KARAMERCAN HUKUK Bürosu internet sitesinde yayınlanan tüm içerik telif yasaları ve Türk Patent Enstitüsü kapsamında koruma altındadır. KARAMERCAN HUKUK Bürosu internet sitesinde paylaşılan Yargıtay Kararları’nın kullanımından doğabilecek zararlar için KARAMERCAN HUKUK Bürosu hiçbir sorumluluk kabul etmez. www.karamercanhukuk.com/yargitay-kararlari/ internet adresinde paylaşılan Yargıtay Kararları’nın link verilmeden bir başka anlatımla www.karamercanhukuk.com internet adresinden alındığı belirtilmeksizin kopyalanması, paylaşılması ve kullanılması YASAKTIR. KARAMERCAN HUKUK Bürosu internet sitesini ziyaret etmekle, yukarıda belirtilen kullanım şartlarını kabul etmiş sayılırsınız.
Yazdır

İHTİYATÎ TEDBİR KARARLARIYLA İLGİLİ BAM İÇİN ÖNGÖRÜLEN KANUN YOLUNUN, TEMYİZ YOLU ŞEKLİNDE YORUMLANMASI YASANIN AMACINA VE MÜESSESENİN GETİRİLİŞ GEREKÇELERİNE UYGUN BİR SONUÇ OLMAYACAKTIR.

T.C.
YARGITAY
1. Hukuk Dairesi

ESAS NO       : 2013/18675 
KARAR NO    : 2013/15501

Y A R G I T A Y   İ L A M I

Yerel mahkemede taraflar arasında derdest olduğu anlaşılan tapu iptali ve tescil davasında ihtiyati tedbir talebinin kaldırılmasına ilişkin mahkemece verilen kararın davalı vekili tarafından temyizen incelenmesi istenilmiş olmakla dosya (evrak) tetkik edildi, gereği görüşülüp, düşünüldü;

-KARAR-

Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.

Davacı vekili 08.11.2012 tarihli dava dilekçesi ile birlikte ihtiyati tedbir talebinde bulunmuş, mahkemece karşı taraf dinlenmeden 12.11.2011 tarihli tensiple kararıyla dava konusu taşınmazdaki paylar üzerine ihtiyati tedbir konulmuş, ihtiyati tedbire yapılan itiraz mahkemece reddedilmiş, davacı vekilince temyiz başvurusu yapılmıştır.

01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı HMK. İle yürürlükten kaldırılan 1086 sayılı HUMK.nun 101. ve takip eden maddelerindeki düzenlemelerde ihtiyati tedbire ilişkin yerel mahkemelerce tesis edilen kararlara karşı ancak itiraz edilebilmekte temyiz yolu kapalı iken 6100 sayılı HMK.nun 389. ve devamı maddelerinde değişik ve yeni bazı düzenlemelere yer verilmiştir.

Şöyle ki, 6100 sayılı HMK.nun 391/3. maddesinde ihtiyati tedbir talebinin reddi halinde kanun yoluna başvurabileceği, 394/5. maddesinde de ihtiyati tedbirle ilgili yerel mahkemece itiraz üzerine tesis edilen karara karşı da yine kanun yoluna başvurulabileceği öngörülmüş, aynı yasanın “İstinaf yoluna başvurulabilen kararlar” başlıklı 341. maddesinin birinci fıkrasında da, ihtiyati tedbir, ihtiyati haciz taleplerinin reddi ve bu taleplerin kabulü halinde itiraz üzerine verilecek kararlara karşı istinaf yoluna başvurulacağı hükme bağlanmıştır.

Ayrıca, 361. maddesinde temyiz edilebilen kararlar, 362. maddesinde ise temyiz edilemeyen kararlar duraksamaya yer bırakmayacak şekilde tek tek sayılmıştır. 361. maddede, ihtiyati tedbire ilişkin verilen kararların temyize konu edileceğine dair bir düzenlemeye yer verilmezken 362. maddenin birinci fıkrasının ( f ) bendinde geçici hukuki korumalar hakkında verilen kararların açıkça temyiz edilemeyeceği hüküm altına alınmıştır. Hemen belirtilmelidir ki, kanun yolundan maksadın istinaf, ihtiyati tedbir kararının da geçici hukuki koruma niteliğinde olduğu tartışmasızdır.

Öte yandan, 6217 sayılı Kanunla 6100 sayılı Yasaya eklenen Geçici 3. maddenin birinci fıkrasındaki; “Bölge adliye mahkemelerinin, 26/9/2004 tarihli ve 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun geçici 2 nci maddesi uyarınca Resmî Gazete'de ilan edilecek göreve başlama tarihine kadar, 1086 sayılı Kanunun temyize ilişkin yürürlükteki hükümlerinin uygulanmasına devam olunur.” şeklindeki düzenlemeyle bölge adliye mahkemeleri kuruluncaya kadar 1086 sayılı Yasanın temyize ilişkin hükümlerinin uygulanmasına devam edileceği öngörülmektedir.

Bu durumda, temyiz incelemesinin yönteminin belirlenmesinde olduğu gibi temyize tâbi kararların kapsamının belirlenmesinde de anılan kanun hükümlerinin gözetilmesi gerektiği açıktır. 1086 sayılı Yasanın temyize ilişkin hükümlerinin yer aldığı 427. ilâ 454. maddesi hükümleri gözetildiğinde; “ ihtiyati tedbir kararlarına karşı yapılan itirazların reddine” ilişkin kararların temyize tâbi olmadığı anlaşılmaktadır.

Ayrıca, bu tür kararların aleyhine temyiz yoluna başvurabileceğinin kabul edilmesi durumunda ise Yargıtay’ın yapacağı temyiz incelemesinin yönteminin ve vereceği karar sonucunun ne olacağı konusu açıkta kalacaktır.

Çünkü, temyiz incelemesi sonucunda verilecek karar sonucu ile istinaf incelemesi sonucunda verilecek kararların nitelikleri farklılık arzetmektedir.

Diğer bir ifadeyle, temyiz incelemesinin kapsamının tayininde 6100 sayılı Yasanın hükümlerinin dikkate alınması, temyiz incelemesinin yönteminin ve sonucunda verilecek kararların niteliğinin belirlenmesinde ise 1086 sayılı Yasa hükümlerinin gözetilmesi gibi aynı müessesenin uygulanmasında farklı yasa uygulanması gibi hukuka uygun olmayan bir sonuç ortaya çıkacaktır.

Geçici 3. maddenin üçüncü fıkrasındaki; “Bu Kanunda bölge adliye mahkemelerine görev verilen hallerde bu mahkemelerin göreve başlama tarihine kadar 1086 sayılı Kanunun bu Kanuna aykırı olmayan hükümleri uygulanır.” şeklindeki hükmün dayanak gösterilerek 6100 sayılı Yasada Bölge Adliye Mahkemelerine verilen görevlerin Yargıtay tarafından tamamen yerine getirilmesi gibi bir sonucun çıkarılması da doğru olmayacaktır. Çünkü, anılan fıkra metninde de ifade edildiği gibi bölge adliye mahkemelerine verilen görevlerden sadece 1086 sayılı Kanunda belirtilen ve yine bu Kanuna aykırı olmayan kısımlarının uygulanması öngörülmektedir. Bu maddenin birinci fıkrasında da belirtildiği gibi 1086 sayılı Kanunun sadece temyize ilişkin hükümlerinin geçici olarak uygulama olanağı bulunmakta olup; ayrıca 6100 sayılı Yasaya göre de, bir geçici hukuki koruma müessesesi olan "ihtiyati tedbir kararları" hakkında bölge adliye mahkemeleri için öngörülen Kanun yolunun, yasal bir dayanak olmadan temyiz yolu şeklinde yorumlanması yasanın amacına ve müessesenin getiriliş gerekçelerine uygun bir sonuç olmayacaktır. Kaldı ki Bölge Adliye Mahkemelerinin göreve başlama tarihine kadar 1086 sayılı HUMK'nun 6100 sayılı HMK'ye aykırı olmayan hükümlerinin uygulanacağının ön görülmesine 1086 sayılı Kanunda da ihtiyati tedbir kararlarına karşı temyiz yolu kapalı bulunduğuna göre bu kararların temyizen incelenmesinin yasal dayanağının bulunmadığı izahtan varestedir.

Bu konuda önemle üzerinde durulması gereken diğer bir husus ise Anayasanın 142. maddesine göre mahkemelerin görevinin kanunla düzenlenecek olmasıdır. Yorum, kıyas veya yansıma yoluyla görev kuralı ihdas edilemez. İhtiyati tedbir kararlarına karşı öngörülen kanun yolunu istinaf kanun yolu olduğu tartışmaya yer almayacak şekilde açıktır. Hakim İstinaf mahkemelerine görev verilen durumlarda (örneğin tahkimde görevli ve yetkili mahkeme m.410, reddi talebine ilişkin kararlara karşı istinaf m.43 ) kanunda açıkca yer almasına rağmen Yargıtay'ın görevli olduğunu ileri sürülmesi görev kurallarının kanunla belirlenmesi gerektiği yönündeki Anayasal ilkeye aykırı olacaktır. Ortaya bir çok yeni sıkıntılı durum çıkarır.

Bu durumda ihtiyati tedbir kararlarının temyiz yolu ile incelenebilmesini mümkün kılan açık bir yasal düzenleme olmaması gerek HMK'de açıkca bu kararlara karşı temyiz yolunun kapalı olduğunun belirtilmesi karşısında davalı vekilinin temyiz isteği yerinde değildir REDDİNE, 01.11.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Başkan                 Üye              Üye                  Üye                     Üye 
H. H. ÜNALDI       M. ARAL       F. AKBABA       S. ÖZAYKUT      Ö. KAKİLLİOĞLU

 

AYNI YÖNDE KARAR:

T.C.
YARGITAY
6. Hukuk Dairesi

ESAS NO       : 2022/4856
KARAR NO    : 2024/1510

T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A

Y A R G I T A Y   İ L Â M I

İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ              : Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi
TARİHİ                        : 26.09.2022
NUMARASI                : 2022/2406 E., 2022/2173 K.

Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescili davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.

Kararın davacı vekili ve davalı şirket vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili ve davalı şirket vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA

Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı şirketin 14.04.2016 tarihli düzenleme şeklinde taşınmaz satış vaadi ve arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi ile üç bloktan oluşan site yapmak için dava dışı arsa sahipleri ile sözleşme imzaladığını, buna göre A bloğun tamamının arsa sahiplerine, B ve C Bloğun ise müteahhite kalacağını kararlaştırdıklarını, müvekkilinin inşa edilecek B bloğun su tesisatı işini anahtar teslim bitirmeyi üstlendiğini ve bunun karşılığında B blok zemin kat 9 numaralı bağımsız bölüm meskenin devri ve tapusunun tescili konusunda anlaşmaya varıldığını, edimlerin ifa edildiği halde dava konusu taşınmazın müvekkili adına tescilinin yapılmadığını, taşınmazın muvazaalı olarak davalı iştiraki olan E. Sigorta isimli şahıs firması olan davalı Emine G. adına tescil edildiğini ileri sürerek, dava konusu taşınmazın tapu kaydının iptali ile müvekkili adına tapuya tescilini, bu talep kabul edilmezse dava konusu taşınmazın dava tarihindeki değerinin belirlenerek avans faizi ile birlikte davalılardan müşterek ve müteselsilen tahsilini talep etmiştir.

II. CEVAP

Davalı şirket vekili cevap dilekçesinde özetle ; davacının sözleşme gereği 30.02.2020 tarihli bitirmesi gereken işini bitirmediğini ve yarım bıraktığını, E. Sigorta sahibi davalı Emine G.’in müvekkili ile herhangi bir organik bağı olmadığını, Emine G.'e dava konusu tapunun 100.00,00 TL karşılığında devredildiğini, 55.000,00 TL senet karşılığı ve 46.300 TL’nin de müvekkil firma ve müvekkil firmanın borçlu olduğu kişilere kesilen sigorta poliçeleri dolayısıyla biriken poliçe masrafları karşılığında satış yapıldığını, tapuda satışın senet bedeli kadar gösterilmiş olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.

Davalı Emine G. cevap dilekçesinde özetle ; kendisinin sigortacı olduğunu, dava konusu taşınmazını bedeli mükabilinde satın aldığını, bedelinin bir kısmını davalı şirketin biriken poliçe masrafları karşılığında ödediğini bir kısmını ise elden ödediğini savunarak, davanın reddini istemiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile i davacı ile davalı şirket arasında su tesisatı işlerinin yapımı için sözleşme imzalandığı ancak davacı tanığı Yakup Y.'ın beyanına göre davacının edimini ifa etmediği, davalı tanık beyanlarına göre davacının edimini ifa etmemesi sebebiyle işin tanık sucu Mehmet E. tarafından yapıldığı, dava tarihi itibariyle bloğun yapılıp bitirildiği, bu durum karşısında davalı firmanın dava konusu dairenin davacıya devredilmemesi hususundaki haklı sebebinin bulunduğu, diğer taraftan taşınmazın Emine G.'e satışındaki muvazaya dair davacı iddiasının da kanıtlanamaması sebebiyle, neticede davacı iddiasının TMK’nın 6. ve HMK’nın 190. maddelerince ispatlanamadığı gerekçesiyle , davanın reddine karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF

A. İstinaf Yoluna Başvuranlar

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı ve davalı şirket vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.

B. İstinaf Sebepleri

Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; bilirkişi raporlarına göre dava konusu B Bloğun su tesisatı işinin eksiksiz olarak tamamlandığının tespit edildiğini, tanık beyanları arasındaki çelişkinin giderilmesi için tüm tanıkların keşif mahallinde yeniden dinlenilmesi gerektiğini, mahkemece davalı Emine G. ile diğer davalı G. Yalıtım Ltd. Şti. Arasında muvazaalı işlemin bulunmadığının sadece ticaret sicil kayıtlarına bakılmakla belirlendiği, bedeli mukabilinde daireyi aldığını ispat edemediği, davalı Emine G.’in müvekkile “Boru Parası” olarak ödemede bulunduğunu, dava konusu taşınmazın su aboneliğinin davalı şirket yetkilisi Mehmet U.’nın adına olduğunu, yine davalı Emine G.’in sadece dava konusu bağımsız bölümü değil B Blokta 27 numaralı bağımsız bölümü de davalı şirket adına arsa sahibinden direkt üzerine alarak B Bloğun daire karşılığı elektrik işini üstlenen Yakup Y.’a devrettiğini bu hususların mahkemece dikkate alınmadığını belirterek istinaf taleplerinin kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı şirket vekili istinaf dilekçesinde özetle; mahkemece davanın reddi hakkında esastan karar verilmesine rağmen tedbir kararının kaldırılmadığını, tedbir kararının kaldırılmamasının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek istinaf taleplerinin kabulü ile ilk derece mahkemesinin tedbir kararının kaldırılmasını talep etmiştir.

C. Gerekçe ve Sonuç

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının davalı şirket ile aralarında B blok inşaat işleri yapımı karşılığında davaya konu taşınmaz temliki için anlaşıldığı iddiasını ispatlayamadığı, dava tapu iptal tescil istemine ilişkin olup taşınmaz üzerindeki tedbirin karar kesinleşinceye kadar durmasının HMK’nın 389 ve devamı maddelerine göre uygun olduğu gerekçesiyle, istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

V. TEMYİZ

A. Temyiz Yoluna Başvuranlar

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı ve davalı şirket vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri

Davacı vekili temyiz dilekçesinde; istinaf nedenlerini tekrarla kararın bozulmasını istemiştir.

Davalı şirket vekili temyiz dilekçesinde; istinaf nedenlerini tekrarla kararın bozulmasını istemiştir.

C. Gerekçe

1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme

Dava, tapu ipteli ve tescili istemine ilişkindir.

2. İlgili Hukuk  

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 369 ncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 nci maddeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 97 nci maddesi, 183 ncü maddesi ile 470 ve devamı maddeleri.

3. Değerlendirme

1- Davalı şirket vekilinin temyizi yönünden;

01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı HMK ile yürürlükten kaldırılan 1086 sayılı HUMK’nun 101. ve takip eden maddelerindeki düzenlemelerde ihtiyati tedbire ilişkin yerel mahkemelerce tesis edilen kararlara karşı ancak itiraz edilebilmekte temyiz yolu kapalı iken 6100 sayılı HMK’nın 389. ve devamı maddelerinde değişik ve yeni bazı düzenlemelere yer verilmiştir.

Şöyle ki, 6100 sayılı HMK.nun 391/3. maddesinde ihtiyati tedbir talebinin reddi halinde kanun yoluna başvurabileceği, 394/5. maddesinde de ihtiyati tedbirle ilgili yerel mahkemece itiraz üzerine tesis edilen karara karşı da yine kanun yoluna başvurulabileceği öngörülmüş, aynı yasanın “İstinaf yoluna başvurulabilen kararlar” başlıklı 341. maddesinin birinci fıkrasında da, ihtiyati tedbir, ihtiyati haciz taleplerinin reddi ve bu taleplerin kabulü halinde itiraz üzerine verilecek kararlara karşı istinaf yoluna başvurulacağı hükme bağlanmıştır.

Ayrıca, 361. maddesinde temyiz edilebilen kararlar, 362. maddesinde ise temyiz edilemeyen kararlar duraksamaya yer bırakmayacak şekilde tek tek sayılmıştır. 361. maddede, ihtiyati tedbire ilişkin verilen kararların temyize konu edileceğine dair bir düzenlemeye yer verilmezken 362. maddenin birinci fıkrasının (f) bendinde geçici hukuki korumalar hakkında verilen kararların açıkça temyiz edilemeyeceği hüküm altına alınmıştır. Hemen belirtilmelidir ki, kanun yolundan maksadın istinaf, ihtiyati tedbir kararının da geçici hukuki koruma niteliğinde olduğu tartışmasızdır.

Öte yandan, 6217 sayılı Kanunla 6100 sayılı Yasaya eklenen Geçici 3. maddenin birinci fıkrasındaki; “Bölge adliye mahkemelerinin, 26/9/2004 tarihli ve 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun geçici 2 nci maddesi uyarınca Resmî Gazete'de ilan edilecek göreve başlama tarihine kadar, 1086 sayılı Kanunun temyize ilişkin yürürlükteki hükümlerinin uygulanmasına devam olunur.” şeklindeki düzenlemeyle bölge adliye mahkemeleri kuruluncaya kadar 1086 sayılı Yasanın temyize ilişkin hükümlerinin uygulanmasına devam edileceği öngörülmektedir.

Bu durumda, temyiz incelemesinin yönteminin belirlenmesinde olduğu gibi temyize tâbi kararların kapsamının belirlenmesinde de anılan kanun hükümlerinin gözetilmesi gerektiği açıktır. 1086 sayılı Yasanın temyize ilişkin hükümlerinin yer aldığı 427. ilâ 454. maddesi hükümleri gözetildiğinde; “ihtiyati tedbir kararlarına karşı yapılan itirazların reddine” ilişkin kararların temyize tâbi olmadığı anlaşılmaktadır.

Ayrıca, bu tür kararların aleyhine temyiz yoluna başvurabileceğinin kabul edilmesi durumunda ise Yargıtay’ın yapacağı temyiz incelemesinin yönteminin ve vereceği karar sonucunun ne olacağı konusu açıkta kalacaktır.

Çünkü, temyiz incelemesi sonucunda verilecek karar sonucu ile istinaf incelemesi sonucunda verilecek kararların nitelikleri farklılık arzetmektedir.

Diğer bir ifadeyle, temyiz incelemesinin kapsamının tayininde 6100 sayılı Yasanın hükümlerinin dikkate alınması, temyiz incelemesinin yönteminin ve sonucunda verilecek kararların niteliğinin belirlenmesinde ise 1086 sayılı Yasa hükümlerinin gözetilmesi gibi aynı müessesenin uygulanmasında farklı yasa uygulanması gibi hukuka uygun olmayan bir sonuç ortaya çıkacaktır.

Geçici 3. maddenin üçüncü fıkrasındaki; “Bu Kanunda bölge adliye mahkemelerine görev verilen hallerde bu mahkemelerin göreve başlama tarihine kadar 1086 sayılı Kanunun bu Kanuna aykırı olmayan hükümleri uygulanır.” şeklindeki hükmün dayanak gösterilerek 6100 sayılı Yasada Bölge Adliye Mahkemelerine verilen görevlerin Yargıtay tarafından tamamen yerine getirilmesi gibi bir sonucun çıkarılması da doğru olmayacaktır. Çünkü, anılan fıkra metninde de ifade edildiği gibi bölge adliye mahkemelerine verilen görevlerden sadece 1086 sayılı Kanunda belirtilen ve yine bu Kanuna aykırı olmayan kısımlarının uygulanması öngörülmektedir. Bu maddenin birinci fıkrasında da belirtildiği gibi 1086 sayılı Kanunun sadece temyize ilişkin hükümlerinin geçici olarak uygulama olanağı bulunmakta olup; ayrıca 6100 sayılı Yasaya göre de, bir geçici hukuki koruma müessesesi olan "ihtiyati tedbir kararları" hakkında bölge adliye mahkemeleri için öngörülen Kanun yolunun, yasal bir dayanak olmadan temyiz yolu şeklinde yorumlanması yasanın amacına ve müessesenin getiriliş gerekçelerine uygun bir sonuç olmayacaktır. Kaldı ki Bölge Adliye Mahkemelerinin göreve başlama tarihine kadar 1086 sayılı HUMK'nun 6100 sayılı HMK'ye aykırı olmayan hükümlerinin uygulanacağının ön görülmesine 1086 sayılı Kanunda da ihtiyati tedbir kararlarına karşı temyiz yolu kapalı bulunduğuna göre bu kararların temyizen incelenmesinin yasal dayanağının bulunmadığı izahtan varestedir.

Bu konuda önemle üzerinde durulması gereken diğer bir husus ise Anayasanın 142. maddesine göre mahkemelerin görevinin kanunla düzenlenecek olmasıdır. Yorum, kıyas veya yansıma yoluyla görev kuralı ihdas edilemez. İhtiyati tedbir kararlarına karşı öngörülen kanun yolunu istinaf kanun yolu olduğu tartışmaya yer almayacak şekilde açıktır. Hakim İstinaf mahkemelerine görev verilen durumlarda (örneğin tahkimde görevli ve yetkili mahkeme m.410, reddi talebine ilişkin kararlara karşı istinaf m.43 ) kanunda açıkca yer almasına rağmen Yargıtay'ın görevli olduğunu ileri sürülmesi görev kurallarının kanunla belirlenmesi gerektiği yönündeki Anayasal ilkeye aykırı olacaktır. Ortaya bir çok yeni sıkıntılı durum çıkarır.

Bu durumda ihtiyati tedbir kararlarının temyiz yolu ile incelenebilmesini mümkün kılan açık bir yasal düzenleme olmaması gerek HMK'de açıkca bu kararlara karşı temyiz yolunun kapalı olduğunun belirtilmesi karşısında davalı vekilinin temyiz isteği yerinde değildir.

2- Davacı vekilinin temyiz yönünden ise ;

Eser sözleşmesi niteliği gereği tam iki tarafa borç yükleyen bir sözleşme türüdür. Eserde iş sahibinin borcu, bedelin yükleniciye ödenmesi; yüklenicinin borcu ise, iş sahibinin amacına, fen ve sanata uygun imal ve teslim yükümlülüğüdür. İşin tam ve eksiksiz yapıldığının ispat yükü yüklenicide, iş bedelinin ödendiğinin ispat yükü de iş sahibindedir. Eser sözleşmesi feshedilmediği sürece yapılan işin yüklenici tarafından yapılmış olduğu bir karinedir. Bu karinenin aksi iddia eden tarafından ispat edilmelidir.

Davacı yüklenici taşeronluk sözleşmesi gereği edimini yerine getirdiğini iddia etmiş ise de davalı şirket B bloğun su tesisatı işinin dava dışı Mehmet E. tarafından yapıldığını ileri sürmektedir.

Bu durumda mahkemece; yukarıdaki ilkelere göre inceleme yapılarak, uzman bilirkişilerden oluşturulacak bilirkişi kurulu ile taşeronluk sözleşmesine konu işin genel fiziki seviyesi belirlenerek, ortada davalı şirketin iddia ettiği gibi başka bir taşeron tarafından işin yapıldığına dair tanık beyanı dışında bilgi, belge, sözleşme yoksa işin belirlenen seviyeye davacı yüklenici tarafından getirildiğinin kabulünün gerekeceği, aksini ispat yükünün davalı şirkete ait olacağının dikkate alınarak değerlendirme yapılması gerektiği, mahkemece yazılı şekilde hüküm kurulmasının doğru görülmediği, ilk derece mahkemesi kararı ile bu karara karşı istinaf isteminin reddi kararının usul ve yasaya aykırı olduğu anlaşılmıştır.

VI. KARAR

Açıklanan sebeplerle;

1. “Değerlendirme” bölümünün “1” inci bendi uyarınca davalı şirket vekilinin temyiz isteminin reddine,

2. “Değerlendirme” bölümünün “2” nci bendinde açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararına karşı davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi kararının davacı yararına BOZULMASINA,

3. Dosyayı ilk derece mahkemesine, karardan bir örneğinin Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesine gönderilmesine,

Peşin alınan harcın ilgilisine iadesine,

15.05.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Başkan V.         Üye                       Üye                        Üye                    Üye 
Birol Soner        Ahmet Tuncay       Bahri Aydoğan       Özcan Turan      Zeki Gözütok