KARAMERCAN HUKUK Bürosu internet sitesinde yayınlanan tüm içerik telif yasaları ve Türk Patent Enstitüsü kapsamında koruma altındadır. KARAMERCAN HUKUK Bürosu internet sitesinde paylaşılan Yargıtay Kararları’nın kullanımından doğabilecek zararlar için KARAMERCAN HUKUK Bürosu hiçbir sorumluluk kabul etmez. www.karamercanhukuk.com/yargitay-kararlari/ internet adresinde paylaşılan Yargıtay Kararları’nın link verilmeden bir başka anlatımla www.karamercanhukuk.com internet adresinden alındığı belirtilmeksizin kopyalanması, paylaşılması ve kullanılması YASAKTIR. KARAMERCAN HUKUK Bürosu internet sitesini ziyaret etmekle, yukarıda belirtilen kullanım şartlarını kabul etmiş sayılırsınız.
Yazdır

TÜZEL KİŞİLİK PERDESİNİN ÇAPRAZ ARALANMASI HÂLİNDE BORÇLU ŞİRKETİN YANI SIRA KARDEŞ ŞİRKETİN HATTA TALEP HÂLİNDE KARDEŞ ŞİRKETİN ORTAKLARININ MAL VARLIĞINA DAHİ EL ATILMASI MÜMKÜNDÜR.

T.C.
YARGITAY
HUKUK GENEL KURULU

Esas No        : 2023/6-1138
Karar No       : 2025/287

T Ü R K   M İ L L E T İ   A D I N A

Y A R G I T A Y   İ L  M I

İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ                :
 Karşıyaka Asliye Ticaret Mahkemesi
TARİHİ                          : 14.06.2023
SAYISI                          : 2023/258 E., 2023/436 K.
ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 21.02.2023 tarihli ve 2022/1759 Esas,
                                        2023/670 Karar sayılı BOZMA kararı

Taraflar arasındaki alacak isteminden dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davacı vekili ve davalı P. Yapı Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. vekilinin istinaf başvurularının esastan reddine, davalı A. İnşaat San. ve Tic. A.Ş. ile davalı U. Yapı San. ve Tic. A.Ş. vekilinin istinaf başvuruları hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı P. Yapı San. ve Tic. Ltd. Şti. vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 6. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, İlk Derece Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.

Direnme kararı davalı P. Yapı Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA

Davacı vekili dava dilekçesinde; İzmir Karşıyaka Çiğli 400 Yataklı Bölge Eğitim ve Araştırma Hastanesinin inşası işini davalı A. İnşaat Taahhüt Sanayi ve Ticaret A.Ş. ile P. Yapı Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti’nin As-P. iş ortaklığı olarak üstlendiğini, As-P. iş ortaklığı ile davalı U. Yapı San. ve Tic. A.Ş. arasında imzalanan sözleşme ile de inşaat işlerinin U. Yapı San. ve Tic. A.Ş'ye devredildiğini, davalı U. Yapı San. ve Tic. A.Ş. ile müvekkili arasında imzalanan 15.05.2013 tarihli sözleşmeyle de müvekkilinin hastanenin mekanik tesisat işlerinin yapımını üstlendiğini ve üzerine düşen tüm edimlerini yerine getirdiğini, ayrıca imalat sürecinde ihale projelerinde meydana gelen değişiklikler ve davalı U. Yapı San. ve Tic. A.Ş'nin yazılı iş emri üzerine müvekkilinin değişen proje doğrultusunda sözleşme harici ek imalatlar da yaparak teslim ettiğini, ancak müvekkilinin gerçekleştirdiği ek imalatların bir kısmının bedelinin ödenmediğini, Karşıyaka Asliye Ticaret Mahkemesinin 2016/240 D. iş sayılı dosyasında alınan tespit raporunda müvekkilinin yaptığı havalandırma tesisatı ile çelik konsol ilâve imalat bedelinin KDV hariç 1.505.663,00 TL olduğunun belirlendiğini, davalı A. İnşaat San. ve Tic. A.Ş. ile davalı U. Yapı San. ve Tic. A.Ş'nin paydaşlarının, pay senedi çeşitlerinin ve payların sahiplerinin, yönetim kurulu üyelerinin, yönetim kurulu üyeleri arasındaki görev taksiminin, amaç ve konularının, adreslerinin bire bir aynı olmasının ve aynı kişiler tarafından yönetilmelerinin her iki şirket arasında özdeşlik bulunduğunu açıkça kanıtladığını, aralarında özdeşlik bulunan şirketlerin bağımsız ve ayrı tüzel kişiliğe sahip olduklarını ileri sürmelerinin hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olması hâlinde tüzel kişilik perdesi kaldırılarak her iki şirketin birlikte sorumlu olduğunun kabul edilmesi gerektiğini, davalı As-P. iş ortaklığı adi ortaklık şeklinde işi üstlendiğinden müvekkilinin alacağından davalı A. İnşaat Sanayi ve Ticaret A.Ş. ve P. Yapı Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti’nin birlikte ve sınırsız olarak sorumlu olduklarını, davalı A. İnşaatın diğer davalı P. Yapı Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. ile adi ortaklık olarak beraber üstlendikleri inşaat işlerini yine P. şirketiyle birlikte kendisi ile özdeş nitelikteki U. Yapı Şirketine şeklen ve danışıklı olarak devrettiğini, bu nedenle tüm davalı şirketlerin sözleşme harici ilâve imalatların bedelinden sorumlu olduklarını ileri sürerek müvekkilinin davalılardan KDV dahil 1.776.682,34 TL (1.505.663,00 TL asıl alacak + 271.019,34 TL KDV) alacaklı olduğunun tespitine, fazla imalat bedelinin ödenmeyen kısmı olan KDV dahil 1.776.682,34 TL’nin davalı U. Yapı Şirketinin ihtarname ile temerrüde düşürüldüğü 16.12.2016 tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte tüm davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

II. CEVAP

1. Davalılar U. Yapı Sanayi ve Tic. A.Ş. ile A. İnşaat Sanayi ve Ticaret A.Ş. vekili cevap dilekçesinde; davacının yaptığı tüm imalatların sözleşme kapsamında olduğunu ve sözleşme dışı ilâve imalat bulunmadığını, müvekkili U. Yapı San. ve Tic. A.Ş’nin tüm borçlarını ödediğini ve edimlerini yerine getirdiğini, davacının eksik ve kusurlu imalatlar yaptığını, müvekkili A. İnşaat San. ve Tic. A.Ş’nin davacı ile U. Yapı San. ve Tic. A.Ş. arasında imzalanan 15.05.2013 tarihli sözleşmenin tarafı olmadığını ve A. İnşaat San. ve Tic. A.Ş’ye husumet düşmeyeceğini belirterek davanın müvekkili A. İnşaat San. ve Tic. A.Ş. yönünden husumet yokluğu nedeniyle, müvekkili U. Yapı San. ve Tic. A.Ş. hakkında ise esastan reddini savunmuştur.

2. Davalı P. Yapı Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi vekili cevap dilekçesinde; müvekkilinin, davacı ile davalı U. Yapı San. ve Tic. A.Ş. arasında imzalanan 15.05.2013 tarihli sözleşmenin tarafı olmadığını ve sözleşmeyle müvekkilinin herhangi bir ilişkisinin bulunmadığını, müvekkili şirketin diğer davalılardan bağımsız ve ayrı bir tüzel kişiliğine sahip olduğunu belirterek davanın husumet yokluğu nedeniyle reddini savunmuştur.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İlk Derece Mahkemesinin 20.02.2019 tarihli ve 2018/2 Esas, 2019/84 Karar sayılı kararıyla; Bölge Adliye Mahkemesinin kaldırma kararından sonra davalı U. Yapı San. ve Tic. A.Ş. ile davalı A. İnşaat San. ve Tic. A.Ş. arasında para akışının bulunduğu, şirket ortaklarının ve yönetim kurulu üyelerinin çoğunun aynı kişilerden oluştuğu, davalı A. İnşaat Sanayi ve Tic. A.Ş’nin öz sermayesinin tamamını kaybettiği, her iki şirketin adresinin de aynı yer olduğu, dolayısıyla dürüstlük kuralı gereğince her iki şirketin tek hukuki kişilik olarak kabul edilmesi gerektiği; her ne kadar davalı P. Yapı San. ve Tic. Ltd. Şti’nin diğer davalılar ile cari hesap ilişkisinin bulunmadığı tespit edilmiş ise de, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 637/3. ve 638/3. maddeleri uyarınca A. İnşaat San. ve Tic. A.Ş. ile arasında adi ortaklık ilişkisinin bulunduğu ve söz konusu adi ortaklığın davalı U. Yapı San. ve Tic. A.Ş. ile taşeronluk ilişkisi kurduğu, TBK’nın 637/3. maddesine göre davalı A. İnşaat Sanayi ve Tic. A.Ş’nin aynı zamanda adi ortaklığı temsile de yetkili olduğu, davalı U. Yapı San. ve Tic. A.Ş’nin 15.05.2013 tarihli taşeronluk sözleşmesi uyarınca davacıya olan borçlarından davalı A. İnşaat Sanayi ve Tic. A.Ş’nin tüzel kişilerde perdeyi kaldırma teorisi uyarınca sorumlu olmasının sonucu olarak TBK'nın 638/3. maddesinde yer alan ortaklar birlikte veya bir temsilci aracılığı ile bir üçüncü kişiye karşı ortaklık ilişkisi çerçevesinde üstlendikleri borçlardan aksi kararlaştırılmamışsa müteselsilen sorumlu olurlar hükmü gereğince davalı A. İnşaat Sanayi ve Tic. A.Ş. ile birlikte davalı P. Yapı San. ve Tic. Ltd. Şti’nin de davacıya karşı müteselsilen sorumluluğunun bulunduğu, davalı P. Yapı San. ve Tic. Ltd. Şti’nin diğer davalılar arasındaki ilişkinin mahiyetini ve olayları da bilebilecek durumda olduğu, belirlenen ek imalat tutarından tüm davalıların sorumlu tutulması gerektiği, davacının sözleşme dışı yapmış olduğu işlerin rayiç bedeli olarak KDV hariç 1.505.341,49 TL talep edebileceği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, 1.505.341,49 TL’nin 16.12.2016 temerrüt tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF

A. İstinaf Yoluna Başvuranlar

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.

B. Gerekçe ve Sonuç

Bölge Adliye Mahkemesinin 10.02.2022 tarihli ve 2021/1694 Esas, 2022/176 Karar sayılı kararıyla; yargılama sırasında alınan raporlarda davacı taşeronun sözleşmede yer almayan ek imalatlar yaptığının, yapılan işlerin yalnızca projenin güncel mevzuata uyarlanmasına ilişkin olmadığının ve sözleşme dışı fazla imalat olduğunun belirlendiği, sözleşme kapsamı dışında kalan fazla işlerin yapılması hâlinde bedelin imalatın yapıldığı tarihteki serbest piyasa rayiçlerine göre belirlenmesi ve mahalli piyasa rayiçleriyle hesaplanan bu tutara KDV ve yüklenici kârı dahil olduğundan ayrıca KDV ve yüklenici kârı ilâve edilmeksizin hesaplama yapılması gerektiği, İlk Derece Mahkemesince de hüküm kurmaya elverişli raporlara göre ek imalatların yapıldığı tarihteki piyasa rayiç değerine KDV eklenmeksizin 1.505.341,49 TL üzerinden verilen kısmen kabul kararının dosya kapsamına uygun olduğu, davalılardan A. İnşaat Sanayi ve Tic. A.Ş. ile davalı U. Yapı San. ve Tic. A.Ş. arasında para akışının bulunduğu, şirket ortaklarının ve yönetim kurulunun çoğunun aynı kişilerden oluştuğu, her iki şirketin adresinin de aynı yer olduğu; diğer davalı P. Yapı Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti’nin TBK'nın 637/3. ve 638/3. maddeleri gereğince davalı A. İnşaat Sanayi ve Tic. A.Ş. ile arasında adi ortaklık ilişkisinin bulunduğu ve adi ortaklık ile davalı U. Yapı San. ve Tic. A.Ş. arasında taşeronluk ilişkisi kurulduğu, davalı P. Yapı Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti’nin diğer davalılar arasındaki ilişkinin mahiyetini ve olayları da bilebilecek durumda olduğu, tüm davalıların talep edilen alacağın niteliği bakımından davacıya karşı tüzel kişilik perdesinin kaldırılması ve organik bağ kavramları ışığında hukuki sorumlulukları bulunduğu, bu yönden de verilen kararın usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle davacı vekili ve davalı P. Yapı Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. vekilinin istinaf başvurularının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 353/(1)-b-1. maddesi gereğince esastan reddine, davalı A. İnşaat San. ve Tic. A.Ş. ile davalı U. Yapı San. ve Tic. A.Ş. tarafından nispi istinaf karar harcı tamamlanmadığından bu davalıların istinaf başvuruları hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.

V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ

A. Bozma Kararı

1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı P. Yapı Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

2. Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 21.02.2023 tarihli ve 2022/1759 Esas, 2023/670 Karar sayılı kararı ile,

“… Temel hukuk kurallarının en önemlilerinden bir tanesi alacak haklarının nisbiliği ilkesidir. Alacak hakkı ancak hukuki ilişkinin tarafları arasında ileri sürülebilir. Kural olarak borç ilişkinin dışında bir başka gerçek ya da tüzel kişiye karşı borç ilişkisinden doğan alacak hakkı ileri sürülemez. Ticaret şirketlerinde ise sınırlı sorumluluk ilkesi ayrı ve bağımsız malvarlığı oluşumunu yaratmaktadır. Tüzel kişi ile ortakları arasında malvarlığı ile sorumluluk ayrılmaktadır. Ticaret şirketlerinde sınırlı sorumluluk ya da ayrı malvarlığı ilkesinin alacaklıların menfaatlerine zarar verecek şekilde kötüye kullanılması durumunda alacaklıların hak ve menfaatlerini korumak için Kıta Avrupası ve Anglo-Sakson hukuk sistemlerinde “Tüzel Kişilik Perdesinin Kaldırılması Teorisi” geliştirilmiş ve tüzel kişiliğin arkasına sığınarak durumu kötüye kullanan ortakları sorumlu tutma imkanı getirilmiştir. Teorinin amacı, hakkaniyet gerektirdiği zaman tüzel kişilik perdesinin arkasına sığınılmasının önlenmesidir. Teorinin uygulanmasının yasal dayanağı olarak dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağını düzenleyen MK’nın 2. maddesi kabul edilmektedir.

Tüzel kişiliğin varlığı asıl olup borcun yükümlüsü olan bir tüzel kişilik bulunmakta iken şirketin ortaklarına ya da başka bir şirkete karşı bu borçtan dolayı yönelinemeyecektir. Ancak tüzel kişiliğin kötüye kullanıldığı bazı istisnai hallerde tüzel kişilik perdesi aralanmak suretiyle gerçek ya da tüzel kişi ortakların sorumluluğu cihetine gidilebilecektir.

Uygulamada ve doktrinde tüzel kişi ile ortaklarının alanlarının ve malvarlığının birbirine karışması halinde, aynı şirketler topluluğu içinde yer alan kardeş şirketler arasında koşulların varlığı halinde ve çok istisnai hallerde Tüzel Kişilik Perdesinin Kaldırılması Teorisinin uygulanmasının mümkün olabileceği de kabul edilmektedir.

Perdenin kaldırılması müessesinde olduğu gibi hukuki dayanağı TMK m. 2 hükmünde öngörülen dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılmaması olan organik bağın tüzel kişilik perdesinin kaldırılması ile benzer yönleri bulunmasına rağmen farklı bir kavramdır. Şöyle ki; perdenin kaldırılması teorisi, şirket borçlarından dolayı ortaklarının sorumluluğuna ya da ortakların borçlarından dolayı şirketin sorumluluğuna veyahut da şirketler topluluğunda ana-yavru şirket sorumluluğuna gidilmesi imkanını alacaklılara verirken, organik bağ, bir tüzelkişinin borcundan dolayı başka bir tüzel kişinin sorumluluğuna gitme imkanı tanımaktadır. Yine, tüzel kişilik perdesinin kaldırılmasında iktisadi bütünlük şartı aranırken, organik bağın uygulanması için bu şart aranmaz. Bunlardan başka, perdenin kaldırılması için mal varlıklarının karışması ile sermaye yetersizliği gibi şartlarda gerekli iken organik bağ uygulamasında bu şartlarda aranmamaktadır. Organik bağ uygulamasında, borçlunun diğer tüzel kişiliği alacaklılarından mal kaçırmak amacıyla kullanma niyeti yeterlidir. Sonuç da, perdenin kaldırılması teorisinde şirket borcundan ortakların sorumlu tutulması söz konusu iken, organik bağ uygulamasında tasarrufun ya da diğer hukuki işlemlerin iptali, istihkak gibi farklı sonuçlara da ulaşılmaktadır.

Farklı tüzel kişilerin sorumluluğuna gidilmesine ve dolayısıyla bir tüzel kişinin alacaklarının takip edilmesinde asıl borçlu şirket ile birlikte onunla belirli bir düzeyde hukuki ilişkiye ve bağa sahip başka şirkete veya şirketlerinde sorumluluğuna gidilebilmesi imkanını alacaklıya veren organik bağın varlığı için ayrı tüzel kişiler arasında belirli bir iktisadi ve ticari bağımlılığın, kader birliğinin veya birlikte hareket olgusunun ya da başka bir özdeşliğin bulunması gereklidir.

Tüm bu açıklamalar çerçevesinde özellikle belirtmek gerekir ki; “Tüzel Kişilik Perdesinin Kaldırılması Teorisi” ana kuralın istisnası olarak ancak belirli ve sınırlı durumlarda “sakınılarak” uygulanması gereken bir yoldur.

Somut olayda; davacı her ne kadar davalı U. Yapı Sanayi Ve Ticaret Anonim Şirketi ile sözleşme imzalamış ise de; davalılar A. İnşaat Sanayi Ve Ticaret Anonim Şirketi ve U. Yapı Sanayi Ve Ticaret Anonim Şirketi arasında para akışının bulunduğu, şirket ortaklarının ve yönetim kurulunun çoğunun aynı kişilerden oluştuğu, A. İnşaat Sanayi Ve Ticaret Anonim Şirketi öz sermayesinin tamamını kaybetmiş olduğu, her iki şirketin adresinin aynı yer olduğu anlaşıldığından iki şirket arasında organik bağ olduğunun sabit olduğu ve U. Yapı Sanayi Ve Ticaret Anonim Şirketi'in davacı ile yaptığı sözleşmeden A. İnşaatın da sorumlu tutulmasında hukuka aykırılık bulunmadığı açıktır. Ancak asıl sözleşmeyi dava dışı idare ile P. Yapı Sanayi Ve Ticaret Limited Şirketi ve A. İnşaat adi ortaklığının imzaladığı ve U. Yapı Sanayi Ve Ticaret Anonim Şirketi A. İnşaat Sanayi Ve Ticaret Anonim Şirketi birlikte sorumluluğuna gidilerek oradan da tüzel kişiliğin perdesinin aralanması teorisi uygulanarak P. Yapı Sanayi Ve Ticaret Limited Şirketi'ın sorumlu tutulması, yukarıdaki açıklamalar çerçevesinde, mümkün olamayacağından, davacı alacağının diğer davalılarla birlikte P. Yapı Sanayi Ve Ticaret Limited Şirketi'den müştereken ve müteselsilen alınmasına dair verilen karar doğru olmamış hükmün bozulması uygun görülmüştür…” gerekçesiyle karar bozulmuştur.

B. İlk Derece Mahkemesince Verilen Direnme Kararı

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; önceki karar gerekçesi yanında Özel Dairenin bozma kararından önce verilen kararın diğer davalılar bakımından kesinleştiği, davalı P. Yapı Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. yönünden ise hukuka, dürüstlük kurallarına ve usule uygun olduğu gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.

VI. TEMYİZ

A. Temyiz Yoluna Başvuranlar

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen direnme kararına karşı süresi içinde davalı P. Yapı Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri

Davalı P. Yapı Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi vekili; müvekkili aleyhine tüzel kişilik perdesinin kaldırılması teorisinin uygulanamayacağını, zira müvekkili şirketin diğer davalılar ile hiçbir ticari ilişkisinin, hukuki, organik ve fiili bağının bulunmadığını, dosyaya sunulan bilirkişi raporlarında müvekkili ile diğer davalı şirketlerin ortaklık yapılarında herhangi bir benzerlik olmadığının ve alacak borç ilişkisi bulunmadığının çok açık bir şekilde tespit edildiğini, müvekkilinin bir defaya mahsus olmak üzere davalılardan A. İnşaat San. ve Tic. A.Ş. ile iş ortaklığı kurduğunu, davalı A. İnşaat San. ve Tic. A.Ş. ile U. Yapı San. ve Tic. A.Ş’nin ortaklık yapıları benzer olduğundan ve aralarında ticari ilişki bulunduğundan perdenin aralanması teorisi uygulanarak davalı A. İnşaat San. ve Tic. A.Ş. sorumlu tutulsa dahi buradan müvekkili şirkete ulaşılmasına ve müvekkili şirketi borçlandırmaya imkân bulunmadığını, iş ortaklığının taraf olmadığı bir sözleşmeden dolayı tüzel kişilik perdesinin aralanması yoluyla müvekkilinin sorumluluğuna gidilmesinin hukuken mümkün olmadığını, müvekkili şirket yetkililerinin hakkın kötüye kullanılması ve kanuna karşı hile gibi bir niyetlerinin de olmadığını, öte yandan sözleşme dışı iş olarak belirtilen imalatların sözleşme kapsamında olduğunu ve bedelinin ödendiğini belirterek direnme kararının bozulmasını talep etmiştir.

C. Uyuşmazlık

Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davacı şirketin davalı U. Yapı Sanayi ve Ticaret A.Ş. ile imzaladığı 15.05.2013 tarihli sözleşme kapsamı dışında gerçekleştirdiği ilâve imalatlardan kaynaklanan alacağın tahsili istemiyle açtığı eldeki davada, davalı P. Yapı Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. yönünden tüzel kişilik perdesinin kaldırılması teorisinin uygulanıp uygulanmayacağı, buradan varılacak sonuca göre somut olayda davacı alacağından davalı P. Yapı Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti’nin de diğer davalılarla birlikte müştereken ve müteselsilen sorumlu tutulup tutulmayacağı noktasında toplanmaktadır.

D. Gerekçe

1. İlgili Hukuk

1. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 637 ve 638. maddeleri

2. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 2. maddesi

2. Değerlendirme

1. Bilindiği üzere Borçlar Hukukunda egemen olan temel ilkelerinden birisi sözleşmelerin nispiliği kuralıdır. Borç ilişkilerinden doğan alacak hakkı, aynî haklarla kişilik haklarının aksine, hukuki nitelikleri itibariyle nispi bir hak olup, alacaklı bu hakkı sadece borçluya karşı ileri sürebilir. Üçüncü kişiler, borç ilişkisi ile ilke olarak borç altına girmedikleri, bir hak kazanmadıkları için, bu hakkın onlara karşı ileri sürülebilmesi, kural olarak mümkün değildir (Fikret Eren; Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 22. b. Ankara, 2017, s.18).

2. Ne var ki hukuki ilişkilerdeki nispilik mutlak bir kural olmayıp, bu ilişkinin üçüncü kişilere de etkili olmasını sağlayan kanundan veya sözleşmeden kaynaklanan istisnalar söz konusu olabilir. Bazı hâllerde kanun koyucu üçüncü kişilere tarafı olmadıkları bir ilişkiye müdahalede bulunma ya da üçüncü kişilere etkili olma olanağını tanıyabileceği gibi, bazı hâllerde de taraflar sözleşme serbestisi çerçevesinde bu yönde bir düzenlemeyi kararlaştırabilirler.

3. Aynı hususlara Hukuk Genel Kurulunun 22.11.2018 tarihli ve 2017/13-636 Esas, 2018/1762 Karar; 16.05.2019 tarihli ve 2018/13-923 Esas, 2019/570 Karar; 17.05.2022 tarihli ve 2017/(23)6-1817 Esas, 2022/643 Karar sayılı kararlarında da yer verilmiştir.

4. Bu noktada uyuşmazlığın çözümü için tüzel kişilik perdesinin kaldırılması kurumunun hukuki niteliğine değinmekte fayda vardır.

5. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 125. maddesi (mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 137. maddesi) gereğince ticaret şirketleri tüzel kişiliği haiz olup, kanuni istisnalar haricinde 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 48. maddesi kapsamında bütün haklardan yararlanabilir ve borçları üstlenebilirler. Ticaret şirketleri tüzel kişiliğe sahip olduklarına göre, istisnalar hariç olmak üzere, şirket mal varlığının, aktif ve pasifiyle birlikte, sahibi tüzel kişidir (Reha Poroy, Ünal Tekinalp, Ersin Çamoğlu, : Ortaklıklar Hukuku I, İstanbul, 2019, s.105).

6. Tüzel kişiliğin bu mal varlığı, kendine özgü, bir amaç birliği içinde ve kendisini oluşturan kişilerin mal varlığından bağımsız bir mal varlığı olarak ortaya konulmalıdır. Tüzel kişiliğin bu mal varlığının onu oluşturan kişilerin mal varlığından da bağımsız olması gerektiğini belirten bu temel ilkeye mal varlığının bağımsızlığı veya mal ayrılığı ilkesi denilmektedir (Gökhan Antalya; Tüzel Kişilik Perdesinin Aralanması Teorisi, Erol Ulusoy (Editör), I. Uluslararası Ticaret Hukuku Sempozyumu, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi, İstanbul, 2008, s. 146.). Ayrılık ilkesi gereğince, tüzel kişilik çatısı altında bir araya gelen, başka bir ifadeyle tüzel kişiliği oluşturan gerçek veya tüzel kişiler, oluşturdukları tüzel kişiliğin borçlarından sorumlu olmazlar.

7. Tüzel kişi ile üyeleri arasındaki bu ayrılık ilkesinin mutlak olarak her durum ve koşulda uygulanması bazı haksız durumların ortaya çıkmasına yol açmaktadır. Öğreti ve uygulamada, özellikle borç ve sorumluluktan kurtulabilmek amacıyla tüzel kişiliğin bir araç olarak kullanıldığı hâllerde, tüzel kişi ve üyeleri arasındaki bu ayrılığın kaldırılarak üyelerin sorumluluğuna gidilebileceği kabul edilmektedir (Hasan Pulaşlı; Şirketler Hukuku Şerhi, C. I, Ankara, 2011, s. 468.). Bu durum öğreti ve uygulamada tüzel kişilik perdesinin aralanması olarak ifade edilmektedir (Hukuk Genel Kurulunun 01.07.2020 tarihli ve 2019/11-808 Esas, 2020/504 Karar sayılı kararı).

8. Tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisi ancak istisnai ve sınırlı durumlarda titizlikle uygulanması gereken bir teoridir. Bu teoriye ihtiyatlı bir biçimde yaklaşılmalı, istisnai bir teori olduğundan mümkün olduğunca dar yorumlanmalı ve bu teorinin uygulanmasına ancak tüzel kişilik kavramının arkasına saklanılarak dürüstlük kuralına aykırı davranıldığı, kendisine tanınan hakkın kötüye kullanılarak üçüncü kişilerin zarara uğratıldığı, zarara yol açan tüzel kişinin sorumluluğuna hükmedebilmek için ise başka bir yasal nedene dayanılmasının mümkün olmadığı durumlarda başvurulmalıdır. Zira tüzel kişilik perdesinin aralanması, tüzel kişilerin borçlarından dolayı başkalarının sorumlu tutulamayacağı ilkesinin, özellikle şirketlerin sadece sermayeleri ile sorumlu olacakları ve tüzel kişilerin borçlarından dolayı ortakların sorumlu tutulamayacağı kuralının önemli bir istisnasını teşkil etmektedir (Ersin Çamoğlu, Ticaret Ortaklıkları Bağlamında Perdenin Kaldırılması Kuramı ve Yargıtay Uygulaması, Batider, C. 32, S. 2, 2016, s.12.).

9. Görüldüğü üzere tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisi her somut olayın özelliği gözetilerek değerlendirilmeli ve TMK'nın 2. maddesi gereğince dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılma yasağı gözetilerek tüzel kişiliğin alacaklılardan mal kaçırmak amacıyla kullanılıp kullanılmadığı, tüzel kişiliği düzenleyen normların dışına çıkılıp çıkılmadığı incelenmelidir.

10. Öğreti ve uygulamada tüzel kişilik perdesinin aralanmasının genel olarak üç değişik durumda mümkün olabileceği ifade edilmektedir. Birinci durum perdenin düz aralanması olarak ifade edilen şirketin borcu için şirkete ilâve olarak ortakların da borçtan sorumlu tutulmasıdır. İkinci durum perdenin ters çevrilerek aralanması olarak ifade edilen ortağın borcu için ortağın yanında şirketin de borçtan sorumlu tutulmasıdır. Nihayet üçüncü durum ise perdenin çapraz aralanması olarak ifade edilen, borçlu şirketin yanında aynı ana şirkete bağlı bir kardeş şirketin sorumluluğu cihetine gidilmesidir (Selçuk Öztek, Tekin Memiş, Şirketler Hukuku ve İcra İflas Hukuku İlkeleri Karşısında Borçlu Şirketin Alacaklılarının Hakim Ortağa Karşı Korunması, Erol Ulusoy (Editör), I. Uluslararası Ticaret Hukuku Sempozyumu, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi, İstanbul, 2008, s. 199). Perdenin çapraz aralanması sadece ana ve kardeş şirket için değil, aynı zamanda grup veya holding sistemi içinde yer alan kardeş şirketler arasında da söz konusu olmaktadır (Gülören Tekinalp, Ünal Tekinalp, Perdeyi Kaldırma Teorisi, Reha Poroy’a Armağan, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi, İstanbul 1995, s. 399.).

11. Tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanması genellikle kardeş şirketler arasında söz konusu olduğundan ana şirket ile kardeş şirket ve ortaklar arasındaki karmaşık ilişkiler zinciri net bir şekilde ortaya konulmalıdır. Bu noktada bu şirketlerin ekonomik anlamda bağımsız şirket vasfında olup olmadığının araştırılması büyük önem taşımaktadır. Çünkü kardeş şirketler arasında perdenin aralanması teorisine başvurabilmek için tek bir iktisadi işletmenin yürütüldüğü farklı faaliyetler için birbirinden bağımsız tüzel kişiliklerin kurulmuş olması gerekmektedir. Hukuken iki farklı tüzel kişilik gibi görünen bu şirketler aslında özdeştir, alacaklılardan mal kaçırmak ya da sorumluluktan kurtulmak amacıyla kötüniyetli olarak iki farklı tüzel kişilik gibi kurulmuştur. Ayrıca bunların üretim, pazarlama ve ihracat faaliyetleri birbirini tamamlayıcı nitelikte olup, şirketler aslında tek ve aynı iktisadi işletmeye vücut vermektedir (Öztek vd. s.209).

12. Tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanmasına benzeyen bir başka kavram organik bağ kavramıdır. Tüzel kişilik perdesinin aralanmasında olduğu gibi organik bağ kavramında da bir tüzel kişinin borçlarından bir başka tüzel kişinin sorumluluğuna gidilmektedir. Bu hâliyle organik bağ kavramının da kaynağını TMK'nın 2. maddesinde yer alan dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağı oluşturmaktadır. Ancak organik bağ kavramı, tüzel kişilik perdesinin aralanmasına göre daha geniş bir anlama sahip olsa da organik bağın varlığı, tek başına tüzel kişilik perdesinin aralanmasını gerektirmemektedir. Başka bir deyişle şirketler arasında organik bağ tespit edilse dâhi tüzel kişilik perdesinin aralanması ve alacağın perdenin arkasındakinden de istenebilmesi için sırf alacaklıdan mal kaçırmak ve onu zarara uğratmak amacıyla kötüniyetli işlemler yapıldığının da somut verilerle ispatlanması gerekmektedir. Zira her hukuki ilişkide, her şirketler arasındaki küçük bir bağlantıda tüzel kişilik perdesi aralanırsa bu durumda tüzel kişilik kurumu işlev görmez hâle gelir.

13. Şirketlerin aynı faaliyeti yürütüyor olması tek başına organik bağ veya tüzel kişilik perdesinin aralanması için yeterli değildir. Şirketler arasında organik bağ olup olmadığı; şirketlerin adreslerinin aynı olması, ortaklık yapılarının ve yönetim kurullarının benzer olması veya temsilcilerinin aynı olması, faaliyet alanları, hisse devirleri, muvazaalı işlemler gibi hususlar ve somut olayın özellikleri de gözetilerek tespit edilebilir. Ancak tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanmasında her iki şirketin faaliyet alanı, ortaklık yapısı, ortakları gibi konularda öyle büyük ve derin bir kesişme vardır ki; bu şirketlerle iş yapan kişiler nezdinde iktisadi bir bütünlük içerisinde tek bir şirketle iş yapılıyor algısı oluşmaktadır. Ayrıca üçüncü kişiler nezdinde uyandırılan bu algı neticesinde ticaret yaparken güçlü bir yapıya sahip görüntüsü oluşturularak şirketlerden birinin borca batırılması ya da içinin boşaltılıp iş alanının diğerine kaydırılması işlemleri tipik bir hakkın kötüye kullanılması olarak değerlendirilmelidir.

14. Nitekim Hukuk Genel Kurulunun 22.09.2021 tarihli ve 2017/(22)9-3109 Esas, 2021/1075 Karar; 24.05.2023 tarihli ve 2023/9-258 Esas, 2023/528 Karar sayılı kararlarında da aynı ilkeler benimsenmiştir.

15. Organik bağ ile tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanması arasında benzerlikler olduğu kadar farklılıklar da bulunmaktadır. Özellikle somut olayın niteliği gereği organik bağın tespitinde; şirketlerin aynı holdinge bağlı olması, yöneticilerinin veya kurucularının aynı olması, bir borç takibinden kurtulmak için hisselerin devredilmesi, muvazaalı işlemler yapılması, hatta belirli işlemlerin aynı şekilde ve aynı usulde yapılması bile rol oynayabilmekte iken; tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanması için iki şirket arasında alacaklıdan mal kaçırmak ve onu zarara uğratmak amacıyla kötüniyetli olarak işlemlerin yapıldığının ve bu nedenle asıl borçlu şirketten alacağın tahsil edilemediğinin somut verilerle ispatlanması gerekmektedir. Bununla birlikte bu iki kavram arasındaki en önemli fark ise; organik bağın varlığı hâlinde bir şirketin borçlarından dolayı bir başka şirketin mal varlığına el atılabilmekte iken tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanması hâlinde borçlu şirketin yanı sıra kardeş şirketin hatta talep hâlinde kardeş şirketin ortaklarının mal varlığına dahi el atılmasının mümkün olmasıdır (Öztek vd. s. 210.). Aralarında bazı farklılıklar bulunmakla beraber organik bağ ile perdenin çapraz aralanması kavramları birbirinin alternatifi olan kavramlar değildir. Bu nedenle aynı olayda hem organik bağ hem de tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanması yolları işletilerek sonuca ulaşılabilmesi mümkündür.

16. Tüm bu maddi ve hukuki olgular ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacı taşeronun davalı U. Yapı Sanayi ve Ticaret A.Ş. ile imzaladığı 15.05.2013 tarihli sözleşme kapsamı dışında gerçekleştirdiği ilâve imalatlardan kaynaklanan alacağının tahsilini istediği eldeki davada, İlk Derece Mahkemesi ile Özel Daire arasında davalı U. Yapı San. ve Tic. A.Ş. ile davalı A. İnşaat San. ve Tic. A.Ş. arasında para akışının bulunduğu, şirket ortaklarının ve yönetim kurulu üyelerinin çoğunun aynı kişilerden oluştuğu, davalı A. İnşaat Sanayi ve Tic. A.Ş’nin öz sermayesinin tamamını kaybetmiş olduğu, her iki şirketin adresinin de aynı yer olduğu, dolayısıyla dürüstlük kuralı gereğince her iki şirketin tek hukuki kişilik olarak kabul edilmesi gerektiği noktasında ihtilâf bulunmadığı görülmektedir.

 17. İlk Derece Mahkemesi ile Özel Daire arasındaki uyuşmazlık, davalı P. Yapı Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. yönünden tüzel kişilik perdesinin kaldırılması teorisinin uygulanıp uygulanmayacağından ve davacı alacağından davalı P. Yapı Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti’nin de diğer davalılarla birlikte müştereken ve müteselsilen sorumlu tutulup tutulmayacağından kaynaklanmaktadır.

18. Mahkemece asıl sözleşmeyi dava dışı idare ile davalı P. Yapı Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. ve A. İnşaat San. ve Tic. A.Ş'nin adi ortaklık olarak imzaladıkları, söz konusu adi ortaklığın davalı U. Yapı San. ve Tic. A.Ş. ile taşeronluk ilişkisi kurduğu, TBK’nın 637/3. maddesine göre davalı A. İnşaat Sanayi ve Tic. A.Ş’nin aynı zamanda adi ortaklığı temsile de yetkili olduğu, davalı U. Yapı San. ve Tic. A.Ş’nin sözleşme gereğince davacıya olan borçlarından davalı A. İnşaat Sanayi ve Tic. A.Ş’nin tüzel kişilerde perdeyi kaldırma teorisi uyarınca sorumlu olmasının sonucu olarak TBK'nın 638/3. maddesi hükmü uyarınca davalı A. İnşaat Sanayi ve Tic. A.Ş. ile birlikte adi ortağı olan davalı P. Yapı San. ve Tic. Ltd. Şti’nin de davacıya karşı müteselsilen sorumluluğunun bulunduğu kabul edilmiştir. Ne var ki mahkemenin bu kabulü, sözleşmenin nispiliği ilkesine ve yukarıda ayrıntılı biçimde izah edilen tüzel kişilik perdesinin kaldırılması teorisine uygun olmamıştır.

19. Şöyle ki, dosya kapsamından davalı P. Yapı Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. ile diğer davalı şirketlerin adreslerinin, ortaklık yapılarının, yönetim kurullarının ve temsilcilerinin aynı olmadığı anlaşıldığı gibi faaliyet alanlarının ve hisse devirlerinin de benzer olmadığı, davalı P. Yapı Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. ile diğer davalı şirketler arasında hukuki, fiili ve organik hiçbir bağın bulunmadığı görülmektedir. Nitekim mahkemece makine mühendisi, muhasebe finansman öğretim üyesi ve malî müşavirden oluşan üç kişilik bilirkişi heyetinden alınan 16.01.2019 tarihli raporda, davalı P. Yapı Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi ile diğer davalı şirketlerin arasında dava konusu sözleşme ilişkisinin kurulduğu dönemi de kapsayan 2009-2017 yılları arasında cari hesap ilişkisinin bulunmadığı, davalı P. Yapı Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi ile diğer davalı şirketlerin ortaklık yapılarında herhangi bir benzerlik olmadığı tespit edilmiş; davalı P. Yapı Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti'nin davacı alacaklıdan mal kaçırmak ve onu zarara uğratmak amacıyla kötüniyetli işlemler yaptığı da somut verilerle ortaya konulup ispatlanmamıştır.

20. Hâl böyle olunca İlk Derece Mahkemesince önceki kararda direnilmesi doğru olmadığından, hükmün Özel Daire bozma kararında belirtilen nedenlerle bozulması gerekmiştir.

21. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

VII. KARAR

Açıklanan sebeplerle;

Davalı P. Yapı Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Kanun’un 371. maddesi gereğince BOZULMASINA,

İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,

Dosyanın 6100 sayılı Kanun’un 373. maddesinin 1. fıkrası uyarınca İlk Derece Mahkemesine, karardan bir örneğin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

14.05.2025 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.

BİLGİ : “Somut olay açısından tüzel kişilik perdesinin çapraz olarak kaldırılmasının koşulları oluşmuştur” şeklindeki Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 09 Haziran 2020 ve 01 Temmuz 2020 tarihli kararları için bkz.

https://karamercanhukuk.com/yargitay-karari/somut-olay-acisindan-tuzel-kisilik-perdesinin-capraz-kaldirilmasinin-kosullari-olusmustur