YÜZDE 50 ORANINDAKİ TAKDİRİ İNDİRİMİN KISMEN TALEP EDİLEN MİKTAR ÜZERİNDEN DEĞİL ALACAĞIN TAMAMI ÜZERİNDEN YAPILMASI GEREKİR.
T.C.
YARGITAY
HUKUK GENEL KURULU
Esas No : 2024/11-49
Karar No : 2025/508
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
Y A R G I T A Y İ L Â M I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi
TARİHİ : 31.05.2023
SAYISI : 2023/602 E., 2023/573 K.
ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 21.12.2022 tarihli ve 2021/5034 Esas,
2022/9292 Karar sayılı BOZMA kararı
Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davacı talepleriyle bağlı kalınarak davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak davanın kâr kaybı ve sözleşmenin feshine dayalı cezai şart yönünden kabulüne, satış taahhüdüne dayalı cezai şart bakımından reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, taraf vekillerince temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili; müvekkili ile davalı arasında bayilik sözleşmesi akdedildiğini, davalı şirket yetkilisinin 14.10.2014 tarihinde müvekkiline yaptığı ziyaret sırasında gerçekleşen olaylar sebebiyle taraflar arasındaki sözleşmeyi 15.10.2014 tarihli fesihname ile tek taraflı olarak feshettiğini, anılan feshin haksız olduğunu, zira taraflar arasında davalının borçlarının tasfiye ve tediyesi için yapılan görüşmeler neticesinde mutabakat sağlanarak 26.09.2014 tarihli protokolün akdedildiğini, davalının anılan protokoldeki yükümlülüklerini ihlâli nedeniyle müvekkilince 02.10.2014 tarihli ihtarnamenin keşide edilerek borçların ödenmesinin istendiğini, bu hususta yapılan görüşme sırasında davalı şirket yetkilisinin suç teşkil eden eylemlerde bulunduğunu, bu sebeple taraflar arasındaki bayilik sözleşmesinin müvekkilince haklı nedenlerle feshedildiğini, feshin haklı olması gözetildiğinde sözleşmede öngörülen cezai şartlar ile kâr mahrumiyetine dair alacakların ödenmesi gerektiğini ileri sürerek fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla bayilik sözleşmesi ek protokolün 3.2. maddesi gereğince 10.000 USD karşılığı şimdilik 22.245,00 TL’nin yıllık %36 oranındaki akdi faiziyle, yine aynı ek protokolün 3.6. maddesi kapsamında alım taahhüdüne aykırılık nedeniyle cezai şarttan şimdilik 10.000 USD karşılığı 22.2.45,00 TL’nin yıllık %36 oranındaki akdi faiziyle ve sözleşmenin fesih tarihine kadar davalının satacağı oto gazdan elde edilecek kazançtan mahrum kalması nedeniyle şimdilik 10.000,00 TL kâr mahrumiyeti alacağının 29.10.2014 tarihinden yıllık %36 oranındaki akdi faiziyle davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili; davacının talep edebileceği herhangi bir kâr kaybı ve cezai şart bedeli bulunmadığını, satış taahhüdü ihlâli nedeniyle cezai şart talebinin mümkün olmadığını, sözleşme süresi içerisinde herhangi bir çekince yahut ihtarnamenin müvekkiline karşı ileri sürülmediğini, davalı şirket yetkilisinin davacı şirket merkezindeki görüşme sırasında şirket merkezinden ayrılmasına izin verilmediğini, tarafların karşılıklı olarak şikâyetçi olduklarını, müvekkilinin bayilik sözleşmesini haklı nedenlerle feshettiğini, davacı şirket yetkilisinin oğlunun polis karakol bahçesinde müvekkiline saldırdığını, bu durumda müvekkilinin ticari ilişkisini devam ettirmesinin beklenemeyeceğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İstanbul 9. Asliye Ticaret Mahkemesinin 16.10.2018 tarihli ve 2014/1524 Esas, 2018/733 Karar sayılı kararı ile; davalı tarafın sözleşmeyi haksız olarak feshettiği, bu sebeple anılan sözleşmesinin 25. maddesi ile Ek Protokolün 3.2 ve 3.6 maddelerinde öngörülen feshe bağlı cezai şart ve tazminatların tümünün davacı tarafça talep hakkının doğduğu, bu kapsamda ek protokol 3.2 madde kapsamında davacının 10.000 USD’yi davalıdan talep edebileceği, ayrıca 3.6. maddesi ve 14.08.2017 tarihli bilirkişi raporuna göre talep edebileceği cezai şart miktarının 52.480,20 USD olduğu, sözleşmenin 25. maddesine göre davacının davalıdan kâr mahrumiyeti tutarında cezai şart talep edebileceği, bu talep yönünden mahrum kalınan kârın yerleşik içtihatlar gereği davacının aynı bölgede yeniden bayilik tesisi için geçecek makul süre kapsamında belirleneceği, buna göre altı aylık makul süre için bilirkişi ek raporunda tespit edilen 178.296,00 TL kâr mahrumiyet tutarı kadar davacının talep hakkının bulunduğu, ancak tüm bu tutarlar toplamına göre talimat yoluyla alınan bilirkişi raporunda davalı şirketin finansal durumunun yeterli seviyede olmadığının tespit edilmesi karşısında tazminat miktarlarından indirim yapılması gerekmekte ise de davacı taleplerinin talep edilebilecek miktarların çok altında olması ve talep fazlasına karar verilemeyeceği gözetildiğinde indirim yapılmasına gerek olmadığı gerekçesiyle taleple bağlı olarak 10.000 USD karşılığı 22.245,00 TL ve 10.000 USD karşılığı 22.245,00 TL olmak üzere toplam 44.490,00 TL’nin 29.10.2014 tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalıdan tahsiline, kâr mahrumiyeti yönünden 10.000,00 TL’nin 29.10.2014 temerrüt tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri tarafından istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. Gerekçe ve Sonuç
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesinin 15.04.2021 tarihli ve 2020/214 Esas, 2021/488 Karar sayılı kararı ile; hem kâr mahrumiyeti hem de cezai şart istenebileceği, davalının sözleşmeyi haklı bir neden olmaksızın feshetmiş olmasına göre bayilik sözleşmesi eki protokolün 3.2. maddesi uyarınca cezai şart ödeme koşullarının oluştuğu, öte yandan davalının malî yapısı itibariyle bilirkişi raporuyla belirlenen 100.000 USD cezai şart tutarından indirim yapılması gerektiği, İlk Derece Mahkemesince anılan tespitler yapılmış olmasına rağmen indirim oranının belirlenmediği, davalının malî durumu nazara alındığında belirlenen cezai şarttan %50 oranında indirim yapılması ile ortaya çıkan 50.000 USD tutarındaki cezai şartın yerinde olacağı, talep edilen tutarın ise indirilmiş cezai şartın altında kaldığından taleple bağlı olarak hüküm kurulması gerektiği, İlk Derece Mahkemesince taahhüt edilen satış tutarının sağlanamaması sebebiyle cezai şart isteminin kabul edilmesinin isabetli olmadığı, bu bakımdan sözleşmenin feshine bağlı cezai şart yönünden davacı vekilinin, satış taahhüdüne bağlı cezai şart yönünden davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulünün gerektiği gerekçesiyle taraf vekillerinin istinaf taleplerinin ayrı ayrı kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kâr kaybı ve sözleşmenin feshi nedeniyle cezai şart alacağı yönünden kabulüne, satış taahhüdüne ilişkin cezai şart yönünden reddine, sözleşmenin feshi nedeniyle 10.000 USD karşılığı 22.245,00 TL cezai şartın 29.10.2014 tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalıdan tahsiline, kâr mahrumiyeti alacağı yönünden 10.000,00 TL’nin 29.10.2014 tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
V. BOZMA KARARI VE SONRASI
A. Bozma Kararı
1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekillerince temyiz isteminde bulunulmuştur.
2. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; ;
"... 1-) İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik olarak yapılan istinaf başvurusu üzerine HMK'nın 355 vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen nihai kararda, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi HMK'nın 369/1. ve 371. maddelerinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına göre davacı vekilinin tüm, davalı vekilinin ise aşağıdaki bent dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2-) Dava, akaryakıt bayilik sözleşmesinin feshi nedeniyle cezai şart ve kâr mahrumiyeti talebine ilişkindir. Bölge Adliye Mahkemesince davalı bayinin sözleşmeyi haklı bir neden olmaksızın feshetmesi nedeniyle bayilik sözleşmesinin eki protokolün 3.2 maddesi uyarınca davacının cezai şart isteme koşullarının oluştuğu kabul edilerek cezai şart talebinin davalı şirketin borçluluk ve öz kaynak durumu ile likidite ve kâr-zarar durumu nazara alındığında sözleşmede kararlaştırılan 100.000 USD tutarındaki cezai şarttan %50 oranında indirim yapılması ile cezai şartın 50.000,00 USD kabul edilmesinin yerinde olacağı gerekçesinden sonra, dava dilekçesinde talep edilen tutarın indirilmiş cezai şartın altında kaldığından bahisle taleple bağlı kalınarak dava dilekçesinde talep edilen 10.000 USD karşılığı Türk Lirasına hükmedilmiştir. Ancak, davacı dava dilekçesinde 10.000 USD cezai şart talep etmiş olup, mahkemece cezai şarttan %50 oranında indirim yapılması gerektiği belirtildikten sonra 10.000 USD'den %50 indirim yapılmadan karar verilerek gizli talep aşımı yapılması doğru olmamış, mahkeme kararının bozulması gerekmiştir..." gerekçesiyle karar oy çokluğuyla bozulmuştur.
B. Bölge Adliye Mahkemesince Verilen Direnme Kararı
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile önceki gerekçeye ilâveten; somut olayda davacının talep edebileceği cezai şart tutarının indirilmiş hâliyle 50.000 USD olarak belirlendiği, bu sebeple eldeki davada talep edilen 10.000 USD’lik kısımdan indirim yapılarak karar verilemeyeceği, zira davacının talep konusu dışında kalan kısımdan feragatine yahut kısmî davaya konu talebini belirlerken cezai şarttan yapılması muhtemel indirimi dışladığına dair açık bir beyanı bulunmadığı, her bir ek dava bakımından talep edilen miktarın belirli bir kısmına indirim uygulanacağından indirim uygulanan kısım bakımından açılan ek davaların da kısmen reddedileceği, bu durumun hiçbir hukuki açıklaması bulunmadığı gibi usul ekonomisine de aykırı olduğu gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen direnme kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili; bozma kararına uygun olarak talep edilen cezai şarttan %50 oranında indirim yapılması gerektiğini, bunun yanında esasta ilişkin hususlardaki bir kısım itirazlarını belirterek direnme kararını temyiz etmiştir.
C. Uyuşmazlık
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; eldeki davada talep edilen cezai şart istemine ilişkin olarak belirlenen miktardan, davalının malî yapısı nazara alınarak yapılması gerektiği değerlendirilen %50 oranındaki indirimin dava dilekçesinde talep edilen miktar üzerinden mi yoksa tespit edilen cezai şartın tamamı üzerinden yapılması gerektiği noktasında toplanmaktadır.
1. İlgili Hukuk
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 26. ve 109. maddeleri.
2. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 182. maddesi.
2. Değerlendirme
1. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konuya ilişkin yasal düzenlemeler ile hukuki kavram ve kurumların ortaya konulmasında yarar bulunmaktadır.
2. Talep konusunun niteliği itibarıyla bölünebilir olduğu durumlarda, sadece bir kısmının dava yoluyla ileri sürülmesi durumunda HMK'nın 109. maddesi kapsamında bir kısmî dava söz konusudur. Kısmî davada saklı tutulan alacak bölümü için gerek kısmî dava karara bağlanmadan önce, gerekse daha sonra ayrı bir dava açılması usulen olanaklıdır. Uygulamada bu ayrı davaya ek dava denilmektedir.
3. Nitekim HMK'nın 109/3. maddesi gereğince dava açılırken, talep konusunun kalan kısmından açıkça feragat edilmiş olması hâli dışında kısmî dava açılması, talep konusunun geri kalan kısmından feragat edildiği anlamına gelmez.
4. Her dava, kural olarak iki kısımdan; tespit ve eda kısımlarından oluşur. Davanın kısmî nitelikte olması hâlinde önceden açılan davada kesinleşen ilâmın tespit kısmı, kalan kısım hakkında açılan ikinci davanın tespit kısmı için kesin hüküm oluşturur ve kuşkusuz bağlayıcıdır.
5. Öğreti ve yargısal uygulamada; kısmî dava sonunda davalının borcu ödemeye mahkûm edilmesi veya kısmî davanın tamamen veya kısmen reddine karar verilmiş olması hâlinde taraflar arasındaki borç ilişkisinin varlığı ya da yokluğu da tespit edilmiş olur ki bu tespit zorunlu olarak borç ilişkisinin tümünü kapsar. Zira kısmen talep edilen alacağın tümünün belirlenmesi, tespit hükmü bakımından alacağın tamamının dava konusu olması sebebiyle gerekli olup talep edilen miktar bakımından ise HMK'nın 26. maddesi kapsamında taleple bağlı kalacak şekilde hüküm tesis edilmelidir. Bu kapsamda kısmî dava sonunda verilen ve kesinleşen kararın tespite ilişkin bölümü sonradan açılan ek dava için kesin hüküm oluşturur.
6. Buradan hareketle kısmî dava kapsamında talep edilebilecek alacağın tamamı hakkında bir tespit yapılacağı gibi bu alacak üzerinde yasal sebeplerle yapılması gerekli olan indirimler de tespit edilen alacağın tamamı üzerinden yapılacaktır. Nitekim somut uyuşmazlık kapsamında kısmî dava ile talep edilen cezai şarttan TBK'nın 182/3. maddesi kapsamında hâkim tarafından yapılması gerektiği değerlendirilen indirim tespit edilen alacağın tamamı üzerinden yapılacak, indirilmiş tutarın talep edilen miktarın üzerinde kaldığının tespiti hâlinde ise HMK'nın 26. maddesi kapsamında taleple bağlı kalacak şekilde hüküm tesisi edilecektir.
7. Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; taraflar arasındaki bayilik sözleşmesinin haksız olarak feshi nedeniyle yine taraflarca imzalanan ek protokolün 3.2. maddesi kapsamında 100.000 USD tutarındaki cezai şartın talep edilebileceğinin belirlendiği, öte yandan dosya kapsamına alınan bilirkişi incelemesine göre davalı şirketin bu tutardaki cezai şartın ödenmesi yönünden güçlü bir malî yapıya sahip olmadığının belirlendiği, bu kapsamda anılan cezai şarttan %50 oranında indirim yapılması yönündeki değerlendirmenin eldeki uyuşmazlık kapsamı dışında kaldığı anlaşılmaktadır.
8. Davacı tarafça kısmî dava ile talep edilen alacaklardan biri olan cezai şart yönünden talep konusu dışında kalan miktar bakımından herhangi bir feragat beyanının bulunmadığı, bu kapsamda talebi aşan miktarın ek dava ile talep edilebileceği açıktır.
9. Bu kapsamda eldeki davada talep edilen tüm alacaklar gibi cezai şart bakımından da hukuki ilişkinin tümünün aydınlatılması bağlamında alacağın tamamının tespiti zorunludur. Zira kısmî dava ile talep edilen kısım, bölünebilir niteliği haiz alacak miktarı olup bu yönde bir talep, aradaki hukuki ilişkinin de bölünebilir olduğunu kabule imkân vermez. Başka bir anlatımla kısmî talepte bulunulmuş olması, aradaki borç ilişkisinin kısmen dava konusu dışında kaldığı şeklinde yorumlanamayacağı gibi bu yorum, niteliği itibariyle bölünmesi mümkün olmayan tek bir hukuki ilişkinin bölünebileceği ve davadan dışlanabileceği gibi hukuken mümkün olmayan bir durumu kabul etmek anlamını taşır.
10. Her ne kadar Özel Dairece, talep edilen cezai şarttan %50 oranında indirim yapılması gerektiğinin değerlendirilmesi sonrasında talep edilen miktar üzerinden yapılması gerekirken alacağın tamamı üzerinden indirim yapılmasının gizli talep aşımına neden olduğu belirtilmiş ise de; eldeki dava ile bir kısmı talep edilen cezai şart bakımından talep edilebilecek miktarın tespiti ile hâli hazırda talep edilen kısma dair tesis edilecek eda hükmü, kısmî davanın niteliği itibariyle Bölge Adliye Mahkemesince yerine getirilmesi gerekli olan hususlardandır.
11. Nitekim kısmî davada alacağın tamamı dava konusu edilmiş ancak bir kısmı talep edilmektedir. Bu sayede alacağın tamamı bakımından verilecek tespit kararı, sonrasında aynı alacak için açılacak ek dava bakımından kesin hüküm oluşturarak hem usul ekonomisi ilkesi hem de hukuki güvenlik ilkesine uygun kararların verilmesine hizmet edecektir.
12. Bu itibarla davacı tarafça talep edilebilecek cezai şart miktarının belirlenmesi bağlamında; aradaki sözleşme ve eki protokole göre talep şartlarını haiz olduğu belirlenen 100.000 USD cezai şarttan TBK'nın 182/3. maddesi kapsamında yapılması gerekli olduğu değerlendirilen %50 oranındaki takdiri indirimin kısmen talep edilen 10.000 USD üzerinden değil alacağın tamamı olan 100.000 USD üzerinden yapılarak HMK'nın 26. maddesi kapsamında bir karar verilmesi gerekir.
13. Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında; kısmî davada alacağın tamamının dava konusu edilmediği, davacının bu hususta bir ıslah dilekçesi sunmadığı, %50 oranında yapılması gerektiği değerlendirilen indirimin alacağın tamamı yerine talep edilen miktar üzerinden yapılması gerektiği, aksinin kabulünün gizli talep aşımı oluşturacağı, bu şekildeki bir kararın sonradan açılacak ek davanın fonksiyonunu sağlayacağı, davalıyı def'ileri ileri sürmekten mahrum bırakarak hak ihlâline neden olacağı, bu nedenle direnme kararının Özel Daire kararında gösterilen nedenlerle bozulması gerektiği ileri sürülmüş ise de bu görüş, Kurul Çoğunluğunca benimsenmemiştir.
14. Hâl böyle olunca Bölge Adliye Mahkemesince, yukarıda açıklanan hususlara değinilerek verilen direnme kararı usul ve yasaya uygun olup yerindedir.
15. Ne var ki davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın Özel Daireye gönderilmesi gerekir.
VII. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Direnme uygun olduğundan, davalı vekilinin diğer temyiz itirazları ile ilgili inceleme yapılması için dosyanın YARGITAY 11. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE,
10.09.2025 tarihinde oy çokluğuyla kesin olarak karar verildi.
"K A R Ş I O Y"
Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesi ile Özel Daire arasında ki uyuşmazlık, eldeki davada davalının malî yapısına göre yapılması gereken %50 indirimin, kısmî davada talep edilen miktar üzerinden mi yoksa taraflarca daha önce sözleşme ile kararlaştırılan cezai şartın tamamı üzerinden mi yapılması gerektiği noktasında toplanmaktadır.
Bilindiği üzere hukuk yargılamasına hâkim olan ilkelerden taleple bağlılık ilkesi Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) madde (m) 26 hükmü ile düzenlenmiştir. Bu hükme göre, aksine bir kanun hükmü yoksa hâkim tarafların talep sonuçlarıyla bağlı olup talepten fazlasına veya talepten başka bir şeye karar veremez. Bu hüküm gereği kural hâkimin taleple bağlı olmasıdır. İstisnanın ise ancak bir kanun hükmüyle getirilmesi söz konusudur. Örneğin, TTK md. 56/1-e, c. 2; md. 531 ve md. 636/3 ile TBK md. 615/2 hükümleri anılan kurala istisna getiren hükümlerdir. Yine eldeki dava yönünden önem arz eden diğer bir ilkede taraflarca getirilme ilkesidir. Bu ilke HMK md. 25’de düzenlenmiştir. Bu hükmün birinci fıkrasına göre, kanunda öngörülen istisnalar dışında, hâkim iki taraftan birinin söylemediği şeyi veya vakıaları kendiliğinden dikkate alamaz ve onları hatırlatabilecek davranışlarda dahi bulunamaz.
Bu hükümler uyarınca, yani HMK’ya hâkim olan bu ilkeler gereği kısmî davada dava konusu edilmeyen kısım hakkında mahkemece herhangi bir karar verilemez (Kuru Baki, Medeni Usul Hukuku El Kitabı, C. I, Yetkin, 2020 Ankara, s. 898). Zira kısmî davada dava konusu edilmeyen kısım hakkında karar verilebilmesi, ancak ıslah edilmesine bağlıdır. Dava konusu dilmeyen kısım hakkında herhangi bir karar verilmesi taraflarca getirilme ve taleple bağlılık ilkelerine aykırılık oluşturmaktadır.
Dairemizin istikrar kazanmış kararlarında açıkça belirtildiği üzere gizli talep aşımı da taleple bağlılık ilesi kapsamındadır (bkz. Yargıtay 11. HD, T. 09.10.2019, S. 2018-4648/6331; T. 24.12.2018, S. 2017-263/8152; T. 10.09.2018, S. 2016-14241/5097; T. 11.12.2018, S. 2017-2519/7831; T. 13.11.2018, S. 2017-1705/7027; T. 17.04.2019, S. 2018-758/3101;T. 08.01.2019, S. 2017- 2654/108; T. 03.06.2021, S. 2020-1185/4737; T. 09.06.2021, S. 2019-3869/4943; T. 14.04.2009, S. 2008-575/4603……). Yine kapatılan Yargıtay 17 Hukuk Dairesinin uygulaması da bu yöndedir (Bu dairenin T. 21.03.2013, S. 2012/15063-3958; T. 28.01.2013, S. 2012/9774-653; T. 07.02.2013, S. 2012/12494-1199; T. 04.04.2013, S. 2012/15057-4877…..).
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde elde ki dava kısmî dava olup davacı talep ettiği miktarı ıslah etmemiştir. Diğer bir ifade ile dava konusu etmediği cezai şart ve kâr mahrumiyeti zararını ıslahla dava konusu yapmamıştır. Bu durumda hem ilk derece mahkemesince hem de bölge adliye mahkemesince, sözleşme kapsamındaki cezai şartın davalının ekonomik mahvına sebep olacağı nedeniyle cezai şarttan %50 oranında indirim yapılması takdir edilmiş olmasına göre, yapılması gereken bu orandaki indirimin cezai şarttın dava konusu edilen 10.000 USD’lik kısmı üzerinden yapılıp, cezai şart talebi yönünden davanın kısmen kabulü ile 5.000 USD'nin Türk lirası karşılığının tahsiline karar verilmesi gerekirken, sözleşmenin haksız feshinden kaynaklı toplan 100.000 USD olan cezai şart üzerinden %50 indirim yapılarak cezai şart miktarını 50.000 USD’ye indirip, bu miktarın davada talep edilen 10.000 USD’den fazla olduğu nedeniyle 10.000 USD’nin Türk Lirası karşılığının tahsiline karar verilmesi gizli talep aşımı oluşturmaktadır. Belirtmek gerekir ki, dava dilekçesinde talep edilen ceza miktarı yerine, dava konusu edilmeyen ceza miktarını da kapsar şekilde toplam cezadan indirim yapılmasının ve dolayısıyla gizli talep aşımı yolunun açılmasının benimsenmesi, sonradan açılacak olan ek davanın fonksiyonunu sağlayacak ve dolayısıyla cezai şarttan sorumlu olanın zamanaşımı vs. def'ilerinden mahrum bırakılması sonucunu doğuracak ve böylece hak ihlâline sebep olabileceği açıktır. Şöyle ki, sadece talep edilen kısım üzerinden indirim yapılması hâlinde kısmen kabul kararı verileceğinden ek davaya konu edilecek miktar kısmî davada reddedilen kısım kadar fazla olacak, şayet ek davada zamanaşımı devreye girerse cezai şarttan sorumlu olanın lehine sonuç doğacaktır. Zira, bu durumda davalı sadece 5.000 USD ödeyerek sorumluluktan kurtulacaktır. Gizli talep aşımı yolunun açılması hâlinde ise ek davada zaman aşımı devreye girdiğinde davalı 10.000 USD ödemek durumunda olacaktır.
Hâl böyle olunca, gizli talep aşımı nedeniyle direnme kararının BOZULMASI gerektiği görüşünde olduğumdan, talep aşımını tasvip eden direnme kararının ONANMASI yönündeki sayın çoğunluğun görüşüne katılmamaktayım.
Üye
Dr. Orhan Sekmen
YÜZDE 50 ORANINDAKİ TAKDİRİ İNDİRİMİN KISMEN TALEP EDİLEN MİKTAR ÜZERİNDEN DEĞİL ALACAĞIN TAMAMI ÜZERİNDEN YAPILMASI GEREKİR.
T.C.
YARGITAY
HUKUK GENEL KURULU
Esas No : 2024/11-49
Karar No : 2025/508
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
Y A R G I T A Y İ L Â M I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi
TARİHİ : 31.05.2023
SAYISI : 2023/602 E., 2023/573 K.
ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 21.12.2022 tarihli ve 2021/5034 Esas,
2022/9292 Karar sayılı BOZMA kararı
Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davacı talepleriyle bağlı kalınarak davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak davanın kâr kaybı ve sözleşmenin feshine dayalı cezai şart yönünden kabulüne, satış taahhüdüne dayalı cezai şart bakımından reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, taraf vekillerince temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili; müvekkili ile davalı arasında bayilik sözleşmesi akdedildiğini, davalı şirket yetkilisinin 14.10.2014 tarihinde müvekkiline yaptığı ziyaret sırasında gerçekleşen olaylar sebebiyle taraflar arasındaki sözleşmeyi 15.10.2014 tarihli fesihname ile tek taraflı olarak feshettiğini, anılan feshin haksız olduğunu, zira taraflar arasında davalının borçlarının tasfiye ve tediyesi için yapılan görüşmeler neticesinde mutabakat sağlanarak 26.09.2014 tarihli protokolün akdedildiğini, davalının anılan protokoldeki yükümlülüklerini ihlâli nedeniyle müvekkilince 02.10.2014 tarihli ihtarnamenin keşide edilerek borçların ödenmesinin istendiğini, bu hususta yapılan görüşme sırasında davalı şirket yetkilisinin suç teşkil eden eylemlerde bulunduğunu, bu sebeple taraflar arasındaki bayilik sözleşmesinin müvekkilince haklı nedenlerle feshedildiğini, feshin haklı olması gözetildiğinde sözleşmede öngörülen cezai şartlar ile kâr mahrumiyetine dair alacakların ödenmesi gerektiğini ileri sürerek fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla bayilik sözleşmesi ek protokolün 3.2. maddesi gereğince 10.000 USD karşılığı şimdilik 22.245,00 TL’nin yıllık %36 oranındaki akdi faiziyle, yine aynı ek protokolün 3.6. maddesi kapsamında alım taahhüdüne aykırılık nedeniyle cezai şarttan şimdilik 10.000 USD karşılığı 22.2.45,00 TL’nin yıllık %36 oranındaki akdi faiziyle ve sözleşmenin fesih tarihine kadar davalının satacağı oto gazdan elde edilecek kazançtan mahrum kalması nedeniyle şimdilik 10.000,00 TL kâr mahrumiyeti alacağının 29.10.2014 tarihinden yıllık %36 oranındaki akdi faiziyle davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili; davacının talep edebileceği herhangi bir kâr kaybı ve cezai şart bedeli bulunmadığını, satış taahhüdü ihlâli nedeniyle cezai şart talebinin mümkün olmadığını, sözleşme süresi içerisinde herhangi bir çekince yahut ihtarnamenin müvekkiline karşı ileri sürülmediğini, davalı şirket yetkilisinin davacı şirket merkezindeki görüşme sırasında şirket merkezinden ayrılmasına izin verilmediğini, tarafların karşılıklı olarak şikâyetçi olduklarını, müvekkilinin bayilik sözleşmesini haklı nedenlerle feshettiğini, davacı şirket yetkilisinin oğlunun polis karakol bahçesinde müvekkiline saldırdığını, bu durumda müvekkilinin ticari ilişkisini devam ettirmesinin beklenemeyeceğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İstanbul 9. Asliye Ticaret Mahkemesinin 16.10.2018 tarihli ve 2014/1524 Esas, 2018/733 Karar sayılı kararı ile; davalı tarafın sözleşmeyi haksız olarak feshettiği, bu sebeple anılan sözleşmesinin 25. maddesi ile Ek Protokolün 3.2 ve 3.6 maddelerinde öngörülen feshe bağlı cezai şart ve tazminatların tümünün davacı tarafça talep hakkının doğduğu, bu kapsamda ek protokol 3.2 madde kapsamında davacının 10.000 USD’yi davalıdan talep edebileceği, ayrıca 3.6. maddesi ve 14.08.2017 tarihli bilirkişi raporuna göre talep edebileceği cezai şart miktarının 52.480,20 USD olduğu, sözleşmenin 25. maddesine göre davacının davalıdan kâr mahrumiyeti tutarında cezai şart talep edebileceği, bu talep yönünden mahrum kalınan kârın yerleşik içtihatlar gereği davacının aynı bölgede yeniden bayilik tesisi için geçecek makul süre kapsamında belirleneceği, buna göre altı aylık makul süre için bilirkişi ek raporunda tespit edilen 178.296,00 TL kâr mahrumiyet tutarı kadar davacının talep hakkının bulunduğu, ancak tüm bu tutarlar toplamına göre talimat yoluyla alınan bilirkişi raporunda davalı şirketin finansal durumunun yeterli seviyede olmadığının tespit edilmesi karşısında tazminat miktarlarından indirim yapılması gerekmekte ise de davacı taleplerinin talep edilebilecek miktarların çok altında olması ve talep fazlasına karar verilemeyeceği gözetildiğinde indirim yapılmasına gerek olmadığı gerekçesiyle taleple bağlı olarak 10.000 USD karşılığı 22.245,00 TL ve 10.000 USD karşılığı 22.245,00 TL olmak üzere toplam 44.490,00 TL’nin 29.10.2014 tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalıdan tahsiline, kâr mahrumiyeti yönünden 10.000,00 TL’nin 29.10.2014 temerrüt tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri tarafından istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. Gerekçe ve Sonuç
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesinin 15.04.2021 tarihli ve 2020/214 Esas, 2021/488 Karar sayılı kararı ile; hem kâr mahrumiyeti hem de cezai şart istenebileceği, davalının sözleşmeyi haklı bir neden olmaksızın feshetmiş olmasına göre bayilik sözleşmesi eki protokolün 3.2. maddesi uyarınca cezai şart ödeme koşullarının oluştuğu, öte yandan davalının malî yapısı itibariyle bilirkişi raporuyla belirlenen 100.000 USD cezai şart tutarından indirim yapılması gerektiği, İlk Derece Mahkemesince anılan tespitler yapılmış olmasına rağmen indirim oranının belirlenmediği, davalının malî durumu nazara alındığında belirlenen cezai şarttan %50 oranında indirim yapılması ile ortaya çıkan 50.000 USD tutarındaki cezai şartın yerinde olacağı, talep edilen tutarın ise indirilmiş cezai şartın altında kaldığından taleple bağlı olarak hüküm kurulması gerektiği, İlk Derece Mahkemesince taahhüt edilen satış tutarının sağlanamaması sebebiyle cezai şart isteminin kabul edilmesinin isabetli olmadığı, bu bakımdan sözleşmenin feshine bağlı cezai şart yönünden davacı vekilinin, satış taahhüdüne bağlı cezai şart yönünden davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulünün gerektiği gerekçesiyle taraf vekillerinin istinaf taleplerinin ayrı ayrı kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kâr kaybı ve sözleşmenin feshi nedeniyle cezai şart alacağı yönünden kabulüne, satış taahhüdüne ilişkin cezai şart yönünden reddine, sözleşmenin feshi nedeniyle 10.000 USD karşılığı 22.245,00 TL cezai şartın 29.10.2014 tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalıdan tahsiline, kâr mahrumiyeti alacağı yönünden 10.000,00 TL’nin 29.10.2014 tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
V. BOZMA KARARI VE SONRASI
A. Bozma Kararı
1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekillerince temyiz isteminde bulunulmuştur.
2. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; ;
"... 1-) İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik olarak yapılan istinaf başvurusu üzerine HMK'nın 355 vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen nihai kararda, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi HMK'nın 369/1. ve 371. maddelerinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına göre davacı vekilinin tüm, davalı vekilinin ise aşağıdaki bent dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2-) Dava, akaryakıt bayilik sözleşmesinin feshi nedeniyle cezai şart ve kâr mahrumiyeti talebine ilişkindir. Bölge Adliye Mahkemesince davalı bayinin sözleşmeyi haklı bir neden olmaksızın feshetmesi nedeniyle bayilik sözleşmesinin eki protokolün 3.2 maddesi uyarınca davacının cezai şart isteme koşullarının oluştuğu kabul edilerek cezai şart talebinin davalı şirketin borçluluk ve öz kaynak durumu ile likidite ve kâr-zarar durumu nazara alındığında sözleşmede kararlaştırılan 100.000 USD tutarındaki cezai şarttan %50 oranında indirim yapılması ile cezai şartın 50.000,00 USD kabul edilmesinin yerinde olacağı gerekçesinden sonra, dava dilekçesinde talep edilen tutarın indirilmiş cezai şartın altında kaldığından bahisle taleple bağlı kalınarak dava dilekçesinde talep edilen 10.000 USD karşılığı Türk Lirasına hükmedilmiştir. Ancak, davacı dava dilekçesinde 10.000 USD cezai şart talep etmiş olup, mahkemece cezai şarttan %50 oranında indirim yapılması gerektiği belirtildikten sonra 10.000 USD'den %50 indirim yapılmadan karar verilerek gizli talep aşımı yapılması doğru olmamış, mahkeme kararının bozulması gerekmiştir..." gerekçesiyle karar oy çokluğuyla bozulmuştur.
B. Bölge Adliye Mahkemesince Verilen Direnme Kararı
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile önceki gerekçeye ilâveten; somut olayda davacının talep edebileceği cezai şart tutarının indirilmiş hâliyle 50.000 USD olarak belirlendiği, bu sebeple eldeki davada talep edilen 10.000 USD’lik kısımdan indirim yapılarak karar verilemeyeceği, zira davacının talep konusu dışında kalan kısımdan feragatine yahut kısmî davaya konu talebini belirlerken cezai şarttan yapılması muhtemel indirimi dışladığına dair açık bir beyanı bulunmadığı, her bir ek dava bakımından talep edilen miktarın belirli bir kısmına indirim uygulanacağından indirim uygulanan kısım bakımından açılan ek davaların da kısmen reddedileceği, bu durumun hiçbir hukuki açıklaması bulunmadığı gibi usul ekonomisine de aykırı olduğu gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen direnme kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili; bozma kararına uygun olarak talep edilen cezai şarttan %50 oranında indirim yapılması gerektiğini, bunun yanında esasta ilişkin hususlardaki bir kısım itirazlarını belirterek direnme kararını temyiz etmiştir.
C. Uyuşmazlık
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; eldeki davada talep edilen cezai şart istemine ilişkin olarak belirlenen miktardan, davalının malî yapısı nazara alınarak yapılması gerektiği değerlendirilen %50 oranındaki indirimin dava dilekçesinde talep edilen miktar üzerinden mi yoksa tespit edilen cezai şartın tamamı üzerinden yapılması gerektiği noktasında toplanmaktadır.
1. İlgili Hukuk
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 26. ve 109. maddeleri.
2. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 182. maddesi.
2. Değerlendirme
1. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konuya ilişkin yasal düzenlemeler ile hukuki kavram ve kurumların ortaya konulmasında yarar bulunmaktadır.
2. Talep konusunun niteliği itibarıyla bölünebilir olduğu durumlarda, sadece bir kısmının dava yoluyla ileri sürülmesi durumunda HMK'nın 109. maddesi kapsamında bir kısmî dava söz konusudur. Kısmî davada saklı tutulan alacak bölümü için gerek kısmî dava karara bağlanmadan önce, gerekse daha sonra ayrı bir dava açılması usulen olanaklıdır. Uygulamada bu ayrı davaya ek dava denilmektedir.
3. Nitekim HMK'nın 109/3. maddesi gereğince dava açılırken, talep konusunun kalan kısmından açıkça feragat edilmiş olması hâli dışında kısmî dava açılması, talep konusunun geri kalan kısmından feragat edildiği anlamına gelmez.
4. Her dava, kural olarak iki kısımdan; tespit ve eda kısımlarından oluşur. Davanın kısmî nitelikte olması hâlinde önceden açılan davada kesinleşen ilâmın tespit kısmı, kalan kısım hakkında açılan ikinci davanın tespit kısmı için kesin hüküm oluşturur ve kuşkusuz bağlayıcıdır.
5. Öğreti ve yargısal uygulamada; kısmî dava sonunda davalının borcu ödemeye mahkûm edilmesi veya kısmî davanın tamamen veya kısmen reddine karar verilmiş olması hâlinde taraflar arasındaki borç ilişkisinin varlığı ya da yokluğu da tespit edilmiş olur ki bu tespit zorunlu olarak borç ilişkisinin tümünü kapsar. Zira kısmen talep edilen alacağın tümünün belirlenmesi, tespit hükmü bakımından alacağın tamamının dava konusu olması sebebiyle gerekli olup talep edilen miktar bakımından ise HMK'nın 26. maddesi kapsamında taleple bağlı kalacak şekilde hüküm tesis edilmelidir. Bu kapsamda kısmî dava sonunda verilen ve kesinleşen kararın tespite ilişkin bölümü sonradan açılan ek dava için kesin hüküm oluşturur.
6. Buradan hareketle kısmî dava kapsamında talep edilebilecek alacağın tamamı hakkında bir tespit yapılacağı gibi bu alacak üzerinde yasal sebeplerle yapılması gerekli olan indirimler de tespit edilen alacağın tamamı üzerinden yapılacaktır. Nitekim somut uyuşmazlık kapsamında kısmî dava ile talep edilen cezai şarttan TBK'nın 182/3. maddesi kapsamında hâkim tarafından yapılması gerektiği değerlendirilen indirim tespit edilen alacağın tamamı üzerinden yapılacak, indirilmiş tutarın talep edilen miktarın üzerinde kaldığının tespiti hâlinde ise HMK'nın 26. maddesi kapsamında taleple bağlı kalacak şekilde hüküm tesisi edilecektir.
7. Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; taraflar arasındaki bayilik sözleşmesinin haksız olarak feshi nedeniyle yine taraflarca imzalanan ek protokolün 3.2. maddesi kapsamında 100.000 USD tutarındaki cezai şartın talep edilebileceğinin belirlendiği, öte yandan dosya kapsamına alınan bilirkişi incelemesine göre davalı şirketin bu tutardaki cezai şartın ödenmesi yönünden güçlü bir malî yapıya sahip olmadığının belirlendiği, bu kapsamda anılan cezai şarttan %50 oranında indirim yapılması yönündeki değerlendirmenin eldeki uyuşmazlık kapsamı dışında kaldığı anlaşılmaktadır.
8. Davacı tarafça kısmî dava ile talep edilen alacaklardan biri olan cezai şart yönünden talep konusu dışında kalan miktar bakımından herhangi bir feragat beyanının bulunmadığı, bu kapsamda talebi aşan miktarın ek dava ile talep edilebileceği açıktır.
9. Bu kapsamda eldeki davada talep edilen tüm alacaklar gibi cezai şart bakımından da hukuki ilişkinin tümünün aydınlatılması bağlamında alacağın tamamının tespiti zorunludur. Zira kısmî dava ile talep edilen kısım, bölünebilir niteliği haiz alacak miktarı olup bu yönde bir talep, aradaki hukuki ilişkinin de bölünebilir olduğunu kabule imkân vermez. Başka bir anlatımla kısmî talepte bulunulmuş olması, aradaki borç ilişkisinin kısmen dava konusu dışında kaldığı şeklinde yorumlanamayacağı gibi bu yorum, niteliği itibariyle bölünmesi mümkün olmayan tek bir hukuki ilişkinin bölünebileceği ve davadan dışlanabileceği gibi hukuken mümkün olmayan bir durumu kabul etmek anlamını taşır.
10. Her ne kadar Özel Dairece, talep edilen cezai şarttan %50 oranında indirim yapılması gerektiğinin değerlendirilmesi sonrasında talep edilen miktar üzerinden yapılması gerekirken alacağın tamamı üzerinden indirim yapılmasının gizli talep aşımına neden olduğu belirtilmiş ise de; eldeki dava ile bir kısmı talep edilen cezai şart bakımından talep edilebilecek miktarın tespiti ile hâli hazırda talep edilen kısma dair tesis edilecek eda hükmü, kısmî davanın niteliği itibariyle Bölge Adliye Mahkemesince yerine getirilmesi gerekli olan hususlardandır.
11. Nitekim kısmî davada alacağın tamamı dava konusu edilmiş ancak bir kısmı talep edilmektedir. Bu sayede alacağın tamamı bakımından verilecek tespit kararı, sonrasında aynı alacak için açılacak ek dava bakımından kesin hüküm oluşturarak hem usul ekonomisi ilkesi hem de hukuki güvenlik ilkesine uygun kararların verilmesine hizmet edecektir.
12. Bu itibarla davacı tarafça talep edilebilecek cezai şart miktarının belirlenmesi bağlamında; aradaki sözleşme ve eki protokole göre talep şartlarını haiz olduğu belirlenen 100.000 USD cezai şarttan TBK'nın 182/3. maddesi kapsamında yapılması gerekli olduğu değerlendirilen %50 oranındaki takdiri indirimin kısmen talep edilen 10.000 USD üzerinden değil alacağın tamamı olan 100.000 USD üzerinden yapılarak HMK'nın 26. maddesi kapsamında bir karar verilmesi gerekir.
13. Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında; kısmî davada alacağın tamamının dava konusu edilmediği, davacının bu hususta bir ıslah dilekçesi sunmadığı, %50 oranında yapılması gerektiği değerlendirilen indirimin alacağın tamamı yerine talep edilen miktar üzerinden yapılması gerektiği, aksinin kabulünün gizli talep aşımı oluşturacağı, bu şekildeki bir kararın sonradan açılacak ek davanın fonksiyonunu sağlayacağı, davalıyı def'ileri ileri sürmekten mahrum bırakarak hak ihlâline neden olacağı, bu nedenle direnme kararının Özel Daire kararında gösterilen nedenlerle bozulması gerektiği ileri sürülmüş ise de bu görüş, Kurul Çoğunluğunca benimsenmemiştir.
14. Hâl böyle olunca Bölge Adliye Mahkemesince, yukarıda açıklanan hususlara değinilerek verilen direnme kararı usul ve yasaya uygun olup yerindedir.
15. Ne var ki davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın Özel Daireye gönderilmesi gerekir.
VII. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Direnme uygun olduğundan, davalı vekilinin diğer temyiz itirazları ile ilgili inceleme yapılması için dosyanın YARGITAY 11. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE,
10.09.2025 tarihinde oy çokluğuyla kesin olarak karar verildi.
"K A R Ş I O Y"
Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesi ile Özel Daire arasında ki uyuşmazlık, eldeki davada davalının malî yapısına göre yapılması gereken %50 indirimin, kısmî davada talep edilen miktar üzerinden mi yoksa taraflarca daha önce sözleşme ile kararlaştırılan cezai şartın tamamı üzerinden mi yapılması gerektiği noktasında toplanmaktadır.
Bilindiği üzere hukuk yargılamasına hâkim olan ilkelerden taleple bağlılık ilkesi Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) madde (m) 26 hükmü ile düzenlenmiştir. Bu hükme göre, aksine bir kanun hükmü yoksa hâkim tarafların talep sonuçlarıyla bağlı olup talepten fazlasına veya talepten başka bir şeye karar veremez. Bu hüküm gereği kural hâkimin taleple bağlı olmasıdır. İstisnanın ise ancak bir kanun hükmüyle getirilmesi söz konusudur. Örneğin, TTK md. 56/1-e, c. 2; md. 531 ve md. 636/3 ile TBK md. 615/2 hükümleri anılan kurala istisna getiren hükümlerdir. Yine eldeki dava yönünden önem arz eden diğer bir ilkede taraflarca getirilme ilkesidir. Bu ilke HMK md. 25’de düzenlenmiştir. Bu hükmün birinci fıkrasına göre, kanunda öngörülen istisnalar dışında, hâkim iki taraftan birinin söylemediği şeyi veya vakıaları kendiliğinden dikkate alamaz ve onları hatırlatabilecek davranışlarda dahi bulunamaz.
Bu hükümler uyarınca, yani HMK’ya hâkim olan bu ilkeler gereği kısmî davada dava konusu edilmeyen kısım hakkında mahkemece herhangi bir karar verilemez (Kuru Baki, Medeni Usul Hukuku El Kitabı, C. I, Yetkin, 2020 Ankara, s. 898). Zira kısmî davada dava konusu edilmeyen kısım hakkında karar verilebilmesi, ancak ıslah edilmesine bağlıdır. Dava konusu dilmeyen kısım hakkında herhangi bir karar verilmesi taraflarca getirilme ve taleple bağlılık ilkelerine aykırılık oluşturmaktadır.
Dairemizin istikrar kazanmış kararlarında açıkça belirtildiği üzere gizli talep aşımı da taleple bağlılık ilesi kapsamındadır (bkz. Yargıtay 11. HD, T. 09.10.2019, S. 2018-4648/6331; T. 24.12.2018, S. 2017-263/8152; T. 10.09.2018, S. 2016-14241/5097; T. 11.12.2018, S. 2017-2519/7831; T. 13.11.2018, S. 2017-1705/7027; T. 17.04.2019, S. 2018-758/3101;T. 08.01.2019, S. 2017- 2654/108; T. 03.06.2021, S. 2020-1185/4737; T. 09.06.2021, S. 2019-3869/4943; T. 14.04.2009, S. 2008-575/4603……). Yine kapatılan Yargıtay 17 Hukuk Dairesinin uygulaması da bu yöndedir (Bu dairenin T. 21.03.2013, S. 2012/15063-3958; T. 28.01.2013, S. 2012/9774-653; T. 07.02.2013, S. 2012/12494-1199; T. 04.04.2013, S. 2012/15057-4877…..).
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde elde ki dava kısmî dava olup davacı talep ettiği miktarı ıslah etmemiştir. Diğer bir ifade ile dava konusu etmediği cezai şart ve kâr mahrumiyeti zararını ıslahla dava konusu yapmamıştır. Bu durumda hem ilk derece mahkemesince hem de bölge adliye mahkemesince, sözleşme kapsamındaki cezai şartın davalının ekonomik mahvına sebep olacağı nedeniyle cezai şarttan %50 oranında indirim yapılması takdir edilmiş olmasına göre, yapılması gereken bu orandaki indirimin cezai şarttın dava konusu edilen 10.000 USD’lik kısmı üzerinden yapılıp, cezai şart talebi yönünden davanın kısmen kabulü ile 5.000 USD'nin Türk lirası karşılığının tahsiline karar verilmesi gerekirken, sözleşmenin haksız feshinden kaynaklı toplan 100.000 USD olan cezai şart üzerinden %50 indirim yapılarak cezai şart miktarını 50.000 USD’ye indirip, bu miktarın davada talep edilen 10.000 USD’den fazla olduğu nedeniyle 10.000 USD’nin Türk Lirası karşılığının tahsiline karar verilmesi gizli talep aşımı oluşturmaktadır. Belirtmek gerekir ki, dava dilekçesinde talep edilen ceza miktarı yerine, dava konusu edilmeyen ceza miktarını da kapsar şekilde toplam cezadan indirim yapılmasının ve dolayısıyla gizli talep aşımı yolunun açılmasının benimsenmesi, sonradan açılacak olan ek davanın fonksiyonunu sağlayacak ve dolayısıyla cezai şarttan sorumlu olanın zamanaşımı vs. def'ilerinden mahrum bırakılması sonucunu doğuracak ve böylece hak ihlâline sebep olabileceği açıktır. Şöyle ki, sadece talep edilen kısım üzerinden indirim yapılması hâlinde kısmen kabul kararı verileceğinden ek davaya konu edilecek miktar kısmî davada reddedilen kısım kadar fazla olacak, şayet ek davada zamanaşımı devreye girerse cezai şarttan sorumlu olanın lehine sonuç doğacaktır. Zira, bu durumda davalı sadece 5.000 USD ödeyerek sorumluluktan kurtulacaktır. Gizli talep aşımı yolunun açılması hâlinde ise ek davada zaman aşımı devreye girdiğinde davalı 10.000 USD ödemek durumunda olacaktır.
Hâl böyle olunca, gizli talep aşımı nedeniyle direnme kararının BOZULMASI gerektiği görüşünde olduğumdan, talep aşımını tasvip eden direnme kararının ONANMASI yönündeki sayın çoğunluğun görüşüne katılmamaktayım.
Üye
Dr. Orhan Sekmen
