MÜLKİYET İDDİASININ BULUNMADIĞI EL ATMANIN ÖNLENMESİ DAVASI YÖNÜNDEN DAVA DEĞERİ, ECRİMİSİL MİKTARI ÜZERİNDEN HESAPLANAMAZ.
T.C.
YARGITAY
7. HUKUK DAİRESİ
Esas No : 2024/5089
Karar No : 2025/3992
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
Y A R G I T A Y İ L Â M I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi
TARİHİ : 06.11.2024
SAYISI : 2023/1183 E., 2024/2454 K.
Bölge Adliye Mahkemesince verilen karar davacılar vekili ve davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacılar vekili dava dilekçesinde; dava dışı Oruç K.'nin dava konusu dükkanda 01.01.2015 başlangıç tarihli kira sözleşmesi ile kiracı sıfatıyla bulunduğunu; ancak kira bedelini ödemediği için hakkında başlatılan takip sonucunda taşınmazın kiracı Oruç K. tarafından değil de onun kardeşi olan davalı tarafından kullanıldığının tespit edildiğini, davalı ile aralarında kira sözleşmesi bulunmadığını belirterek haksız işgal nedeni ile toplam 60.000,00 TL ecrimisil bedelinin davalıdan alınarak payları oranında davacılara verilmesi ile davalının taşınmazdan tahliyesine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davalının taşınmazda kiracı sıfatıyla bulunduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; “davanın kısmen kabulü ile 25.963,00 TL ecrimisil bedelinin davalı taraftan alınarak davacılara ödenmesine, davalının haklı bir neden olmaksızın mecuru kullandığı anlaşıldığından tahliyesine” karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; “harca ilişkin resen gözetilen nedenlerle hükmün kaldırılmasına, harç yönünden düzeltme yapılmak suretiyle davanın kısmen kabulüne” karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
1. Davalı vekili temyiz dilekçesinde;
a. Yeterli araştırma yapılmadan hukuka ve hakkaniyete aykırı karar verildiğini, davalı kullanımının kötüniyetli olduğunun kabul edilemeyeceğini; çünkü davalının 01.01.2015 tarihli kira sözleşmesine istinaden mecurda kiracı olduğunu, dinlenen tanık beyanları, vergi kayıtları, abonelikler ve Mahkemece mahallinde yapılan keşiften de anlaşılacağı üzere davalının kiracı olduğunun ispat edildiğini, sözleşmeye ilişkin imza incelemesinin fotokopi üzerinden yapıldığını, aleyhe sonucu kabul etmediklerini, davacıların sözleşme tarihinden itibaren kira alacağını davalıdan tahsil ettiğini, kira sözleşmelerinin yazılı şekil şartına bağlı olmadığını, bu durumun dahi davalının haksız işgali olmadığını gösterdiğini, davacıların talep ettiği ecrimisil ve müdahalenin men'i koşullarının oluşmadığını,
b. Davacıların kira bedelinde fahiş artışa gitmek maksadında olduğunu, bu nedenle davanın araçsallaştırıldığını,
c. Kabul anlamına gelmemekle birlikte hükme esas bilirkişi raporunda gayrimenkul değerinin fahiş hesaplandığını, Mahkemenin itirazlarına rağmen raporu hükme esas aldığını, raporun eksik ve yetersiz inceleme ile hazırlandığını,
d. Bakırköy 12. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2021/885 Esas sayılı dosyası kapsamında düzenlenen bilirkişi raporunda da Tahir K.’nin kiracı olduğunun tespit edildiğini; ancak davacının itirazda bulunmadığını ileri sürerek hükmü temyiz etmiştir.
2. Davacılar vekili temyiz dilekçesinde;
Ecrimisil tazminatının düşük hesaplandığını, tutar miktarı yönünden kararın hatalı olduğunu ileri sürerek kararı temyiz etmiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, el atmanın önlenmesi ve ecrimisil istemine ilişkindir.
1. Davacı vekilinin temyiz itirazı yönünden;
İlk Derece Mahkemesince ecrimisil hakkında da istinaf yolu açık olmak üzere kurulan hükme karşı davacı vekilince istinaf talebinde bulunulmamış, istinaf yoluna sadece davalı tarafından başvurulmuştur. Kararı istinaf etmeyen taraf, aleyhine yeni bir durum oluşmadıkça temyiz yoluna başvuramaz. Bu nedenle davacının temyiz hakkı bulunmadığından temyiz dilekçesinin reddi gerekmiştir.
2. Davalı vekilinin temyiz itirazı yönünden;
a. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
b. Davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarına gelince; dava dilekçesinde dava konusu dükkan 32/B numaralı olarak gösterilmiş, Mahkemece tahliyeye yönelik hüküm de bu numara üzerinden tesis edilmiştir. Öte yandan dosya kapsamına sunulan 16.09.2022 tarihli bilirkişi raporunda, keşifte kendilerine gösterilen dava konusu dükkanın “32/A” numaralı dükkan olduğu belirtilmiştir. Mahkemece hüküm tesis edilirken bu hususun gözetilmemesi infaz sırasında karışıklık yaratacağından doğru değildir.
Ne var ki bu hatanın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 370/2 hükmü uyarınca Bölge Adliye Mahkemesi kararının düzeltilerek onanması gerekir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1. Davacı vekilinin temyiz dilekçesinin REDDİNE,
2. Davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddine,
3. Bölge Adliye Mahkemesi kararının hüküm fıkrasının B-1 bendinin ikinci paragrafındaki “No:32/B” ibaresi çıkarılarak yerine “No:32/A” ibaresinin yazılmasına, hükmün DEĞİŞTİRİLMİŞ ve DÜZELTİLMİŞ bu şekliyle ONANMASINA,
İstek hâlinde peşin alınan temyiz harcının ilgililere iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
02.10.2025 tarihinde kesin olmak üzere oy çokluğuyla karar verildi.
Başkan Üye Üye Üye Üye
Hikmet Onat Ramazan Ülger Mustafa Erol Bayram Şen Dr. Hamit Yelken
(Karşı Oy)
K A R Ş I O Y
1. Uyuşmazlık, müdahalenin men'i ve ecrimisil istemlerine ilişkindir.
2. İlk Derece Mahkemesince (İDM) davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince (BAM) istinaf talebi kabul edilerek esas hakkında yeniden hüküm kurulmuş ve taşınmaza el atmanın önlenmesi ile ecrimisile hükmedilmiş, Dairemizin Sayın Çoğunluğunca da anılan hüküm dava konusu dükkânın "No:32/A" olduğu belirtilmek suretiyle düzeltilerek onanma kararı verilmiştir.
3. Sayın Çoğunluk ile aramızda oluşan uyuşmazlık müdahalenin men'i davası yönünden esas alınması gereken dava değerinin ne olduğu, bir başka ifadeyle söz konusu davanın taşınmazın aynına ilişkin bir dava olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. Sayın Çoğunluk müdahalenin men'i davalarının tümünün kategorik olarak taşınmazın aynına ilişkin dava olduğunu ve bu davalar yönünden 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 16. maddesi uyarınca taşınmazın değeri üzerinden nispi harca ve vekâlet ücretine hükmedilmesi gerektiğini benimsemektedir. Kanaatimizce ise müdahalenin men'i davalarının tamamının kategorik olarak taşınmazın aynına ilişkin dava olarak kabul edilmesi doğru olmayıp taraflar arasındaki ihtilafın niteliğine göre davanın taşınmazın aynına ilişkin olup olmadığının saptanması gerekmektedir. Aşağıda bu görüşün dayanağı açıklanmaya çalışılacaktır.
4. 492 sayılı Kanun'un "Değer" başlıklı 16. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
"Değer ölçüsüne göre harca tabi işlemlerde (1) sayılı tarifede yazılı değerler esastır. Müdahelenin men'i, tescil ve tapu kayıt iptali gibi gayrimenkulün aynına taalluk eden davalarda gayrimenkulün değeri nazara alınır."
5. Buna göre gayrimenkulün aynına taalluk eden davalarda harcın gayrimenkulün değeri nazara alınarak belirleneceği açıktır. Bir başka ifadeyle anılan hükümle taşınmazın değerinin esas alınacağı davalar tek tek sayılmak suretiyle değil bazı örnekler verilmek suretiyle ama nihai kertede temel kıstas gayrimenkulün aynına taalluk eden dava olarak belirlenmiştir. Burada dikkat edilecek husus hükümde müdahalenin men'i davası bir belirleyici kriter olarak değil belirleyici kriter olan taşınmazın aynına ilişkin dava esasının bir örneği olarak gösterilmiştir.
6. Gerçekten de müdahalenin men'i davalarının önemli bir kısmına bakıldığında davacı taraf mülkiyet hakkına dayanmakta karşı taraf davalı da taşınmazda davacının değil kendisinin mülkiyet hakkının bulunduğunu, davacının mülkiyet kaydının yolsuz veya hukuka aykırı olarak oluştuğu yönünde ihtilaf çıkarmaktadır. Bu çerçevede bu nevi müdahalenin men'i davalarının taşınmazın aynına ilişkin olduğu hususunda hiçbir kuşku bulunmamaktadır.
7. Ancak el atma davalarının tamamı bu niteliğe sahip olmayıp bazılarında davacı taraf mülkiyet hakkına dayanmakta iken davalı taraf kira ilişkisi vb. şahsi hakka dayanmakta, bu bağlamda taşınmazın mülkiyetinin davacıya ait olduğunu davalı da kabul etmektedir. Sadece kira, davacı gayrimenkul sahibinin taşınmazı belli bir süre kullanmasına rıza göstermesi ve benzeri gibi bir şahsi hakka dayanarak taşınmaz üzerinde tasarruf yetkisinin bulunduğunu ileri sürmektedir. Bu ikinci örnekte taraflar arasında taşınmazın mülkiyeti üzerinde bir ihtilafın bulunmadığı çok açıktır. Bir başka ifadeyle taşınmazın kime ait olduğu hususunda taraflar arasında bir uyuşmazlık dolayısıyla bir dava bulunmamaktadır. Bu nedenle bu davaların da taşınmazın aynına ilişkin kabul edillerek harç ve vekâlet ücretinin taşınmazın toplam değeri üzerinden hesaplanmasının, tarafların mülkiyet hakkını ölçüsüz biçimde ihlal etmesi söz konusu olacağı gibi bunun gerek hakkaniyetle ve gerekse de mevzuatımızın bu konuyla ilgili genel sistemiyle/mantığıyla bağdaştırılması mümkün olmayan sonuçlar doğurabileceği değerlendirilmektedir.
8. Bu çerçevede örneğin taşınmazın değerinin çok yüksek olduğu ancak bir yıllık kira ücretinin nispeten çok daha az olduğu ve fakat davalının taşınmazın mülkiyeti üzerinde bir hak iddia etmediği sadece kira sözleşmesine dayanarak bir yıllık kullanım açısından taşınmaz üzerinde tasarruf yetkisinin bulunduğunu iddia ettiği ve davanın da kira sözleşmesinin geçerli olup olmadığı noktasında ele alındığı müdahalenin men'i davalarında davalının haksız çıkması durumunda taşınmazın değeri üzerinden harç ve vekâlet ücretine mahkûm edilmesinin davalının uğrayabileceği fahiş maddi kayıplar nedeniyle mülkiyet hakkı açısından ciddi bir mağduriyete maruz kalacağı tartışmasızdır.
9. Keza davalının taşınmazın aynı üzerinde hiçbir hak iddiasında bulunmazken davayı davalının kazanması hâlinde davalının taşınmazın tamamı üzerinden vekâlet ücreti almaya hak kazanması da aynı derecede hakkaniyet duygusunu zedeleyecektir.
10. Dolayısıyla anılan hükümde kastedilen "dava"nın "ihtilaf konusu uyuşmazlık" olarak anlaşılması gerektiği, bu çerçevede iki tarafın da taşınmazın mülkiyetinin davacıya ait olduğunu benimsediği, dolayısıyla taşınmazın mülkiyeti konusunda aralarında uyuşmazlığın/ihtilafın bulunmadığı davalarda dava konusunun taşınmazın aynına müteallik olmadığının kabul edilmesi gerekir. Söz konusu Kanun maddesinin de yorum yapmaya elverişli olması karşısında kanun koyucunun buradaki muradının sadece taşınmazın aynına ilişkin olan davalara yönelik müdahalenin men'i davasına örnek göstermek olduğu, yoksa taşınmazın aynının ihtilaflı olmadığı müdahalenin men'i davalarında ihtilaf konusu ne ise onun dava değeri olarak belirlenmesini, bu çerçevede örneğin kira ilişkisinin bulunduğu durumlarda ecrimisil bedeli üzerinden harç ve vekâlet ücretine hükmedilmesini amaçladığı söylenebilir.
11. Dolayısıyla bu anlayışla anılan kanun hükmü yorumlandığında kategorik olarak tüm müdahalenin men'i davalarının değil, sadece taşınmazın aynına ilişkin olan müdahalenin men'i davalarında taşınmazın değerinin harca ve vekâlet ücretine esas alınması gerektiği değerlendirilmektedir. Aksi takdirde çözdüğü uyuşmazlığın niteliğine göre harç alan devletin aslında ihtilaflı olmayan ve devletin yargı yetkisini kullanan mahkemenin çözmediği bir hususta harç alınması gibi bir sonuç ortaya çıkmaktadır ki bunun gerek hukukla gerekse de sistemin mantığıyla bağdaştırılması mümkün değildir.
12. Öte yandan 4721 sayılı Türk Medeni Kanun'nun "Mülkiyet Hakkının İçeriği" başlıklı 683. maddesinde yer alan "Bir şeye malik olan kimse, hukuk düzeninin sınırları içinde, o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir. Malik, malını haksız olarak elinde bulunduran kimseye karşı istihkak davası açabileceği gibi, her türlü haksız el atmanın önlenmesini de dava edebilir." biçimindeki hüküm de yukarıdaki yorumun yapılmasını engellememektedir. Zira ifade edildiği üzere el atmanın önlenmesi davalarının çok önemli bir bölümü, davanın iki tarafının da gayrimenkulün mülkiyetini ihtilaf konusu ettiği davalardan oluşmaktadır. Dolayısıyla bu hükümde geçen el atmanın önlenmesi kavramı da kategorik olarak tüm el atmanın önlenmesi davalarının taşınmazın aynına ilişkin olduğu sonucuna gidilmesini gerektirmemektedir.
13. Belirtmek gerekir ki 492 sayılı Kanun'un 16. maddesinde belirtilen dava kavramı taraflar arasındaki uyuşmazlık veya ihtilaf olarak kabul edilmesi gereken bir kavram olup neyin dava olduğuna sadece davacının dayandığı hakka göre karar vermek doğru olmayacaktır. Burada esas alınması gereken taraflar arasındaki uyuşmazlık konusu olmalıdır. Yoksa taraflar arasında ihtilaf veya uyuşmazlık bulunmayan konularda bir davanın bulunduğunu söylemek makul olmayacaktır. Bu bağlamda bir örnek vermek gerekirse kira tespit ve tahliye davalarında da davacı taraf çoğu zaman mülkiyet hakkına dayanmaktadır. Bir başka ifadeyle davacı taşınmazın mâliki olduğu hâlde davalının taşınmazı haksız bir şekilde elinde bulundurduğunu iddia etmektedir. Davanın davacının dayandığı hakka göre nitelendirilmesi gerektiği kabul edildiğinde tahliye davalarının da taşınmazın aynına ilişkin dava olarak kabul edilmesi gerekir ki bunun gerek teoride gerekse Yargıtay uygulamasında böyle görülmediği ve görülmemesi gerektiği açıktır.
14. Bir an için anılan hükmün önerdiğimiz şekilde yorumlanamayacağının kabul edilmesi durumunda dahi bu tür davalarda taşınmazın toplam değeri üzerinden harç ve vekâlet ücreti hesaplanmasının yine de hukuken mümkün olmaması gerektiği düşünülmektedir. Zira hükmün bu şekilde anlaşılmasının zorunlu olduğunun kabulü hâlinde de söz konusu hükmün Anayasa'ya aykırı olduğunun dikkate alınması gerekmektedir. Bu çerçevede taşınmazın aynına ilişkin bir ihtilaf bulunmadığı hâlde davanın taşınmazın aynına ilişkin olduğu kabul edilerek tarafları makul olmayan ve fahiş sayılabilecek parasal yükümlülükler altına sokmanın mülkiyet hakkını açıkça ihlal edeceğinin değerlendirilmesi ve bu durumda söz konusu hükmün anılan haksızlığa yol açmayacak biçimde yeniden düzenlenmesi sağlamak üzere Anayasa Mahkemesine somut norm denetimi yoluyla itiraz başvurusunda bulunulması gerektiği değerlendirilmektedir.
15. Dava konusu olay bu çerçevede ele alındığında davacının davada mülkiyet hakkına dayanırken davalının taşınmazda kiracı sıfatının bulunduğunu savunduğu, bu yönüyle davalının mülkiyet iddiasında bulunmadığı, uyuşmazlığın taşınmazın aynına ilişkin değil taraflar arasında kira sözleşmesi ilişkisinin bulunup bulunmadığı noktasında toplandığı anlaşılmaktadır. Buna göre müdahalenin men'i davası yönünden dava değerinin ecrimisil miktarı üzerinden hesaplanması gerektiği düşünülmektedir.
16. Açıklanan nedenlerle BAM kararının harç yönünden bozulması veya Sayın Heyet Kanun'un lafzının yoruma elverişli olmadığının kabul etmekte ise Anayasa Mahkemesine itiraz başvurusunda bulunulması yönünde karar alınması gerekirken Sayın Çoğunluğun aksi yönündeki düzeltilerek onama kararına iştirak edilememiştir.
Dr. Hamit Yelken
Üye
MÜLKİYET İDDİASININ BULUNMADIĞI EL ATMANIN ÖNLENMESİ DAVASI YÖNÜNDEN DAVA DEĞERİ, ECRİMİSİL MİKTARI ÜZERİNDEN HESAPLANAMAZ.
T.C.
YARGITAY
7. HUKUK DAİRESİ
Esas No : 2024/5089
Karar No : 2025/3992
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
Y A R G I T A Y İ L Â M I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi
TARİHİ : 06.11.2024
SAYISI : 2023/1183 E., 2024/2454 K.
Bölge Adliye Mahkemesince verilen karar davacılar vekili ve davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacılar vekili dava dilekçesinde; dava dışı Oruç K.'nin dava konusu dükkanda 01.01.2015 başlangıç tarihli kira sözleşmesi ile kiracı sıfatıyla bulunduğunu; ancak kira bedelini ödemediği için hakkında başlatılan takip sonucunda taşınmazın kiracı Oruç K. tarafından değil de onun kardeşi olan davalı tarafından kullanıldığının tespit edildiğini, davalı ile aralarında kira sözleşmesi bulunmadığını belirterek haksız işgal nedeni ile toplam 60.000,00 TL ecrimisil bedelinin davalıdan alınarak payları oranında davacılara verilmesi ile davalının taşınmazdan tahliyesine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davalının taşınmazda kiracı sıfatıyla bulunduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; “davanın kısmen kabulü ile 25.963,00 TL ecrimisil bedelinin davalı taraftan alınarak davacılara ödenmesine, davalının haklı bir neden olmaksızın mecuru kullandığı anlaşıldığından tahliyesine” karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; “harca ilişkin resen gözetilen nedenlerle hükmün kaldırılmasına, harç yönünden düzeltme yapılmak suretiyle davanın kısmen kabulüne” karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
1. Davalı vekili temyiz dilekçesinde;
a. Yeterli araştırma yapılmadan hukuka ve hakkaniyete aykırı karar verildiğini, davalı kullanımının kötüniyetli olduğunun kabul edilemeyeceğini; çünkü davalının 01.01.2015 tarihli kira sözleşmesine istinaden mecurda kiracı olduğunu, dinlenen tanık beyanları, vergi kayıtları, abonelikler ve Mahkemece mahallinde yapılan keşiften de anlaşılacağı üzere davalının kiracı olduğunun ispat edildiğini, sözleşmeye ilişkin imza incelemesinin fotokopi üzerinden yapıldığını, aleyhe sonucu kabul etmediklerini, davacıların sözleşme tarihinden itibaren kira alacağını davalıdan tahsil ettiğini, kira sözleşmelerinin yazılı şekil şartına bağlı olmadığını, bu durumun dahi davalının haksız işgali olmadığını gösterdiğini, davacıların talep ettiği ecrimisil ve müdahalenin men'i koşullarının oluşmadığını,
b. Davacıların kira bedelinde fahiş artışa gitmek maksadında olduğunu, bu nedenle davanın araçsallaştırıldığını,
c. Kabul anlamına gelmemekle birlikte hükme esas bilirkişi raporunda gayrimenkul değerinin fahiş hesaplandığını, Mahkemenin itirazlarına rağmen raporu hükme esas aldığını, raporun eksik ve yetersiz inceleme ile hazırlandığını,
d. Bakırköy 12. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2021/885 Esas sayılı dosyası kapsamında düzenlenen bilirkişi raporunda da Tahir K.’nin kiracı olduğunun tespit edildiğini; ancak davacının itirazda bulunmadığını ileri sürerek hükmü temyiz etmiştir.
2. Davacılar vekili temyiz dilekçesinde;
Ecrimisil tazminatının düşük hesaplandığını, tutar miktarı yönünden kararın hatalı olduğunu ileri sürerek kararı temyiz etmiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, el atmanın önlenmesi ve ecrimisil istemine ilişkindir.
1. Davacı vekilinin temyiz itirazı yönünden;
İlk Derece Mahkemesince ecrimisil hakkında da istinaf yolu açık olmak üzere kurulan hükme karşı davacı vekilince istinaf talebinde bulunulmamış, istinaf yoluna sadece davalı tarafından başvurulmuştur. Kararı istinaf etmeyen taraf, aleyhine yeni bir durum oluşmadıkça temyiz yoluna başvuramaz. Bu nedenle davacının temyiz hakkı bulunmadığından temyiz dilekçesinin reddi gerekmiştir.
2. Davalı vekilinin temyiz itirazı yönünden;
a. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
b. Davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarına gelince; dava dilekçesinde dava konusu dükkan 32/B numaralı olarak gösterilmiş, Mahkemece tahliyeye yönelik hüküm de bu numara üzerinden tesis edilmiştir. Öte yandan dosya kapsamına sunulan 16.09.2022 tarihli bilirkişi raporunda, keşifte kendilerine gösterilen dava konusu dükkanın “32/A” numaralı dükkan olduğu belirtilmiştir. Mahkemece hüküm tesis edilirken bu hususun gözetilmemesi infaz sırasında karışıklık yaratacağından doğru değildir.
Ne var ki bu hatanın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 370/2 hükmü uyarınca Bölge Adliye Mahkemesi kararının düzeltilerek onanması gerekir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1. Davacı vekilinin temyiz dilekçesinin REDDİNE,
2. Davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddine,
3. Bölge Adliye Mahkemesi kararının hüküm fıkrasının B-1 bendinin ikinci paragrafındaki “No:32/B” ibaresi çıkarılarak yerine “No:32/A” ibaresinin yazılmasına, hükmün DEĞİŞTİRİLMİŞ ve DÜZELTİLMİŞ bu şekliyle ONANMASINA,
İstek hâlinde peşin alınan temyiz harcının ilgililere iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
02.10.2025 tarihinde kesin olmak üzere oy çokluğuyla karar verildi.
Başkan Üye Üye Üye Üye
Hikmet Onat Ramazan Ülger Mustafa Erol Bayram Şen Dr. Hamit Yelken
(Karşı Oy)
K A R Ş I O Y
1. Uyuşmazlık, müdahalenin men'i ve ecrimisil istemlerine ilişkindir.
2. İlk Derece Mahkemesince (İDM) davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince (BAM) istinaf talebi kabul edilerek esas hakkında yeniden hüküm kurulmuş ve taşınmaza el atmanın önlenmesi ile ecrimisile hükmedilmiş, Dairemizin Sayın Çoğunluğunca da anılan hüküm dava konusu dükkânın "No:32/A" olduğu belirtilmek suretiyle düzeltilerek onanma kararı verilmiştir.
3. Sayın Çoğunluk ile aramızda oluşan uyuşmazlık müdahalenin men'i davası yönünden esas alınması gereken dava değerinin ne olduğu, bir başka ifadeyle söz konusu davanın taşınmazın aynına ilişkin bir dava olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. Sayın Çoğunluk müdahalenin men'i davalarının tümünün kategorik olarak taşınmazın aynına ilişkin dava olduğunu ve bu davalar yönünden 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 16. maddesi uyarınca taşınmazın değeri üzerinden nispi harca ve vekâlet ücretine hükmedilmesi gerektiğini benimsemektedir. Kanaatimizce ise müdahalenin men'i davalarının tamamının kategorik olarak taşınmazın aynına ilişkin dava olarak kabul edilmesi doğru olmayıp taraflar arasındaki ihtilafın niteliğine göre davanın taşınmazın aynına ilişkin olup olmadığının saptanması gerekmektedir. Aşağıda bu görüşün dayanağı açıklanmaya çalışılacaktır.
4. 492 sayılı Kanun'un "Değer" başlıklı 16. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
"Değer ölçüsüne göre harca tabi işlemlerde (1) sayılı tarifede yazılı değerler esastır. Müdahelenin men'i, tescil ve tapu kayıt iptali gibi gayrimenkulün aynına taalluk eden davalarda gayrimenkulün değeri nazara alınır."
5. Buna göre gayrimenkulün aynına taalluk eden davalarda harcın gayrimenkulün değeri nazara alınarak belirleneceği açıktır. Bir başka ifadeyle anılan hükümle taşınmazın değerinin esas alınacağı davalar tek tek sayılmak suretiyle değil bazı örnekler verilmek suretiyle ama nihai kertede temel kıstas gayrimenkulün aynına taalluk eden dava olarak belirlenmiştir. Burada dikkat edilecek husus hükümde müdahalenin men'i davası bir belirleyici kriter olarak değil belirleyici kriter olan taşınmazın aynına ilişkin dava esasının bir örneği olarak gösterilmiştir.
6. Gerçekten de müdahalenin men'i davalarının önemli bir kısmına bakıldığında davacı taraf mülkiyet hakkına dayanmakta karşı taraf davalı da taşınmazda davacının değil kendisinin mülkiyet hakkının bulunduğunu, davacının mülkiyet kaydının yolsuz veya hukuka aykırı olarak oluştuğu yönünde ihtilaf çıkarmaktadır. Bu çerçevede bu nevi müdahalenin men'i davalarının taşınmazın aynına ilişkin olduğu hususunda hiçbir kuşku bulunmamaktadır.
7. Ancak el atma davalarının tamamı bu niteliğe sahip olmayıp bazılarında davacı taraf mülkiyet hakkına dayanmakta iken davalı taraf kira ilişkisi vb. şahsi hakka dayanmakta, bu bağlamda taşınmazın mülkiyetinin davacıya ait olduğunu davalı da kabul etmektedir. Sadece kira, davacı gayrimenkul sahibinin taşınmazı belli bir süre kullanmasına rıza göstermesi ve benzeri gibi bir şahsi hakka dayanarak taşınmaz üzerinde tasarruf yetkisinin bulunduğunu ileri sürmektedir. Bu ikinci örnekte taraflar arasında taşınmazın mülkiyeti üzerinde bir ihtilafın bulunmadığı çok açıktır. Bir başka ifadeyle taşınmazın kime ait olduğu hususunda taraflar arasında bir uyuşmazlık dolayısıyla bir dava bulunmamaktadır. Bu nedenle bu davaların da taşınmazın aynına ilişkin kabul edillerek harç ve vekâlet ücretinin taşınmazın toplam değeri üzerinden hesaplanmasının, tarafların mülkiyet hakkını ölçüsüz biçimde ihlal etmesi söz konusu olacağı gibi bunun gerek hakkaniyetle ve gerekse de mevzuatımızın bu konuyla ilgili genel sistemiyle/mantığıyla bağdaştırılması mümkün olmayan sonuçlar doğurabileceği değerlendirilmektedir.
8. Bu çerçevede örneğin taşınmazın değerinin çok yüksek olduğu ancak bir yıllık kira ücretinin nispeten çok daha az olduğu ve fakat davalının taşınmazın mülkiyeti üzerinde bir hak iddia etmediği sadece kira sözleşmesine dayanarak bir yıllık kullanım açısından taşınmaz üzerinde tasarruf yetkisinin bulunduğunu iddia ettiği ve davanın da kira sözleşmesinin geçerli olup olmadığı noktasında ele alındığı müdahalenin men'i davalarında davalının haksız çıkması durumunda taşınmazın değeri üzerinden harç ve vekâlet ücretine mahkûm edilmesinin davalının uğrayabileceği fahiş maddi kayıplar nedeniyle mülkiyet hakkı açısından ciddi bir mağduriyete maruz kalacağı tartışmasızdır.
9. Keza davalının taşınmazın aynı üzerinde hiçbir hak iddiasında bulunmazken davayı davalının kazanması hâlinde davalının taşınmazın tamamı üzerinden vekâlet ücreti almaya hak kazanması da aynı derecede hakkaniyet duygusunu zedeleyecektir.
10. Dolayısıyla anılan hükümde kastedilen "dava"nın "ihtilaf konusu uyuşmazlık" olarak anlaşılması gerektiği, bu çerçevede iki tarafın da taşınmazın mülkiyetinin davacıya ait olduğunu benimsediği, dolayısıyla taşınmazın mülkiyeti konusunda aralarında uyuşmazlığın/ihtilafın bulunmadığı davalarda dava konusunun taşınmazın aynına müteallik olmadığının kabul edilmesi gerekir. Söz konusu Kanun maddesinin de yorum yapmaya elverişli olması karşısında kanun koyucunun buradaki muradının sadece taşınmazın aynına ilişkin olan davalara yönelik müdahalenin men'i davasına örnek göstermek olduğu, yoksa taşınmazın aynının ihtilaflı olmadığı müdahalenin men'i davalarında ihtilaf konusu ne ise onun dava değeri olarak belirlenmesini, bu çerçevede örneğin kira ilişkisinin bulunduğu durumlarda ecrimisil bedeli üzerinden harç ve vekâlet ücretine hükmedilmesini amaçladığı söylenebilir.
11. Dolayısıyla bu anlayışla anılan kanun hükmü yorumlandığında kategorik olarak tüm müdahalenin men'i davalarının değil, sadece taşınmazın aynına ilişkin olan müdahalenin men'i davalarında taşınmazın değerinin harca ve vekâlet ücretine esas alınması gerektiği değerlendirilmektedir. Aksi takdirde çözdüğü uyuşmazlığın niteliğine göre harç alan devletin aslında ihtilaflı olmayan ve devletin yargı yetkisini kullanan mahkemenin çözmediği bir hususta harç alınması gibi bir sonuç ortaya çıkmaktadır ki bunun gerek hukukla gerekse de sistemin mantığıyla bağdaştırılması mümkün değildir.
12. Öte yandan 4721 sayılı Türk Medeni Kanun'nun "Mülkiyet Hakkının İçeriği" başlıklı 683. maddesinde yer alan "Bir şeye malik olan kimse, hukuk düzeninin sınırları içinde, o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir. Malik, malını haksız olarak elinde bulunduran kimseye karşı istihkak davası açabileceği gibi, her türlü haksız el atmanın önlenmesini de dava edebilir." biçimindeki hüküm de yukarıdaki yorumun yapılmasını engellememektedir. Zira ifade edildiği üzere el atmanın önlenmesi davalarının çok önemli bir bölümü, davanın iki tarafının da gayrimenkulün mülkiyetini ihtilaf konusu ettiği davalardan oluşmaktadır. Dolayısıyla bu hükümde geçen el atmanın önlenmesi kavramı da kategorik olarak tüm el atmanın önlenmesi davalarının taşınmazın aynına ilişkin olduğu sonucuna gidilmesini gerektirmemektedir.
13. Belirtmek gerekir ki 492 sayılı Kanun'un 16. maddesinde belirtilen dava kavramı taraflar arasındaki uyuşmazlık veya ihtilaf olarak kabul edilmesi gereken bir kavram olup neyin dava olduğuna sadece davacının dayandığı hakka göre karar vermek doğru olmayacaktır. Burada esas alınması gereken taraflar arasındaki uyuşmazlık konusu olmalıdır. Yoksa taraflar arasında ihtilaf veya uyuşmazlık bulunmayan konularda bir davanın bulunduğunu söylemek makul olmayacaktır. Bu bağlamda bir örnek vermek gerekirse kira tespit ve tahliye davalarında da davacı taraf çoğu zaman mülkiyet hakkına dayanmaktadır. Bir başka ifadeyle davacı taşınmazın mâliki olduğu hâlde davalının taşınmazı haksız bir şekilde elinde bulundurduğunu iddia etmektedir. Davanın davacının dayandığı hakka göre nitelendirilmesi gerektiği kabul edildiğinde tahliye davalarının da taşınmazın aynına ilişkin dava olarak kabul edilmesi gerekir ki bunun gerek teoride gerekse Yargıtay uygulamasında böyle görülmediği ve görülmemesi gerektiği açıktır.
14. Bir an için anılan hükmün önerdiğimiz şekilde yorumlanamayacağının kabul edilmesi durumunda dahi bu tür davalarda taşınmazın toplam değeri üzerinden harç ve vekâlet ücreti hesaplanmasının yine de hukuken mümkün olmaması gerektiği düşünülmektedir. Zira hükmün bu şekilde anlaşılmasının zorunlu olduğunun kabulü hâlinde de söz konusu hükmün Anayasa'ya aykırı olduğunun dikkate alınması gerekmektedir. Bu çerçevede taşınmazın aynına ilişkin bir ihtilaf bulunmadığı hâlde davanın taşınmazın aynına ilişkin olduğu kabul edilerek tarafları makul olmayan ve fahiş sayılabilecek parasal yükümlülükler altına sokmanın mülkiyet hakkını açıkça ihlal edeceğinin değerlendirilmesi ve bu durumda söz konusu hükmün anılan haksızlığa yol açmayacak biçimde yeniden düzenlenmesi sağlamak üzere Anayasa Mahkemesine somut norm denetimi yoluyla itiraz başvurusunda bulunulması gerektiği değerlendirilmektedir.
15. Dava konusu olay bu çerçevede ele alındığında davacının davada mülkiyet hakkına dayanırken davalının taşınmazda kiracı sıfatının bulunduğunu savunduğu, bu yönüyle davalının mülkiyet iddiasında bulunmadığı, uyuşmazlığın taşınmazın aynına ilişkin değil taraflar arasında kira sözleşmesi ilişkisinin bulunup bulunmadığı noktasında toplandığı anlaşılmaktadır. Buna göre müdahalenin men'i davası yönünden dava değerinin ecrimisil miktarı üzerinden hesaplanması gerektiği düşünülmektedir.
16. Açıklanan nedenlerle BAM kararının harç yönünden bozulması veya Sayın Heyet Kanun'un lafzının yoruma elverişli olmadığının kabul etmekte ise Anayasa Mahkemesine itiraz başvurusunda bulunulması yönünde karar alınması gerekirken Sayın Çoğunluğun aksi yönündeki düzeltilerek onama kararına iştirak edilememiştir.
Dr. Hamit Yelken
Üye

