KARAMERCAN HUKUK Bürosu internet sitesinde yayınlanan tüm içerik telif yasaları ve Türk Patent Enstitüsü kapsamında koruma altındadır. KARAMERCAN HUKUK Bürosu internet sitesinde paylaşılan Yargıtay Kararları’nın kullanımından doğabilecek zararlar için KARAMERCAN HUKUK Bürosu hiçbir sorumluluk kabul etmez. www.karamercanhukuk.com/yargitay-kararlari/ internet adresinde paylaşılan Yargıtay Kararları’nın link verilmeden bir başka anlatımla www.karamercanhukuk.com internet adresinden alındığı belirtilmeksizin kopyalanması, paylaşılması ve kullanılması YASAKTIR. KARAMERCAN HUKUK Bürosu internet sitesini ziyaret etmekle, yukarıda belirtilen kullanım şartlarını kabul etmiş sayılırsınız.
Yazdır

MURİS MUVAZAASINA DAYALI TAPU İPTAL DAVASINDA MİRASÇI AÇISINDAN ASLİ MÜDAHALE MÜMKÜN OLMAYIP AYRICA SOMUT OLAYDA USÛL EKONOMİSİ GEREKÇESİYLE USÛLÜNE UYGUN DAVA AÇILDIĞI SÖYLENEMEZ.

T.C.
YARGITAY
HUKUK GENEL KURULU

Esas No        : 2025/1-290
Karar No       : 2026/143

T Ü R K   M İ L L E T İ   A D I N A

Y A R G I T A Y   İ L  M I

İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ                :
 Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi
TARİHİ                          : 23.12.2024
SAYISI                          : 2024/2212 E., 2024/1593 K.
ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 06.06.2023 tarihli ve 2023/2354 Esas,
                                        2023/3230 Karar sayılı BOZMA kararı

Taraflar arasındaki muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı miras payı oranında tapu iptali ve tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.

Kararın davacılar Abdullatif İ., Hüseyin G. ve Cemil İ. vekili ile müdahil (diğer mirasçı) Behiye D. vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince davacılar vekilinin istinaf başvurusunun süreden reddine, müdahil Behiye D. vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davacılar Abdullatif İ., Hüseyin G. ve Cemil İ. tarafından açılan davanın reddine, Behiye D.’nun asli müdahale ve dâhili davacı sıfatıyla davaya dahil edilmesi yönündeki talebinin reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacılar Abdullatif İ., Hüseyin G. ve Cemil İ. vekili ile müdahil Behiye D. vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 06.06.2023 tarihli ve maddi hata başvurusu üzerine 30.04.2024 tarihli (davacı Hüseyin G. mirasçılarına ilişkin ek bozma) bozma kararları ile bozulmuştur.

Bozma kararı sonrası Bölge Adliye Mahkemesince müdahil Behiye D. yönünden davanın ayrılarak yeni bir esasa kaydedilmesine karar verilmiş (eldeki dava dosyası), Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Dairenin 06.06.2023 tarihli bozma kararına karşı direnilmiştir.

Direnme kararı müdahil Behiye D. vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA

1. Davacılar Abdullatif İ., Hüseyin G. ve Cemil İ. vekili dava dilekçesinde; müvekkillerinin annesi olan muris Fadile G.’in mirasçılarından mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olarak adına kayıtlı tüm taşınmazları 26.05.1992 tarih ve 966 yevmiye numaralı akitle davalı oğlu Mehmet G.’e satış yoluyla temlik ettiğini ileri sürerek dava konusu taşınmazların tapu kayıtlarının iptali ile miras payları oranında müvekkilleri adına tescilini istemiştir.

2. Yargılama sırasında muris Fadile G. mirasçısı Behiye D. vekili harçlandırdığı 25.03.2015 tarihli dilekçesi ile; asıl davadaki iddiaları tekrar ederek dava konusu taşınmazların tapu kayıtlarının iptali ile miras payı oranında müvekkili adına tescilini istemiştir.

II. CEVAP

Davalı Mehmet G. vekili cevap dilekçesinde; müvekkilinin dava konusu taşınmazları bedeli karşılığında annesinden satın aldığını, temlikin mirasçılardan mal kaçırma amacı taşımadığını, alım gücü bulunan müvekkilinin o dönemde kuru tarım yapılan ve değerli olmayan taşınmazları tüm kardeşlerinin de rıza göstermesi üzerine satın aldığını belirterek davanın reddini savunmuştur.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İlk Derece Mahkemesinin 10.07.2019 tarihli ve 2010/61 Esas, 2019/569 Karar sayılı kararıyla; çekişmeli temlikin mirasçılardan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğu iddiasının kanıtlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF

A. İstinaf Yoluna Başvuranlar

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar Abdullatif İ., Hüseyin G. ve Cemil İ. vekili ile müdahil Behiye D. vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

B. Gerekçe ve Sonuç

Bölge Adliye Mahkemesinin 27.10.2021 tarihli ve 2019/1664 Esas, 2021/1179 Karar sayılı kararıyla; davacılar vekilinin iki haftalık istinaf başvuru süresi geçtikten sonra hükmü istinaf ettiği, istinaf isteminin süreden reddi gerektiği, Behiye D. yönünden ise, eldeki davanın muris muvazaası hukuki nedenine dayalı miras payı oranında açıldığı, tereke adına bir talepte bulunulmadığı, Behiye D.’nun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 65. maddesi uyarınca asli müdahil sayılamayacağı, usul hukukunda dâhili dava şeklinde bir müessese bulunmadığı, bir kimseye dâhili dava yoluyla taraf sıfatı verilmesinin mümkün olmadığı, ıslah suretiyle dahi tarafın değiştirilemeyeceği, bu durumda Behiye D. yönünden usulünce açılmış bir dava bulunmadığı gerekçesiyle davacılar vekilinin istinaf başvurusunun süreden reddine, Behiye D. vekilinin istinaf talebinin kabulü ile 6100 sayılı Kanun'un 353/1-b.2 maddesi gereğince kararın kaldırılmasına, yeniden hüküm tesisi ile davacılar Abdullatif İ., Hüseyin G. ve Cemil İ. tarafından açılan davanın reddine, Behiye D.’nun asli müdahale ve dâhili davacı sıfatıyla davaya dahil edilmesi yönündeki talebinin reddine karar verilmiştir.

V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ

A. Bozma Kararı

1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar Abdullatif İ., Hüseyin G. ve Cemil İ. vekili ile müdahil Behiye D. vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

2. Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 06.06.2023 tarihli ve 2023/2354 Esas, 2023/3230 Karar sayılı kararı ile; ''... Dosya içeriği ve toplanan delillerden; İlk Derece Mahkemesi tarafından verilen 10.07.2019 tarihli ve 2010/61 Esas, 2019/569 Karar sayılı kararın davacılar vekiline elektronik tebligat yoluyla 22.10.2019 tarihinde tebliğ edildiği, iki haftalık istinaf süresinin 05.11.2019 günü sona erdiği, davacılar vekili tarafından istinaf dilekçesinin ise yasal süre geçirildikten sonra elektronik imzalı olarak UYAP üzerinden 06.11.2019 tarihinde verildiği, dava dışı mirasçı Behiye D. tarafından harçlandırılmak suretiyle sunulan 25.03.2015 tarihli dilekçe ile mirasbırakan tarafından yapılan temliklerin muvazaalı olduğu ileri sürülerek miras payı oranında iptal-tescil isteğinde bulunulduğu anlaşılmaktadır.

Hemen belirtilmelidir ki; Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun süresinde yapılmadığı belirlenerek davacılar vekilinin istinaf dilekçesinin reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik yoktur.Davacıların yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekir.

Müdahil davacı Behiye D. vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine gelince;

Bölge Adliye Mahkemesince, müdahale talep eden mirasçı Behiye’nin kendi payına hasren talepte bulunduğu, bu nedenle davacı tarafından ikame edilen davada müdahale talebinin dikkate alınamayacağı değerlendirilerek, asli müdahale ve dahili davacı sıfatı ile davaya dahil edilmesi yönündeki talebinin reddine karar verilmiş ise de; bilindiği üzere dava, bir başkasından hakkı olduğunu iddia eden şahsın hakkını yargı merciinden isteminden ibarettir. Somut olayda müdahale talep eden, davacının dava konusu ettikleri pay üzerinde hak iddia etmemekte, aksine kendi payını (hakkını) talep etmektedir. Bu durumda müdahale talep eden mirasçı yönünden hukuki manada davaya asli müdahale söz konusu değil ise de, bu mirasçı dilekçesini harçlandırdığına göre, usul ekonomisi de gözetilerek davaların birleşmesinin söz konusu olduğunun düşünülmesi, mirasçı Behiye’nin de davacılık sıfatının kabulü ile dava dilekçesine değer verilerek , talepleri hakkında olumlu olumsuz bir karar verilmesi gerekirken talebinin esası incelenmeden reddine karar verilmesi doğru değildir’’ gerekçesiyle davacılar vekilinin temyiz itirazlarının reddine, müdahil Behiye D. vekilinin değinilen yönden temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün bozulmasına karar verilmiştir.

3. Özel Daire kararına karşı davacı Hüseyin G. mirasçıları vekili tarafından maddi hata dilekçesiyle başvuru yapılmıştır.

4. Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 30.04.2024 tarihli ve 2023/4761 Esas, 2024/3075 Karar sayılı kararı ile; ''... Dairenin 06.06.2023 tarihli ve 2023/2354 Esas, 2023/3230 Karar sayılı kararıyla; maddi yanılgı sonucu Hüseyin G. mirasçılarının temyiz dilekçesinin değerlendirilmediği, bu yönde karar verilmediği anlaşılmaktadır. Bu durumda, maddi hata dilekçesi temyiz başvurusu kabul edilerek inceleme yapılması gerekmiştir.

Somut olayda, öncelikle Bölge Adliye Mahkemesi kararı Hüseyin G. mirasçılarına tebliğ edilmiş olup bu tebligatlardan mirasçı Mizgin Y.’e yapılan tebligatın davalı Mehmet G.’in adresine tebliğe çıkarıldığı, tebligatın iade olması üzerine yine aynı adrese TK 21 inci maddesine göre tekrar tebliğe çıkarıldığı ve bu adreste davalının eşine teslim edildiği anlaşılmakla, mirasçı Mizgin Y. yönünden yapılan tebligat usulsüz olduğundan, temyiz dilekçesi süresinde kabul edilip temyiz itirazlarının incelenmesi gerektiği, ayrıca Hüseyin G.’in ölüm tarihi itibariyle terekesi elbirliği mülkiyeti hükümlerine tabi olup mirasçılardan Mizgin’in hükmü temyiz etmesinin diğer mirasçılara da sirayet edeceği kuşkusuzdur.

Hal böyle olunca; Bölge Adliye Mahkemesince davacılardan Hüseyin G. yönünden istinaf başvurusunun süresinde yapılmadığı gerekçesiyle istinaf dilekçesinin reddine karar verilmesi isabetsiz olup Bölge Adliye Mahkemesince Hüseyin G. mirasçıları yönünden istinaf incelemesi yapılarak işin esasının değerlendirilmesi gerekmektedir’’ gerekçesiyle davacı Hüseyin G. mirasçıları vekilinin değinilen yönden temyiz itirazlarının kabulü ile Dairenin 06.06.2023 tarihli bozma kararına eklenmek suretiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.

B. Tefrik Kararı

Bozma kararı sonrası dava dosyası Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesinin 2023/1140 Esasına kaydedilerek yargılama devam edilmiş, 21.10.2024 tarihli celsede; Behiye D. yönünden davanın ayrılarak yeni bir esasa kaydedilmesine karar verilmiş ve 2024/2212 Esas sayısına kaydedilerek (eldeki dava dosyası) Behiye D.’nun talebi yönünden yargılamaya devam edilmiştir.

C. Bölge Adliye Mahkemesince Verilen Direnme Kararı

Bölge Adliye Mahkemesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; önceki gerekçeye ek olarak, bozma kararında belirtilen gerekçe kabul edilmesi hâlinde ihtiyari dava arkadaşlığının olduğu tüm durumlarda dava dilekçesinde gösterilmeyen kişilere taraf sıfatı kazandırılabileceği, bu durumun usul hukukuna aykırı olduğu, öte yandan aynı aşamada olmayan iki ayrı davanın söz konusu olduğu, dilekçeler aşamasının tamamlanması, ön inceleme duruşması yapılması, sonrasında tahkikat aşamasına geçilmesi gerekeceğinden usul ekonomisi kuralının da ihlâl edileceği belirtilerek direnme kararı verilmiştir.

VI. TEMYİZ

A. Temyiz Yoluna Başvuranlar

Direnme kararına karşı süresi içinde müdahil Behiye D. vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri

Müdahil Behiye D. vekili; direnme kararının açıkça hukuka aykırı olduğunu, bozma kararında belirtildiği şekilde usul ekonomisi ilkesi gereğince müvekkilinin davacılık sıfatının bulunduğunu, davaya asli müdahale talebinde bulunulduğunu, İlk Derece Mahkemesince asli müdahale taleplerinin kabul edilerek yargılamaya devam edildiğini, usul hukukunda asli ve fer’î müdahale kurumlarına yer verildiğini, müvekkilinin diğer mirasçıların payları üzerinde hak iddia etmediğini, kendi miras payını dava konusu yaptığını, müvekkilinin usul ekonomisi ilkesi gereğince diğer mirasçıların açtığı davaya yer almasında hukuki bir sakınca bulunmadığını, ayrı bir dava açılmasında bir yarar bulunmadığını ileri sürerek direnme kararının bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.

C. Uyuşmazlık

Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı miras payı oranında tapu iptali ve tescil istemli eldeki davada, bir mirasçının miras payı oranında açtığı davanın yargılaması sırasında diğer mirasçı/mirasçıların harçlandırmak suretiyle sundukları müdahale dilekçesiyle usul ekonomisi ilkesi gereğince davacı sıfatı kazanıp kazanmayacakları noktasında toplanmaktadır.

D. Gerekçe

1. İlgili Hukuk

1. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın (Anayasa) 141. maddesi

2. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 30, 57, 65 ile 118. ve devamı maddeleri

2. Değerlendirme

1. Dava, muris muvazaası hukuki nedenine dayalı miras payı oranında tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.

2. Uyuşmazlığın çözümüne geçilmeden önce dava, davanın açılması, asli müdahale, muris muvazaası hukuki nedenine dayalı davalarda mirasçılar arasındaki dava arkadaşlığı, usul ekonomisi ilkesi ve mahkemeye erişim hakkı ile ilgili kavram ve yasal düzenlemelerin irdelenmesinde yarar vardır.

3. Dava, bir başkası (davalı) tarafından subjektif hakkı ihlâl edilen veya tehlikeye sokulan veya kendisinden haksız bir talepte bulunulan kişinin (davacının), mahkemeden hukuki koruma (himaye) istemesidir. Mahkemeden hukuki koruma isteyen kişiye davacı denir. Dava, davacının subjektif hakkını ihlâl eden veya tehlikeye sokan veya davacıdan haksız bir talepte bulunan kişiye karşı açılır, bu kişiye de davalı denir. Çekişmeli yargıda, mahkeme iki taraf arasındaki uyuşmazlığa (davaya) ancak davacının dava açması üzerine el koyar ve bu uyuşmazlığı vereceği hüküm ile çözümler. Davacının davası (talebi) olmadan, mahkeme kendiliğinden (resen) bir davayı inceleyemez ve karara bağlayamaz (Baki Kuru, Medenî Usul Hukuku El Kitabı, C. I, Ankara, İkinci Baskı, 2021, s.289-291).

4. Mahkemenin bir davaya bakabilmesi için, davacının talebi (dava açması) şarttır. Bu talep, dava dilekçesi ile yapılır. Dava, bir dilekçe ile açılır (Baki Kuru, Medenî Usul Hukuku El Kitabı, C. I, Ankara, İkinci Baskı, 2021, s.447-448). 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) ''Davanın açılma zamanı'' kenar başlıklı 118. maddesinin 1. fıkrasının ilk cümlesi şöyledir: ''Dava, dava dilekçesinin kaydedildiği tarihte açılmış sayılır''.

5. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun ''Asli müdahale'' kenar başlıklı 65. maddesinde; ''(1) Bir yargılamanın konusu olan hak veya şey üzerinde kısmen ya da tamamen hak iddia eden üçüncü kişi, hüküm verilinceye kadar bu durumu ileri sürerek, yargılamanın taraflarına karşı aynı mahkemede dava açabilir.

(2) Asli müdahale davası ile asıl yargılama birlikte yürütülür ve karara bağlanır'' düzenlemesine yer verilmiştir.

6. İki kişi arasında belli bir şey veya hak üzerinde bir dava devam ederken, üçüncü bir kişi, bu dava konusu olan şey veya hak üzerinde (kısmen veya tamamen) bir hak sahibi olduğunu iddia ederek, (aynı mahkemede ve aynı dava dosyasında) bir dava açarsa, buna asli müdahale denir. Asli müdahalenin şartları; 1) Görülmekte (derdest) olan bir dava bulunması 2) Asli müdahilin dava konusu üzerinde bir hak iddia etmesi 3) Asli müdahilin ayrı bir dava (asli müdahale davası) açması, şeklindedir. Asli müdahale davasının, ilk davanın davacısına ve davalısına (taraflarına) karşı birlikte açılması zorunludur. Ancak bu hâlde, mahkeme asli müdahilin talebini haklı görürse, onun lehine bir karar verebilir. Bu hâlde, ilk davanın davacısı ve davalısı, asli müdahale davasının davalı tarafında mecburî dava arkadaşı durumundadır. Bu dava arkadaşlığı, şeklî bakımdan mecburî dava arkadaşlığıdır. Asli müdahale davasının, usulüne uygun biçimde açılması gerekir. Öte yandan, asli müdahale şartları oluşsa da, hak iddiasında bulunan üçüncü kişi, yetkili ve görevli olmak kaydıyla ilgili mahkemede ilk davanın taraflarına karşı bağımsız bir dava da açabilir. Yani, asli müdahale bir zorunluluk değil, üçüncü kişiye tanınan bir imkândır (Baki Kuru, Medenî Usul Hukuku El Kitabı, C. I, Ankara, İkinci Baskı, 2021, s.990-994).

7. Muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı davalarda mirasçılar arasındaki dava arkadaşlığı hususuna bu aşamada değinilmelidir.

8. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun "İhtiyari dava arkadaşlığı" kenar başlıklı 57. maddesinde; “Birden çok kişi, aşağıdaki hâllerde birlikte dava açabilecekleri gibi aleyhlerine de birlikte dava açılabilir:

a) Davacılar veya davalılar arasında dava konusu olan hak veya borcun, elbirliği ile mülkiyet dışındaki bir sebeple ortak olması,

b) Ortak bir işlemle hepsinin yararına bir hak doğmuş olması veya kendilerinin bu şekilde yükümlülük altına girmeleri,

c) Davaların temelini oluşturan vakıaların ve hukuki sebeplerin aynı veya birbirine benzer olması”, yine "İhtiyari dava arkadaşlarının davadaki durumu" başlığını taşıyan 58. maddesinde ise; "İhtiyari dava arkadaşlığında, davalar birbirinden bağımsızdır. Dava arkadaşlarından her biri, diğerinden bağımsız olarak hareket eder" hükmü yer almaktadır.

9. Bu durumda, maddede açıkça sayılan dava konusu hak ve borcun ortak olması, birden fazla kişinin ortak bir işlem (örneğin sözleşme) ile borç altına girmiş olması, davanın birden fazla kişi hakkında aynı (veya benzer) sebepten doğmuş olması hâllerinde birden çok kimsenin birlikte dava açması olanaklı olduğu gibi, birlikte aleyhlerine de dava açılabilir. Maddede sayılan bu hâller dışında ihtiyari dava arkadaşlığından söz etmek mümkün değildir.

10. Birlikte dava açma hakkına sahip olanlar davalarını birlikte açmak zorunda değildirler. Bu kişilerden her biri ayrı ayrı dava açabilecekleri gibi, dilerlerse (isterlerse) birlikte de dava açabilirler. İşte bu son hâlde, davacılar arasında dava arkadaşlığı doğar; fakat bu, ihtiyari (isteğe bağlı) bir dava arkadaşlığıdır.

11. İhtiyari dava arkadaşlığında, dava arkadaşı sayısı kadar dava vardır; bu davalar, mahkemece birlikte görülür. Bu ise zaman, emek ve masraftan tasarruf sağlar, tahkikat ve yargılamayı kolaylaştırır ve basitleştirir ve nihayet çelişik hükümler verilmesini önler (Baki Kuru, Medenî Usul Hukuku El Kitabı, C.1, Ankara, İkinci Baskı, 2021, s. 956).

12. O hâlde, pay oranında açılan muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı davalarda, davacılar arasında zorunlu dava arkadaşlığı bulunmayıp ihtiyari dava arkadaşlığı bulunmaktadır. Her bir mirasçı miras payı oranında ayrı ayrı dava açabileceği gibi, dilerlerse birlikte de dava açabilirler.

13. Bu açıklamalardan sonra somut olay ortaya konulmalı ve açıklanan usul kuralları uygulanmak suretiyle uyuşmazlığın çözümünde yol alınmalıdır.

14. Muris Fadile G. 20.07.2000 tarihinde ölümü ile geriye mirasçı olarak çocukları Cemil, Abdullatif, Hüseyin, Perişan, Resul, Nuri, Hazal, Mehmet ve Behiye'yi mirasçı olarak bırakmıştır. Muris, maliki olduğu on yedi parça taşınmazdaki paylarını 26.05.1992 tarihli ve 966 yevmiye numaralı akit tablosuyla oğlu Mehmet'e satış suretiyle temlik etmiştir.

15. Mirasçılardan Abdullatif, Hüseyin ve Cemil ortak vekilleri marifetiyle 28.01.2010 tarihli dava dilekçesiyle kardeşleri Mehmet G.'e husumet yönelterek, muris anneleri Fadile'nin mirasçılardan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olarak dava konusu taşınmazları temlik ettiğini ileri sürerek miras payları oranında tapu kaydının iptali ile adlarına tescil istemli dava açmışlardır. Davalı Mehmet, 14.06.2010 tarihli cevap dilekçesi ile davanın reddini savunmuştur. İlk Derece Mahkemesince, 24.03.2010 tarihinde birinci celse ve 14.01.2015 tarihine kadar yirmi bir celse görülmüştür. Bu aşamada taraf delilleri toplanılmış, mahallinde keşif icra edilmiş, alınan bilirkişi raporları taraflara tebliğ edilmiş ve tarafların raporlara karşı itiraz ve beyanları alınmıştır.

16. Bu aşamada, mirasçılardan Behiye D. 25.03.2015 tarihli dilekçesiyle kardeşi Mehmet G.'e husumet yönelterek, muris annesi Fadile'nin mirasçılardan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olarak dava konusu taşınmazları temlik ettiğini ileri sürerek miras payı oranında tapu kaydının iptali ile adına tescilini talep etmiş, 26.03.2015 tarihinde başvurma ve peşin harcını yatırmıştır. İlk Derece Mahkemesince mirasçı Behiye'nin davalara kabulüne karar verilerek onun yönünden de işin esası incelenmiş, 10.07.2019 tarihli kırkıncı celsede davanın reddine karar verilmiştir. Kararın istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince mirasçı Behiye'nin asli müdahil sıfatının bulunmadığı ve usulüne uygun bir dava da açmadığı değerlendirilerek yukarıda yer verilen yargılama süreci neticesinde Özel Daire ile Bölge Adliye Mahkemesi arasında direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık ortaya çıkmıştır.

17. Mirasçı Behiye D.'nun 6100 sayılı Kanun'un 118. ve devamı maddeleri uyarınca korunmasını talep ettiği hak yönünden mahkemeye başvurmak suretiyle ayrı ve bağımsız bir dava açmadığı ortadadır. Mirasçı Behiye D.'nun asli müdahale davası açıp açmadığına gelince; 6100 sayılı Kanun'un 65. maddesinde açıkça bir yargılamanın konusu olan hak veya şey üzerinde kısmen ya da tamamen hak iddia eden üçüncü kişinin hüküm verilinceye kadar bu durumu ileri sürerek yargılamanın taraflarına karşı aynı mahkemede dava açabileceği düzenlenmiştir. Asli müdahale davasının, ilk davanın davacısına ve davalısına (taraflarına) karşı birlikte açılması ve yargılama konusu olan hak veya şey üzerinde kısmen ya da tamamen hak iddiasında bulunulması zorunludur. Ancak, bu hâlde üçüncü kişinin hukuki koruma (himaye) istemesine asli müdahale davası denilebilir. Ne var ki mirasçı Behiye D.'nun mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğunu iddia ettiği temlik işlemine konu dava konusu taşınmazlardaki kendi miras payını talep ettiği, bu talep ile diğer mirasçılar tarafından açılan davaya dahil olmaya çalıştığı, bir başka ifadeyle diğer mirasçı davacılar Abdullatif, Hüseyin ve Cemil ile davalı Mehmet arasındaki yargılamaya konu paylar dışında davanın başlangıcında dava konusu edilmeyen kendi miras payına ulaşmaya çalıştığı anlaşılmaktır. Böyle bir durumda mirasçı Behiye D.'nun asli müdahale davasını usulüne uygun bir biçimde açtığından bahsedilemez. Kaldı ki, Bölge Adliye Mahkemesince mirasçı Behiye D.'nun müdahale talebinin asli müdahale olarak kabul edilemeyeceğine karar verildiği ve Özel Dairenin 06.06.2023 tarihli kararında da hukuki manada davaya asli müdahalenin söz konusu olmadığı tespitine yer verildiğine göre, gelinen aşamada mirasçı Behiye D.'nun asli müdahil sıfatını haiz olmadığı konusunda uyuşmazlık bulunmamaktadır.

18. Bölge Adliye Mahkemesi ve Özel Daire arasında usul ekonomisi ilkesi gereğince mirasçı Behiye D.'na davacı sıfatı verilip verilemeyeceği konusu tartışmalı olup bu aşamada usul ekonomisi ilkesi ve mahkemeye erişim hakkı ile ilgili açıklamalara yer verilerek bir neticeye varılması gerekmektedir.

19. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 141/son maddesi; “Davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir”, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun "Usul ekonomisi ilkesi" kenar başlıklı 30. maddesi ise; ‘’(1) Hâkim, yargılamanın makul süre içinde ve düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlüdür’’ hükümlerini içermektedir. Usul ekonomisi ilkesi; uyuşmazlıkların en az giderle, en makul sürede ve en az emekle çözümü ve gereksiz yere dava açılmasının engellenmesi şeklinde açıklanmaktadır. Öte yandan usul ekonomisi ilkesi, madde gerekçesinde de belirtildiği üzere Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (AİHS) 6. maddesindeki adil yargılanma hakkı ile doğrudan ilgilidir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), sözleşmenin tarafı devletlerin hukuki sistemlerini, AİHS şartlarına uyacak şekilde düzenlemekle görevli olduğunu belirtmiştir (AİHM, Zimmerman ve Steiner-İsviçre, 13 Temmuz 1983, 29. Paragraf). Usul ekonomisi ilkesinde amaç; adil yargılanma hakkının en önemli unsurlarından olan “yargılamanın makul bir süre içinde” bitirilmesidir. Taraflar arasındaki uyuşmazlık (çekişme), bir dava ile mahkeme önüne getirildikten sonra, artık kamu yararı alanına girmiş demektir. Davanın çabuk ve basit bir biçimde görülmesinde, tarafların olduğu kadar toplumun (kamunun) da yararı vardır (Baki Kuru, Medenî Usul Hukuku El Kitabı, C.1, İkinci Baskı, Ankara 2021, s. 589 ).

20. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 36. maddesinin 1. fıkrasında, herkesin yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddiada bulunma ve savunma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla mahkemeye erişim hakkı, Anayasanın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün bir unsurudur. Diğer yandan Anayasanın 36. maddesine adil yargılanma ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede, Türkiyenin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce de güvence altına alınan adil yargılanma hakkının madde metnine dâhil edildiği vurgulanmıştır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ni (Sözleşme) yorumlayan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Sözleşmenin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının mahkemeye erişim hakkını içerdiğini belirtmektedir (Anayasa Mahkemesinin B. No: 2018/8474, 12.01.2022 § 42, B. No: 2014/13156, 20/4/2017, § 34).

21. Mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına gelmektedir (Anayasa Mahkemesinin B. No: 2018/8474, 12.01.2022 § 43, B. No: 2012/791, 07.11.2013, § 52,).

22. Yukarıda yapılan açıklamalarla birlikte uyuşmazlığın çözümüne geçildiğinde; usul ekonomisi ilkesinin uygulanabilmesi için mahkeme önüne usulünce getirilmiş bir uyuşmazlığın bulunması gerektiği, bir başka ifadeyle usulüne uygun açılmış bir davanın bulunması ya da üçüncü kişinin görülmekte olan bir davada usulüne uygun asli müdahale talebinde bulunması gerektiği, öte yandan usul ekonomisi ilkesini uygularken lehine genişletici yorum yapılan kişinin hakkı yanında davadaki diğer kişi ya da kişilerin haklarının da gözetilmesi gerektiği, mirasçı Behiye D.'nun yukarıda açıklandığı üzere usulüne uygun bir dava açmasından söz edilemeyeceği gibi asli müdahale talebinde bulunduğundan da bahsedilemeyeceği, ayrıca mahkemeden kendi payları için hukuki koruma talep eden mirasçılar Abdullatif, Hüseyin ve Cemil'in usulüne uygun açtıkları davanın yargılaması sırasında mirasçı Behiye D.'nun kendi payına yönelik hak talebinde bulunabileceğinin kabul edilmesi hâlinde HMK'nın sistematiğine aykırı bir usulün benimseneceği, bu durumun davanın çabuk ve basit bir biçimde görülmesini amaçlayan usul ekonomisi ilkesine de aykırılık teşkil edeceği ortadadır. Somut olay bağlamında, emek, zaman ve para harcayarak dava açan mirasçılar Abdullatif, Hüseyin ve Cemil'in haklarının gözetilmesi gerektiği muhakkaktır. İşin esasının çözülmesi aşamasında her bir mirasçının müdahale dilekçesi adı altında kendi miras payını talep etmesine olanak tanınması hâlinde yargılama sürecinin uzaması ve işin içinden çıkılmaz bir hâl alması olasıdır.

23. Öte yandan, mirasçı Behiye D.'nun kendi miras payı yönünden davalı Mehmet G.'e husumet yönelterek dava açmasının önünde herhangi bir engel olduğundan bahsedilemez. Mirasçı Behiye D. hak talebini mahkeme önüne taşıyabilme ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilme hakkına sahiptir. Mirasçılar Abdullatif, Hüseyin ve Cemil'in açtığı davaya dahil olma talebinin reddedilmesi bu hakkın elinden alındığı anlamı taşımayacaktır. Muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı davalarda mirasçılar tarafından ayrı olarak açılan davaların birleştirilerek görülmesi temlikin muvazaa ile illetli olup olmadığının saptanması bakımından yerinde olacağından bu yöntem ile çelişkili kararların verilmesinin önüne geçilmesi mümkün ve usul hukuku ilkelerine uygundur.

24. Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında; mirasçı Behiye D.'nun harçlandırmak suretiyle diğer mirasçıların açtığı davaya müdahale dilekçesi sunduğu, asli müdahale müessesesinin geniş yorumlanması gerektiği, böyle bir yorum yapıldığında ve usul ekonomisi ilkesi gereğince mirasçı Behiye D.'nun davasının da dinlenmesi gerektiği, bu durumda delillerin birlikte değerlendirileceği ve çelişkili kararların verilmesinin de önüne geçileceği, usul kurallarının mahkemeye erişim hakkını kısıtlayacak şekilde katı yorumlanmaması gerektiği, bu nedenlerle direnme kararının bozulması gerektiği ileri sürülmüş ise de bu görüş, Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.

25. Hâl böyle olunca; usul ve yasaya uygun olan direnme kararı onanmalıdır.

VII. KARAR

Açıklanan sebeplerle;

Müdahil Behiye D. vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile direnme kararının ONANMASINA,

Harç peşin alındığından harç alınmasına yer olmadığına,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin direnme kararını veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

İlk görüşmede yeterli çoğunluk sağlanamadığından, 11.03.2026 tarihinde yapılan ikinci görüşmede oy çokluğuyla kesin olarak karar verildi.

''K A R Ş I  O Y''

1. Sayın Çoğunlukla aramızda oluşan uyuşmazlık, muris muvazaası hukuki nedenine dayalı tapu iptali ve tescil talepli eldeki davada, bir mirasçının miras payı oranında açtığı davanın yargılaması sırasında başka bir mirasçının harçlandırmak suretiyle müdahale dilekçesi sunması suretiyle davacılık sıfatını kazanıp kazanmayacağı noktasında toplanmaktadır.

2. Anayasanın 36. maddesinde “Herkes, meşrû vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.” denilmek suretiyle hak arama özgürlüğü güvence altına alınmıştır. Hak arama özgürlüğünün temel unsurlarından biri de mahkemeye erişim hakkıdır. “Mahkemeye erişim hakkı, hukuki bir uyuşmazlığın bu konuda karar verme yetkisine sahip bir mahkeme önüne götürülmesi hakkını da kapsar. Kişinin uğradığı bir haksızlığa veya zarara karşı kendisini savunabilmesinin ya da maruz kaldığı haksız bir uygulama veya işleme karşı haklılığını ileri sürüp kanıtlayabilmesinin, zararını giderebilmesinin en etkili ve güvenceli yolu yargı mercileri önünde dava hakkını kullanabilmesidir. Kişilere yargı mercileri önünde dava hakkının tanınması hak arama özgürlüğünün ön koşulunu oluşturur” (AYM, Esas 2018/99, Karar 2021/14, 3/3/2021, § 21). Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 28.04.2023 tarihli ve Esas 2021/5, Karar 2023/2 sayılı kararında da açıkça ifade edildiği üzere “Davanın bir mahkeme tarafından görülebilmesi ve kişinin adil yargılanma hakkı kapsamına giren güvencelerden faydalanabilmesi için ilk olarak kişiye mahkemeye erişim imkanının tanınması gerekir (YİBBGK, s. 23-24).

3. Anayasada güvence altına alınan hakların geniş bunlara getirilen sınırlamaların dar yorumlanması en önemli yorum ilkelerindendir. Diğer taraftan usul kurallarının mahkemeye erişim hakkını kısıtlayacak şekilde katı uygulanmaması gerekir (YİBBGK, Esas 2021/5, Karar 2023/2, 28/4/2023, s. 25).

4. Öte yandan Anayasanın 141. maddesinin 4. fıkrasında usul ekonomisi düzenlenmiş ve davaların en az giderle ve mümkün olan suretle sonuçlandırılması gereği yargının bir görevi olarak hükme bağlanmıştır.

5. Asli müdahale kurumu 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 65. maddesinde şu şekilde düzenlenmiştir:

"(1) Bir yargılamanın konusu olan hak veya şey üzerinde kısmen ya da tamamen hak iddia eden üçüncü kişi, hüküm verilinceye kadar bu durumu ileri sürerek, yargılamanın taraflarına karşı aynı mahkemede dava açabilir.

(2) Asli müdahale davası ile asıl yargılama birlikte yürütülür ve karara bağlanır."

6. Anılan maddenin gerekçesinde ise söz konusu hükmün amacı ortaya konulmuş ve asli müdahale ile çelişkili kararların önüne geçilmesinin, gerçeğin ortaya çıkartılmasının, usul ekonomisinin ve hukuki dinlenilme hakkının tam olarak gerçekleştirilmesinin amaçlandığı ifade edilmiştir.

7. Anılan hükümler çerçevesinde dava konusu olay incelendiğinde muris muvazaasına ilişkin dava devam ederken murisin kızı olan Behiye D.'nun da muris Fadile'nin muvazaa yapmak suretiyle adına kayıtlı tüm taşınmazları oğlu Mehmet G.'e satış yoluyla temlik ettiği iddiasıyla ve asli müdahil sıfatıyla İlk Derece Mahkemesine (İDM) başvuruda bulunmuş, İDM tarafından da söz konusu dilekçe harçlandırmak suretiyle talep kabul edilmiş ve yargılama sonuçlandırılmıştır. Ancak kararın istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince (BAM) söz konusu müdahale dilekçesinin usulüne uygun olmadığı değerlendirilerek asli müdahale talebinin reddi yönünde hüküm kurulmuştur.

8. Asli müdahale taleplerinde genellikle dava konusu hak veya şey üzerinde üçüncü bir kişi de hak iddia etmekte ve söz konusu hakkın davacıya değil kendisine verilmesi gerektiğini savunmaktadır. Bu çerçevede kural olarak asli müdahale taleplerinde müdahilin dava konusu hakkı talep etmesi söz konusu olduğundan davacının, istediği hak dışında bölünebilir, ayrılabilir, başka bir hak talep eden üçüncü kişinin müdahale talebinin kabul edilmemesi gerekmektedir. Ancak bu durum müdahale talebinin her zaman bu şekilde olmasını zorunlu kılmamaktadır. Dava konusu olayda olduğu gibi bazen üçüncü kişi de dava konusu aynı şey hakkında talepte bulunmakta ve bu talebin davacının talebiyle birlikte ele alınarak sonuçlandırılması gerekmektedir. Aksi takdirde aynı dava konusu ile ilgili çelişkili kararların verilmesi veya bir mahkemede alınan bir karar nedeniyle müdahalede bulunmak isteyen üçüncü kişinin daha önce verilen karar nedeniyle hakkını etkili bir şekilde ileri sürememesi söz konusu olabilmektedir.

9. Bu bağlamda somut davanın konusunu muris muvazaası oluşturmakta olup müdahale talebinde bulunan Behiye D. da tıpkı diğer davacılar gibi murisin yapmış olduğu taşınmaz satışına ilişkin devrin muvazaalı olduğunu ve bunun iptal edilmesi gerektiğini ileri sürmektedir. Bu dava türüne özgü olarak murisin muvazaa yaptığının açıklığa kavuşması durumunda muvazaanın bazı mirasçılar yönünden gerçekleştiği, bazıları yönünden gerçekleşmediği biçiminde bir karar verilmesi mümkün değildir. Buna göre eğer Mahkeme muvazaa bulunduğu yönünde kanaate ulaşırsa bu tüm mirasçılar yönünden bir iptal nedeni oluşturacak veya muvazaanın bulunmadığı kanaatine ulaşırsa bu kez tüm mirasçılar yönünden ihlâl edilen bir hakkın bulunmadığı tespit edilmiş olacaktır. Dolayısıyla davacıların muvazaanın bulunduğu yönündeki iddiayı doğru ve uygun araçlarla ortaya koyamaması ve aslında muvazaalı olan bir işlemi ispatlayamamaları durumunda henüz dava açmayan mirasçıların başka bir dava ile muvazaanın bulunduğu yönünde bir dava açarak başarıya ulaşması oldukça zorlaşabilmektedir. Zira önceki dava nedeniyle verilen karar güçlü delil olarak kabul edilmektedir.

10. Bu cihetle muris muvazaasına ilişkin davalarda başta dava açmayan kişiye sonradan dava açmak istemesi durumunda devam eden davaya dahil olma imkânının sunulması, çelişkili kararların çıkmasını engelleyebileceği gibi devam eden davanın uygun hukuki araçlarla ileri sürülmemesi nedeniyle ortaya çıkabilecek olumsuz sonuçların da önlenmesine hizmet edebilecektir. Aksi takdirde kişi, aleyhine olabilecek bir hükmün oluşturulması sürecine müdahil olamayacak ve böylece hukuki dinlenilme bağlamında mahkemeye erişim hakkı kısıtlanmış olacaktır. Nitekim Yargıtay yerleşik içtihadında muris muvazaasına ilişkin ayrı olarak açılan davaların birleştirilmesi gerektiğini kabul etmektedir.

11. Açıklanan nedenlerle Behiye D.'nun asli müdahale talebinin kabul edilerek davanın esasının diğer davacıların açtığı dava ile birlikte çözülmesinin kişinin hukuki dinlenilme bağlamında mahkemeye erişim hakkı çerçevesinde kabul edilmesi gerektiği değerlendirilmektedir.

12. Esasen konuyu düzenleyen madde metni incelendiğinde de Kanun'un yukarıda benimsenen anlayışa aykırı bir hüküm ihtiva etmediği, zira hükümde "Bir yargılamanın konusu olan hak veya şey üzerinde kısmen ya da tamamen hak iddia eden üçüncü kişi," ibaresinin yer aldığı, somut davada üçüncü kişinin de muris muvazaasına konu taşınmazların satışına ilişkin tapu kaydını iptal ettirmek istediği, dolayısıyla davacılar ile müdahale talebinde bulunan kişinin aynı hak veya şey üzerinde hak iddia ettikleri tartışmasızdır. Burada herkes kendi payı yönünden iptal istemiş ise de satış sözleşmesinin muvazaalı olup olmadığı yönünde verilecek kararın gerek davacı gerekse de müdahale talebinde bulunanı etkileyeceği nazara alındığında müdahale talebinin kabul edilmemesinin yukarıda belirtilen hukuki sorunlara yol açacağı açıktır. Nitekim Kanun'un 65. maddesinin gerekçesinde tam da bu nedenle asli müdahale kurumunun çelişkili kararların ortaya çıkmasını engelleme ve tarafların hukuki dinlenilme haklarını koruma amacıyla getirildiği belirtilmiştir. Bu itibarla Kanun'un 65. maddesinin somut olayda uygulanabileceğinin kabul edilmesi gerekir.

13. Açıklanan nedenlerle somut olayın koşulları nazara alınarak asli müdahale talebinin reddine karar verilmesinin, anılan kişinin hukuki dinlenilme bağlamında mahkemeye erişim hakkını zedeleyeceği ve çelişkili kararların ortaya çıkmasına neden olabileceği değerlendirilmektedir. Bu çerçevede Kanun'un amacı ve usul kurallarının mahkemeye erişim hakkını kısıtlayacak şekilde katı uygulanmaması gerektiği yönündeki anılan YİBBGK kararı da gözetilerek Daire kararı doğrultusunda direnme kararının bozulması gerekirken aksi yöndeki onama kararına iştirak edilememiştir.

Üye
Dr. Hamit Yelken

BİLGİ : Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nda bulunan 25 üyenin 13’ü ONAMA, 12’si ise BOZMA yönünde oy kullanmışlardır.