KARAMERCAN HUKUK Bürosu internet sitesinde yayınlanan tüm içerik telif yasaları ve Türk Patent Enstitüsü kapsamında koruma altındadır. KARAMERCAN HUKUK Bürosu internet sitesinde paylaşılan Yargıtay Kararları’nın kullanımından doğabilecek zararlar için KARAMERCAN HUKUK Bürosu hiçbir sorumluluk kabul etmez. www.karamercanhukuk.com/yargitay-kararlari/ internet adresinde paylaşılan Yargıtay Kararları’nın link verilmeden bir başka anlatımla www.karamercanhukuk.com internet adresinden alındığı belirtilmeksizin kopyalanması, paylaşılması ve kullanılması YASAKTIR. KARAMERCAN HUKUK Bürosu internet sitesini ziyaret etmekle, yukarıda belirtilen kullanım şartlarını kabul etmiş sayılırsınız.
Yazdır

SATIŞTAN TEMYİZE KADAR GEÇEN 16 YILLIK SÜREDE EKONOMİDE PARANIN SATIN ALMA GÜCÜ İLE BİRLİKTE TAŞINMAZIN OBJEKTİF NEDENLERLE DEĞERİNDE MEYDANA GELEN ARTIŞLAR SONUCU İŞLEMİN TEMELİ BOZULMUŞTUR

T.C.
YARGITAY
7. HUKUK DAİRESİ

Esas No       : 2024/984
Karar No      : 2025/2406

T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A

Y A R G I T A Y   İ L  M I

İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ                       :
 Manavgat 1. Asliye Hukuk Mahkemesi
TARİHİ                                 : 26.09.2023
SAYISI                                 : 2020/20 E., 2023/381 K.

Mahkemece bozmaya uyularak verilen karar; taraf vekillerince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA

Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkillerinin paydaşı olduğu 267 parsel (yeni 133 ada 101 parsel) sayılı taşınmazın toplam 3/4 payının dava dışı bir kısım paydaşlar tarafından 14.02.2008 tarihinde 780.000,00 TL bedelle davalıya satıldığını, satış işlemini davalı tarafından müvekkillerine gönderilen el atmanın önlenmesine yönelik ihtar ile öğrendiklerini, satış işleminin usulüne uygun şekilde müvekkillerine ihbar edilmediğini, dava konusu pay ile ilgili kanuni ön alım haklarının doğduğunu ve bu haklarını kullanmak istediklerini ileri sürerek, davalı tarafından 14.02.2008 tarihinde satın alınan hissenin tapu kaydının iptali ile davacı müvekkilleri adına tapuya tesciline karar verilmesini talep etmiştir

II. CEVAP

Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkilinin dava konusu taşınmazı 780.000,00 TL bedelle satın aldığını ancak bu taşınmazın ipotekli olarak satın alınması nedeniyle sadece bu bedelin ödenmiş sayılamayacağını, taşınmaz üzerindeki 403.000 USD bedelli ipoteğin de kaldırılmış olduğunu, döviz kurlarındaki değişim de dikkate alınarak harcın toplam değer üzerinden Mahkemece davacılara tamamlattırılması gerektiğini, dava konusu taşınmazın paydaşlar arasında fiili olarak taksim edilerek uzun yıllardan bu yana bu şekilde kullanılmakta olduğunu, Yargıtayın çok sayıda yerleşmiş kararı gereği taşınmazdaki fiili taksim nedeniyle davacıların ön alım davası ikame etmesinin mümkün olmadığını, davanın ikame edilmesi hâlinde ise bu durumun hakkın kötüye kullanılması olarak kabul edilmesi gerektiğini belirterek, ileri sürdüğü talebinin kabul edilmesini, aksi durumda davanın reddini savunmuştur.

III. MAHKEME KARARI

Mahkemenin 16.09.2015 tarihli ve 2008/300 Esas, 2015/446 Karar sayılı kararı ile; "...dava konusu taşınmazla ilgili olarak paylarını davalıya satan hissedarlar tarafından açılan vekâlet görevinin kötüye kullanılması hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil talepli davanın, Mahkemenin 2015/202 Esas sayılı dosyası üzerinden görülerek, 10.06.2015 tarihli ve2015/232 Karar numaralı kararla kabulü ile dava konusu 267 parsel sayılı taşınmazda davalı Ali O. adına kayıtlı 3/4 hisseye ait tapu kaydının iptaline karar verildiği..." gerekçesiyle "dava konusuz kaldığından karar verilmesine yer olmadığına..." karar verilmiştir.

 IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ

Mahkemenin yukarıda (III) numaralı bentte belirtilen kararının süresi içinde davacılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 14. Hukuk Dairesinin 14.10.2020 tarihli ve 2016/6576 Esas, 2019/5689 Karar sayılı kararı ile; "... yapılan incelemede, Manavgat 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2015/202 Esas, 2015/232 Karar sayılı kararının Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 22.05.2019 tarihli ve 2016/752 Esas, 2019/3253 Karar sayılı ilâmı ile "davanın reddine karar verilmesi" gerektiği gerekçesiyle bozulduğu, adı geçen tapu iptali ve tescil davası ile ilgili verilen kararın, görülmekte olan bu davayı etkileyeceği, Mahkemece, 6100 Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 165. maddesi gereği Manavgat 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2015/202 Esas, 2015/232 Karar sayılı dosyasının bekletici mesele yapılarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, bu husus gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulmasının doğru görülmediği..." gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.

Mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda, yukarıda karar başlığında yer verilen 26.09.2023 tarihli ve 2020/20 Esas, 2023/381 Karar sayılı karar ile; "...davalı tarafça dava konusu taşınmazda tarafların fiili taksim savunmasında bulunduğu, fiili taksim iddiasına istinaden mahallinde iki defa keşif yapıldığı, tanık anlatımlarının kararda aynen aktarıldığı şekilde, dava konusu taşınmaz fiilen pay edilerek bahçe mahiyetinde ekilip kullanıldığı ancak davalının ve davalıya hisse satan eski hissedarların da dava konusu yerde tanınmadığı, bu durumun yanı sıra taşınmazda pay satanların herhangi bir kullanımlarının bulunmadığı....

Davalı tarafça ayrıca ön alım bedelinin tapuda gösterilen miktardan ibaret olmadığı, taşınmaz üzerinde bulunan ipoteğin de kaldırılması nedeniyle ipotek bedelinin de eklenmesini talep ettiği, mahkemece ilgili ipoteğe ilişkin ödeme belgelerinin celbedildiği, Yapı Kredi Bankasının 29.04.2009 tarihli yazı cevabı içeriği ve dekontlar incelendiğinde söz konusu ipotek bedellerinin 13.02.2008 tarihinde Nusret K. isimli kişi tarafından ödendiği, bu kişinin davalı ya da davalıya devir yapan şahıslarla bir bağı olduğuna dair iddia edildiği şekilde inandırıcı, şüpheden uzak bir belge sunulmadığından bu iddiaya da itibar edilmediği...

Bilirkişi tarafından hazırlanan 05.10.2009 raporun dava dosyasına sunulmasına müteakip belirlenen şuf’a bedelinin tamamı verilen kesin süre içerisinde 04.12.2009 tarihinde dava dosyasına yatırıldığı, akabinde davacılar vekili tarafından dosyaya sunulan 07.12.2009 havale tarihli beyan dilekçesinde bir kısım davacıların üzerlerine düşen paylara karşılık gelen şuf'a bedellerini yatıramadıklarını, bu davacılar yönünden davanın atiye bırakılması talebinde bulunulduğunun hükümde gözetilmesi gerektiği...." gerekçesiyle;

"1- Fatmaana Ş. .... Alime Ç. yönünden dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine,

2- Diğer davacılar yönünden davanın kabulü ile dava konusu ...133 ada 101 parsel (eski 267 parsel) deki 14.02.2008 tarihli ve 1864 yevmiye numaralı işlemle...davalıya devredilen toplam 3/4 hissenin tapu kaydının iptali ile, bu kısmın 15 eşit paya bölünerek 1 payının davacı Mehmet Yılmaz'a...1 payının davacı Hüseyin D. mirasçılarına, miras payları oranında olmak üzere, iptal edilen hissenin tapuya kayıt ve tesciline...

3- Vakıfbank hesabına depo edilen asıl alacak ve faiz dolayısı ile yatırılan tüm ön alım bedelinin kararın kesinleşmesine istinaden davalı tarafa ödenmesine,

4- Hasan K., Şaban K., Ramazan K. ve Hüseyin D.'a ait veraset ilâmlarının kararın eki sayılmasına..." karar verilmiştir.

V. TEMYİZ

A. Temyiz Sebepleri

1. Davacılar vekili temyiz dilekçesinde özetle;

a. Bir kısım davacılar tarafından yatırılmayan şuf'a bedellerinin diğer bir kısım davacılar tarafından tamamlanarak Mahkemece tayin edilen şuf'a bedelinin tamamen yatırıldığını, ön alım bedelinin kimin ve/veya kimlerin ödediğinin öneminin bulunmadığını, bu nedenle söz konusu müvekkiller yönünden davanın usulden reddi ve aleyhlerine vekâlet ücretine hükmedilmesi usul ve yasaya aykırı olduğunu,

b. Haklarında dava kabul edilen her bir müvekkilinin kendisine ait hisse oranında ön alım bedelini ödediği dikkate alındığında, hükümde dava konusu hissenin 15 eşit pay olacak şekilde bedeli ödeyen davacılar adına tescilinin hatalı olduğunu,

c. Bu yönde aldırılan bilirkişi raporunda yer alan tablodaki hisse oranları dikkate alınarak Mahkemece müvekkillerinin payları oranında tescil hükmü kurulması hüküm kurulması gerektiğini,

d. Müvekkilleri lehine takdir edilen vekâlet ücretinin eksik hesaplandığını ileri sürerek, kararın bozulmasını istemiştir.

2. Davacı Şaban K. mirasçıları vekili temyiz dilekçesinde özetle;

a. Şaban K.'ın müvekkillerin babası olduğunu ve babalarının ölmesi nedeniyle müvekkillerinin davaya dâhil edildiğini,

b. Davanın açıldığı tarih olan 01.05.2008 tarihinde müvekkillerin dedesi Hasan olduğu gibi yine müvekkillerin babası olan Şaban'ın davacılar arasında yer aldığını ve ayrı hisselerinin bulunduğunu, bu nedenle Mahkemece müvekkiller adına tescile karar verilen payın eksik olduğunu, müvekkillerin babası Şaban K.'a da pay verilmesi hâlinde hüküm kısmının değişmesi gerektiğini belirterek, kararın bozulmasını talep etmiştir.

3. Davalı Ali O. vekili ise temyiz dilekçesinde özetle;

a. Dava konusu taşınmazda fiili taksimin bulunmadığına dair gerekçenin hukuka aykırı olduğunu,

b. Satış bedeline ilişkin tespit ve kabulün dosya kapsamına, hukuka ve hayatın olağan akışına uygun olmadığını, davalı tanıkları tarafından satış bedeli haricinde davalı tarafından 400.000 USD ipotek bedelinin ödenerek ipoteğin kaldırıldığını ifade edildiğini, tanık beyanlarına mahkemece itibar edilmeden hüküm kurulduğunu,

c. Müvekkilinin gerekçeli karar sonrası bildirimine göre, Nusret K. müvekkilin aynı köyde (Antalya İli, Manavgat İlçesi, Çakış Köyü) maliki olduğu 133 ada 81 parsel sayılı taşınmazı müvekkilden satın alan ½ Ramazan A. ve ½ Betül D. isimli şahıslarından Ramazan A.’ın İsmetpaşa Cad. No:49 Muratpaşa-Antalya adresinde bulunan şirketi olan A. Tekstil Ltd. Şti.'nin elemanı olduğu ve ipotek bedelinin müvekkilin bu kişilere sattığı taşınmazın bedeline ait ödemeye mahsuben müvekkilin ve Ramazan A.’ın talebi ile ödendiğini,

d. İpotek bedelini ödeyen dava dışı Nusret K.'ın kendisine geçmeyecek bir taşınmazın, kendisi borçlu veya kefil olmadığı hâlde neden ödediğinin sorgulanması gerektiğini,

e. Satış bedeli olan 780.000,00 TL'nın yıllık % 6 gibi bir oranla mahkemece nemalandırılması, bu bedelin davacılar vekilince geri alınıp 5 yıl aradan sonra tekrar yatırılması, aradan geçen 5 yıl için nemalanma miktarının ne kadar olacağına dair bilirkişi raporu ile yıllık % 6 olarak nemalandırılmış miktar üzerinden farkın bloke edilmiş olmasının eksik ve yanlış bir değerlendirme olduğunu,

d. Dosyaya sunulan Anayasa Mahkemesinin (Oktay Ulaş kararı) Başvuru Numarası: 2017/17782, Karar Tarihi: 03.12.2020 olan kararı ile Yargıtay kararlarında satış tarihinden itibaren geçen uzunca bir süre sonra, taşınmazın değerinde meydana gelen objektif ve enflasyon artışlarının, ön alım bedeline dahil edilmesi yorumunun yasaya ve hukukun genel prensiplerine de ters düşmeyeceğinin, bedelinin yeniden belirlenmesinin hakkaniyete uygun olacağının belirtildiğini,

e. Taşınmazın güncel reel değerinin tespit edilip bu bedelin depo ettirilmesine dair taleplerinin aksi yönünde 780.000,00 TL satış bedeli üzerinden verilen kararın eksik inceleme ve isabetsiz değerlendirmeye dayalı olduğunu belirterek, kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.

d. Davalı tarafından verilen 05.02.2025 tarihli ek beyan dilekçesinde; dava konusu parselin 2022 güncel ekspertiz değerinin 50.000.000 TL olarak tespit edildiği ve bu durumun dosyada mevcut olduğu belirtilmiştir.

B. Değerlendirme ve Gerekçe

Dosya içeriğine, bozmanın mahiyeti ve kapsamına göre taraflar arasındaki uyuşmazlık; ön alım hakkına dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.

1. Ön alım hakkı paylı mülkiyet hükümlerine tâbi taşınmazlarda payın üçüncü kişiye satılması hâlinde, diğer paydaşlara o payı öncelikle satın alma yetkisi veren bir haktır. Bu hak paylı mülkiyet ilişkisi kurulduğu anda doğar ve payın üçüncü kişiye satılması ile kullanılabilir hâle gelir.

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 734. maddesi uyarınca "ön alım hakkı sahibi, adına payın tesciline karar verilmeden önce, satış bedeli ile alıcıya düşen tapu giderlerini, hâkim tarafından belirlenen süre içinde hâkimin belirleyeceği yere nakden yatırmakla yükümlüdür."

Ön alım hakkının kullanılmasıyla bu hakkı kullanan paydaş ile alıcı arasında kapsam ve şartları satıcı ile davalı arasında yapılan sözleşmenin aynı olan bir satım ilişkisi kurulmuş olur. Ancak; "satış tarihi itibariyle aradan uzunca bir süre geçmiş ve bu uzun süre davalı alıcının kendisinden kaynaklanmamışsa aradan geçen sürede davalı, ortaya çıkan değer artırıcı unsurların dikkate alınarak ön alım bedelinin yeni duruma göre tespitini talep edebilir. Satış tarihinden itibaren geçen uzunca bir süre sonra, taşınmazın değerinde meydana gelen objektif ve enflasyon artışlarının, ön alım bedeline dahil edilmesi yorumu, yasaya ve hukukun genel prensiplerine de ters düşmeyecektir, aksine bir uygulamanın hukukun amacı olan adaletin somutlaştırılmasını önleyeceği ve çıkarlar dengesini bozacağı açıktır, aksi hâlde; önalım hakkı sahibi sebepsiz zenginleşirken alıcı olan davalı fakirleşecektir, aradan geçen sürede ortaya çıkan değer artırıcı unsurların dikkate alınarak önalım bedelinin yeniden belirlenmesi hakkaniyete uygun olacaktır" (Bu görüş Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 05.05.1993 gün 761-192 Esas-Karar, 18.5.1994 tarihli 215-356 Esas-Karar, 19.10.1994 tarihli ve 343-625 Esas-Karar 14.12.1994 tarihli 663-841 Esas-Karar,15.02.1995 tarihli, 1994/6-59 Esas, 77 Karar sayılı kararlarında benimsenmiştir).

Kurucu yenilik doğuran önalım (şuf'a) hakkının kullanılması ile doğan yeni satım sözleşmesi, önalım hakkı sahibi (davalı) ile muhatap alıcı üçüncü kişi (davacı) arasında, ilk satım sözleşmesinin koşulları ile hüküm doğuracak ise de, taşınmazın mülkiyeti mahkeme ilâmının kesinleşmesi ile karşı tarafa intikal edecektir. Aradan geçen zaman kesiti içerisinde ekonomik ve objektif nedenlerle, şuf'a bedelinin belirli koşullar çerçevesinde saptanması gerekir, zira, şuf'a bedelinin tapuda gösterilen ya da taraflarca kabul edilen bedel olması lazım geldiğine dair yasal bir zorunluluk bulunmamaktadır. (Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 26.02.2008 tarihli ve 2007/19419 Esas, 2008/3040 Karar)

5. Anayasanın "Mülkiyet hakkı" kenar başlıklı 35. maddesine göre; "Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir. Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir. Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz."

Anayasanın 35. maddesiyle, bireyin mülkiyet hakkının korunması konusunda devlete atfedilebilen müdahalelere yönelik sınırlamalar getirildiği gibi, lafzında açık bir biçimde düzenlenmemiş ise de, üçüncü kişilerin müdahalelerine karşı korumasız bırakmaması için devlete birtakım pozitif yükümlülükler de yüklediği kabul edilmektedir.

Pozitif yükümlülüklerin ortaya çıkmasının nedeni, mülkiyet hakkına gerçek anlamda koruma sağlama amacıdır.

Anayasada, temel hak olarak güvence altına alınan mülkiyet hakkının gerçekten ve etkili bir şekilde korunabilmesi için yalnızca devletin müdahaleden kaçınması yeterli olmayıp, devletin negatif yükümlülükleri dışında pozitif yükümlülüklerinin de olması gerekir. Bu bağlamda, söz konusu pozitif yükümlülükler, bazı durumlarda özel kişiler arasındaki uyuşmazlıklar da dâhil olmak üzere mülkiyet hakkının korunması için belirli tedbirlerin alınmasını gerektirmektedir.

Özel kişilerin mülkiyet haklarının çatıştığı durumlarda, her iki tarafın menfaatlerinin mümkün olduğunca dengelenmesi ve sürecin taraflardan biri aleyhine ölçüsüz bir sonuca da yol açmaması gerekir. Olayın bütün koşulları ve taraflara tanınan tüm imkânlar ile tarafların tutum ve davranışları gözönünde bulundurularak menfaatların adil bir şekilde dengelenmesi sağlanmalıdır.

5.Öte yandan 4721 sayılı Kanun’un “dürüst davranma” alt başlıklı 2. maddesinde; “herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır.” ilkesine yer verilmiş, devamında da “bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz” kuralı getirilmiştir. Aynı Kanun'un “iyiniyet” başlıklı 3. maddesinde ise; “Kanunun iyiniyete hukuki bir sonuç bağladığı durumlarda, asıl olan iyiniyetin varlığıdır. Ancak, durumun gereklerine göre kendisinden beklenen özeni göstermeyen kimse iyiniyet iddiasında bulunamaz.” denilmektedir.

"Objektif iyiniyet olarak da tanımlanan ve dürüstlük kuralını düzenleyen 4721 sayılı Kanun'un 2. maddesi, bütün hakların kullanılmasında dürüstlük kuralı çerçevesinde hareket edileceğini ve bir kimsenin başkasını zararlandırmak ya da güç duruma sokmak amacıyla haklarını kötüye kullanmasını yasanın korumayacağını belirtmiştir. Aynı maddenin ikinci fıkrasında düzenlenen, hakkın kötüye kullanılması yasağı kuralının amacının, hakime özel ve istisnai hâllerde (adalete uygun düşecek şekilde) hüküm verme olanağını sağlamaktadır.

Bir hakkın kullanılmasının açıkça adaletsizlik oluşturduğu, gerçek hakkın tanınması ve bireyin korunması için tüm hukuki yolların kapalı bulunduğu zorunluluk hâllerinde, 4721 sayılı Kanun'un 2. maddesi uygulama alanı bulur ve olağanüstü bir imkân sağlar; haksızlığı düzeltici, yasadaki kuralları tamamlayıcı fonksiyonunu yerine getirir" (25.01.1984 tarihli ve 1983/3 Esas, 1984/1 Karar sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 20.10.2010 tarihli ve 2010/6-404 Esas, 2010/533 Kararı)

6.Somut olaya gelince; davaya konu satış işlemi 14.02.2008 tarihinde yapılmış ve eldeki dava satış işleminden yaklaşık üç ay sonra 01.05.2008 tarihinde açılmıştır ancak; dava konusu taşınmazla ilgili olarak paylarını davalıya satan hissedarlar tarafından açılan vekâlet görevinin kötüye kullanılması hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil talepli Manavgat 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2015/202 Esas, 2015/232 Karar sayılı dosyasının bekletici mesele yapılması ile birlikte Mahkemece yapılan diğer işlemler nedeniyle 26.03.2023 tarihinde davanın kabulüne karar verilmiştir.

Dosyadaki belgelere göre; resmî senette yer alan satış bedeli 780.000,00 TL'nin 510.000,00 TL'nin 02.12.2009 tarihinde, 27.000,00 TL'nin 03.12.2009 tarihinde Mahkeme veznesine depo edildiği, resmî satış işlemlerinde doğan 23.400,00 TL masraf bedelinin depo edildiğinde dair makbuz örneğinin fiziki dosyada da yer almadığı, 780.000,00 TL satış/depo bedelinin 24.12.2009 tarihinde vadeli hesaba yatırılmasına mahkemece karar verildiği, bu miktarın 17.07.2012 tarihinde 871.200,00 TL olarak davacılara iade edilerek banka hesabının kapatıldığı, Mahkemece aldırılan 17.04.2023 tarihli bilirkişi raporunda 883.010,00 TL için 17.07.2012 - 23.06.2020 tarihleri arası yıllık % 6 faiz oranı üzerinden hesaplama yapılması sonucu 420.651,45 TL işlemiş faizin hesap edildiği, diğer incelemeler sonrası 09.02.2024 tarihinde 420,651,45 TL, 08.02.2024 tarihinde 190.599,32 TL ve 11.03.2024 tarihinde ise 1.009,800,00 TL bedelin davacılar tarafından depo edildiği anlaşılmaktadır.

Satış işleminden temyiz tarihine kadar geçen 16 yıllık sürede ülke ekonomisinde paranın satın alma gücü ile birlikte taşınmazın objektif nedenlerle değerinde meydana gelen artışlar sonucu satış işleminin temeli bozulmuştur.

Mahkemece, tarafların karşılıklı hak ve yararlarının gözetilebilmesi için karar tarihine yakın olacak şekilde, taşınmazın niteliğine uygun uzmanlardan oluşacak bilirkişi heyeti ile yapılacak keşif sonucu belirlenecek güncel değerin depo edilmesi hususunda ara karar kurularak ve bu bedel depo edildiğinde davanın kabulü yönünde karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile hüküm kurulması doğru görülmemiştir.

VI. KARAR

Açıklanan sebeplerle;

Yukarıda (V.B. 1-6.) bentlerde açıklanan nedenlerle davalı vekilinin bedele yönelik temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan hükmün BOZULMASINA, bozma nedenine göre davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına,

Bozma nedenine göre davacılar vekili ile davacı Şaban K. mirasçıları vekilinin sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına,

Peşin yatırılan temyiz karar harcın istek hâlinde ilgililere iadesine,

Kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere,

Dosyanın Mahkemesine gönderilmesine,

05.05.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Başkan              Üye                       Üye                        Üye                   Üye 
Hikmet Onat       Gülfem Saygılı      Ramazan Ülger     Mustafa Erol     Dr. Hamit Yelken