KARAMERCAN HUKUK Bürosu internet sitesinde yayınlanan tüm içerik telif yasaları ve Türk Patent Enstitüsü kapsamında koruma altındadır. KARAMERCAN HUKUK Bürosu internet sitesinde paylaşılan Yargıtay Kararları’nın kullanımından doğabilecek zararlar için KARAMERCAN HUKUK Bürosu hiçbir sorumluluk kabul etmez. www.karamercanhukuk.com/yargitay-kararlari/ internet adresinde paylaşılan Yargıtay Kararları’nın link verilmeden bir başka anlatımla www.karamercanhukuk.com internet adresinden alındığı belirtilmeksizin kopyalanması, paylaşılması ve kullanılması YASAKTIR. KARAMERCAN HUKUK Bürosu internet sitesini ziyaret etmekle, yukarıda belirtilen kullanım şartlarını kabul etmiş sayılırsınız.
Yazdır

VERİLEN KESİN SÜREYE İLİŞKİN İHTARATIN İÇERİĞİNDE TANIK LİSTESİ YER ALMADIĞINDAN DAVACI TARAFA TANIK İSİMLERİNİ BİLDİRMEK ÜZERE USÛLÜNCE VERİLMİŞ BİR KESİN SÜRE BULUNMAMAKTADIR.

T.C.
YARGITAY
1. HUKUK DAİRESİ

Esas No       : 2025/4443
Karar No      : 2025/4092

T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A

Y A R G I T A Y   İ L  M I

İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ                       :
 Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi
TARİHİ                                 : 31.01.2024
SAYISI                                 : 2023/2829 E., 2024/169 K.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı asıl ve birleştirilen davada davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA

Asıl davada davacı; kayden maliki olduğu 17848 ada 3 parsel sayılı taşınmazdaki 2 numaralı imalathane niteliğindeki bağımız bölümünü 28.05.2014 tarihinde davalı Arif’e sattığını ancak bedelin ödenmediğini, Arif’in ödeme konusunda sürekli kendisini oyaladığını, taşınmazı ipotekli almasına rağmen banka hesabına satış bedelini yatırmadığını ve taşınmazı muvazaalı olarak devrettiğini, son olarak da davalı H. Grup’a taşınmazın devredildiğini ileri sürerek tapu kaydının iptali ile adına tesciline karar verilmesini istemiş; 26.09.2017 tarihli dilekçe ile davacı vekili, sehven 1 ve 3 numaralı bağımsız bölümlerin belirtilmediğini, ıslahla bu taşınmazlar yönünden de talepte bulunduklarını bildirmiştir.

Birleştirilen davada davacı; kayden maliki olduğu 17848 ada 3 parsel sayılı taşınmazdaki 1, 2 ve 3 numaralı imalathane niteliğindeki bağımız bölümlerini 28.05.2014 tarihinde akrabası olan davalı Arif’e sattığını ancak bedelin ödenmediğini, taşınmazlardaki ipotekleri çözüp bakiye bedeli kendisine ödeyeceğini söylemesine rağmen ödeme konusunda sürekli kendisini oyaladığını, taşınmazları kendisinden aldıktan sonra hemen başka firmalara sattığını ileri sürerek tapu kayıtlarının iptali ile adına tesciline karar verilmesini istemiştir.

II. CEVAP

Asıl ve birleştirilen davada davalı Arif; kendisinin E.İ. Elektrik firmasının sigortalı çalışanı olduğunu, patronunun Orhan K. olduğunu, onun yönlendirmesi ile akrabası olan davacıdan dava konusu 1, 2 ve 3 numaralı bağımsız bölümlerin 2.035.000,00 TL bedelle alınması konusunda anlaştıklarını, tapuya gittiklerini, tapunun devredilmesine rağmen davacıya hiçbir ödeme yapmadığını, 15 gün sonra Orhan’ın baskısı ile taşınmazlardan birini bedel almaksızın Haydar K.’in firması olan H. Grup’a, diğerini de D.-n. Network’e devrettiğini, Orhan’ın Haydar’a borcu olduğundan taşınmazların devri için kendisine baskı yaptığını, davacıya bir bedel ödememesine rağmen tapunun kendisine devredildiğini kabul ettiğini ve buna göre işlem yapılmasını istediğini bildirmiş; aşamada vekili, müvekkilinin davacının oğlu Kürşat ile Orhan’ı tanıştırdığını, Kürşat’ın taşınmazları satmak istediğini, Orhan’ın da almak istediğini ancak Orhan bedeli nakit veremeyeceğini söylediği için bir nevi yediemin olarak taşınmazların müvekkiline devredildiğini, Orhan tarafından davacıya 31.05.2014 tarihli 1.530.000,00 TL ve 64.000,00 TL bedelli birer adet bono ve birer adet çek olmak üzere toplam dört adet evrak verildiğini, kefil olarak da müvekkilinin imza attığını, Orhan’ın müvekkilini taşınmazları satıp davacının borcunu ödeyeceğini söyleyerek kandırdığını ve onun istediği kişilere taşınmazları devrettirdiğini, davacı tarafın Orhan hakkında suç duyurusunda bulunduğunu, soruşturmanın devam ettiğini belirterek müvekkili yönünden davanın reddini savunmuş; davalı, 31.12.2020 tarihli dilekçesi ile davayı kabul ettiğini bildirmiştir.

Asıl ve birleştirilen davada davalı H. Grup; davacının satış bedeli ödenmedi iddiası ile eldeki davayı açtığını, satış bedelinin ödenmemesinin tapu iptal ve tescile neden olmayacağını, taşınmazın üç kez el değiştirdiğini, taşınmazı ipotekli olarak 225.000,00 TL bedelle aldıklarını, toplamda 38.362,00 TL ödeyerek kredi ödemelerini kapattıklarını, 1 numaralı bağımsız bölümü H. Grup adına, 3 numaralı bağımsız bölümü de H. Grup’un sahibi ve yetkilisi olan Haydar K. adına satın aldıklarını, taşınmaz ödemesi için 781.000,00 TL kredi çekildiğini, taşınmazın bir önceki malikinin borçlarının kapanması ve ipoteklerin kaldırılması için D.-n. Network’ün hesabına havale edildiğini, temliklerin muvazaalı olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İlk Derece Mahkemesinin 30.12.2020 tarihli ve 2015/319 Esas, 2020/530 Karar sayılı ile; davacının muvazaa iddiasının dayanaksız olduğu, hile iddiası yönünden de bedel ödenmediği iddiası ile dava açıldığı ve hilenin ispatlanamadığı, 1 ve 3 numaralı bağımsız bölümler yönünden de 1 yıllık hak düşürücü sürenin geçtiği gerekçesiyle asıl ve birleştirilen davanın reddine karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesinin 30.12.2020 tarihli kararına karşı süresi içinde asıl ve birleştirilen davada davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin 01.04.2022 tarihli ve 2021/1168 Esas, 2022/572 Karar sayılı kararı ile; eksik inceleme ve hatalı değerlendirme yapıldığı gerekçesiyle istinaf başvurusunun kabulü ile hükmün kaldırılmasına ve yeniden yargılama yapılması için dosyanın Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarihi ve sayısı belirtilen kararı ile; asıl davanın davalı Arif Buğra yönünden husumet yokluğundan reddine, davalı H. Grup yönünden ispatlanamadığı gerekçesiyle reddine; birleştirilen davada 1 ve 3 numaralı bağımsız bölümler yönünden hak düşürücü süre nedeniyle 2 numaralı bağımsız bölüm yönünden ise derdestlik nedeniyle davanın reddine, davalı D.-n. Network yönünden ise sıfat yokluğundan davanın reddine karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde asıl ve birleştirilen davada davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; asıl davada ara malik Arif yönünden hüküm kurulmasının gerekli olmadığı, husumet durumunun yargılama giderleri açısından değerlendirilmesi gerektiği, birleştirilen davada ise ara malikler yönünden ayrıca hüküm kurulmasına gerek olmadığı, 3 numaralı bağımsız bölüm yönünden hak düşürücü süreden değil kayıt malikinin davada taraf olmaması nedeniyle pasif husumet yokluğundan davanın reddi gerektiği gerekçesiyle başvurunun kabulü ile hükmün kaldırılmasına yeniden esas hakkında hüküm kurularak asıl davanın reddine, birleştirilen davanın 1 numaralı bağımsız bölüm yönünden hak düşürücü süreden reddine, 2 numaralı bağımsız bölüm yönünden derdestlik nedeniyle usulden reddine, 3 numaralı bağımsız bölüm yönünden pasif husumet yokluğundan reddine karar verilmiştir.

V. TEMYİZ

A. Temyiz Sebepleri

Asıl ve birleştirilen davada davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; kararın haksız ve yasal dayanaktan yoksun olduğunu, iddialarının, taleplerinin ve sunulan delillerin dikkate alınmadığını, müvekkilinin adil yargılanma hakkı ve mahkemeye erişim hakkı ihlal edilerek karar verildiğini, taşınmazların satışlarının hileli yollarla ve muvazaalı olarak yapıldığını, davalılardan Arif'in müvekkilin akrabası olması nedeniyle telkin ettiği güven sonucu taşınmazın bu şahsa satıldığını, kısa bir süre içinde herhangi bir para ödenmeden tapunun üç kez el değiştirdiğini, davalı Arif’in satış bedelini ödemediğini ikrar etmesine rağmen hilenin ve muvazaanın ispat edilemediğinden bahisle davaların reddi kararının hatalı olduğunu, Arif’in davayı kabul etmesine ve talep edilmemesine rağmen müvekkili aleyhine vekalet ücretine hükmedilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, delil olarak tapu kayıtları, banka kayıtları ve tanık deliline dayanılmasına rağmen taraflara ait banka ödeme kayıtlarının celp edilmediğini, tanık delili sunmak üzere tarafımıza bir açıklama yaptırılmadığını, eksik delil ile hüküm tesis edildiğini, birleştirilen dava yönünden ön inceleme yapılmadan ve taraf delilleri toplanmadan hüküm tesis edildiğini, satış değeri ile taşınmazın gerçek değerleri arasında fahiş farkların bulunduğunu, müvekkilin satış yaptığı şahsın müvekkilin akrabası olduğunu, bedelin ödemediğini, suç duyurusunun takipsizlikle sonuçlanmasının zamanaşımını kesen olgu olarak görülmemesinin ve savcılık takibatındaki beyanların Mahkeme kararında irdelenmeden şikayetin takipsizlik kararı ile sonuçlanmasının gerekçe gösterilmesinin de hatalı olduğunu ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir.

B. Değerlendirme ve Gerekçe

Asıl ve birleştirilen dava, hile hukuki nedenine dayalı tapu iptali - tescil istemine ilişkindir.

Dosya içeriğinden; asıl ve birleştirilen davada davacı Durkadın’ın kayden maliki olduğu 17848 ada 3 parsel sayılı taşınmazdaki 1, 2 ve 3 numaralı bağımsız bölümlerini 14.01.2015 tarihinde davalı Arif’e satış suretiyle temlik ettiği, Arif’in 1 ve 2 numaralı bağımsız bölümleri 29.01.2015 tarihinde davalı D.-n. Network’e satış suretiyle devrettiği, 3 numaralı bağımsız bölümü ise 21.01.2015 tarihinde dava dışı Haydar K.’e satış suretiyle temlik ettiği, D.-n. Network’ün 1 numaralı bağımsız bölümü 30.03.2015, 2 numaralı bağımsız bölümü ise 18.03.2015 tarihinde davalı H. Grup’a satış suretiyle devrettiği, asıl davada dava konusunun 2 numaralı bağımsız bölüm, birleştirilen davada dava konusunun 1, 2 ve 3 numaralı bağımsız bölümler olduğu görülmüştür.

Hemen belirtmek gerekir ki, birleştirilen davadaki 2 numaralı bağımsız bölüm asıl davada da dava konusu olduğundan derdestlik nedeniyle, 3 numaralı bağımsız bölüm yönünden de anılan taşınmazın dava tarihinde dava dışı Haydar K. adına kayıtlı olduğu tespit edilerek husumet yokluğundan davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığından birleştirilen davada davacı vekilinin değinilen yönlere ilişkin temyiz itirazlarının reddine.

Bilindiği üzere; hile (aldatma), genel olarak bir kimseyi irade beyanında bulunmaya, özellikle sözleşme yapmaya sevk etmek için onda kasten hatalı bir kanı uyandırmak veya esasen var olan hatalı bir kanıyı koruma yahut devamını sağlamak şeklinde tanımlanır. Hata da yanılma, hilede ise yanıltma söz konusudur. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 36/1 hükmünde açıklandığı üzere taraflardan biri diğer tarafın kasıtlı aldatmasıyla sözleşme yapmaya yöneltilmişse yanılma (hata) esaslı olmasa bile aldatılan taraf için sözleşme bağlayıcı sayılamaz. Değinilen koşulların varlığı halinde aldatılan taraf hakkını kullanmak suretiyle hukuki ilişkiyi geçmişe etkili (makable şamil) olarak ortadan kaldırabilir ve verdiği şeyi geri isteyebilir.

Hile, her türlü delille ispat edilebileceği gibi iptal hakkının kullanılması hiç bir şekle bağlı değildir. Aldatmanın öğrenildiği tarihten itibaren bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde karşı tarafa yöneltilecek bir irade açıklaması, defi yahut dava yoluyla da kullanılabilir.

TMK’nın 1023. maddesinde; “Tapu kütüğündeki tescile iyi niyetle dayanarak mülkiyet veya bir başka aynî hak kazanan üçüncü kişinin bu kazanımı korunur.”, 1024/1 hükmünde; “Bir ayni hak yolsuz olarak tescil edilmiş ise, bunu bilen veya bilmesi gereken üçüncü kişi bu tescile dayanamaz.” 1024/2 hükmünde; “Bağlayıcı olmayan bir hukukî işleme dayanan veya hukukî sebepten yoksun bulunan tescil yolsuzdur.” 1024/3 hükmünde ise “Böyle bir tescil yüzünden ayni hakkı zedelenen kimse, tescilin yolsuz olduğunu iyi niyetli olmayan üçüncü kişilere karşı doğrudan doğruya ileri sürebilir.” düzenlemelerine yer verilmiştir.

Öte yandan; iddia ve savunma hakkı, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) hukuki dinlenilme haklı başlıklı 27. maddesi ile usul hukukumuza yansıtılmıştır. Anılan maddenin birinci fıkrasında davanın taraflarının kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahip oldukları belirtildikten sonra maddenin ikinci fıkrasında bu hakkın "açıklama ve ispat hakkını" da içerdiği vurgulanmıştır. Davanın taraflarının usul hukuku hükümlerine aykırı olarak açıklama ve ispat hakkını kullanmalarının kısıtlanması, iddia ve savunma hakkının kısıtlanması sonucunu doğurur.

Anayasa'nın 36. maddesinde ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının en önemli unsuru olan hukukî dinlenilme hakkı, adil yargılanma hakkı içinde teminat altına alınmıştır.

Diğer taraftan, tanık delili, HMK’nın 240 ile 266. maddeleri arasında düzenlenmiş olup HMK’nın 240/2 maddesinde; ''Tanık gösteren taraf, tanık dinletmek istediği vakıayı ve dinlenilmesi istenen tanıkların adı ve soyadı ile tebliğe elverişli adreslerini içeren listeyi mahkemeye sunar...” hükmüne yer verilmiştir.

Tarafa verilen kesin sürenin tanık göstermek için verildiği kararda açıkça belirtilmelidir. Tanık göstermeden (tanık listesi verilmesinden) söz edilmeden ‘delillerin gösterilmesi için kesin süre verilmesine’ biçiminde genel bir ifade ile verilen kesin süre içinde tanık göstermeyen tarafın tanık gösterme hakkı düşmez. (Prof. Dr. Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü, İstanbul, Beta Basım Aş., 6.Baskı, 2001, III.Cilt, s 2582 ve 2583)

Somut olayda; Mahkemece delil bildirimi için HMK’nın 140/5 hükmü ve 194/1-2 hükmü uyarınca verilen kesin süreye ilişkin ihtaratın içeriğinde tanık listesi yer almadığından asıl davada davacı tarafa tanık isimlerini bildirmek üzere usulünce verilmiş bir kesin sürenin varlığından bahsedilmesi mümkün değildir. Ayrıca, birleştirilen davaya konu 1 numaralı bağımsız bölüm yönünden taraflar arasındaki savcılık dosyası dosya arasına alınıp incelenmek suretiyle TBK’nın 39. maddesinde belirtildiği gibi davacı tarafın aldatmayı öğrendiği andan başlayarak bir yıl içinde sözleşme ile bağlı olmadığını bildirip bildirmediği veya verdiği şeyi geri isteyip istemediği hususunda bir araştırma ve değerlendirme yapılmamış olması doğru değildir.

Hâl böyle olunca; asıl dava yönünden tanık listesi sunulması için usulünce verilmiş bir kesin süre olmadığı dikkate alınarak tanık listesi sunulması için usulüne uygun süre verilmesi, usulüne uygun olarak bildirilen tanıkların dinlenilmesi ile yukarıdaki ilkeler uyarınca araştırma ve inceleme yapılarak temlikin hile ile gerçekleşip gerçekleşmediğinin kuşkuya yer vermeyecek şekilde belirlenmesi, birleştirilen dava yönünden ise 1 numaralı bağımsız bölüm için taraflar arasındaki savcılık dosyasının eldeki dosya arasına fiziken alınması ile anılan dosya da incelenmek suretiyle TBK’nın 39. maddesinde belirtildiği gibi davacı tarafın aldatmayı öğrendiği andan başlayarak bir yıl içinde sözleşme ile bağlı olmadığını bildirip bildirmediği veya verdiği şeyi geri isteyip istemediğinin tespit edilmesi ve hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi isabetsizdir.

VI. KARAR

Açıklanan sebeplerle;

Asıl ve birleştirilen davada davacı vekilinin temyiz itirazlarının değinilen yön itibariyle kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, bozma nedenine göre sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına,

Peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden asıl ve birleştirilen davada davacıya iadesine,

Dosyanın kararı veren Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesine gönderilmesine,

30.09.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Başkan                    Üye                                Üye                  Üye                   Üye
Öznur Kakillioğlu      Tümer Türkeş Genç      İsmail Aysal      Fikret Demir      Hasan Yılmaz