CEZA DOSYASINDAKİ SUÇ OLUŞTURMAYAN FİİL, HUKUK YARGILAMASI SIRASINDA 6762 SAYILI TTK 336 HÜKMÜ KAPSAMINDA ŞİRKET MÜDÜRÜNÜN SORUMLULUĞUNA DAYANAK OLUŞTURABİLİR.
T.C.
YARGITAY
HUKUK GENEL KURULU
Esas No : 2024/11-20
Karar No : 2025/507
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
Y A R G I T A Y İ L Â M I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : Konya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi
TARİHİ : 11.04.2023
SAYISI : 2023/217 E., 2023/804 K.
ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 27.10.2022 tarihli ve 2021/5534 Esas,
2022/7513 Karar sayılı BOZMA kararı
Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüyle İlk Derece Mahkemesince verilen karar kaldırılarak davanın usulden reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda usulden bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına uyularak davanın esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda tekrar bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili; davalının, müvekkili şirketin 25.12.2002 tarihinde kurulduğunu, davalının ise şirketin %98’ine sahip kurucu ortağı olup 02.08.2004 tarihinden 14.08.2006 tarihine kadar tek yetkili müdür olarak görev yaptığını, Afyonkarahisar Belediyesine ait beş adet taşınmazın açık ihalede 275.000,00 TL'ye satın alındığını ve borcunun bitmesi üzerine ihale alıcısı olan müvekkil şirket adına 17.11.2005 tarihinde 13811 nolu yevmiye ile tescil edildiğini, ancak taşınmazların aynı tarihte dava dışı Ömer K.'ya, şirket adına tescille birlikte davalı/şirket müdürü Mehmet B. tarafından 275.000,00 TL bedelle satılıp tapuda bu kişi adına 03.05.2007 tarihinde şirketi devir alan ve ortak/müdür olan Mesut T. tarafından yapılan incelemede, 275.000,00 TL olan satış bedellerinin 17.11.2005 tarihinde ve sonraki bir tarihte şirket kasasına veya hesabına konmadığı ve şirket varlıkları içinde olmadığının anlaşıldığını, paranın davalı yedinde olduğunu ileri sürerek 275.000,00 TL bedelin 17.11.2005 tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili yasal süresinden sonra sunduğu cevap dilekçesinde; davacı şirketin taşınmazlarla ilgili bedel ödenmediğini, sermaye itibariyle de davacı şirketin satış bedelini ödeme olanağı olmadığını, ödemelerin taksitle yapıldığı ve ihale satış bedelinin davacı şirket dışındaki üçüncü kişi tarafından ödendiğini, ödenmeyen ve müvekkili tarafından alınmayan bir paradan dolayı müvekkilinin sorumlu tutulamayacağını, müvekkilinin paylarını 2006 yılında devrettiğini, davacı şirketin para ödemeyip taşınmazların ihale bedelini ödeyen kişiye 2005 yılında devredildiğini, bu durumun o dönemde açık olduğunu, payları devralanların da durumdan haberdar olduklarını belirterek davanın reddini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
Afyonkarahisar 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 01.11.2018 tarihli ve 2010/488 Esas, 2018/885 Karar sayılı kararı ile; davalı hakkında eldeki davaya konu olay nedeniyle “Hizmet Nedeniyle Görevi Kötüye Kullanma” suçundan kamu davası açıldığı ve yapılan yargılama sonucunda ceza dosyasındaki kabule göre dava dışı Mesut T. ile Ramazan K.'nun “Tevhid İnşaat” isimli şirketinin bulunduğu, bu şirketin bünyesinde yer alan bir kamyonun kaza yapması nedeniyle tazminat ödeme yükümlülüğü ile karşı karşıya kalan bu kişilerin bundan kurtulmak amacıyla davacı şirketi kurdukları, Ticaret Sicili Müdürlüğünün cevabî yazılarından anlaşıldığı üzere bu şirketin 25.12.2002 tarihinde kurulduğu, şirket kurucu ortaklarının ise dava dışı Ayşe Dudu S. ile davalı Mehmet B. olduğu, davalının dava dışı Ramazan K.'nun bacanağı olduğu, resmîyette Ayşe Dudu S. ve davalı Mehmet B.'un şirket ortakları olarak görünmesine rağmen perde arkasında şirketin tüm işleri ile dava dışı Mesut T. ve Ramazan K.'nun ilgilendiği, bu durumun tanık ifadeleri ile ortaya çıktığı, davalı Mehmet B.'un yetkili müdür olarak görev yaptığı, davacı şirket adına Afyonkarahisar Belediyesine ait taşınmazların satın alınarak 17.11.2005 tarihinde şirket adına tescil ettirdiği, aynı gün yapılan başka bir işlem ve 275.000,00 TL bedelle taşınmazları şirketin gizli ortağı olan dava dışı Ömer K. isimli şahsa sattığı, bu durumun ceza dosyasına sunulan banka dekontlarından da anlaşıldığı, söz konusu taşınmazın ihale sonrasında taksitler hâlinde ödenen bedelinin şirketin gizli ortağı olan Ramazan K.'nun oğlu olan Ömer K. tarafından karşılandığı, ticaret sicil memurluğunun cevabî yazısı ve dosyada yer alan hisse devri sözleşmesinden anlaşıldığı üzere 18.08.2006 tarihinde tescil edilen hisse devri işlemi sonrasında dava dışı Hakkı Memiş ve davalı Mehmet B.'un tüm hisselerini dava dışı Mesut T. ve Ramazan K.'ya eşit oranda olacak şekilde devrettikleri, devir sonrasında Mesut T.’ın 1500 adet pay, dava dışı Ramazan K.'nun da yine 1500 adet paya sahip oldukları, daha sonra bu kişiler arasında 04.05.2007 tarihinde yapılan ve tescil edilen hisse devri işlemi sonrasında katılan Mesut T.'ın 2970 adet pay, eşi Kozan T.'ın ise 30 adet paya sahip olduğu ve o tarihten itibaren şirketin sorumlu müdür olarak Mesut T.'ın imzaya yetkili olduğu, buradan anlaşıldığı üzere davalının şirketle ilişkisinin kağıt üzerinde olduğu, şirketin tüm işleri ile gayri resmî olarak dava dışı Mesut T. ve Ramazan K.'nun ilgilendiği, dolayısıyla sanığın hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma durumundan bahsedilemeyeceğinden davalı hakkında beraat kararı verildiği, kararın Yargıtay 15. Ceza Dairesinin 2015/9846 Esas ve 2018/4942 Esas sayılı ilâmı ile onandığı, bu kapsamda 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 74. maddesi gereğince hukuk hâkiminin ceza mahkemesinin maddi vakıaların belirlenmesine ilişkin kararının bağlayıcı olup taraflar yönünden kesin delil niteliği taşıdığı, her ne kadar dosyaya sunulan bilirkişi raporlarında davalının sorumlu müdür olarak görev yaptığı dönem içerisinde ihale yoluyla belediyeden alınan gayrimenkulleri para karşılığında devrettikten sonra parayı şirket aktifine dahil etmediği belirtilmiş ise de davalının şirket yetkilisi olduğu ve taşınmazların satışını gerçekleştirdiği tarihte Mesut T.'ın nam ve hesabına hareket ettiği ve açılan bu davanın 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 2. maddesi ile bağdaşmadığı, Mesut T.’ın dava tarihinde şirket yetkilisi olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. Gerekçe ve Sonuç
Konya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesinin 14.10.2019 tarihli ve 2019/355 Esas, 2019/830 Karar sayılı kararı ile; 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6762 sayılı TTK) 556. maddesinde şirket yöneticilerinin sorumlulukları hakkında anonim şirketlerin bu hususlara ilişkin hükümlerine yapılan yollama nedeniyle uyuşmazlığa aynı Kanun’un 341. maddesinin uygulanacağı, buna göre sorumluluk davasının açılabilmesi için bu yönde alınmış bir ortaklar kurulu kararı bulunması gerekmekte olup bu hususun dava şartı olduğu, eldeki dava bakımından ise dava şartının gerçekleşmediği, İlk Derece Mahkemesince 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 115/2 maddesi gereğince davanın usulden reddi gerekirken davanın esastan karar verilmesinin hatalı olduğu, bu hususun kamu düzenine ilişkin olduğu gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak davanın usulden reddine karar verilmiştir.
V. BOZMA KARARLARI VE SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Birinci Bozma Kararı
1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekilince temyiz isteminde bulunulmuştur.
2. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 29.06.2020 tarihli ve 2019/5335 Esas, 2020/3250 Karar sayılı kararı ile; "... Dava, limited şirket müdürünün sorumluluğuna ilişkin olup, bölge adliye mahkemesince, yazılı gerekçeyle, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve esas hakkında yeniden hüküm tesis edilmek suretiyle davanın dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin, limited şirket müdürüne karşı sorumluluk davası açılabilmesi için bu yönde alınmış bir ortaklar kurulu kararı bulunmasının dava şartı olduğuna ilişkin gerekçesinde bir isabetsizlik bulunmamakla birlikte, Dairemiz içtihatlarında da belirtildiği üzere bu husus HMK’nın 115/2 maddesine göre tamamlanabilir dava şartı niteliğindedir. Bu durumda, dava şartı olan bu husustaki eksikliğin giderilmesi için davacı yana mehil ve gerektiğinde kesin mehil verilip, sonucuna göre karar verilmesi gerekmektedir. Ancak ilk derece mahkemesince, bu hususta HMK’nın 115/2. maddesine göre bir işlem yapılmadığı anlaşılmaktadır. HMK’nın 353/1-a maddesinde, bölge adliye mahkemesinin, aynı Yasa hükmünde 6 bent olarak sayılmış olan hallerde esası incelemeksizin kararı kaldıracağı ve dosyayı yeniden yargılama yapılması için ilk derece mahkemesine göndereceği düzenlenmiş olup, bu hallerden birisi de 4. bentte ifade edilen dava şartlarına aykırılık bulunması halidir. Bu itibarla, bölge adliye mahkemesince, HMK’nın 353/1-a-4 maddesine göre işlem yapılıp, kararın kaldırılması ve anılan dava şartındaki eksikliğin giderilmesini teminen ilk derece mahkemesince işlem yapılması için dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekirken belirtilen şekilde işlem yapılmaksızın yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamıştır. Ancak, Bölge Adliye Mahkemesince, mahkemenin kararı kaldırılarak yeni bir karar tesis edilmiş olmakla HMK'nın 353/b-3 maddesi gereğince artık Bölge Adliye Mahkemesinin yeniden esas hakkında karar vermesi gerekmekle Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozularak kaldırılması gerekmiştir..." gerekçesiyle karar bozulmuştur.
B. Bölge Adliye Mahkemesince verilen ikinci karar
Konya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesinin 26.01.2021 tarihli ve 2020/2042 Esas, 2021/36 Karar sayılı kararı ile; bozma ilâmına uyulup eksik olan ortaklar kurulu kararının ikmali sonrasında kesinleşen ceza mahkemesi kararıyla tespit edilen vakıaların ispatlandığının kabul edilmesi gerekeceği, buna göre davalının müdürlük görevini yaptığı şirket ortakları Mesut T. ile Ramazan K.'nun ortak oldukları dava dışı şirkete ait aracın kaza yapması sonucu herhangi bir tazminatla karşılaşmamaları maksadıyla davacı şirketi kurdukları, şirket ortağı olarak davalı ve dava dışı Ayşe Dudu’nun yer aldığı, davalının şirket müdürü olarak gösterildiği, arka planda şirketin dava dışı Mesut T. ve Ramazan K. tarafından idare edildiği, davalının adı geçenlerin talimatı doğrultusunda hareket ettiği, her ne kadar şirket kayıtlarına göre davalının 02.04.2004 ilâ 31.07.2006 tarihler arasında şirket müdürü olarak görev yaptığı görünmekte ise de şirketin fiilen dava dışı Mesut T. ve Ramazan K. tarafından idare edildiği, bu nedenle söz konusu taşınmazların alınıp satılmasını tamamen adı geçenlerin talimatı doğrultusunda yaptığı, şirketi arka planda yönetenlerden dava dışı Ramazan K.’nun oğlu Ömer K. tarafından taşınmaz bedellerinin ödendiği, şirketin kendi adına gerçekten herhangi bir taşınmaz satın almadığı, dava dışı Ömer K. tarafından bedeli ödenen taşınmazların mülkiyetinin aynı kişiye devredildiği, şirketin herhangi bir zararının söz konusu olmadığı, İlk Derece Mahkemesinin davanın reddine ilişkin kararında hukuka aykırılık bulunmadığı, istinaf sebeplerinin HMK'nın 353/1.b.1 maddesi gereğince esastan reddi gerektiği, ancak Özel Daire incelemesi sonucu bozulan Bölge Adliye Mahkemesi karar sonrasında İlk Derece Mahkeme kararının kaldırılmış olduğundan infazda tereddüde sebebiyet verilmemesi için davacı talebi ile ilgili HMK'nın 353/1.b.2 maddesi gereğince yeniden hüküm kurularak davanın reddine karar verilmiştir.
C. İkinci Bozma Kararı
1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekilince temyiz isteminde bulunulmuştur.
2. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile;
"... Dava, limited şirket yöneticisinin sorumluluğuna ilişkin olup davalının, davacı şirket müdürü olarak görev yaptığı 02.08.2004 -14.08.2006 tarihler arasında davacı şirket adına Afyonkarahisar Belediyesi’nden 5 adet taşınmazı 275.000,00 TL bedel karşılığında satın alarak 10.07.2003 tarihinde şirket defterlerine kaydetmek suretiyle giriş bedelinin aktifleştiği, satış bedelinin şirket kasasından ödendiği daha sonra davalının şirket adına kayıtlı taşınmazları 17.11.2005 tarihinde dava dışı Ömer K.’ya temlik ettiği; ancak temlik bedellerini şirkete ödemediği zimmetinde tuttuğu anlaşılmaktadır. Taşınmazların Ömer K.’ya temlik edildiği tarih itibariyle davalının şirket yöneticisi olarak şirkete ait taşınmazların satışından elde edilen bedellerin şirkete aktarılmaması yöneticinin sorumluluğunda olduğundan yazılı gerekçe ile davanın reddi doğru görülmemiş kararın bozulması gerekmiştir..."
gerekçesiyle karar bozulmuştur.
D. Bölge Adliye Mahkemesince Verilen Direnme Kararı
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile önceki gerekçeye ilâveten; davalının şirketle ilişkisinin kâğıt üzerinde olduğu, şirketin tüm işlemlerinin davacı şirketin mevcut müdürü ile dava dışı Ramazan K. tarafından yürütüldüğü, davalının hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma durumundan bahsedilemeyeceğinin kesinleşmiş ceza mahkemesi kararı ile tespit edildiği, davacı şirkete ait taşınmaz bedelini elinde tuttuğunun kabul edilmesinin ceza dosyasında belirlenen maddi vakıanın aksinin kabulü anlamına geleceği, bu hususun ceza mahkemesi tarafından tespit edilen maddi vakıaların hukuk hâkimini bağlayacağı kuralına aykırı olduğu gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen direnme kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili; şirket işlerinin Mesut T. ve Ramazan K. tarafından yapıldığı kabul edilse dahi bu durumun şirket malının usulsüz devriyle bedelinin kaçırılmasına cevaz vermeyeceğini, davalının şirket satışından para almadığını beyan etmesine rağmen yargılamanın ilerleyen safhalarında paranın alınarak şirket defterlerine işlenmediğini belirttiğini, davalının taşınmaz bedelini yedinde tutup şirket hesaplarına aktarmadığını, ceza mahkemesinde verilen kararın hukuk hâkimini bağlamadığını, ceza dosyasında sadece tanık anlatımlarına itibar edildiğini, yargılamada ceza yargılamasının devamı gibi hareket edildiğini, müvekkilinin tanıklarının dinlenmediği gibi bu konuda bir karar da verilmediğini, bilirkişi raporları müvekkili lehine olmasına rağmen anılan raporlara itibar edilmediğini, banka kayıtlarının nazara alınmadığını, hukuk yargılamasına ilişkin araştırma ve inceleme yapılmaksızın karar verildiğini, davalı tarafından delil bildirilmemesine rağmen salt ceza mahkemesi kararı dikkate alınarak karar verildiğini ileri sürerek direnme kararının bozulmasını istemiştir.
C. Uyuşmazlık
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davalı hakkında beraat kararı verilen ve kesinleşen Afyonkarahisar 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 11.09.2013 tarihli ve 2011/1.9 Esas, 2013/4.3 Karar sayılı kararındaki davacı şirket ile ilgili tespitlerin varlığı karşısında, dava konusu taşınmazların satış bedellerinin şirkete aktarılmamasından dolayı davalının sorumlu tutulup tutulamayacağı noktasında toplanmaktadır.
1. İlgili Hukuk
1. 6098 sayılı TBK'nın 74. maddesi.
2. 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun (818 sayılı BK) 53. maddesi.
3. 6762 sayılı TTK'nın 556 ve 336. maddeleri.
2. Değerlendirme
1. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konuya ilişkin yasal düzenleme ile hukuki kavram ve kurumların ortaya konulmasında yarar bulunmaktadır.
2. Dava tarihi itibariyle yürürlükte olup somut olaya uygulanacak olan 6762 sayılı TTK'nın 556. maddesi uyarınca limited şirketin yönetimine “memur edilen kimselerin” yani ister özden yönetimle, ister seçimle bu sıfatı almış olsunlar, ister ortak ister üçüncü kişi durumunda bulunsunlar müdürün/müdürlerin sorumluluğuna anonim şirketin yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğu hakkındaki hükümler uygulanır (Reha Poroy, Ünal Tekinalp, Ersin Çamoğlu, Ortaklıklar ve Kooperatif Hukuku, İstanbul 2009, s. 901).
3. Bu kapsamda şirket müdürü, şirket adına yaptığı sözleşme ve hukuki işlemlerden dolayı şahsen sorumlu olmaz. Öte yandan 6762 sayılı TTK'nın 556. maddesi atfıyla uygulanan aynı Kanun'un 336/2. maddesinde sayılan hâllerde müdürler şirkete, şirket ortaklarına ve şirket alacaklılarına karşı sorumludurlar. Zira limited şirketin zorunlu organlarından biri olan müdür, şirket adına yaptığı işlemler ile hem şirketin hem şirket ortaklarının hem de şirket alacaklılarının haklarını ve menfaatlerini etkilemektedir.
4. Bunun yanında limited şirket müdürünün 6762 sayılı TTK'nın 336. maddesi anlamında sorumluluğunu gerektirecek fiillerin aynı zamanda bir ceza yargılamasına konu olması durumu, müdürün sorumluluğuna dair açılan hukuk davası sırasında 818 sayılı BK'nın 53. kapsamında ele alınması gereken bir durum olarak karşımıza çıkar.
5. 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 53. maddesi; "Hakim, kusur olup olmadığına yahut haksız fiilin faili temyiz kudretini haiz bulunup bulunmadığına karar vermek için ceza hukukunun mesuliyete dair ahkamiyle bağlı olmadığı gibi, ceza mahkemesinde verilen beraet karariyle de mukayyet değildir. Bundan başka ceza mahkemesi kararı, kusurun takdiri ve zararın miktarını tayin hususunda dahi hukuk hakimini takyit etmez." hükmünü haizdir. Bu hükümden de anlaşılacağı üzere hukuk hâkimi, ceza mahkemesinin kesinleşmiş kararları karşısında ilke olarak bağımsız kılınmıştır.
6. Ayrıca bahse konu düzenlemeye göre ceza yargılaması sırasında şirket müdürü hakkında ortaya konulan kusura dair tespitlerin hukuk hâkimini sınırlamayacağı açıktır. Zira ceza yargılaması sırasında sanık olan müdür hakkındaki kusura dair tespitlerin hareket noktası ve kapsamı, cezai hükümlerde tanımlı olan suçun manevi unsuru/unsurları ile çizilen sınırlardan ibarettir.
7. Öte yandan 6762 sayılı TTK'nın 336. maddesi kapsamında şirket müdürünün sorumluluğuna dair hukuk mahkemesince yapılacak olan değerlendirmede ise bir suç için gerekli olan manevi unsurlardan farklı bir yaklaşımla somut uyuşmazlık ele anılarak cezai anlamda herhangi bir suç mevcut olmasa dahi şirket müdürünün sorumluluğuna hükmedilebilir. Bu durum karşısında limited şirket müdürünün sorumluluğuyla ilgili olarak ceza mahkemesince verilen beraat kararı, kusur ve derecesi, zarar tutarı, temyiz gücü ve yükletilme yeterliği, illiyet bağı gibi esasların hukuk hâkimini bağlamayacağı konusunda duraksama bulunmamaktadır.
8. Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davalının davacı şirketin kurucu ortaklarından olduğu, 02.08.2004 ilâ 14.08.2006 tarihleri arasında davacı şirketi münferiden temsile yetkili olduğu, dava konusu taşınmazların davacı şirket adına tapu siciline tescilinin 11.07.2005 tarihinde yapıldığı, satış işleminin ise aynı gün takip eden yevmiye numarası ile yapılarak dava dışı Ömer K. adına tapuya tescil edildiği, taşınmazların davacı şirket adına satın alım bedellerinin dava dışı belediyeye 06.03.2003 ilâ 17.08.2005 tarihleri arasında davacı şirket tarafından ilgili belediyenin banka hesabına yatırıldığı anlaşılmaktadır.
9. Davacı şirket defterleri üzerinde yapılan inceleme sonrasında alınan bilirkişi raporunda ise dava konusu taşınmazların 275.000,00 TL bedel karşılığında satın alınarak 10.07.2003 tarihinde şirket aktifine kaydedildiği ve taşınmaz bedellerinin şirket kasasından ödendiği belirtilmiştir. Öte yandan dava konusu taşınmazların davacı şirketi temsilen davalı tarafından 17.11.2005 tarihinde dava dışı Ömer K.'ya resmî senetle yapılan satış sonrasında resmî senette taşınmazların peşinen alındığı belirtilmiş olmasına rağmen anılan satış bedelinin şirket defterlerine kaydedilmediği, üçüncü kişiye satılan dava konusu taşınmazların ise 31.12.2007 tarihine kadar davacı şirket aktifinden çıkarılmadığı belirlenmiştir.
10. Bu hâliyle dava konusu taşınmazların davacı şirket adına satın alınması sırasında ödemelerin davacı şirket tarafından yapıldığı, şirket aktifine kaydedildiği, ancak dava dışı Ömer K.'ya devri sırasında satım bedelinin şirket aktifine kaydedilmediği, bu suretle her iki devir sırasında şirketi münferiden temsil ve ilzama yetkili olan davalının taşınmazların üçüncü kişiye devri sonrasında satım bedelini şirket aktiflerine kaydetmediği anlaşılmakta olup buna ilişkin sorumluluğun davalıya ait olacağı açıktır.
11. Her ne kadar Bölge Adliye Mahkemesince, kesinleşen Afyonkarahisar 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 11.09.2013 tarihli ve 2011/1.9 Esas, 2013/4.3 Karar sayılı beraat kararındaki tespitlerin eldeki dava bakımından bağlayıcı olduğu, bu sebeple davalının sorumluluğuna hükmedilemeyeceği kabul edilmiş ise de bahse konu beraat kararındaki kusur ve derecesi, zarar tutarı, temyiz gücü ve yükletilme yeterliği, illiyet bağı gibi hususlarda hukuk hâkimini bağlamaz. Zira ilgili ceza dosyasındaki kusura dair değerlendirmeler, cezai yargılamanın konusu olan suçun manevi unsurunun mevcudiyet koşulları çerçevesinde yapılmıştır. Öte yandan ceza dosyasındaki suç oluşturmayan fiil, hukuk yargılaması sırasında 6762 sayılı TTK'nın 336. maddesi kapsamında şirket müdürünün sorumluluğuna dayanak oluşturabilir. Zira her iki yargılamada da aranan kusurun derecesi ve niteliği, dayanak kanuni hükümlerin uygulanma koşulları dairesinde farklılık arz eder.
12. Bu itibarla davalının, davacı şirketi temsil ve ilzama yetkili olduğu süre içerisinde şirket aktifinde kayıtlı olan ve bedeli davacı şirket tarafından ödenen taşınmazları, dava dışı Ömer K.'ya davacı şirketi temsilen devretmiş olması ve temlik sonrası elde edilen bedeli davacı şirkete aktarmamış olmasından dolayı şirkete karşı sorumlu olduğu kabul edilerek yapılacak değerlendirme neticesinde hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekir.
13. Hâl böyle olunca; direnme kararının Özel Daire bozma kararında belirtilen nedenlerle bozulması gerekmiştir.
VII. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerle 6100 sayılı Kanun’un 371. maddesi gereğince BOZULMASINA,
İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,
Dosyanın 6100 sayılı Kanun’un 373. maddesinin 2. fıkrası uyarınca kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
10.09.2025 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.
BİLGİ : Afyonkarahisar 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 11.09.2013 tarihli ve 2011/1.9 Esas, 2013/4.3 Karar sayılı hükmüne ilişkin beraat hükmü, Yargıtay 15. CD. 03.07.2018, 2015/9846 E. - 2018/4942 K. sayılı onama ilâmından anlaşıldığı üzere, güveni kötüye kullanma suçunun “yasal unsurunun oluşmadığı” gerekçesine dayanmaktadır.
CEZA DOSYASINDAKİ SUÇ OLUŞTURMAYAN FİİL, HUKUK YARGILAMASI SIRASINDA 6762 SAYILI TTK 336 HÜKMÜ KAPSAMINDA ŞİRKET MÜDÜRÜNÜN SORUMLULUĞUNA DAYANAK OLUŞTURABİLİR.
T.C.
YARGITAY
HUKUK GENEL KURULU
Esas No : 2024/11-20
Karar No : 2025/507
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
Y A R G I T A Y İ L Â M I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : Konya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi
TARİHİ : 11.04.2023
SAYISI : 2023/217 E., 2023/804 K.
ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 27.10.2022 tarihli ve 2021/5534 Esas,
2022/7513 Karar sayılı BOZMA kararı
Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüyle İlk Derece Mahkemesince verilen karar kaldırılarak davanın usulden reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda usulden bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına uyularak davanın esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda tekrar bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili; davalının, müvekkili şirketin 25.12.2002 tarihinde kurulduğunu, davalının ise şirketin %98’ine sahip kurucu ortağı olup 02.08.2004 tarihinden 14.08.2006 tarihine kadar tek yetkili müdür olarak görev yaptığını, Afyonkarahisar Belediyesine ait beş adet taşınmazın açık ihalede 275.000,00 TL'ye satın alındığını ve borcunun bitmesi üzerine ihale alıcısı olan müvekkil şirket adına 17.11.2005 tarihinde 13811 nolu yevmiye ile tescil edildiğini, ancak taşınmazların aynı tarihte dava dışı Ömer K.'ya, şirket adına tescille birlikte davalı/şirket müdürü Mehmet B. tarafından 275.000,00 TL bedelle satılıp tapuda bu kişi adına 03.05.2007 tarihinde şirketi devir alan ve ortak/müdür olan Mesut T. tarafından yapılan incelemede, 275.000,00 TL olan satış bedellerinin 17.11.2005 tarihinde ve sonraki bir tarihte şirket kasasına veya hesabına konmadığı ve şirket varlıkları içinde olmadığının anlaşıldığını, paranın davalı yedinde olduğunu ileri sürerek 275.000,00 TL bedelin 17.11.2005 tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili yasal süresinden sonra sunduğu cevap dilekçesinde; davacı şirketin taşınmazlarla ilgili bedel ödenmediğini, sermaye itibariyle de davacı şirketin satış bedelini ödeme olanağı olmadığını, ödemelerin taksitle yapıldığı ve ihale satış bedelinin davacı şirket dışındaki üçüncü kişi tarafından ödendiğini, ödenmeyen ve müvekkili tarafından alınmayan bir paradan dolayı müvekkilinin sorumlu tutulamayacağını, müvekkilinin paylarını 2006 yılında devrettiğini, davacı şirketin para ödemeyip taşınmazların ihale bedelini ödeyen kişiye 2005 yılında devredildiğini, bu durumun o dönemde açık olduğunu, payları devralanların da durumdan haberdar olduklarını belirterek davanın reddini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
Afyonkarahisar 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 01.11.2018 tarihli ve 2010/488 Esas, 2018/885 Karar sayılı kararı ile; davalı hakkında eldeki davaya konu olay nedeniyle “Hizmet Nedeniyle Görevi Kötüye Kullanma” suçundan kamu davası açıldığı ve yapılan yargılama sonucunda ceza dosyasındaki kabule göre dava dışı Mesut T. ile Ramazan K.'nun “Tevhid İnşaat” isimli şirketinin bulunduğu, bu şirketin bünyesinde yer alan bir kamyonun kaza yapması nedeniyle tazminat ödeme yükümlülüğü ile karşı karşıya kalan bu kişilerin bundan kurtulmak amacıyla davacı şirketi kurdukları, Ticaret Sicili Müdürlüğünün cevabî yazılarından anlaşıldığı üzere bu şirketin 25.12.2002 tarihinde kurulduğu, şirket kurucu ortaklarının ise dava dışı Ayşe Dudu S. ile davalı Mehmet B. olduğu, davalının dava dışı Ramazan K.'nun bacanağı olduğu, resmîyette Ayşe Dudu S. ve davalı Mehmet B.'un şirket ortakları olarak görünmesine rağmen perde arkasında şirketin tüm işleri ile dava dışı Mesut T. ve Ramazan K.'nun ilgilendiği, bu durumun tanık ifadeleri ile ortaya çıktığı, davalı Mehmet B.'un yetkili müdür olarak görev yaptığı, davacı şirket adına Afyonkarahisar Belediyesine ait taşınmazların satın alınarak 17.11.2005 tarihinde şirket adına tescil ettirdiği, aynı gün yapılan başka bir işlem ve 275.000,00 TL bedelle taşınmazları şirketin gizli ortağı olan dava dışı Ömer K. isimli şahsa sattığı, bu durumun ceza dosyasına sunulan banka dekontlarından da anlaşıldığı, söz konusu taşınmazın ihale sonrasında taksitler hâlinde ödenen bedelinin şirketin gizli ortağı olan Ramazan K.'nun oğlu olan Ömer K. tarafından karşılandığı, ticaret sicil memurluğunun cevabî yazısı ve dosyada yer alan hisse devri sözleşmesinden anlaşıldığı üzere 18.08.2006 tarihinde tescil edilen hisse devri işlemi sonrasında dava dışı Hakkı Memiş ve davalı Mehmet B.'un tüm hisselerini dava dışı Mesut T. ve Ramazan K.'ya eşit oranda olacak şekilde devrettikleri, devir sonrasında Mesut T.’ın 1500 adet pay, dava dışı Ramazan K.'nun da yine 1500 adet paya sahip oldukları, daha sonra bu kişiler arasında 04.05.2007 tarihinde yapılan ve tescil edilen hisse devri işlemi sonrasında katılan Mesut T.'ın 2970 adet pay, eşi Kozan T.'ın ise 30 adet paya sahip olduğu ve o tarihten itibaren şirketin sorumlu müdür olarak Mesut T.'ın imzaya yetkili olduğu, buradan anlaşıldığı üzere davalının şirketle ilişkisinin kağıt üzerinde olduğu, şirketin tüm işleri ile gayri resmî olarak dava dışı Mesut T. ve Ramazan K.'nun ilgilendiği, dolayısıyla sanığın hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma durumundan bahsedilemeyeceğinden davalı hakkında beraat kararı verildiği, kararın Yargıtay 15. Ceza Dairesinin 2015/9846 Esas ve 2018/4942 Esas sayılı ilâmı ile onandığı, bu kapsamda 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 74. maddesi gereğince hukuk hâkiminin ceza mahkemesinin maddi vakıaların belirlenmesine ilişkin kararının bağlayıcı olup taraflar yönünden kesin delil niteliği taşıdığı, her ne kadar dosyaya sunulan bilirkişi raporlarında davalının sorumlu müdür olarak görev yaptığı dönem içerisinde ihale yoluyla belediyeden alınan gayrimenkulleri para karşılığında devrettikten sonra parayı şirket aktifine dahil etmediği belirtilmiş ise de davalının şirket yetkilisi olduğu ve taşınmazların satışını gerçekleştirdiği tarihte Mesut T.'ın nam ve hesabına hareket ettiği ve açılan bu davanın 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 2. maddesi ile bağdaşmadığı, Mesut T.’ın dava tarihinde şirket yetkilisi olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. Gerekçe ve Sonuç
Konya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesinin 14.10.2019 tarihli ve 2019/355 Esas, 2019/830 Karar sayılı kararı ile; 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6762 sayılı TTK) 556. maddesinde şirket yöneticilerinin sorumlulukları hakkında anonim şirketlerin bu hususlara ilişkin hükümlerine yapılan yollama nedeniyle uyuşmazlığa aynı Kanun’un 341. maddesinin uygulanacağı, buna göre sorumluluk davasının açılabilmesi için bu yönde alınmış bir ortaklar kurulu kararı bulunması gerekmekte olup bu hususun dava şartı olduğu, eldeki dava bakımından ise dava şartının gerçekleşmediği, İlk Derece Mahkemesince 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 115/2 maddesi gereğince davanın usulden reddi gerekirken davanın esastan karar verilmesinin hatalı olduğu, bu hususun kamu düzenine ilişkin olduğu gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak davanın usulden reddine karar verilmiştir.
V. BOZMA KARARLARI VE SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Birinci Bozma Kararı
1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekilince temyiz isteminde bulunulmuştur.
2. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 29.06.2020 tarihli ve 2019/5335 Esas, 2020/3250 Karar sayılı kararı ile; "... Dava, limited şirket müdürünün sorumluluğuna ilişkin olup, bölge adliye mahkemesince, yazılı gerekçeyle, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve esas hakkında yeniden hüküm tesis edilmek suretiyle davanın dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin, limited şirket müdürüne karşı sorumluluk davası açılabilmesi için bu yönde alınmış bir ortaklar kurulu kararı bulunmasının dava şartı olduğuna ilişkin gerekçesinde bir isabetsizlik bulunmamakla birlikte, Dairemiz içtihatlarında da belirtildiği üzere bu husus HMK’nın 115/2 maddesine göre tamamlanabilir dava şartı niteliğindedir. Bu durumda, dava şartı olan bu husustaki eksikliğin giderilmesi için davacı yana mehil ve gerektiğinde kesin mehil verilip, sonucuna göre karar verilmesi gerekmektedir. Ancak ilk derece mahkemesince, bu hususta HMK’nın 115/2. maddesine göre bir işlem yapılmadığı anlaşılmaktadır. HMK’nın 353/1-a maddesinde, bölge adliye mahkemesinin, aynı Yasa hükmünde 6 bent olarak sayılmış olan hallerde esası incelemeksizin kararı kaldıracağı ve dosyayı yeniden yargılama yapılması için ilk derece mahkemesine göndereceği düzenlenmiş olup, bu hallerden birisi de 4. bentte ifade edilen dava şartlarına aykırılık bulunması halidir. Bu itibarla, bölge adliye mahkemesince, HMK’nın 353/1-a-4 maddesine göre işlem yapılıp, kararın kaldırılması ve anılan dava şartındaki eksikliğin giderilmesini teminen ilk derece mahkemesince işlem yapılması için dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekirken belirtilen şekilde işlem yapılmaksızın yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamıştır. Ancak, Bölge Adliye Mahkemesince, mahkemenin kararı kaldırılarak yeni bir karar tesis edilmiş olmakla HMK'nın 353/b-3 maddesi gereğince artık Bölge Adliye Mahkemesinin yeniden esas hakkında karar vermesi gerekmekle Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozularak kaldırılması gerekmiştir..." gerekçesiyle karar bozulmuştur.
B. Bölge Adliye Mahkemesince verilen ikinci karar
Konya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesinin 26.01.2021 tarihli ve 2020/2042 Esas, 2021/36 Karar sayılı kararı ile; bozma ilâmına uyulup eksik olan ortaklar kurulu kararının ikmali sonrasında kesinleşen ceza mahkemesi kararıyla tespit edilen vakıaların ispatlandığının kabul edilmesi gerekeceği, buna göre davalının müdürlük görevini yaptığı şirket ortakları Mesut T. ile Ramazan K.'nun ortak oldukları dava dışı şirkete ait aracın kaza yapması sonucu herhangi bir tazminatla karşılaşmamaları maksadıyla davacı şirketi kurdukları, şirket ortağı olarak davalı ve dava dışı Ayşe Dudu’nun yer aldığı, davalının şirket müdürü olarak gösterildiği, arka planda şirketin dava dışı Mesut T. ve Ramazan K. tarafından idare edildiği, davalının adı geçenlerin talimatı doğrultusunda hareket ettiği, her ne kadar şirket kayıtlarına göre davalının 02.04.2004 ilâ 31.07.2006 tarihler arasında şirket müdürü olarak görev yaptığı görünmekte ise de şirketin fiilen dava dışı Mesut T. ve Ramazan K. tarafından idare edildiği, bu nedenle söz konusu taşınmazların alınıp satılmasını tamamen adı geçenlerin talimatı doğrultusunda yaptığı, şirketi arka planda yönetenlerden dava dışı Ramazan K.’nun oğlu Ömer K. tarafından taşınmaz bedellerinin ödendiği, şirketin kendi adına gerçekten herhangi bir taşınmaz satın almadığı, dava dışı Ömer K. tarafından bedeli ödenen taşınmazların mülkiyetinin aynı kişiye devredildiği, şirketin herhangi bir zararının söz konusu olmadığı, İlk Derece Mahkemesinin davanın reddine ilişkin kararında hukuka aykırılık bulunmadığı, istinaf sebeplerinin HMK'nın 353/1.b.1 maddesi gereğince esastan reddi gerektiği, ancak Özel Daire incelemesi sonucu bozulan Bölge Adliye Mahkemesi karar sonrasında İlk Derece Mahkeme kararının kaldırılmış olduğundan infazda tereddüde sebebiyet verilmemesi için davacı talebi ile ilgili HMK'nın 353/1.b.2 maddesi gereğince yeniden hüküm kurularak davanın reddine karar verilmiştir.
C. İkinci Bozma Kararı
1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekilince temyiz isteminde bulunulmuştur.
2. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile;
"... Dava, limited şirket yöneticisinin sorumluluğuna ilişkin olup davalının, davacı şirket müdürü olarak görev yaptığı 02.08.2004 -14.08.2006 tarihler arasında davacı şirket adına Afyonkarahisar Belediyesi’nden 5 adet taşınmazı 275.000,00 TL bedel karşılığında satın alarak 10.07.2003 tarihinde şirket defterlerine kaydetmek suretiyle giriş bedelinin aktifleştiği, satış bedelinin şirket kasasından ödendiği daha sonra davalının şirket adına kayıtlı taşınmazları 17.11.2005 tarihinde dava dışı Ömer K.’ya temlik ettiği; ancak temlik bedellerini şirkete ödemediği zimmetinde tuttuğu anlaşılmaktadır. Taşınmazların Ömer K.’ya temlik edildiği tarih itibariyle davalının şirket yöneticisi olarak şirkete ait taşınmazların satışından elde edilen bedellerin şirkete aktarılmaması yöneticinin sorumluluğunda olduğundan yazılı gerekçe ile davanın reddi doğru görülmemiş kararın bozulması gerekmiştir..."
gerekçesiyle karar bozulmuştur.
D. Bölge Adliye Mahkemesince Verilen Direnme Kararı
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile önceki gerekçeye ilâveten; davalının şirketle ilişkisinin kâğıt üzerinde olduğu, şirketin tüm işlemlerinin davacı şirketin mevcut müdürü ile dava dışı Ramazan K. tarafından yürütüldüğü, davalının hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma durumundan bahsedilemeyeceğinin kesinleşmiş ceza mahkemesi kararı ile tespit edildiği, davacı şirkete ait taşınmaz bedelini elinde tuttuğunun kabul edilmesinin ceza dosyasında belirlenen maddi vakıanın aksinin kabulü anlamına geleceği, bu hususun ceza mahkemesi tarafından tespit edilen maddi vakıaların hukuk hâkimini bağlayacağı kuralına aykırı olduğu gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen direnme kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili; şirket işlerinin Mesut T. ve Ramazan K. tarafından yapıldığı kabul edilse dahi bu durumun şirket malının usulsüz devriyle bedelinin kaçırılmasına cevaz vermeyeceğini, davalının şirket satışından para almadığını beyan etmesine rağmen yargılamanın ilerleyen safhalarında paranın alınarak şirket defterlerine işlenmediğini belirttiğini, davalının taşınmaz bedelini yedinde tutup şirket hesaplarına aktarmadığını, ceza mahkemesinde verilen kararın hukuk hâkimini bağlamadığını, ceza dosyasında sadece tanık anlatımlarına itibar edildiğini, yargılamada ceza yargılamasının devamı gibi hareket edildiğini, müvekkilinin tanıklarının dinlenmediği gibi bu konuda bir karar da verilmediğini, bilirkişi raporları müvekkili lehine olmasına rağmen anılan raporlara itibar edilmediğini, banka kayıtlarının nazara alınmadığını, hukuk yargılamasına ilişkin araştırma ve inceleme yapılmaksızın karar verildiğini, davalı tarafından delil bildirilmemesine rağmen salt ceza mahkemesi kararı dikkate alınarak karar verildiğini ileri sürerek direnme kararının bozulmasını istemiştir.
C. Uyuşmazlık
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davalı hakkında beraat kararı verilen ve kesinleşen Afyonkarahisar 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 11.09.2013 tarihli ve 2011/1.9 Esas, 2013/4.3 Karar sayılı kararındaki davacı şirket ile ilgili tespitlerin varlığı karşısında, dava konusu taşınmazların satış bedellerinin şirkete aktarılmamasından dolayı davalının sorumlu tutulup tutulamayacağı noktasında toplanmaktadır.
1. İlgili Hukuk
1. 6098 sayılı TBK'nın 74. maddesi.
2. 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun (818 sayılı BK) 53. maddesi.
3. 6762 sayılı TTK'nın 556 ve 336. maddeleri.
2. Değerlendirme
1. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konuya ilişkin yasal düzenleme ile hukuki kavram ve kurumların ortaya konulmasında yarar bulunmaktadır.
2. Dava tarihi itibariyle yürürlükte olup somut olaya uygulanacak olan 6762 sayılı TTK'nın 556. maddesi uyarınca limited şirketin yönetimine “memur edilen kimselerin” yani ister özden yönetimle, ister seçimle bu sıfatı almış olsunlar, ister ortak ister üçüncü kişi durumunda bulunsunlar müdürün/müdürlerin sorumluluğuna anonim şirketin yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğu hakkındaki hükümler uygulanır (Reha Poroy, Ünal Tekinalp, Ersin Çamoğlu, Ortaklıklar ve Kooperatif Hukuku, İstanbul 2009, s. 901).
3. Bu kapsamda şirket müdürü, şirket adına yaptığı sözleşme ve hukuki işlemlerden dolayı şahsen sorumlu olmaz. Öte yandan 6762 sayılı TTK'nın 556. maddesi atfıyla uygulanan aynı Kanun'un 336/2. maddesinde sayılan hâllerde müdürler şirkete, şirket ortaklarına ve şirket alacaklılarına karşı sorumludurlar. Zira limited şirketin zorunlu organlarından biri olan müdür, şirket adına yaptığı işlemler ile hem şirketin hem şirket ortaklarının hem de şirket alacaklılarının haklarını ve menfaatlerini etkilemektedir.
4. Bunun yanında limited şirket müdürünün 6762 sayılı TTK'nın 336. maddesi anlamında sorumluluğunu gerektirecek fiillerin aynı zamanda bir ceza yargılamasına konu olması durumu, müdürün sorumluluğuna dair açılan hukuk davası sırasında 818 sayılı BK'nın 53. kapsamında ele alınması gereken bir durum olarak karşımıza çıkar.
5. 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 53. maddesi; "Hakim, kusur olup olmadığına yahut haksız fiilin faili temyiz kudretini haiz bulunup bulunmadığına karar vermek için ceza hukukunun mesuliyete dair ahkamiyle bağlı olmadığı gibi, ceza mahkemesinde verilen beraet karariyle de mukayyet değildir. Bundan başka ceza mahkemesi kararı, kusurun takdiri ve zararın miktarını tayin hususunda dahi hukuk hakimini takyit etmez." hükmünü haizdir. Bu hükümden de anlaşılacağı üzere hukuk hâkimi, ceza mahkemesinin kesinleşmiş kararları karşısında ilke olarak bağımsız kılınmıştır.
6. Ayrıca bahse konu düzenlemeye göre ceza yargılaması sırasında şirket müdürü hakkında ortaya konulan kusura dair tespitlerin hukuk hâkimini sınırlamayacağı açıktır. Zira ceza yargılaması sırasında sanık olan müdür hakkındaki kusura dair tespitlerin hareket noktası ve kapsamı, cezai hükümlerde tanımlı olan suçun manevi unsuru/unsurları ile çizilen sınırlardan ibarettir.
7. Öte yandan 6762 sayılı TTK'nın 336. maddesi kapsamında şirket müdürünün sorumluluğuna dair hukuk mahkemesince yapılacak olan değerlendirmede ise bir suç için gerekli olan manevi unsurlardan farklı bir yaklaşımla somut uyuşmazlık ele anılarak cezai anlamda herhangi bir suç mevcut olmasa dahi şirket müdürünün sorumluluğuna hükmedilebilir. Bu durum karşısında limited şirket müdürünün sorumluluğuyla ilgili olarak ceza mahkemesince verilen beraat kararı, kusur ve derecesi, zarar tutarı, temyiz gücü ve yükletilme yeterliği, illiyet bağı gibi esasların hukuk hâkimini bağlamayacağı konusunda duraksama bulunmamaktadır.
8. Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davalının davacı şirketin kurucu ortaklarından olduğu, 02.08.2004 ilâ 14.08.2006 tarihleri arasında davacı şirketi münferiden temsile yetkili olduğu, dava konusu taşınmazların davacı şirket adına tapu siciline tescilinin 11.07.2005 tarihinde yapıldığı, satış işleminin ise aynı gün takip eden yevmiye numarası ile yapılarak dava dışı Ömer K. adına tapuya tescil edildiği, taşınmazların davacı şirket adına satın alım bedellerinin dava dışı belediyeye 06.03.2003 ilâ 17.08.2005 tarihleri arasında davacı şirket tarafından ilgili belediyenin banka hesabına yatırıldığı anlaşılmaktadır.
9. Davacı şirket defterleri üzerinde yapılan inceleme sonrasında alınan bilirkişi raporunda ise dava konusu taşınmazların 275.000,00 TL bedel karşılığında satın alınarak 10.07.2003 tarihinde şirket aktifine kaydedildiği ve taşınmaz bedellerinin şirket kasasından ödendiği belirtilmiştir. Öte yandan dava konusu taşınmazların davacı şirketi temsilen davalı tarafından 17.11.2005 tarihinde dava dışı Ömer K.'ya resmî senetle yapılan satış sonrasında resmî senette taşınmazların peşinen alındığı belirtilmiş olmasına rağmen anılan satış bedelinin şirket defterlerine kaydedilmediği, üçüncü kişiye satılan dava konusu taşınmazların ise 31.12.2007 tarihine kadar davacı şirket aktifinden çıkarılmadığı belirlenmiştir.
10. Bu hâliyle dava konusu taşınmazların davacı şirket adına satın alınması sırasında ödemelerin davacı şirket tarafından yapıldığı, şirket aktifine kaydedildiği, ancak dava dışı Ömer K.'ya devri sırasında satım bedelinin şirket aktifine kaydedilmediği, bu suretle her iki devir sırasında şirketi münferiden temsil ve ilzama yetkili olan davalının taşınmazların üçüncü kişiye devri sonrasında satım bedelini şirket aktiflerine kaydetmediği anlaşılmakta olup buna ilişkin sorumluluğun davalıya ait olacağı açıktır.
11. Her ne kadar Bölge Adliye Mahkemesince, kesinleşen Afyonkarahisar 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 11.09.2013 tarihli ve 2011/1.9 Esas, 2013/4.3 Karar sayılı beraat kararındaki tespitlerin eldeki dava bakımından bağlayıcı olduğu, bu sebeple davalının sorumluluğuna hükmedilemeyeceği kabul edilmiş ise de bahse konu beraat kararındaki kusur ve derecesi, zarar tutarı, temyiz gücü ve yükletilme yeterliği, illiyet bağı gibi hususlarda hukuk hâkimini bağlamaz. Zira ilgili ceza dosyasındaki kusura dair değerlendirmeler, cezai yargılamanın konusu olan suçun manevi unsurunun mevcudiyet koşulları çerçevesinde yapılmıştır. Öte yandan ceza dosyasındaki suç oluşturmayan fiil, hukuk yargılaması sırasında 6762 sayılı TTK'nın 336. maddesi kapsamında şirket müdürünün sorumluluğuna dayanak oluşturabilir. Zira her iki yargılamada da aranan kusurun derecesi ve niteliği, dayanak kanuni hükümlerin uygulanma koşulları dairesinde farklılık arz eder.
12. Bu itibarla davalının, davacı şirketi temsil ve ilzama yetkili olduğu süre içerisinde şirket aktifinde kayıtlı olan ve bedeli davacı şirket tarafından ödenen taşınmazları, dava dışı Ömer K.'ya davacı şirketi temsilen devretmiş olması ve temlik sonrası elde edilen bedeli davacı şirkete aktarmamış olmasından dolayı şirkete karşı sorumlu olduğu kabul edilerek yapılacak değerlendirme neticesinde hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekir.
13. Hâl böyle olunca; direnme kararının Özel Daire bozma kararında belirtilen nedenlerle bozulması gerekmiştir.
VII. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerle 6100 sayılı Kanun’un 371. maddesi gereğince BOZULMASINA,
İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,
Dosyanın 6100 sayılı Kanun’un 373. maddesinin 2. fıkrası uyarınca kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
10.09.2025 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.
BİLGİ : Afyonkarahisar 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 11.09.2013 tarihli ve 2011/1.9 Esas, 2013/4.3 Karar sayılı hükmüne ilişkin beraat hükmü, Yargıtay 15. CD. 03.07.2018, 2015/9846 E. - 2018/4942 K. sayılı onama ilâmından anlaşıldığı üzere, güveni kötüye kullanma suçunun “yasal unsurunun oluşmadığı” gerekçesine dayanmaktadır.

