilişkin borcu bulunmadığı ve taş bedeli alacağının ise ispatlanamadığı gerekçesiyle, davanın reddine dair verdiği ilk kararı, Dairemizin 13.06.2016 tarihli ve 2015/10985 E., 2016/6552 K. sayılı ilamı ile taş bedeli alacağı talebine yönelik olarak; “....araziden hangi miktar malzeme çıkarıldığının tespiti için davalı tarafın savunmasında geçen ocak dışında başka ocaklardan malzeme getirilip dava konusu sahaya depolandığı savunmasını doğrulayacak kayıtlara ihtiyaç duyulduğu, ayrıca dava konusu ocaktan alınan kayaçlara ilişkin varsa kantar fişlerinin dosyaya getirilmesi gerektiği, dava konusu ocakta davalıdan sonra da üretime devam edildiği tespit edildiğine göre, davalı tarafça ocak terkedildikten sonra 3.kişilerce üretim faaliyetine başlama anındaki plankote notlarının bulunup bulunmadığı araştırıldıktan sonra, davalı tarafça öngörülen süre zarfında, taraflar arasındaki sözleşmede öngörülenden fazla malzeme üretilip üretilmediği araştırılarak ve bu doğrultuda bilirkişilerden ek rapor alınarak sonucuna göre değerlendirme yapılması gerekirken, mahkemece eksik incelemeyle hüküm kurulması davacı yararına bozmayı gerektirmiştir.” şeklinde bozulmuştur. Esasen mahkemenin kararı, davalı tarafın ticari defter ve kayıtlarında sözleşmede öngörülen miktardan daha fazla malzeme sattığının anlaşılmış olması nedeniyle ve kendisinin bu malları davaya konu ocaklardan değil, başka maden sahalarından getirip, işleyerek sattığına ilişkin savunması kapsamındaki delillerini dosyaya sunması için bozulmuş ise de, davalı tarafından bu hususta herhangi bir delil sunulmadığı halde, ispat yüküne yanlış anlam verilerek fazla üretim iddiası yönünden davanın reddi doğru olmamış, hükmün bu nedenle davacı yararına bozulmasına karar verilmesi gerekmiştir.

2- Ayrıca yukarıda esas ve karar sayısını belirttiğimiz bozma ilamı ile; kira sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili amacıyla başlatılan takipten önce davalının borcu ödemiş olması nedeniyle, ödenen miktar dikkate alınarak davalı lehine İİK m.67 uyarınca kötüniyet tazminatına hükmedilmesi gerektiği gerekçesiyle karar bozulmuş ve mahkemece bozmaya uyulmuş olmasına rağmen, oluşan usulü müktesep hak nedeniyle davalı lehine kötüniyet tazminatına hükmedilmesi gerekirken, bu talebin reddine karar verilmiş olması davalı lehine bozmayı gerektirmiştir.” şeklindeki gerekçeyle karar bozulmuştur.

Direnme Kararı

12. Mahkemenin 19.12.2023 tarihli ve 2023/595 Esas, 2023/695 Karar sayılı kararı ile; Özel Dairenin son bozma kararına kötüniyet tazminatına ilişkin ikinci bent yönünden uyulması gerektiği, fazla malzeme bedeline dair alacak istemine ilişkin birinci bent yönünden ise ilk bozma kararının ispat yükü bakımından yanlış değerlendirildiği belirtilmiş ise de uyulan kararın yalnızca eksik inceleme gerekçesiyle verildiği ve ispat yükünün kimde olduğu hususunda bir değerlendirme içermediği, tarafların iddia ve savunmalarıyla bozma içeriğinde yapılması gerektiği belirtilen inceleme dikkate alındığında, sahadan ne kadar taş alındığının tespiti için ya kantar fişlerinin ya da plankote kayıtlarının dosyaya sunulması gerektiği, davacı bu iddiada bulunduğundan fazla taş alındığını ispat yükünün davacı üzerinde olduğu, davalının başka sahalardan da taş kullanıldığı yönündeki savunmasının ispat yükünü değiştirmediği, bunun ancak davacının iddiasını ispatlamasından sonra araştırılabilecek bir konu olduğu, Özel Dairenin davalının sözleşmede öngörülen miktardan daha fazla malzeme sattığı yönündeki kabulünün dosya kapsamıyla örtüşmediği zira bu yönde yapılmış bir tespit bulunmadığı, davalının ticari defterleri üzerinde bu şekilde bir inceleme yapılmadığı, taraflar tacir olmadığından davalının ticari defterlerini sunma zorunluluğu olmadığı gibi ticari defterleri saklama süresinin dolduğu savunması karşısında böyle bir inceleme yapılmasının da mümkün olmadığı gerekçesiyle bozma kararına kısmen direnilmesine, davanın reddine, kira alacağı iddiası yönünden davalının kötüniyet tazminatı talebinin kabulüne karar verilmiştir.

Direnme Kararının Temyizi

13. Direnme kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

II. UYUŞMAZLIK

14. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; tarafların iddia ve savunmaları, dosya kapsamında sunulan deliller ile uyulan bozma kararı birlikte değerlendirildiğinde somut olayda ispat yükünün davanın hangi tarafına ait olduğu, burada varılacak sonuca göre taş ocağından fazla mal temin edildiği iddiası yönünden ispat yükünün davacıda olduğu gerekçesiyle verilen davanın reddi yönündeki kararın yerinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.

III. GEREKÇE

15. Mahkeme ve Özel Daire arasındaki uyuşmazlığın çözümlenebilmesi için öncelikle ispat ve ispat yükü kavramlarıyla konuya ilişkin mevzuat hükümlerine değinmek yerinde olacaktır.

16. Dava konusu edilen bir hakkın ve buna karşı yapılan savunmanın dayandığı vakıaların (olguların) var olup olmadıkları hakkında mahkemeye kanaat verilmesi işlemine ispat denir ve Türk Hukuk Lûgatında "kanıtlama" olarak ifade edilmektedir (Türk Hukuk Lûgatı, Türk Hukuk Kurumu, Ankara 2021, C. 1, s. 595).

17. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 187. maddesinin 1. fıkrasında ispatın konusu "tarafların üzerinde anlaşamadıkları ve uyuşmazlığın çözümüne etkili olabilecek çekişmeli vakıalar" olarak tanımlanmış ve bu vakıaların ispatı için "delil" gösterileceği ifade edilmiştir. Maddede geçen vakıa kavramı ise 03.03.2017 tarihli ve 2015/2 Esas, 2017/1 Karar sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında "kendisine hukuki sonuç bağlanmış olaylar" şeklinde tanımlanmıştır.

18. Bir davada hâkim, taraflar arasında uyuşmazlık konusu olan vakıaların gerçekleşip gerçekleşmediğini kural olarak kendiliğinden araştıramaz. Bir olayın gerçekleşip gerçekleşmediğini taraflar ispat etmelidir.

19. Bir davada ispat yükünün hangi tarafa ait olacağı hususunun genel hattı 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 6. maddesinde “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür." şeklinde düzenlenmiş olup buna paralel olarak kaleme alınan HMK’nın “İspat yükü” başlıklı 190. maddesi ise “İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.

Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir.” şeklindedir.

20. Medeni yargılama hukukuna egemen olan dava malzemesinin taraflarca getirilmesi ilkesi (HMK md. 25) gereği hâkim, taraflarca ileri sürülmüş olan vakıa ve delilleri esas alarak karar verir. Eğer taraflar etkin bir rol oynayıp çekişmeli vakıaları ispata elverişli nitelikteki ispat aracı olan delilleri ileri sürmezlerse hâkim, ileri sürülmüş olan vakıa ve delillere (dava malzemelerine) göre karar vereceğinden adli gerçek ile maddi gerçek birbirinden farklı olabilecektir. Bu sebeplerden dolayı ispat müessesesinin yargılama hukukundaki yeri çok önemlidir (Serdar Kale, Salih Keser, "Medeni Yargılama Hukukunda Delil Sistemi", Mehmet Akif Aydın’a Armağan, s. 703, https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/273394, erişim tarihi 21.01.2026).

21. Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde; Hazineye ait iki taşınmazın taş ocağı olarak kullanılmak üzere davalı şirkete kiraya verildiği, kira ilişkisi devam ederken 3213 sayılı Maden Kanunu'nda yapılan değişiklik sonrası taş ocaklarının maden kapsamına alınması nedeniyle kira ilişkisinin sona erdiği, bu süreç sonrasında Milli Emlak denetmenin yaptığı incelemelerde davalıya ait satış faturaları ve ticari defter kayıtlarının tetkik edildiği ve şirket yetkilisinin de imzası olan 22.09.2006 tarihli tutanak imzalanarak davalının sözleşmede öngörülenden fazla malzeme kullandığı sonucuna varıldığının kayıt altına alındığı, söz konusu tutanakta üretilen beton için dava konusu ocak dışında dışarıdan hammadde alınmadığı açıklamasının bulunduğu, bu tutanak kapsamında düzenlenen 29.09.2006 tarihli denetmen raporunda fazla kullanıma tekabül eden bedeli tespit yönünde hesaplama yapıldığı ve kamu alacağının tahsili gerektiğinin bildirildiği, davalının bu tespiti kabul etmediği ve hesaplama yöntemine de itiraz ettiği görülmektedir. Davacı Hazine tarafından söz konusu alacağın tahsili için başlatılan takibe vaki itirazın iptali davasında davalının denetim raporunda fazla kullanım bulunduğu yönündeki tespitin kendilerinin başka yerlerden de malzeme temin etmiş olmaları nedeniyle gerçeği yansıtmadığı savunmasında bulunduğu, Mahkemece verilen ilk kararla davacının alacak iddiasını ispatlayamadığı gerekçesiyle davanın reddedildiği, kararın temyiz edilmesi üzerine Özel Dairenin sözleşmeye konu araziden hangi miktar malzeme çıkarıldığının tespiti için davalı tarafın savunmasında geçen ocak dışında başka ocaklardan malzeme getirilip dava konusu sahaya depolandığı savunmasını doğrulayacak kayıtlara ihtiyaç duyulduğu hususunun altı çizildiği, söz konusu bozma kararına uyan Mahkemece bozma doğrultusunda değerlendirme yapılması zorunlu olup taraflardan bu yöne ilişkin delillerin sorulduğu, bir sonraki celse davalı tarafa delillerini sunması için kesin süre verildiği, dosyaya aşamalarda sunulmuş deliller dışında delil sunulmadığı anlaşılmakla, dosyada mevcut delillere göre bir değerlendirme yapılarak fazla üretim miktarının belirlenmesi ve buna göre hüküm kurulması gerekmektedir.

22. Tüm bu sürece bakıldığında Hukuk Genel Kurulunca benimsen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken direnme kararı verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu sonucuna varılmıştır.

23. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

IV. KARAR

Açıklanan sebeplerle;

Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında açıklanan nedenlerle BOZULMASINA,

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun Geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 440. maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere,

21.01.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.