DAVADA TARAF OLARAK YER ALMAYAN BİR KİŞİNİN RÜCUEN DEĞİL DOĞRUDAN HAKKININ ETKİLENME İHTİMALİ VARSA, DAVADA TARAF OLARAK YER ALMASI GEREKLİ OLUP DAVANIN KENDİSİNE İHBARI İLE YETİNİLEMEZ.
T.C.
YARGITAY
HUKUK GENEL KURULU
Esas No : 2025/11-191
Karar No : 2025/731
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
Y A R G I T A Y İ L Â M I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : Ankara 4. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi
TARİHİ : 17.04.2024
SAYISI : 2024/45 E., 2024/184 K.
ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 02.10.2023 tarihli ve 2022/1287 Esas,
2023/5503 Karar sayılı BOZMA kararı
Taraflar arasındaki davalı Türk Patent ve Marka Kurumu (Kurum) Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulu (YİDK) kararının iptali ve marka sicilinin düzeltilmesi davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın usulden reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, İlk Derece Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili; "T. Birası" ibareli 32. sınıftaki bira ürününü içeren 18.06.1980/76736 numaralı markanın dava dışı M. Alkollü İçkiler A.Ş’ye (M.) ait iken 15.08.2008 tarihli sözleşmeyle davalı şirkete devredildiğini, M. ve davalı şirket arasında akdedilen 15.08.2008 tarihli sözleşmenin 3.3 ve 4. maddelerinde sözleşmenin geçerliliğinin Rekabet Kurumundan alınacak izne tâbi kılındığını, izin alınamaması durumunda sözleşmenin hiçbir bildirime gerek kalmaksızın kendiliğinden sona ereceğinin düzenlendiğini, sözleşmenin yapılmasının ardından devralma işlemine izin verilmesi talebiyle Rekabet Kurumuna başvurulduğunu ve Rekabet Kurulunun 25.08.2009 tarihli kararı ile işleme izin verdiğini, Rekabet bu karar sonrasında müvekkilinin Danıştaya başvurarak işlemin iptalini istediğini ve Danıştay 13. Dairesinin 26.03.2013 tarihli ve 2009/6743 Esas, 2013/848 Karar sayılı kararıyla "T. Birası" markasının davalıya devrine izin verilmesine yönelik Rekabet Kurulu kararının iptaline karar verildiğini, Rekabet Kurulu kararına kadar marka devir sözleşmesinin askıda geçersiz olacağını, Rekabet Kurulu kararının iptali sonrasında ise marka tescilinin yolsuz hâle geleceğini, işlemin iptalinin geriye etkili sonuç doğuracağını ve tarafların ancak yeni bir sözleşmeyle süreci yeniden başlatarak devir yapabileceklerini, müvekkilinin davalı Kuruma başvurarak kesinleşmiş yargı kararının gereğinin yerine getirilmesi talebinin nihai olarak reddedildiğini, müvekkilinin marka sicilindeki sahiplik bilgilerinin düzeltilmesini istemekte hukuki yararının olduğunu ileri sürerek 1980/76736 sayılı markanın sicildeki sahiplik kaydının eski hâle getirilmesi ile sicil kaydındaki sahiplik bilgisinin dava dışı M. şirketi olarak düzeltilmesi talebini reddeden YİDK'in 2020-M-7734 sayılı kararının iptaline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
1. Davalı Kurum vekili; müvekkili Kurum kararının usul ve yasaya uygun olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.
2. Davalı Şirket vekili; davacının eldeki davayı açmakta hukuki yararının bulunmadığını, YİDK'in 2020-M-7734 sayılı kararının hukuka uygun olduğunu, Danıştayın sadece Rekabet Kurulu kararının iptaline karar verdiğini, marka devir sözleşmesinin geçersizliğinin hüküm altına almadığını, tüm süreçlerde müvekkili ve devreden şirketin birlikte savunma yaptığını, Rekabet Kurulu kararının iptaliyle devrin Kurula bildirilmesi aşamasına dönüldüğünü, müvekkilinin 18.10.2018 tarihinde başvurusu üzerine bu defa Rekabet Kurulunun devrin Kurul kararına tâbi olmadığına karar verdiğini, marka tescilinin Rekabet Kurulu kararına istinaden değil sözleşme kapsamında yapıldığını, sözleşmenin geçersizliği iddiasıyla açılan bir dava bulunmadığını, marka siciline tescilin kurucu değil açıklayıcı olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
Ankara 4. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 28.06.2021 tarihli ve 2020/342 Esas, 2021/219 Karar sayılı kararı ile; dava dışı M.'e ait "T. Birası" ibareli 1980/76736 sayılı markanın davalı şirkete devrine izin verilmesine dair Rekabet Kurulu kararının iptaline ilişkin kesinleşmiş Danıştay kararının uygulanması, sicildeki sahiplik kaydının eski hâle getirilmesi, 1980/76736 sayılı "T. Birası" ibareli markanın sahiplik kaydının dava dışı şirket olarak düzeltilmesi isteminin reddi konusunda YİDK kararının iptali talep edilmiş ise de marka devir sözleşmelerinin sözleşme özgürlüğü kapsamında ele alınması gerektiği, marka sicilinin eski hâle getirilmesiyle lehine marka tescili yapılacak olan M.'in bir takım yükümlülüklerinin de ortaya çıkacağı gözetilerek eldeki davada zorunlu davalı olarak yer alması gerektiği, davanın M.'e ihbar edilmesinin yeterli olmayacağı, verilen kesin süre içerisinde M.'in zorunlu davalı olarak davaya katılmadığı gerekçesiyle davanın usulden reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
B. Gerekçe ve Sonuç
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesinin 11.11.2021 tarihli ve 2021/1514 Esas, 2021/1443 Karar sayılı kararı ile; davacı tarafından dava konusu markanın dava dışı M. adına tescili istendiğinden hukuki yararı etkilenecek olan anılan şirketin eldeki davada taraf olmasının zorunlu olduğu, İlk Derece Mahkemesince de anılan şirkete karşı dava açılıp bu davayla birleştirilmesi konusunda davacıya usulüne uygun biçimde kesin süre verildiği ve buna rağmen söz konusu şirkete karşı dava açılmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile;
“… Dava, Danıştay'ın idari işlemi iptal etmesi üzerine TÜRKPATENT nezdinde yapılan başvurunun reddine dair kurum kararının iptali istemine ilişkindir.
İlgili mevzuat incelendiğinde kurum kararlarına yönelik davaların bizzat TÜRKPATENT'e karşı açılması gerekmektedir. TÜRKPATENT kararlarının iptaline ilişkin adli yargıda açılan davalarda, kurumla, ilgili kişiler arasında zorunlu dava arkadaşlığı bulunduğuna dair bir yasa hükmü bulunmamaktadır. Bununla birlikte marka başvurularına, marka tescilinde nispi ret nedenlerine (6769 sayılı Kanun'un 6 ncı maddesi) dayalı itirazlar üzerine TÜRKPATENT'ce nihai olarak verilen itirazın reddi kararının iptali ile birlikte markanın da hükümsüzlüğünün istenilmesi halinde kurumla birlikte marka başvurusunda bulunan kişiye karşı birlikte dava açılmasının gerektiği Yargıtayca benimsenmiş bulunmaktadır. Ancak bu sadece şekli anlamda dava arkadaşlığıdır (Serdar Kale, Marka Davalarında Yargılama Usulü, Adalet Yayınevi, Ankara, 2020 s. 87-88). Şekli anlamda dava arkadaşlığının kabul edildiği bu durumun, somut olay bakımından TÜRKPATENT kararının iptaline yönelik davalarda uygulanmasının düşünülmesinin hukuki dayanağı bulunmamaktadır.
Bu açıklamadan sonra somut olaya dönülecek olursa, dava dışı M. Alkollü İçkiler A.Ş. kendisine ait "T. Birası" ibareli markasını davalı Anadolu Efes Biracılık ve Malt San. A.Ş.'ye satmıştır. Ancak, bu satış sözleşmesinin geçerli olabilmesi Rekabet Kurulunun onayına bağlı kılınmıştır. Bunun sebebi söz konusu markaya sahip olan veya olacak teşebbüsün 4054 sayılı Kanun kapsamında hakim duruma gelecek olmasıdır (4054 sayılı Kanun'un 3 üncü maddesinin üçüncü fıkrası ve 6 ncı maddesi). Zira Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 167 nci maddesi ile devlete rekabet düzeninin kurulup, korunması için gerekli tedbirleri alması ve böylece piyasalarda fiili veya anlaşma sonucu doğacak tekelleşme ve kartelleşmeyi önleyecek tedbirleri alma yükümlülüğü getirilmiştir.
Somut olaya devam etmek gerekirse, Rekabet Kurulu'nun sözleşmeye onay vermesi üzerine marka alıcısı adına tescil edilmiş, ancak alınan onay kararı tescil işleminden sonra kesinleşen Danıştay kararı ile nihai olarak iptal edilmiştir. Bu iptal üzerine marka devri sözleşmesi kesin olarak hükümsüz hale gelmiş olup, tescil işlemi dayanaksız kalmıştır. Çünkü buradaki geçersizlik butlan olduğundan geçmişe etkili sonuç doğurmaktadır.
Diğer taraftan 4054 sayılı Kanun'un 11 inci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde birleşme veya devralmanın aynı Kanun'un 7 nci maddesinin birinci fıkrası kapsamına girmesi halinde bu işlemin sona erdirilmesinin gerektiği, hukuka aykırı gerçekleştirilen tüm durumların ortadan kaldırılması, elde edilen her türlü malvarlığının mümkünse eski maliklerine iade edilmesi gerektiği .... ve gerekli tedbirlerin alınması öngörülmüştür.
Temyiz incelemesine konu davada, marka devir sözleşmesinin Danıştay kararı üzerine geçersiz hale geldiği ileri sürülerek söz konusu tescil işleminin düzeltilmesi için TÜRKPATENT nezdinde başvuruda bulunulmuş, TÜRKPATENT'in başvuruyu reddi üzerine, bu işlemin iptali için TÜRKPATENT'e husumet yöneltilmek suretiyle bu dava açılmıştır. Yukarıda belirtilen ilke ve açıklamalar ışığında bu davanın kuruma karşı açılması gerekmekte olup, diğer üçüncü kişilerle kurum arasında zorunlu dava arkadaşlığı bulunmamaktadır.
Hal böyle olunca yukarıda belirtilen açıklamalar da dikkate alınarak ilgili mevzuat uyarınca tarafların delilleri toplanarak davanın esastan görülüp sonuçlandırılması gerekirken usulden reddi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir…” gerekçesiyle karar oy çokluğuyla bozulmuştur.
B. İlk Derece Mahkemesince Verilen Direnme Kararı
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; önceki gerekçe tekrar edilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen direnme kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili; somut olayda ne usul hukuku ne de maddi hukuk kuralları uyarınca 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 59. maddesi anlamında mecburi dava arkadaşlığının söz konusu olmadığını, müvekkilinin dava dışı markayı devreden şirkete karşı herhangi bir talebinin bulunmadığını, bu nedenle de davanın dava dışı şirkete yöneltilmesinin gerekmediğini belirterek direnme kararını temyiz etmiştir.
C. Uyuşmazlık
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; 1980/76736 sayılı markayı 15.08.2008 tarihli marka devir sözleşmesiyle davalıya devreden dava dışı M. şirketinin eldeki davada taraf olmasının gerekip gerekmediği, buradan varılacak sonuca göre davanın usulden reddi yönündeki kararın yerinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
1. İlgili Hukuk
1. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın (Anayasa) 36. maddesi,
2. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 27, 59 ve 61. maddeleri,
3. 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun (SMK) 7 ve 148. maddeleri.
2. Değerlendirme
1. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konuya ilişkin yasal düzenleme ile hukuki kavram ve kurumların ortaya konulmasında yarar bulunmaktadır.
2. Sınai Mülkiyet Kanunu'nun 7/2. maddesine göre marka tescilinden doğan haklar münhasıran marka sahibine aittir. Bununla birlikte SMK'nın hukuki işlemleri düzenleyen 148/1. maddesine göre sınai mülkiyet hakları devredilebilir, miras yolu ile intikal edebilir, lisans konusu olabilir, rehin verilebilir, teminat olarak gösterilebilir, haczedilebilir veya diğer hukuki işlemlere konu olabilir. Yine aynı maddenin dört ve beşinci fıkralarında ise hukuki işlemlerin yazılı şekle tâbi olup devir sözleşmelerinin geçerliliğinin ancak noter tarafından onaylanmış şekilde yapılmış olmalarına bağlı bulunduğu, bununla birlikte hukuki işlemlerin taraflarından birinin talebi, ücreti ödemesi ve yönetmelikle belirlenen diğer şartların da yerine getirilmesi hâlinde sicile kaydedilip Marka Bülteninde yayımlanacağı, 115. madde hükümleri saklı kalmak üzere, sicile kaydedilmeyen hukuki işlemlerden doğan hakların iyiniyetli üçüncü kişilere karşı ileri sürülemeyeceği düzenlenmiştir.
3. Bu kapsamda marka devirlerinde, devrin sicile tescilinin açıklayıcı mahiyette olmasının bir sonucu olarak, markayı geçerli bir devir sözleşmesiyle devreden veya geçersiz devir sözleşmesiyle markayı devralan kişinin sicilde marka sahibi olarak görünmesi, üçüncü kişilerin sicil kaydına güvenerek marka hükümsüzlüğü veyahut kullanmama nedenine dayalı marka iptali davası gibi hakkın özünü doğrudan etkileyebilecek olanlar başta olmak üzere açacakları davaları hakkın gerçek sahibine yöneltememelerine ve dolayısıyla marka üzerinde maddi anlamda hak sahibi olan bu kişilerin de açılan davalarda hukuki dinlenilme haklarının ihlâl edilmesine neden olabileceği gibi bu kişilerin üçüncü kişilere karşı marka haklarını koruma hakkından mahrum kalmalarına neden olabilecektir.
4. Somut olay nedeniyle önemle değinilmesi gerekir ki, bir davada davacı ve davalı olmak üzere daima iki taraf bulunur ve bazı hâllerde davanın bir tarafında, bazı hâllerde ise her iki tarafında birden fazla kişi bulunabilir. Bir tarafta bulunan birden fazla kişiye “dava arkadaşları”, bunlar arasındaki ilişkiye de “dava arkadaşlığı” denir. (Baki Kuru, Burak Aydın, Medeni Usul Hukuku El Kitabı, C. I, Ankara, İkinci Baskı, Ağustos 2021, s.938).
5. Dava arkadaşlığı, “mecburi dava arkadaşlığı” ve “ihtiyari dava arkadaşlığı” olmak üzere ikiye ayrılırken hükmün etkisi bakımından mecburî dava arkadaşlığı ise “maddi bakımdan mecburi dava arkadaşlığı” ve “şekli bakımdan mecburi dava arkadaşlığı” olarak ikiye ayrılmaktadır.
6. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 59. maddesinde mecburi dava arkadaşlığı "maddi hukuka göre, bir hakkın birden fazla kimse tarafından birlikte kullanılması veya birden fazla kimseye karşı birlikte ileri sürülmesi ve tamamı hakkında tek hüküm verilmesi gereken hâllerde, mecburi dava arkadaşlığı vardır" şeklinde düzenlenmiş olup, madde gerekçesinden de anlaşıldığı üzere maddede düzenlenen mecburi dava arkadaşlığı maddi bakımdan mecburi dava arkadaşlığıdır.
7. Bu bakımdan maddi bakımdan mecburî dava arkadaşlığı, maddi hukuka göre bir hakkın birden fazla kimse tarafından birlikte kullanılması veya birden fazla kimseye karşı birlikte ileri sürülmesi ve tamamı hakkında tek hüküm verilmesinin zorunlu olduğu hâllerde söz konusudur. Burada dava arkadaşları arasındaki hukuki ilişki çok sıkı olup dava arkadaşları davada aynı şekilde ve hep birlikte hareket edebilirler. Bir başka anlatımla, dava konusu hukuki ilişki (hak veya borç) üzerinde dava arkadaşlarının birbirlerinden farklı biçimde hareket etmelerine imkân olmadığı gibi mahkeme de dava arkadaşlarından biri veya bazısı hakkında diğerlerinden farklı bir karar veremez.
8. Öte yandan, şekli bakımdan mecburî dava arkadaşlığı ise birden fazla kişiye karşı birlikte dava açılmasında maddi bir zorunluluk olmamasına rağmen kanunun özel hükümleri ve davanın niteliği gereği gerçeğin tam olarak ortaya çıkarılması, hak kayıplarının engellenmesi ve taraflar arasındaki ilişkinin doğru karara bağlanmasını sağlamak kabul edilmiştir. Bu durumda dava konusu hukuki ilişki hakkında bütün dava arkadaşlarına yönelik tek ve aynı doğrultuda bir karar verme zorunluluğu olmadığı gibi dava arkadaşlarının yaptıkları usulî işlemler de birbirinden bağımsızdır. Nitekim dava arkadaşlarının birlikte hareket etme zorunlulukları da bulunmamaktadır.
9. Bu noktada önemi nedeniyle Anayasa'nın 36. maddesinde düzenlenen "hak arama hürriyeti" ve bu hakkın medeni yargılama hukukundaki tezahürü olan "hukuki dinlenilme hakkına" değinmekte yarar vardır. Anayasa'nın “Hak arama hürriyeti” başlıklı 36. maddesi uyarınca “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.” Bununla birlikte "hukuki dinlenilme hakkı" ise HMK'nın 27. maddesinde "Davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahiptirler" şeklinde belirtilmiş olup aynı maddenin ikinci fıkrasında ise hakkın unsurlarının yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunması, açıklama ve ispat hakkı, mahkemenin açıklamaları dikkate alıp değerlendirerek kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesi olduğu belirtilmiştir.
10. Bu kapsamda hukuki dinlenilme hakkının önemli bir unsuru olan “bilgilenme hakkı” kişilerin gerek yargı organlarınca ve gerekse de karşı tarafça yapılan işlemler konusunda bilgilendirilmelerini zorunlu kılmaktadır. Kişinin kendisinden habersiz yargılama yapılarak karar verilmesi, kural olarak mümkün değildir. Hak sahibinin kendisi ile ilgili yargılama ve yargılamanın içeriği hakkında tam bir şekilde bilgi sahibi olması sağlanmalıdır. Tarafın bilgi sahibi olmadığı işlemler, belge ve bilgiler dahi yargılamada esas alınamaz. Bilgilenmenin şekli bakımından, hukuki dinlenilme hakkına uygun davranılmalı, ilgilinin bilgilenmesi şeklen değil, gerçek anlamda sağlanmaya çalışılmalıdır.
11. Yine hukuki dinlenilme hakkının bir diğer unsuru ise “açıklama ve ispat hakkı”dır. Buna göre taraflar, yargılamayla ilgili açıklamada bulunma, bu çerçevede iddia ve savunmalarını ileri sürme ve ispat etme hakkına sahiptirler. Her iki taraf da bu haktan eşit şekilde yararlanır ki bu durum "silahların eşitliği ilkesi" olarak da ifade edilmektedir.
12. Silahların eşitliği, hukuk devleti ve genel eşitlik ilkesinin bir sonucu olup "hâkim önünde eşitlik" ilkesi olarak, kanunî hâkim ve hukuki dinlenilme hakkı yanında klasik bir usuli temel hak olarak kabul edilmiştir. Silahların eşitliği ilkesi tarafların yargılama süresince mahkeme nezdinde sahip oldukları hak ve yükümlülükler bakımından eşitliğin gözetilmesini, taraflar arasındaki mücadelenin eşit silahlarla yürütülmesini öngörür. Bu hak taraflara usul kanunlarının öngördüğü kurallar çerçevesinde mahkemenin kararı bakımından önem arz eden bütün konularda açıklama yapma ve karşı tarafın iddialarına karşı koyabilmek için ihtiyaç duyulan bütün usuli savunmalarını ileri sürebilme hakkını içerir.
13. Şu hâlde, Anayasa ve temel insan haklarında temelini bulan adil yargılanma hakkı ile onun bir yansıması olan hukuki dinlenilme hakkı, kişinin kendisi ile ilgili yargılamadan haberdar olmasını ve bilgilenme hakkıyla doğrudan sıkı sıkıya ilişkilidir.
14. Bu aşamada önem arz edebilecek bir diğer müessese ise davanın ihbarıdır. Davanın ihbarı HMK'nın 61. maddesinde, taraflardan birinin davayı kaybettiği takdirde, üçüncü kişiye veya üçüncü kişinin kendisine rücu edeceğini düşünmesi hâlinde, tahkikat sonuçlanıncaya kadar davayı üçüncü kişiye ihbar edebileceği şeklinde düzenlenmiştir. Anılan maddeden de anlaşılacağı üzere ihbar, davanın kaybedilmesi hâlinde rücu imkân ve ihtimalinin mevcut olduğu durumlarda, rücu etme veya kendisine rücu edilme ihtimali bulunan ancak görülmekte olan davada taraf olmayan kişilerin, görülmekte olan davadan haberdar olmalarını ve talepleri hâlinde davaya müdahil olmaları imkânını sağlamayı amaçlar. Bununla birlikte, davada taraf olarak yer almayan bir kişinin rücuen değil doğrudan hakkının etkilenme ihtimalinin mevcut olması hâlinde ise hukuki dinlenilme hakkının bir gereği olarak, davada taraf olarak yer alması gerekli olup davanın kendisine ihbarı ile yetinilemez.
15. Davanın şekli anlamda mecburî dava arkadaşlarının tamamı yerine bunlardan bir veya bir kaçına karşı açılması hâlinde, hakkı verilecek hükümle doğrudan doğruya etkilenecek olmasına rağmen davada yer almayan şahıslar yönünden hukuki dinlenilme hakkının ihlâli gündeme gelecektir. Hâl böyle olmakla birlikte mecburi dava arkadaşlığı söz konusu olmasına rağmen mecburi dava arkadaşlarından bir kısmına açılan davada mahkemece dava hemen reddedilmemeli, davayı diğer mecburî dava arkadaşlarına da teşmil etmesi için davacıya kesin süre verildikten sonra davacı bu süre içinde davayı diğer mecburî dava arkadaşlarına da teşmil ederse davaya devam edilmeli, aksi hâlde dava reddedilmelidir. (Kuru, Aydın s. 950).
16. Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacının, aynı alanda faaliyet gösterdiği davalı şirket ile dava dışı M. şirketi arasında 15.08.2008 tarihinde imzalanan marka devir sözleşmesinin geçerliliğinin Rekabet Kurulunun izin vermesi şartına bağlandığını, verilen izin üzerine marka davalı şirket adına tescil edilmişse de Danıştayın Rekabet Kurulunun izin kararını iptal etmesiyle sözleşmenin geçerliliğini yitirdiğini iddia ederek davalı Kuruma başvurduğu, bu başvuruda ve başvurunun reddi neticesinde açtığı eldeki davada davalı şirket adına tescil edilen markanın sahiplik kaydının eski hâle getirilerek dava dışı M. şirketi adına tescil edilmesini istediği, bu kapsamda İlk Derece Mahkemesince, markanın sahibine münhasır haklar bahşetmekle birlikte bazı yükümlülükler de getirdiği ve adına marka tescil edilmesi istenen dava dışı M. şirketinin davalılarla mecburi dava arkadaşı olduğu gerekçesiyle davacıya aynı iddialarla anılan şirkete eldeki davayla birleştirilmek üzere dava açması için kesin süre verilmesine rağmen dava açılmadığı anlaşılmaktadır.
17. Davacının talebi, YİDK kararının iptali isteminin yanında, marka devir sözleşmesinin geçersizliği iddiasına dayalı olarak dava konusu markanın sicil kaydının eski hâle getirilmesi, bir başka anlatımla davalı şirket adına olan marka sahipliğinin dava dışı M. şirketi olarak düzeltilmesinden ibarettir. Marka sicilinin eski hâle getirilmesi talebi, sözleşmenin tarafı olmayan davacı yanca davalı şirket ve dava dışı M. şirketi arasındaki marka devir sözleşmesinin geçersizliği iddiasına dayanmakla birlikte, bu doğrultuda yapılacak inceleme ve değerlendirmenin sonucuna göre marka devir sözleşmesinin geçerliliği noktasında marka hakkı sahipliğinin de tespitini gerektirecektir ki, marka sahipliği ise bundan doğan hakların korunması ihtiyacı yanında başta markanın kullanılması yükümlülüğü olmak üzere, markanın bir malvarlığı değeri olması nedeniyle de bir kısım yükümlülükleri de beraberinde getirecektir.
18. Bununla birlikte, dava konusu markanın dava dışı M. şirketi adına yeniden tescil edilmesi hâlinde anılan şirket, davalı şirketle imzalanan sözleşmede belirtilen devir bedeli ödenmiş ise iadesi talebiyle de muhatap olabilecektir ki, bu dahi dava dışı şirkete eldeki davada taraf olarak yer alıp hukuki dinlenilme hakkı çerçevesinde savunmada bulunma hakkı tanınmasını gerekli kılmaktadır.
19. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; dava dışı M. şirketinin davalılarla şekli anlamda mecburi dava arkadaşı olmadığı, eldeki davada etkilenecek bir hakkı bulunmadığı, davanın kendisine ihbarıyla yetinilmesi gerektiği ve bu kapsamda Özel Daire bozma kararı uyarınca direnme kararının bozulması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de bu görüş yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.
20. Hâl böyle olunca usul ve yasaya uygun olan direnme kararının onanması gerekmiştir.
VII. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile usul ve yasaya uygun olan direnme kararının ONANMASINA,
Harç peşin alındığından harç alınmasına yer olmadığına,
Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, karardan bir örneğin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
19.11.2025 tarihinde oy çokluğuyla kesin olarak karar verildi.
BİLGİ : Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nda bulunan 25 üyenin 22’si ONAMA, 3’ü ise BOZMA yönünde oy kullanmışlardır.
DAVADA TARAF OLARAK YER ALMAYAN BİR KİŞİNİN RÜCUEN DEĞİL DOĞRUDAN HAKKININ ETKİLENME İHTİMALİ VARSA, DAVADA TARAF OLARAK YER ALMASI GEREKLİ OLUP DAVANIN KENDİSİNE İHBARI İLE YETİNİLEMEZ.
T.C.
YARGITAY
HUKUK GENEL KURULU
Esas No : 2025/11-191
Karar No : 2025/731
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
Y A R G I T A Y İ L Â M I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : Ankara 4. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi
TARİHİ : 17.04.2024
SAYISI : 2024/45 E., 2024/184 K.
ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 02.10.2023 tarihli ve 2022/1287 Esas,
2023/5503 Karar sayılı BOZMA kararı
Taraflar arasındaki davalı Türk Patent ve Marka Kurumu (Kurum) Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulu (YİDK) kararının iptali ve marka sicilinin düzeltilmesi davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın usulden reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, İlk Derece Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili; "T. Birası" ibareli 32. sınıftaki bira ürününü içeren 18.06.1980/76736 numaralı markanın dava dışı M. Alkollü İçkiler A.Ş’ye (M.) ait iken 15.08.2008 tarihli sözleşmeyle davalı şirkete devredildiğini, M. ve davalı şirket arasında akdedilen 15.08.2008 tarihli sözleşmenin 3.3 ve 4. maddelerinde sözleşmenin geçerliliğinin Rekabet Kurumundan alınacak izne tâbi kılındığını, izin alınamaması durumunda sözleşmenin hiçbir bildirime gerek kalmaksızın kendiliğinden sona ereceğinin düzenlendiğini, sözleşmenin yapılmasının ardından devralma işlemine izin verilmesi talebiyle Rekabet Kurumuna başvurulduğunu ve Rekabet Kurulunun 25.08.2009 tarihli kararı ile işleme izin verdiğini, Rekabet bu karar sonrasında müvekkilinin Danıştaya başvurarak işlemin iptalini istediğini ve Danıştay 13. Dairesinin 26.03.2013 tarihli ve 2009/6743 Esas, 2013/848 Karar sayılı kararıyla "T. Birası" markasının davalıya devrine izin verilmesine yönelik Rekabet Kurulu kararının iptaline karar verildiğini, Rekabet Kurulu kararına kadar marka devir sözleşmesinin askıda geçersiz olacağını, Rekabet Kurulu kararının iptali sonrasında ise marka tescilinin yolsuz hâle geleceğini, işlemin iptalinin geriye etkili sonuç doğuracağını ve tarafların ancak yeni bir sözleşmeyle süreci yeniden başlatarak devir yapabileceklerini, müvekkilinin davalı Kuruma başvurarak kesinleşmiş yargı kararının gereğinin yerine getirilmesi talebinin nihai olarak reddedildiğini, müvekkilinin marka sicilindeki sahiplik bilgilerinin düzeltilmesini istemekte hukuki yararının olduğunu ileri sürerek 1980/76736 sayılı markanın sicildeki sahiplik kaydının eski hâle getirilmesi ile sicil kaydındaki sahiplik bilgisinin dava dışı M. şirketi olarak düzeltilmesi talebini reddeden YİDK'in 2020-M-7734 sayılı kararının iptaline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
1. Davalı Kurum vekili; müvekkili Kurum kararının usul ve yasaya uygun olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.
2. Davalı Şirket vekili; davacının eldeki davayı açmakta hukuki yararının bulunmadığını, YİDK'in 2020-M-7734 sayılı kararının hukuka uygun olduğunu, Danıştayın sadece Rekabet Kurulu kararının iptaline karar verdiğini, marka devir sözleşmesinin geçersizliğinin hüküm altına almadığını, tüm süreçlerde müvekkili ve devreden şirketin birlikte savunma yaptığını, Rekabet Kurulu kararının iptaliyle devrin Kurula bildirilmesi aşamasına dönüldüğünü, müvekkilinin 18.10.2018 tarihinde başvurusu üzerine bu defa Rekabet Kurulunun devrin Kurul kararına tâbi olmadığına karar verdiğini, marka tescilinin Rekabet Kurulu kararına istinaden değil sözleşme kapsamında yapıldığını, sözleşmenin geçersizliği iddiasıyla açılan bir dava bulunmadığını, marka siciline tescilin kurucu değil açıklayıcı olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
Ankara 4. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 28.06.2021 tarihli ve 2020/342 Esas, 2021/219 Karar sayılı kararı ile; dava dışı M.'e ait "T. Birası" ibareli 1980/76736 sayılı markanın davalı şirkete devrine izin verilmesine dair Rekabet Kurulu kararının iptaline ilişkin kesinleşmiş Danıştay kararının uygulanması, sicildeki sahiplik kaydının eski hâle getirilmesi, 1980/76736 sayılı "T. Birası" ibareli markanın sahiplik kaydının dava dışı şirket olarak düzeltilmesi isteminin reddi konusunda YİDK kararının iptali talep edilmiş ise de marka devir sözleşmelerinin sözleşme özgürlüğü kapsamında ele alınması gerektiği, marka sicilinin eski hâle getirilmesiyle lehine marka tescili yapılacak olan M.'in bir takım yükümlülüklerinin de ortaya çıkacağı gözetilerek eldeki davada zorunlu davalı olarak yer alması gerektiği, davanın M.'e ihbar edilmesinin yeterli olmayacağı, verilen kesin süre içerisinde M.'in zorunlu davalı olarak davaya katılmadığı gerekçesiyle davanın usulden reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
B. Gerekçe ve Sonuç
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesinin 11.11.2021 tarihli ve 2021/1514 Esas, 2021/1443 Karar sayılı kararı ile; davacı tarafından dava konusu markanın dava dışı M. adına tescili istendiğinden hukuki yararı etkilenecek olan anılan şirketin eldeki davada taraf olmasının zorunlu olduğu, İlk Derece Mahkemesince de anılan şirkete karşı dava açılıp bu davayla birleştirilmesi konusunda davacıya usulüne uygun biçimde kesin süre verildiği ve buna rağmen söz konusu şirkete karşı dava açılmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile;
“… Dava, Danıştay'ın idari işlemi iptal etmesi üzerine TÜRKPATENT nezdinde yapılan başvurunun reddine dair kurum kararının iptali istemine ilişkindir.
İlgili mevzuat incelendiğinde kurum kararlarına yönelik davaların bizzat TÜRKPATENT'e karşı açılması gerekmektedir. TÜRKPATENT kararlarının iptaline ilişkin adli yargıda açılan davalarda, kurumla, ilgili kişiler arasında zorunlu dava arkadaşlığı bulunduğuna dair bir yasa hükmü bulunmamaktadır. Bununla birlikte marka başvurularına, marka tescilinde nispi ret nedenlerine (6769 sayılı Kanun'un 6 ncı maddesi) dayalı itirazlar üzerine TÜRKPATENT'ce nihai olarak verilen itirazın reddi kararının iptali ile birlikte markanın da hükümsüzlüğünün istenilmesi halinde kurumla birlikte marka başvurusunda bulunan kişiye karşı birlikte dava açılmasının gerektiği Yargıtayca benimsenmiş bulunmaktadır. Ancak bu sadece şekli anlamda dava arkadaşlığıdır (Serdar Kale, Marka Davalarında Yargılama Usulü, Adalet Yayınevi, Ankara, 2020 s. 87-88). Şekli anlamda dava arkadaşlığının kabul edildiği bu durumun, somut olay bakımından TÜRKPATENT kararının iptaline yönelik davalarda uygulanmasının düşünülmesinin hukuki dayanağı bulunmamaktadır.
Bu açıklamadan sonra somut olaya dönülecek olursa, dava dışı M. Alkollü İçkiler A.Ş. kendisine ait "T. Birası" ibareli markasını davalı Anadolu Efes Biracılık ve Malt San. A.Ş.'ye satmıştır. Ancak, bu satış sözleşmesinin geçerli olabilmesi Rekabet Kurulunun onayına bağlı kılınmıştır. Bunun sebebi söz konusu markaya sahip olan veya olacak teşebbüsün 4054 sayılı Kanun kapsamında hakim duruma gelecek olmasıdır (4054 sayılı Kanun'un 3 üncü maddesinin üçüncü fıkrası ve 6 ncı maddesi). Zira Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 167 nci maddesi ile devlete rekabet düzeninin kurulup, korunması için gerekli tedbirleri alması ve böylece piyasalarda fiili veya anlaşma sonucu doğacak tekelleşme ve kartelleşmeyi önleyecek tedbirleri alma yükümlülüğü getirilmiştir.
Somut olaya devam etmek gerekirse, Rekabet Kurulu'nun sözleşmeye onay vermesi üzerine marka alıcısı adına tescil edilmiş, ancak alınan onay kararı tescil işleminden sonra kesinleşen Danıştay kararı ile nihai olarak iptal edilmiştir. Bu iptal üzerine marka devri sözleşmesi kesin olarak hükümsüz hale gelmiş olup, tescil işlemi dayanaksız kalmıştır. Çünkü buradaki geçersizlik butlan olduğundan geçmişe etkili sonuç doğurmaktadır.
Diğer taraftan 4054 sayılı Kanun'un 11 inci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde birleşme veya devralmanın aynı Kanun'un 7 nci maddesinin birinci fıkrası kapsamına girmesi halinde bu işlemin sona erdirilmesinin gerektiği, hukuka aykırı gerçekleştirilen tüm durumların ortadan kaldırılması, elde edilen her türlü malvarlığının mümkünse eski maliklerine iade edilmesi gerektiği .... ve gerekli tedbirlerin alınması öngörülmüştür.
Temyiz incelemesine konu davada, marka devir sözleşmesinin Danıştay kararı üzerine geçersiz hale geldiği ileri sürülerek söz konusu tescil işleminin düzeltilmesi için TÜRKPATENT nezdinde başvuruda bulunulmuş, TÜRKPATENT'in başvuruyu reddi üzerine, bu işlemin iptali için TÜRKPATENT'e husumet yöneltilmek suretiyle bu dava açılmıştır. Yukarıda belirtilen ilke ve açıklamalar ışığında bu davanın kuruma karşı açılması gerekmekte olup, diğer üçüncü kişilerle kurum arasında zorunlu dava arkadaşlığı bulunmamaktadır.
Hal böyle olunca yukarıda belirtilen açıklamalar da dikkate alınarak ilgili mevzuat uyarınca tarafların delilleri toplanarak davanın esastan görülüp sonuçlandırılması gerekirken usulden reddi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir…” gerekçesiyle karar oy çokluğuyla bozulmuştur.
B. İlk Derece Mahkemesince Verilen Direnme Kararı
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; önceki gerekçe tekrar edilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen direnme kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili; somut olayda ne usul hukuku ne de maddi hukuk kuralları uyarınca 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 59. maddesi anlamında mecburi dava arkadaşlığının söz konusu olmadığını, müvekkilinin dava dışı markayı devreden şirkete karşı herhangi bir talebinin bulunmadığını, bu nedenle de davanın dava dışı şirkete yöneltilmesinin gerekmediğini belirterek direnme kararını temyiz etmiştir.
C. Uyuşmazlık
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; 1980/76736 sayılı markayı 15.08.2008 tarihli marka devir sözleşmesiyle davalıya devreden dava dışı M. şirketinin eldeki davada taraf olmasının gerekip gerekmediği, buradan varılacak sonuca göre davanın usulden reddi yönündeki kararın yerinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
1. İlgili Hukuk
1. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın (Anayasa) 36. maddesi,
2. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 27, 59 ve 61. maddeleri,
3. 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun (SMK) 7 ve 148. maddeleri.
2. Değerlendirme
1. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konuya ilişkin yasal düzenleme ile hukuki kavram ve kurumların ortaya konulmasında yarar bulunmaktadır.
2. Sınai Mülkiyet Kanunu'nun 7/2. maddesine göre marka tescilinden doğan haklar münhasıran marka sahibine aittir. Bununla birlikte SMK'nın hukuki işlemleri düzenleyen 148/1. maddesine göre sınai mülkiyet hakları devredilebilir, miras yolu ile intikal edebilir, lisans konusu olabilir, rehin verilebilir, teminat olarak gösterilebilir, haczedilebilir veya diğer hukuki işlemlere konu olabilir. Yine aynı maddenin dört ve beşinci fıkralarında ise hukuki işlemlerin yazılı şekle tâbi olup devir sözleşmelerinin geçerliliğinin ancak noter tarafından onaylanmış şekilde yapılmış olmalarına bağlı bulunduğu, bununla birlikte hukuki işlemlerin taraflarından birinin talebi, ücreti ödemesi ve yönetmelikle belirlenen diğer şartların da yerine getirilmesi hâlinde sicile kaydedilip Marka Bülteninde yayımlanacağı, 115. madde hükümleri saklı kalmak üzere, sicile kaydedilmeyen hukuki işlemlerden doğan hakların iyiniyetli üçüncü kişilere karşı ileri sürülemeyeceği düzenlenmiştir.
3. Bu kapsamda marka devirlerinde, devrin sicile tescilinin açıklayıcı mahiyette olmasının bir sonucu olarak, markayı geçerli bir devir sözleşmesiyle devreden veya geçersiz devir sözleşmesiyle markayı devralan kişinin sicilde marka sahibi olarak görünmesi, üçüncü kişilerin sicil kaydına güvenerek marka hükümsüzlüğü veyahut kullanmama nedenine dayalı marka iptali davası gibi hakkın özünü doğrudan etkileyebilecek olanlar başta olmak üzere açacakları davaları hakkın gerçek sahibine yöneltememelerine ve dolayısıyla marka üzerinde maddi anlamda hak sahibi olan bu kişilerin de açılan davalarda hukuki dinlenilme haklarının ihlâl edilmesine neden olabileceği gibi bu kişilerin üçüncü kişilere karşı marka haklarını koruma hakkından mahrum kalmalarına neden olabilecektir.
4. Somut olay nedeniyle önemle değinilmesi gerekir ki, bir davada davacı ve davalı olmak üzere daima iki taraf bulunur ve bazı hâllerde davanın bir tarafında, bazı hâllerde ise her iki tarafında birden fazla kişi bulunabilir. Bir tarafta bulunan birden fazla kişiye “dava arkadaşları”, bunlar arasındaki ilişkiye de “dava arkadaşlığı” denir. (Baki Kuru, Burak Aydın, Medeni Usul Hukuku El Kitabı, C. I, Ankara, İkinci Baskı, Ağustos 2021, s.938).
5. Dava arkadaşlığı, “mecburi dava arkadaşlığı” ve “ihtiyari dava arkadaşlığı” olmak üzere ikiye ayrılırken hükmün etkisi bakımından mecburî dava arkadaşlığı ise “maddi bakımdan mecburi dava arkadaşlığı” ve “şekli bakımdan mecburi dava arkadaşlığı” olarak ikiye ayrılmaktadır.
6. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 59. maddesinde mecburi dava arkadaşlığı "maddi hukuka göre, bir hakkın birden fazla kimse tarafından birlikte kullanılması veya birden fazla kimseye karşı birlikte ileri sürülmesi ve tamamı hakkında tek hüküm verilmesi gereken hâllerde, mecburi dava arkadaşlığı vardır" şeklinde düzenlenmiş olup, madde gerekçesinden de anlaşıldığı üzere maddede düzenlenen mecburi dava arkadaşlığı maddi bakımdan mecburi dava arkadaşlığıdır.
7. Bu bakımdan maddi bakımdan mecburî dava arkadaşlığı, maddi hukuka göre bir hakkın birden fazla kimse tarafından birlikte kullanılması veya birden fazla kimseye karşı birlikte ileri sürülmesi ve tamamı hakkında tek hüküm verilmesinin zorunlu olduğu hâllerde söz konusudur. Burada dava arkadaşları arasındaki hukuki ilişki çok sıkı olup dava arkadaşları davada aynı şekilde ve hep birlikte hareket edebilirler. Bir başka anlatımla, dava konusu hukuki ilişki (hak veya borç) üzerinde dava arkadaşlarının birbirlerinden farklı biçimde hareket etmelerine imkân olmadığı gibi mahkeme de dava arkadaşlarından biri veya bazısı hakkında diğerlerinden farklı bir karar veremez.
8. Öte yandan, şekli bakımdan mecburî dava arkadaşlığı ise birden fazla kişiye karşı birlikte dava açılmasında maddi bir zorunluluk olmamasına rağmen kanunun özel hükümleri ve davanın niteliği gereği gerçeğin tam olarak ortaya çıkarılması, hak kayıplarının engellenmesi ve taraflar arasındaki ilişkinin doğru karara bağlanmasını sağlamak kabul edilmiştir. Bu durumda dava konusu hukuki ilişki hakkında bütün dava arkadaşlarına yönelik tek ve aynı doğrultuda bir karar verme zorunluluğu olmadığı gibi dava arkadaşlarının yaptıkları usulî işlemler de birbirinden bağımsızdır. Nitekim dava arkadaşlarının birlikte hareket etme zorunlulukları da bulunmamaktadır.
9. Bu noktada önemi nedeniyle Anayasa'nın 36. maddesinde düzenlenen "hak arama hürriyeti" ve bu hakkın medeni yargılama hukukundaki tezahürü olan "hukuki dinlenilme hakkına" değinmekte yarar vardır. Anayasa'nın “Hak arama hürriyeti” başlıklı 36. maddesi uyarınca “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.” Bununla birlikte "hukuki dinlenilme hakkı" ise HMK'nın 27. maddesinde "Davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahiptirler" şeklinde belirtilmiş olup aynı maddenin ikinci fıkrasında ise hakkın unsurlarının yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunması, açıklama ve ispat hakkı, mahkemenin açıklamaları dikkate alıp değerlendirerek kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesi olduğu belirtilmiştir.
10. Bu kapsamda hukuki dinlenilme hakkının önemli bir unsuru olan “bilgilenme hakkı” kişilerin gerek yargı organlarınca ve gerekse de karşı tarafça yapılan işlemler konusunda bilgilendirilmelerini zorunlu kılmaktadır. Kişinin kendisinden habersiz yargılama yapılarak karar verilmesi, kural olarak mümkün değildir. Hak sahibinin kendisi ile ilgili yargılama ve yargılamanın içeriği hakkında tam bir şekilde bilgi sahibi olması sağlanmalıdır. Tarafın bilgi sahibi olmadığı işlemler, belge ve bilgiler dahi yargılamada esas alınamaz. Bilgilenmenin şekli bakımından, hukuki dinlenilme hakkına uygun davranılmalı, ilgilinin bilgilenmesi şeklen değil, gerçek anlamda sağlanmaya çalışılmalıdır.
11. Yine hukuki dinlenilme hakkının bir diğer unsuru ise “açıklama ve ispat hakkı”dır. Buna göre taraflar, yargılamayla ilgili açıklamada bulunma, bu çerçevede iddia ve savunmalarını ileri sürme ve ispat etme hakkına sahiptirler. Her iki taraf da bu haktan eşit şekilde yararlanır ki bu durum "silahların eşitliği ilkesi" olarak da ifade edilmektedir.
12. Silahların eşitliği, hukuk devleti ve genel eşitlik ilkesinin bir sonucu olup "hâkim önünde eşitlik" ilkesi olarak, kanunî hâkim ve hukuki dinlenilme hakkı yanında klasik bir usuli temel hak olarak kabul edilmiştir. Silahların eşitliği ilkesi tarafların yargılama süresince mahkeme nezdinde sahip oldukları hak ve yükümlülükler bakımından eşitliğin gözetilmesini, taraflar arasındaki mücadelenin eşit silahlarla yürütülmesini öngörür. Bu hak taraflara usul kanunlarının öngördüğü kurallar çerçevesinde mahkemenin kararı bakımından önem arz eden bütün konularda açıklama yapma ve karşı tarafın iddialarına karşı koyabilmek için ihtiyaç duyulan bütün usuli savunmalarını ileri sürebilme hakkını içerir.
13. Şu hâlde, Anayasa ve temel insan haklarında temelini bulan adil yargılanma hakkı ile onun bir yansıması olan hukuki dinlenilme hakkı, kişinin kendisi ile ilgili yargılamadan haberdar olmasını ve bilgilenme hakkıyla doğrudan sıkı sıkıya ilişkilidir.
14. Bu aşamada önem arz edebilecek bir diğer müessese ise davanın ihbarıdır. Davanın ihbarı HMK'nın 61. maddesinde, taraflardan birinin davayı kaybettiği takdirde, üçüncü kişiye veya üçüncü kişinin kendisine rücu edeceğini düşünmesi hâlinde, tahkikat sonuçlanıncaya kadar davayı üçüncü kişiye ihbar edebileceği şeklinde düzenlenmiştir. Anılan maddeden de anlaşılacağı üzere ihbar, davanın kaybedilmesi hâlinde rücu imkân ve ihtimalinin mevcut olduğu durumlarda, rücu etme veya kendisine rücu edilme ihtimali bulunan ancak görülmekte olan davada taraf olmayan kişilerin, görülmekte olan davadan haberdar olmalarını ve talepleri hâlinde davaya müdahil olmaları imkânını sağlamayı amaçlar. Bununla birlikte, davada taraf olarak yer almayan bir kişinin rücuen değil doğrudan hakkının etkilenme ihtimalinin mevcut olması hâlinde ise hukuki dinlenilme hakkının bir gereği olarak, davada taraf olarak yer alması gerekli olup davanın kendisine ihbarı ile yetinilemez.
15. Davanın şekli anlamda mecburî dava arkadaşlarının tamamı yerine bunlardan bir veya bir kaçına karşı açılması hâlinde, hakkı verilecek hükümle doğrudan doğruya etkilenecek olmasına rağmen davada yer almayan şahıslar yönünden hukuki dinlenilme hakkının ihlâli gündeme gelecektir. Hâl böyle olmakla birlikte mecburi dava arkadaşlığı söz konusu olmasına rağmen mecburi dava arkadaşlarından bir kısmına açılan davada mahkemece dava hemen reddedilmemeli, davayı diğer mecburî dava arkadaşlarına da teşmil etmesi için davacıya kesin süre verildikten sonra davacı bu süre içinde davayı diğer mecburî dava arkadaşlarına da teşmil ederse davaya devam edilmeli, aksi hâlde dava reddedilmelidir. (Kuru, Aydın s. 950).
16. Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacının, aynı alanda faaliyet gösterdiği davalı şirket ile dava dışı M. şirketi arasında 15.08.2008 tarihinde imzalanan marka devir sözleşmesinin geçerliliğinin Rekabet Kurulunun izin vermesi şartına bağlandığını, verilen izin üzerine marka davalı şirket adına tescil edilmişse de Danıştayın Rekabet Kurulunun izin kararını iptal etmesiyle sözleşmenin geçerliliğini yitirdiğini iddia ederek davalı Kuruma başvurduğu, bu başvuruda ve başvurunun reddi neticesinde açtığı eldeki davada davalı şirket adına tescil edilen markanın sahiplik kaydının eski hâle getirilerek dava dışı M. şirketi adına tescil edilmesini istediği, bu kapsamda İlk Derece Mahkemesince, markanın sahibine münhasır haklar bahşetmekle birlikte bazı yükümlülükler de getirdiği ve adına marka tescil edilmesi istenen dava dışı M. şirketinin davalılarla mecburi dava arkadaşı olduğu gerekçesiyle davacıya aynı iddialarla anılan şirkete eldeki davayla birleştirilmek üzere dava açması için kesin süre verilmesine rağmen dava açılmadığı anlaşılmaktadır.
17. Davacının talebi, YİDK kararının iptali isteminin yanında, marka devir sözleşmesinin geçersizliği iddiasına dayalı olarak dava konusu markanın sicil kaydının eski hâle getirilmesi, bir başka anlatımla davalı şirket adına olan marka sahipliğinin dava dışı M. şirketi olarak düzeltilmesinden ibarettir. Marka sicilinin eski hâle getirilmesi talebi, sözleşmenin tarafı olmayan davacı yanca davalı şirket ve dava dışı M. şirketi arasındaki marka devir sözleşmesinin geçersizliği iddiasına dayanmakla birlikte, bu doğrultuda yapılacak inceleme ve değerlendirmenin sonucuna göre marka devir sözleşmesinin geçerliliği noktasında marka hakkı sahipliğinin de tespitini gerektirecektir ki, marka sahipliği ise bundan doğan hakların korunması ihtiyacı yanında başta markanın kullanılması yükümlülüğü olmak üzere, markanın bir malvarlığı değeri olması nedeniyle de bir kısım yükümlülükleri de beraberinde getirecektir.
18. Bununla birlikte, dava konusu markanın dava dışı M. şirketi adına yeniden tescil edilmesi hâlinde anılan şirket, davalı şirketle imzalanan sözleşmede belirtilen devir bedeli ödenmiş ise iadesi talebiyle de muhatap olabilecektir ki, bu dahi dava dışı şirkete eldeki davada taraf olarak yer alıp hukuki dinlenilme hakkı çerçevesinde savunmada bulunma hakkı tanınmasını gerekli kılmaktadır.
19. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; dava dışı M. şirketinin davalılarla şekli anlamda mecburi dava arkadaşı olmadığı, eldeki davada etkilenecek bir hakkı bulunmadığı, davanın kendisine ihbarıyla yetinilmesi gerektiği ve bu kapsamda Özel Daire bozma kararı uyarınca direnme kararının bozulması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de bu görüş yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.
20. Hâl böyle olunca usul ve yasaya uygun olan direnme kararının onanması gerekmiştir.
VII. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile usul ve yasaya uygun olan direnme kararının ONANMASINA,
Harç peşin alındığından harç alınmasına yer olmadığına,
Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, karardan bir örneğin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
19.11.2025 tarihinde oy çokluğuyla kesin olarak karar verildi.
BİLGİ : Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nda bulunan 25 üyenin 22’si ONAMA, 3’ü ise BOZMA yönünde oy kullanmışlardır.

