KARAMERCAN HUKUK Bürosu internet sitesinde yayınlanan tüm içerik telif yasaları ve Türk Patent Enstitüsü kapsamında koruma altındadır. KARAMERCAN HUKUK Bürosu internet sitesinde paylaşılan Yargıtay Kararları’nın kullanımından doğabilecek zararlar için KARAMERCAN HUKUK Bürosu hiçbir sorumluluk kabul etmez. www.karamercanhukuk.com/yargitay-kararlari/ internet adresinde paylaşılan Yargıtay Kararları’nın link verilmeden bir başka anlatımla www.karamercanhukuk.com internet adresinden alındığı belirtilmeksizin kopyalanması, paylaşılması ve kullanılması YASAKTIR. KARAMERCAN HUKUK Bürosu internet sitesini ziyaret etmekle, yukarıda belirtilen kullanım şartlarını kabul etmiş sayılırsınız.
Yazdır

CEZA DOSYASI VE ELDEKİ DAVADA ALINAN BİLİRKİŞİ RAPORLARINDA YER ALAN OLAYIN İŞ KAZASI OLUP OLMADIĞINA VE ARADAKİ İLİŞKİYE DAİR HUKUKÎ NİTELENDİRMENİN BAĞLAYICI OLMADIĞI AÇIKTIR.

T.C.
YARGITAY
HUKUK GENEL KURULU

Esas No        : 2024/10-403
Karar No       : 2025/732

T Ü R K   M İ L L E T İ   A D I N A

Y A R G I T A Y   İ L  M I

İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ                :
 Konya 3. İş Mahkemesi
TARİHİ                          : 19.12.2022
SAYISI                          : 2022/246 E., 2022/468 K.
ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 20.04.2022 tarihli ve 2022/2694 Esas,
                                        2022/6019 Karar sayılı BOZMA kararı

Taraflar arasındaki rücuan tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.

Kararın davacı Sosyal Güvenlik Kurumu vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı Sosyal Güvenlik Kurumu vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 10. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, İlk Derece Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.

Direnme kararı davacı Sosyal Güvenlik Kurumu vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA

Davacı Sosyal Güvenlik Kurumu (Kurum/SGK) vekili; dava dışı sigortalı Abdi D.’in 19.08.2010 tarihinde meydana gelen iş kazası sonucunda vefat ettiğini, Kurum müfettişi tarafından hazırlanan raporda olayın iş kazası olduğunun, işverenin iş güvenliği mevzuatına aykırı hareket etmesi nedeniyle kaza meydana geldiğinden ve sigortasız işçi çalıştırıldığından 5510 sayılı Kanun’un 21 ve 23. maddeleri gereğince işlem yapılması gerektiğinin tespit edildiğini, müvekkili Kurum tarafından hak sahiplerine 98.608,32 TL peşin sermaye değerli gelir bağlandığını ileri sürerek Kurum alacağı belirli olduğu zaman artırılmak üzere şimdilik 9.860,83 TL’nin tahsis onay tarihi olan 27.03.2013 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

II. CEVAP

Davalılar vekili; dava dışı Abdi D.’in kendi adına bağımsız çalıştığını, müvekkili şirketin işçisi olmadığını ve aralarında işçi-işveren ilişkisi bulunmadığını, Kurum müfettişi tarafından düzenlenen raporu kabul etmediklerini, Konya 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 2011/5. Esas sayılı dosyasında alınan 24.12.2012 tarihli bilirkişi raporunda olayın iş kazası olarak nitelendirilmediğini, ceza davası henüz kesinleşmediğinden bekletici sorun yapılması gerektiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

A. İlk Derece Mahkemesinin Birinci Kararı

İlk Derece Mahkemesinin 11.07.2017 tarihli ve 2013/223 Esas, 2017/320 Karar sayılı kararı ile; dosya kapsamına göre davalı şirketle aralarında işçi-işveren ilişkisi bulunmayan dava dışı Abdi D.’in kendi nam ve hesabına çalıştığı, kendisine ait işyeri ve iş ortağının olduğu, belirli bir ücret karşılığında çatı onarım işlerinin kendisine verildiği, dava dışı Abdi D. ile davalılar arasında zaman ve bağımlılık ilişkisi olmadığı, bu itibarla davalıların işveren sıfatı ve Kurum zararından sorumluluklarının bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

B. İstinaf Yoluna Başvuranlar

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı Kurum vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

C. Bölge Adliye Mahkemesinin Birinci Kararı

Bölge Adliye Mahkemesinin 11.04.2018 tarihli ve 2017/2672 Esas, 2018/636 Karar sayılı kararı ile; ilişkinin eser sözleşmesine dayalı olup olmadığı yönünde araştırma yapılması gerektiği, bu itibarla dava dışı Abdi D.’in kendi nam ve hesabına çalışıp çalışmadığının belirlenmesi için meslek odası ile Esnaf ve Sanatkarlar Memurluğunda sicil kaydı bulunup bulunmadığı araştırıldıktan sonra hizmet cetvelinde yeralan çalışmalar değerlendirilip varsa hak sahiplerince açılan tazminat dosyaları getirtilip davalılardan yürütülen işle ilgili belge ve kayıtlar da istendikten sonra tanıklık yapabilecek kişilerin bilgi ve görgülerine başvurularak ilişkinin hukuki niteliği ve kaza geçirenin hizmet akdi mi yoksa eser sözleşmesi mi kapsamında çalıştığı belirlenerek sigortalılık olgusunun varlığı tespit edildiği takdirde kusur oran ve aidiyetini belirleyen ve varsa raporlar arasındaki çelişkileri gideren kusur raporu alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle ilk derece mahkemesi kararı kaldırılıp dosyanın mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.

D. İlk Derece Mahkemesinin İkinci Kararı

İlk Derece Mahkemesinin 07.11.2019 tarihli ve 2018/180 Esas, 2019/449 Karar sayılı kararı ile; tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde her ne kadar dava dışı Abdi D. hakkında vergi mükellefiyet ve oda kaydı bulunmadığı bildirilmiş ise de Konya 1. İdare Mahkemesinin 2013/1038 Esas, 2014/38 Karar sayılı kararına göre dava dışı Abdi D.’in davalı şirketin işçisi olmadığı, davalı şirketin kaynak işlerini taşeronlardan karşıladığı ve kaynak işi olduğunda çağrılan dava dışı Abdi D.’in işin durumuna göre kendi alet ve edevatıyla bazı zamanlarda ekibiyle bazı zamanlarda tek başına geldiği, dava dışı şirketin işleri dışında başka işler aldığı, kendi nam ve hesabına çalıştığı, bu nedenle dava dışı Abdi D. ile davalılar arasındaki ilişkinin eser sözleşmesi kapsamında kaldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF

A. İstinaf Yoluna Başvuranlar

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı Kurum vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

B. Gerekçe ve Sonuç

Bölge Adliye Mahkemesinin 01.06.2021 tarihli ve 2020/94 Esas, 2021/1066 Karar sayılı kararı ile; dosya kapsamına göre davalı şirketin kaynak işlerini yapmak için anlaştığı dava dışı Abdi D.’in işi yaparken kendi tedarik ettiği aletleri kullandığı, işi yaptığı askeri bölgedeki giriş-çıkış saatleri incelendiğinde belli bir mesai saatine uymadığı, bu nedenle zaman ve bağımlılık unsurları bulunmadığından aradaki ilişkinin eser sözleşmesi olduğu gerekçesiyle davacı Kurum vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ

A. Bozma Kararı

1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı Kurum vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

2. Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; “... İncelemeye konu dosya kapsamından, M. İnşaat Emlak Bölge Başkanlığından gönderilen belgeler içeriğine göre; Konya Seferberlik Bölge Başkanlığı Binasının çatı onarım işini ihale ve 09/07/2010 tarihli sözleşme ile yüklenici M. İnşaat Temizlik Müteahhitlik Sanayi Tic.Ltd.Şti'ne verildiği ve tüm sorumluluğun yüklenici firmaya ait olduğunun kararlaştırıldığı, M. Adana Emlak Bölge Başkanlığı ve davalı M. Ltd.Şti. arasında 2010//05/6 ihale kayıt nolu “Anahtar Teslimi Götürü Bedel Sözleşme” ile Konya Seferberlik Bölge Başkanlığı Hizmet Binası Çatısı ile Dış Cephe Onarımı işinin yapımı akdedildiği, Sözleşmenin 15.1 maddesinde alt yüklenici çalıştırılmayacağı ve işlerin tamamının yüklenici tarafından yapılacağı, alt yüklenici çalıştırılamayacağı şartının yer aldığı, 12. Ceza Dairesi tarafından onanarak kesinleşen davada müteveffanın davalı şirketin alt yüklenicisi olarak belirtildiği, müfettiş raporunda dinlenen Tuna K.’ın ifadesinde, Abdi’nin iş ortağı olduğunu, Verimli Sok No:50 Karatay adresinde maktule ait işyerinin olduğunu, burayı depo olarak kullandıklarını belirttiği, Medaş cevabında bu adreste 19/08/2010 tarihinden geriye dönük Kazım Yılmaz adına 04/07/2006 ile 02/12/2013 tarihleri arasında abonelik kaydının görüldüğünün belirtildiği anlaşılmıştır.

Yukarıda açıklanan maddi ve hukuki olgular ışığında, mahkemece kazalı Abdi D.’in vergi mükellefiyetinin bulunmaması, kurumda 4/b kaydının olmaması, davalı tarafından kendisine kesilmiş fatura olmaması, sözleşmede altyüklenici çalıştırılmayacağı ve işlerin tamamının yüklenici tarafından yapılacağı şartı olması hususları da değerlendirilmek suretiyle, davalılar arasındaki iş ilişkisinin, tüm şüpheden uzak hizmet akdi mi asıl-alt işveren ilişkisi mi yoksa eser sözleşmesi olduğu ortaya konulmalı ve sonucuna göre karar verilmelidir.

Mahkemece, açıklanan maddi ve hukuki ilkeler gözetilerek, bir karar verilmesi gerekirken, eksik araştırma ve inceleme ile yazılı şekilde karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir...” gerekçesiyle karar bozulmuştur.

B. İlk Derece Mahkemesince Verilen Direnme Kararı

İlk Derece Mahkemesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davalı şirketin Konya Seferberlik Bölge Başkanlığı hizmet binasının çatı ve dış cephe onarımı işi için 09.07.2010 tarihinde imzaladığı anahtar teslim götürü bedel sözleşmesinin 15. maddesinde alt yüklenici çalıştırılmayacağının ve işlerin tamamının yüklenici tarafından yapılacağının düzenlendiği, ziyaretçi defterine göre dava dışı Abdi D.’in inşaat alanına giriş-çıkış saatlerinin kısa aralıklı olduğu, tanıklar Turan Y., Ahmet Ç. ve Zeki M.’un dava dışı Abdi D.’in davalı şirketin işçisi olmadığını, kaynak ihtiyacı olduğunda çağrıldığını, davalı şirketin işleri dışında başka işlerde de çalıştığını, kendi nam ve hesabına iş yaptığını, davalılar ile arasında zaman ve bağımlılık ilişkisi bulunmadığını beyan ettikleri, Konya 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 2011/5. Esas sayılı dosyasında alınan 24.12.2012 tarihli raporda dava dışı Abdi D.’in işçi sayılmadığının, davalı şirketin ise alt yüklenici olduğunun belirtildiği, Konya 1. İdare Mahkemesinin 2013/1038 Esas, 2014/38 Karar sayılı kararı ile işçisi konumunda olmayan Abdi D.le ilgili yükümlülüklerini yerine getirmediğinden bahisle davalı şirkete para ceza verilmesine ilişkin işlemde hukuka uygunluk bulunmadığından Kurum işleminin iptaline karar verildiği, tüm dosya kapsamına göre çalışmanın kendi nam ve hesabına olduğu, zaman ve bağımlılık ilişkisi bulunmayan dava dışı Abdi D. ile davalılar arasındaki ilişkinin eser sözleşmesi kapsamında kaldığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.

VI. TEMYİZ

A. Temyiz Yoluna Başvuranlar

Direnme kararına karşı süresi içinde davacı Kurum vekilince temyiz isteminde bulunulmuştur.

B. Temyiz Sebepleri

Davacı Kurum vekili; davalı şirket ve dava dışı Abdi D. arasında eser sözleşmesi olmadığı gibi aralarında düzenlenen ve ticari defter kayıtlarına geçen fatura da bulunmadığını, dava dışı Abdi D.’in 5510 sayılı Kanun'un 4/1-b maddesi kapsamında sigortalı olmadığını, vergi mükellefiyet kaydı bulunmadığını, tüm bilirkişi raporlarında olayın iş kazası, dava dışı çalışanın sigortalı işçi ve davalı şirketin kazanın meydana gelmesinde sorumlu olduğu yönünde tespit yapıldığını, ayrıca ihale sözleşmesine göre davalı şirketin yüklenici olduğunu ve işini alt yükleniciye devredemeyeceğini, aksi kabul edildiği takdirde iş kazalarında işverenlerin bu şekilde hareket ederek iş kazasının sonuçlarından kurtulmaya çalışacağını belirterek direnme kararının bozulmasını talep etmiştir.

C. Uyuşmazlık

Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda İlk Derece Mahkemesince yapılan araştırma ve incelemenin yeterli olup olmadığı; buradan varılacak sonuca göre bozma kararında belirtilen hususlar da değerlendirilmek suretiyle dava dışı Abdi D. ile davalılar arasında hizmet akdi mi, asıl-alt işveren ilişkisi mi yoksa eser sözleşmesi mi olduğu belirlenerek sonucuna göre karar verilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.

D. Gerekçe

1. İlgili Hukuk

1. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun (5510 sayılı Kanun) 4 ve 21. maddeleri.

2. 4857 sayılı İş Kanunu'nun (4857 sayılı Kanun) 8. maddesi.

3. Mülga 818 sayılı Borçlar Kanun'un (818 sayılı Kanun) 313. maddesi ile 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 393. maddesi.

2. Değerlendirme

1. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konuya ilişkin yasal düzenlemeler ve hukuki kavramların ortaya konulmasında yarar bulunmaktadır.

2. Öncelikle ifade etmek gerekir ki, mülga 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanun'u (506 sayılı Kanun) ve hâlen yürürlükte olan 5510 sayılı Kanun’un 4. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendi kapsamında sigortalı niteliğini kazanmanın koşulları başlıca üç başlık altında toplanmaktadır.

3. Bunlar: Çalışma ilişkisinin kural olarak hizmet sözleşmesine dayanması; işin işverene ait işyerinde ya da işyerinden sayılan yerlerde iş organizasyonu içerisinde yapılması ve çalışanın 506 sayılı Kanun’un 3. maddesinde (5510 sayılı Kanun’un 6. maddesi) belirtilen istisnalardan olmaması şeklinde sıralanabilir. Sigortalı olabilmek için bu koşulların bir arada bulunması zorunludur.

4. Dolayısıyla sigortalı olarak çalışabilmenin temel koşulu, hizmet sözleşmesine dayalı çalışmanın bulunmasıdır. Bu anlamda bir sözleşme, hizmet sözleşmesi olarak kabul edilmediğinde sigortalılıktan söz edilmesi de mümkün olmayacaktır.

5. İşçi ve sigortalı kavramlarının tanımında hizmet sözleşmesinden hareket edilmekteyse de 4857 sayılı Kanun ile yürürlükten kaldırılan 1475 sayılı İş Kanunun'da ve 506 sayılı Kanun’da bu sözleşmenin tanımına ilişkin bir hükme yer verilmemiştir. 4857 sayılı Kanun’un 8. maddesinde, “İş sözleşmesi, bir tarafın (işçi) bağımlı olarak iş görmeyi, diğer tarafın (işveren) da ücret ödemeyi üstlenmesinden oluşan sözleşmedir.” tanımı yapılmıştır. Belirtmek gerekirse 4857 sayılı Kanun’da hizmet akdi ifadesi terk edilmiş, yerine iş sözleşmesi kullanılmıştır.

6. Hizmet akdi mülga 818 sayılı Kanun’un 313/1. maddesinde “Hizmet akdi, bir mukaveledir ki onunla işçi, muayyen veya gayri muayyen bir zamanda hizmet görmeği ve iş sahibi dahi ona bir ücret vermeği taahhüt eder.” şeklinde tanımlanmıştır. Bu tanımda sadece hizmet ve ücret unsurları belirgin iken 4857 sayılı Kanun’da daha önce Anayasa Mahkemesi ve öğretinin de kabul ettiği gibi bağımlılık unsuruna da yer verilmiştir. 5510 sayılı Kanun’un 3/11. maddesinde ise hizmet akdinin 22.04.1926 tarihli ve mülga 818 sayılı Kanun’da tanımlanan hizmet akdini ve iş mevzuatında tanımlanan iş sözleşmesini veya hizmet akdini ifade edeceği belirtilmiştir. Görüldüğü üzere 506 sayılı Kanun döneminde sigortalı niteliğini kazanmanın koşulları 5510 sayılı Kanun döneminde de farklılık arz etmemektedir.

7. Hemen belirtilmelidir ki, 5510 sayılı Kanun’un atıf yaptığı 818 sayılı Kanun 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Kanun ile yürürlükten kaldırılmıştır. 6098 sayılı Kanun’un 393/1. maddesine göre “Hizmet sözleşmesi, işçinin işverene bağımlı olarak belirli veya belirli olmayan süreyle iş görmeyi, işverenin de ona zamana ve yapılan işe göre ücret ödemeyi üstlendiği sözleşmedir”. Bu hâliyle 5510 sayılı Kanun’un 3/11. maddesi uyarınca 818 sayılı Kanun’a yapılan atfın artık 6098 sayılı Kanun’un 393/1. maddesine yapıldığının kabulü gerekecektir.

8. Bu durumda denilebilir ki, hizmet akdi bir yanda işçinin iş görme borcunu, öte yanda işverenin ücret ödeme borcunu ihtiva eden, taraflardan her birinin öteki tarafın edimine karşı borç yüklendiği, iki taraflı bir sözleşmedir.

9. İş Kanunu ve 6098 sayılı Kanun'da yer alan tanımlar dikkate alındığında hizmet akdinin unsurlarını iş görme, ücret ve bağımlılık oluşturmaktadır. Belirtilen unsurlar aynı zamanda söz konusu sözleşmenin ayırt edici özellikleri olup sözleşmenin taraflarının kararlaştırmış oldukları ilişkinin iş ilişkisi olarak tavsif edilip edilemeyeceği noktasında önem taşımaktadır.

10. Hizmet akdinden bahsedilebilmesi için gerekli unsurlardan olan iş görme, bir gerçek kişinin ekonomik bakımdan iş olarak değerlendirilebilen her türlü çalışmasıdır. İş görme borcunun konusunu oluşturan iş, bedensel, düşünsel, teknik, sanatsal ve bilimsel vb. olabilir (Sarper Süzek, İş Hukuku, İstanbul, Onsekizinci Baskı, 2019, s. 223).

11. Hizmet akdinin varlığı için gerekli ikinci unsur ücret olup bu unsur iş sözleşmesinin esaslı öğelerindendir. Bir işin görülmesi, karşı tarafın ücret ödemeyi vaat etmesi karşılığında olur. Bu nedenledir ki, ücret karşılığı olmadan yapılan çalışmalar iş sözleşmesi sayılmaz. Burada hemen belirtmek gerekir ki, ücret miktarının açıkça kararlaştırılması gerekli olmayıp işin bir ücret karşılığı yapılacağının gerekli ve olağan görüldüğü hâllerde ücret kararlaştırılmış sayılır. Önemli olan görülen işin yardım amacıyla veya hatır ilişkisi sebebiyle yapılmıyor olmasıdır.

12. Ücret, işçinin üstlendiği iş görme ediminin karşılığıdır. 4857 sayılı Kanun'un 8. maddesi ile 6098 sayılı Kanun'un 393. maddesindeki hizmet akdi tanımından açıkça anlaşılacağı üzere ücret, hem iş sözleşmesinin temel unsuru hem de işverenin işçiye karşı yükümlülük altında girdiği en önemli borcudur. 4857 sayılı Kanun'un 32/1. maddesinde genel anlamda ücret bir kimseye bir iş karşılığında işveren veya üçüncü kişiler tarafından sağlanan ve para ile ödenen tutar olarak tanımlanmıştır.

13. Nihayet hizmet akdinin varlığı için gerekli olan üçüncü unsur bağımlılık unsuru olup hizmet akdinde işçi, üstlendiği iş görme edimini az veya çok olmakla birlikte işverenine bağlı olarak yani onun gözetim ve denetimi altında yapmaktadır.

14. Hizmet akdinin belirlenmesinde bağımlılık unsurunun varlığı zorunlu bulunmakla birlikte bunun ne tür bir bağımlılık olduğunun açıklığa kavuşturulması gerekir. Hizmet akdinde bağımlılık ilişkisini bir ekonomik veya teknik bağımlılık olarak değil kişisel/hukuki bağımlılık olarak anlamak uygun olur. Çünkü işverenin otoritesi altında çalışan, onun vereceği emir ve talimatlara göre iş görmek zorunda olan işçinin hizmet akdinde bağımlılığı daha ziyade kişiliği ile ilgilidir. Başka bir deyişle hizmet akdinin özünde diğer iş görme sözleşmelerinden farklı olarak bir otorite/bağımlılık ilişkisi vardır ve işveren işçinin kişiliği üzerinde başka sözleşmelerde bulunmayan bazı yetkilere sahiptir. İşçi işgücünü işverenin yararlanmasına sunar. İşçinin işgücü ise onun kişiliğinin bir unsuru ve ayrılmaz parçasıdır (Süzek, s.225).

15. İşçi işgörme edimini işverenin gözetim ve denetimi altında, onun vereceği talimatlar doğrultusunda yerine getirir. Başka bir ifadeyle işçi, işverenin yönetim, denetim ve gözetimi altındadır. İşçinin iş görme edimini yerine getirirken işverenin çalışma yeri, saatleri ve çalışma biçimi konularında vereceği talimatlara uyma yükümlülüğü mevcut olup bu, işçinin işverene kişisel bağımlılığını ortaya koymaktadır.

16. Bu durumda işçinin hizmet akdi ile üstlendiği edimin iş görme edimi olması, bu edimini işverenin gözetim ve denetimi altında, onun verdiği emir ve talimatlar doğrultusunda yerine getirmesi, kural olarak çalışılan yerin, çalışma saatlerinin işveren tarafından belirlenmesi, üretim araç ve gereçlerinin, mamul ve yarı mamul maddelerin işveren tarafından temin edilmesi karşısında iş sözleşmesinde ekonomik riskin işveren üzerinde olduğu açıktır. Başka bir deyişle işverenin iş sözleşmesinde egemen olması, işçinin iş görme edimi nedeni ile ekonomik risk altına girmemesini gerektirir. Ekonomik riskin işverende olması, yapılan işin sonucunun işçiyi etkilememesi, işveren zarar etmiş olsa bile işçinin çalışmasının, yerine getirdiği iş görme ediminin karşılığı olan ücreti isteyebilmesi, işin kâr ve zararının işveren üzerinde olması, işveren zarar etmiş olsa bile işçiye ücretini ödemesi anlamına gelmektedir.

17. Bugün bağımlılık, hizmet akdinin karakteristik bir unsuru olarak değerlendirilmekle ve hatta bu sözleşmenin sine qua non (olmazsa olmaz) unsuru kabul edilmekle birlikte işletme içinde işgal edilen mevki, taahhüt edilen işin niteliği gibi faktörlere göre her iş ilişkisinde farklı yoğunluğa sahip, bu nedenle de kapsamı ve derecesi bakımından göreceli bir kavramdır (Hamdi Mollamahmutoğlu, Muhittin Astarlı, Ulaş Baysal, İş Hukuku, Ankara, Güncellenmiş Yedinci Baskı, 2022, s.338).

18. Öte yandan çalışan kimse ile çalıştıran arasında tâbiiyet (bağımlılık) bulunup bulunmadığı her olayda ayrıca değerlendirilmesi gereken bir husustur. Genellikle tarafların karşılıklı durumları, işin ifa tarzı ve ücretin ödenme biçimi taraflar arasında böyle bir bağlılığın-bağımlılığın bulunup bulunmadığını ortaya koyabilecek karinelerdir (Ünal Narmanlıoğlu, İş Hukuku, Ferdi İş İlişkileri, İstanbul, Beşinci Baskı, 2014, s.172).

19. Ayrıca belirtilmelidir ki işçinin, işverenin kapsam ve sınırlarını belirlemiş olduğu iş organizasyonu içerisinde işverene bağımlılığına zarar vermeyecek oranda ve yükümlü olduğu iş görme ediminin ifası uğruna karar alma yetkisiyle işveren yararına iş sözleşmesiyle bağlı olarak çalışması bağımlılık unsurunu ortadan kaldırmamaktadır. Zira genel nitelikte de olsa işveren tarafından çerçevesi çizilen ve organize edilen bir iş görme ediminin ifası, işverenin yönetim ve talimatı altında gerçekleşen bir bağımlılık ilişkisinin varlığını ortaya koymakta olup bu tür bir iş ilişkisinde bağımlılık unsuru görece zayıf olsa da varlığını korur. İşçinin, işverenin belirlediği koşullarda çalışırken kendi üretici gücünü kullanması ve işverenin isteği doğrultusunda işin yapılması için serbest hareket etmesi işverenle arasındaki bağımlılık unsuruna zarar veren bir olgu olarak değerlendirilemez. Buna karşın kendi adına bağımsız çalışıp kazanç sağlayan kişiler işçi statüsünde kabul edilemezler.

20. Öte yandan Kurumun sigortalıya ya da hak sahiplerine bağladığı gelir ve yaptığı ödemelere ilişkin rücu hakkına ilişkin düzenlemeler 5510 sayılı Kanun'un 21. maddesinde yer almaktadır. 5510 sayılı Kanun'un 21. maddesine göre;

"İş kazası ve meslek hastalığı, işverenin kastı veya sigortalıların sağlığını koruma ve iş güvenliği mevzuatına aykırı bir hareketi sonucu meydana gelmişse, Kurumca sigortalıya veya hak sahiplerine bu Kanun gereğince yapılan veya ileride yapılması gereken ödemeler ile bağlanan gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değeri toplamı, sigortalı veya hak sahiplerinin işverenden isteyebilecekleri tutarlarla sınırlı olmak üzere, Kurumca işverene ödettirilir. İşverenin sorumluluğunun tespitinde kaçınılmazlık ilkesi dikkate alınır.

İş kazasının, 13 üncü maddenin ikinci fıkrasının (a) bendinde belirtilen sürede işveren tarafından Kuruma bildirilmemesi halinde, bildirim tarihine kadar geçen süre için sigortalıya ödenecek geçici iş göremezlik ödeneği, Kurumca işverenden tahsil edilir.

Çalışma mevzuatında sağlık raporu alınması gerektiği belirtilen işlerde, böyle bir rapora dayanılmaksızın veya eldeki rapora aykırı olarak bünyece elverişli olmadığı işte çalıştırılan sigortalının, bu işe girmeden önce var olduğu tespit edilen veya bünyece elverişli olmadığı işte çalıştırılması sonucu meydana gelen hastalığı nedeniyle, Kurumca sigortalıya ödenen geçici iş göremezlik ödeneği işverene ödettirilir.

İş kazası, meslek hastalığı ve hastalık, üçüncü bir kişinin kusuru nedeniyle meydana gelmişse, sigortalıya ve hak sahiplerine yapılan veya ileride yapılması gereken ödemeler ile bağlanan gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değerinin yarısı, zarara sebep olan üçüncü kişilere ve şayet kusuru varsa bunları çalıştıranlara rücû edilir...".

21. Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 21. maddesinin ilk üç fıkrasında Kurumun işverene rücu hakkına ilişkin hükümlere yer verilmiş, maddenin 4. fıkrasında ise Kuruma kusuru ile iş kazasının meydana gelmesine neden olan üçüncü kişiye rücu hakkı tanınmıştır.

22. Somut olayda dava dışı Milli Savunma Bakanlığı Adana İnşaat Emlak Bölge Başkanlığından 09.07.2010 tarihli anahtar teslim götürü bedel sözleşmeyle Konya Seferberlik Bölge Başkanlığı Hizmet Binası Çatısı ile Dış Cephe Onarımı işini alan davalı şirketin sözleşmenin 15. maddesinde yapılacak işte alt yüklenici çalıştırılmayacağının ve işlerin tamamının kendisi tarafından yapılacağının kararlaştırıldığı, dava dışı müteveffanın 19.08.2010 tarihinde sözü edilen binanın çatı onarımı için gereken kaynak işlerini yaptığı esnada elektrik akımına kapılması sonucunda vefat ettiği, Kurum müfettişi tarafından hazırlanan 04.06.2012 tarihli raporda olayın iş kazası olduğu, davalı şirket hakkında iş güvenliği mevzuatına aykırı hareket etmesi nedeniyle kaza meydana geldiğinden işlem yapılması ve işe giriş bildirgesi vermemiş olması sebebiyle idari para cezası tatbik edilmesi gerektiği yönünde tespit yapıldığı, dava dışı müteveffanın 5510 sayılı Kanun'un 4/1-b maddesi kapsamında sigortalılığı, vergi mükellefiyeti ve davalı tarafından kendisine kesilmiş fatura bulunmadığı, hizmet cetveline göre 14.10.2009-17.11.2009, 20.11.2009-01.12.2009 ve 09.04.2010-30.04.2010 tarihlerinde davalı şirket tarafından 5510 sayılı Kanun'un 4/1-a maddesi kapsamında adına Kuruma bildirim yapıldığı, ayrıca kendisinin olduğu ileri sürülen dükkanın abonelik kaydının başka kişi adına olduğu anlaşılmıştır.

23. Öte yandan Konya Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yapılan soruşturmada birden fazla bilirkişi raporu alındığı ve davalı şirket müdürü hakkında taksirle ölüme neden olma suçundan açılan kamu davasında Konya 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 07.05.2013 tarihli ve 2011/50 Esas, 2013/2.1 Karar sayılı kararı ile yargılama sırasında alınan 24.12.2012 tarihli bilirkişi heyet raporu doğrultusunda kendi adına çalışan ve kaynak işleri yapan alt yüklenici Abdi D.'in ikinci derecede, şirket müdürünün birinci derecede kusurlu olduğu gerekçesiyle davalı şirket müdürünün taksirle ölüme neden olma suçunu işlediği kabul edilerek neticeten 2 yıl 1 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hükmolunan cezanın adli para cezasına çevrilmesine karar verildiği, sanık ve katılanın temyizi üzerine Yargıtay 12. Ceza Dairesince ölenin dükkanının başkasına ait olduğuna ve çalışma sırasındaki malzemelerin de ölene ait olmadığı da belirtilmek suretiyle olayın oluşuna göre davalı şirket müdürünün tali kusurlu olduğu ancak sonuç olarak ceza tayininde isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle kararın onandığı, ayrıca eldeki davada beş ayrı bilirkişi heyet raporu alındığı ve ilk dört raporda olayın iş kazası olduğu, dava dışı müteveffa ile davalılar arasında hizmet akdi bulunduğunun belirtildiği, son raporun ise hizmet akdi veya eser sözleşmesinin varlığına ilişkin olarak terditli hazırlandığı gözetildiğinde maddi olgunun tespiti dışında ceza mahkemesi kararının hukuk hakimini bağlamayacağı ve ayrıca soruşturma aşamasından itibaren ceza dosyası ve eldeki davada alınan çok fazla sayıdaki bilirkişi raporlarında yer alan olayın iş kazası olup olmadığına ve aradaki ilişkinin hizmet akdi mi yoksa eser sözleşmesi mi olduğuna dair hukuki nitelendirmenin bağlayıcı olmadığı açıktır.

24. Bu açıklamalara göre 09.07.2010 tarihli sözleşme gereğince hizmet binasının çatı ve dış cephe onarımı işini yaparken alt yüklenici çalıştırmayacağını taahhüt eden davalı şirketin çatı onarımı için gereken kaynak işlerinin dava dışı müteveffa tarafından yapıldığı, davalı şirket tarafından kaza tarihinden kısa bir süre öncesine kadar kaynak işi olduğunda aralıklarla dava dışı müteveffanın çağrıldığı ve bu çalışmalarının Kuruma 5510 sayılı Kanun'un 4/1-a kapsamında bildirildiği, dava dışı müteveffanın kendi nam ve hesabına çalıştığını gösteren herhangi bir sigorta kaydı, fatura, resmî belge veya kayıt bulunmadığı, buna göre aksi yöndeki tanık beyanlarına itibar edilemeyeceği, ayrıca Kurum müfettişinin olayın iş kazası olduğuna dair tespitine karşı davalı işveren tarafından dava açılmadığı hususları ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde dava dışı müteveffa ile davalılar arasında hizmet akdi bulunduğu kabul edilmelidir.

25. Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında, bozma kararında belirtilen delillerin yanı sıra hizmet cetveline göre davalı şirketin davacı adına yaptığı bildirimler, dosyadaki bilirkişi raporlarında olayın iş kazası olduğu ve aradaki ilişkinin hizmet akdi olduğunun belirtilmesi ve ceza kararının ölenin dükkanının başkasına ait olduğu ve çalışma sırasındaki malzemelerin de ölene ait olmadığından davalı şirket müdürünün tali kusurlu olduğu gerekçesiyle onandığı hususları da gözetilerek aradaki ilişki belirlenip sonucuna göre karar verilmesi gerekli olduğundan direnme kararının genişletilmiş gerekçeyle bozulması ile dosyadaki deliller ve özellikle tanık anlatımları dikkate alındığında dava dışı müteveffa ile davalılar arasında eser sözleşmesinin bulunduğu anlaşıldığından direnme kararının onanması gerektiği; ayrıca bozma kararında belirtilen deliller değerlendirilerek direnme kararı verildiğinden bu yönüyle direnme kararının usul ve yasaya uygun olduğu ancak Özel Daire temyiz itirazlarını işin esasına girerek incelemediğinden direnme konusu olmayan temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın Özel Daireye gönderilmesi gerektiği ileri sürülmüş ise de, Kurul çoğunluğu tarafından bu görüşler benimsenmemiştir.

26. Hâl böyle olunca direnme kararının yukarıda açıklanan değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı bozulması gerekmiştir.

VII. KARAR

Açıklanan sebeplerle;

Davacı Sosyal Güvenlik Kurumu vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda açıklanan değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 371. maddesi gereğince BOZULMASINA,

Dosyanın HMK'nın 373. maddesinin 1. fıkrası uyarınca İlk Derece Mahkemesine, karardan bir örneğin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

19.11.2025 tarihinde oy çokluğuyla kesin olarak karar verildi.

''K A R Ş I  O Y''

Mahkeme kararının temyizi üzerine özel dairece yapılan inceleme sonucu işin esasına girilmemiş usulî bir eksiklik veya yanlışlık nedeniyle bozma kararı verilmiş ancak mahkemece önceki kararda direnilmiş ise Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun yapacağı temyiz incelemesi de bozma ve direnmeye konu usulî eksikliğin bulunup bulunmadığıyla sınırlı olacaktır. Bunun sonucu ise bozmada belirtilen usulî eksikliğin bulunmaması hâlinde direnme uygun bulunarak işin esası incelenmek üzere dosya özel daireye gönderilecektir. Zira özel dairenin inceleyip karar vermediği bir konuda direnme kararlarının temyizini incelemekle görevli Hukuk Genel Kurulunun özel daire yerine geçerek direnmeye konu olmayan hususları da inceleyip karar vermesi mümkün değildir.

Bozma kararı yerinde görülmemiş diğer bir ifadeyle direnme uygun bulunmuş ise özel dairenin daha önce incelemediği konulara ilişkin temyiz incelemesini yapmak özel dairenin görevindedir. Aksinin kabulü hâlinde tarafların hükmün özel dairece incelenmesini isteyen ilk temyiz itirazlarının gereği yerine gelmemiş, özel dairece yapılacak inceleme aşaması bazı hususlar için atlanmış ve kanuna aykırı biçimde Hukuk Genel Kurulu özel daire yerine geçerek karar vermiş olacaktır.

Özel Dairenin işin esasına girmeden verdiği kararlara örnek olarak dava şartları (yargı yolu, görev vd.), yetki, eksik araştırma, delil toplanmasındaki eksiklik, yeterli olmayan bilirkişi raporuna göre karar verilmesi, toplanan bazı deliller değerlendirilmeden karar verilmesi, toplanan delilin yanlış değerlendirilerek vakıanın farklı kabul edilmesi gibi nedenlere dayalı verilmiş bozma kararları sayılabilir.

Usule ilişkin bir nedenle bozma kararı verilmemiş ve işin esasına girilmiş olmasına rağmen bozmaya konu husus itibarıyla diğer temyiz itirazlarının incelenmediği hâllerde de aynı sonuca varılmalıdır. Örneğin tazminat isteme koşulları bulunmadığına değinen bozma kararı yerinde bulunmamış ise özel daire bozma nedenine göre istenebilecek tazminat miktarı incelenmiş olmadığından miktara ilişkin temyiz incelemesi özel dairece yapılmalıdır. Özel dairenin zamanaşımı nedeniyle davanın reddi gerektiğine, davalının pasif husumet ehliyeti bulunmadığına, hukuki sebebin mahkemece kabul edilenden farklı olduğuna ve bu doğru hukuki sebebe göre karar verilmesi gerektiğine değinen bozma kararlarında da aynı durum geçerlidir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun süregelen yerleşik uygulaması da yukarıda anlatıldığı şekildedir. (Örnekler: 08.06.2016 tarihli ve 2014/11-696 Esas 2016/778 Karar sayılı, 20.04.2016 tarihli ve 2014/13-856 Esas 2016/523 Karar sayılı, 17.01.2019 tarihli ve 2018/4-603 Esas 2019/9 Karar sayılı, 26.09.2019 tarihli ve 2017/3-1517 Esas 2019/956 Karar sayılı, 03.10.2019 tarihli ve 2018/3-344 Esas 2019/990 Karar sayılı, 19.09.2019 tarihli ve 2017/2-2421 Esas 2019/919 Karar sayılı, 27.09.2018 tarihli ve 2017/15-423 Esas 2018/1364 Karar sayılı, 19.09.2019 tarihli ve 2017/1-1273 Esas 2019/911 Karar sayılı Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararları).

Yukarıda yapılan açıklamalarla birlikte somut dosya değerlendirildiğinde; özel dairece; kazalının vergi mükellefiyetinin bulunmaması, Kurumda 4/b kaydının bulunmaması, davalı tarafından kendine kesilen fatura bulunmaması, sözleşmede alt yüklenici çalıştırılmayacağı ve işlerin tamamının yüklenici tarafından yapılacağı şartı olması hususları da değerlendirilmek suretiyle, davalılar arasındaki iş ilişkisinin tüm şüpheden uzak hizmet akdi mi, asıl-alt işveren ilişkisi mi olduğu ortaya konularak karar verilmesi gerektiği, açıklanan maddi ve hukuki ilkeler gözetilerek karar verilmesi gerekirken eksik araştırma ve inceleme ile yazılı şekilde karar verilmiş olmasının usul ve yasaya aykırı olduğu belirtilerek bozma kararı verilmiştir.

 Görüldüğü gibi bozma kararında açıkça eksik inceleme ile karar verildiği belirtilmiş ayrıca bozma kararında yer verilen hususlar değerlendirilerek kararda tartışılması gerektiği hususu üzerinde durulmuştur. HMK 297. maddeye göre hükümde tarafların iddia ve savunmalarının özeti, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususlar, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan deliller, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri yer almalı ve sonuç kısmında da taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir. Bozma kararı, hükmün bu usul hükmüne aykırı olduğu sonucunu da içermekte ve hükümde delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi yönünden eksiklik bulunduğunu da belirtmekle usule ilişkin bir nedenle bozma kararı verildiği açıktır. Bu husus bozma kararında yer alan eksik inceleme ile karar verilmesinin doğru olmadığı şeklindeki gerekçeden de anlaşılmaktadır. Bu durumda özel daire bozma nedenine göre işin esasına girerek diğer temyiz itirazlarını incelemiş değildir.

Mahkemece verilen kararda deliller değerlendirilmek suretiyle karar verilmiş olduğundan eksik inceleme ve değerlendirme ile karar verildiği yönündeki bozma kararına direnilmiş olması isabetlidir. Esasen bu yönden çoğunluk görüşü ile aramızda bir farklılık da yoktur. Ancak özel daire temyiz itirazlarını işin esasına girerek incelemiş olmadığından direnmeye konu olmayan temyiz itirazları incelenmek üzere dosyanın özel daireye gönderilmesi gerektiği görüşünde olduğumuzdan, özel dairenin henüz inceleyip bozma nedeni yapmadığı ve usul bozmasıyla ilgili verilen direnmenin konusunu oluşturmayan temyiz itirazları incelenmek suretiyle hizmet akdinin varlığı kabul edilerek esasa dair bir sonuç içerir şekilde değişik bozma yönünde oluşan Değerli Çoğunluk görüşüne katılamıyorum.

Üye
Zeki Gözütok

BİLGİ : Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nda bulunan 25 üyenin 20’i DEĞİŞİK GEREKÇELİ BOZMA, 3’ü DİRENME UYGUN DAİREYE, 1’i ONAMA, 1’i ise GENİŞLETİLMİŞ GEREKÇE İLE BOZMA yönünde oy kullanmışlardır.