KAMBİYO SENEDİNE DAYALI İCRA TAKİBİNDEN SONRA SAHTECİLİK İDDİASINA DAYALI OLARAK AÇILAN MENFİ TESPİT DAVALARINDA, HMK 209/1 HÜKMÜ UYARINCA TAKİP İHTİYATÎ TEDBİR YOLUYLA DURDURULABİLİR.
T.C.
YARGITAY
11. HUKUK DAİRESİ
Esas No : 2026/1452
Karar No : 2026/2851
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
BÖLGE ADLİYE MAHKEMELERİ KARARLARI ARASINDAKİ
UYUŞMAZLIĞIN GİDERİLMESİ İSTEMİNE DAİR
Y A R G I T A Y İ L Â M I
I. BAŞVURU
Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi Başkanlığının 24.12.2025 tarih 2025/567 sayılı yazısıyla kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile takip başlatıldıktan sonra, sahtecilik iddiasına dayalı olarak açılan menfî tespit davalarında, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 209/1 hükmü uyarınca takibin durdurulması yönünde ihtiyatî tedbir kararı verilip verilemeyeceğine ilişkin olarak Bölge Adliye Mahkemelerinin kesin nitelikteki kararları arasında farklılıklar bulunduğu, kambiyo senetlerine karşı sahtecilik iddiasıyla açılan menfi tespit davalarında, bazı Bölge Adliye Mahkemelerinin 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun (İİK) 72/3 hükmünün bütün menfi tespit davalarında özel hüküm olduğu gerekçesiyle "icra takibinin durdurulması" yönündeki ihtiyatî tedbir taleplerini reddetmekte iken diğer bazı Bölge Adliye Mahkemelerinin HMK'nın 209/1 hükmünün uygulanması gerektiği kanaatine vararak "icra takibinin durdurulması" yönünde ihtiyatî tedbir kararları verdiği gerekçesiyle söz konusu uyuşmazlığın giderilmesi için 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun'un (5235 sayılı Kanun) 35. maddesinin birinci fıkrası uyarınca Yargıtay 11. Hukuk Dairesine başvuru yapılmasını talep edilmiştir.
II. UYUŞMAZLIĞIN GİDERİLMESİ İSTEMİNE KONU KARARLAR
A. Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesinin 26.09.2024 tarihli, 2024/2222 E., 2024/2085 K. sayılı kararıyla "...Borçlunun sahtelik nedenine dayalı olarak açtığı menfi tespit davasının, İİK'nın 72. maddesi kapsamında bir dava olduğu, anılan maddedeki usule göre mahkemeden alınacak ihtiyati tedbir kararı ile icra takibinin durdurulabileceği, sahtelik nedeniyle açılan menfi tespit davası gibi cumhuriyet savcılığına aynı nedenle yapılan şikayet ve ceza mahkemesinde açılan davanın da kendiliğinden icra takibini durdurmayacağı ve bekletici mesele yapılamayacağı; ancak cumhuriyet savcılığı veya ceza mahkemesince tedbir kararı verilirse icra takibinin durdurulabileceği, takibin kesinleşmesi öncesi veya sonrasında takibe konu senedin sahteliğinin iddia edilmesinin, HMK'nın 209. maddesi uyarınca takibin durdurulması sonucunu doğurmayacağı, anılan hüküm, genel mahkemelerde açılan davalarla ilgili olarak senedin hiçbir işleme esas alınamayacağını, başka bir anlatımla delil olarak kullanılamayacağını öngörmekte olup icra takibine etkisi bulunmadığı, bu nedenlerle uyuşmazlığın İİK'nın 72. hükmü kapsamında değerlendirilmesi gerektiği, İİK'nın 72. hükmünün, HMK'nın 209 hükmüne nazaran özel düzenleme niteliğinde olduğu, Yargıtayın sonraki kararlarında, takibe karşı açılan menfi tespit davasında sahtecilik iddiasında bulunulması halinde uygulanacak hükmün İİK’nın 72. maddesi olduğu ve HMK’nın 209. maddesinin söz konusu uyuşmazlıkta uygulama yeri bulunmadığının kabul edildiği (Yargıtay 19. HD'nin 10/09/2018 tarih ve 2017/1388 E., 2018/3978 K. sayılı; Yargıtay 12. HD'nin 30/04/2018 tarih ve 2016/31754 E., 2018/3908 K. sayılı kararları) gerekçesiyle (...) somut olay bakımından sonuç olarak Mahkemece ihtiyati tedbir kararının reddi gerektiği..." yönünde karar verilmiştir.
B. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesinin 11.12.2025 tarihli, 2025/1433 E., 2025/1589 K. sayılı kararıyla "... İİK'nın 72. maddesi kapsamında icra takibinden sonra açılan menfi tespit davasında, bononun sahteliğinin iddia edilmesinin HMK'nın 209. maddesi uyarınca kendiliğinden takibin durdurulması sonucunu doğurmayacağı gibi somut uyuşmazlıkta öncelikle uygulanması gereken özel nitelikteki İİK'nın 72. madde hükmü gereğince icra takibinden sonra açılan menfi tespit davasında takibin durdurulmasına dair ihtiyati tedbir kararı verilmesinin mümkün bulunmaması karşısında İlk Derece Mahkemesi karar ve gerekçesi yerinde olduğundan, davacı vekilinin istinaf taleplerinin esastan reddine..." karar verilmiştir.
C. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesinin 25.01.2024 tarihli, 2024/114 E., 2024/91 K. sayılı kararıyla ".... İİK, icra takip hukuku açısından HMK'ya göre özel kanun olup, takip hukukuna ilişkin uyuşmazlıklarda öncelikle İİK hükümlerinin, bu kanunda hüküm bulunmayan durumlarda ise anılan kanuna aykırılık teşkil etmemek koşuluyla genel nitelikte olan HMK hükümlerinin uygulanması gerektiği, somut uyuşmazlıkta davacı/borçluların sahtelik nedenine dayalı olarak açtıkları menfi tespit davası, İİK'nın 72. maddesi kapsamında bir dava olup, anılan maddedeki usule göre hareket edilmesi gerektiği, takibin kesinleşmesi öncesi veya sonrasında takibe konu senedin sahteliğinin iddia edilmesinin, HMK'nın 209. maddesi uyarınca takibin durdurulması sonucunu doğurmayacağı, anılan hüküm, genel mahkemelerde açılan davalarla ilgili olarak senedin hiçbir işleme esas alınamayacağını, başka bir anlatımla delil olarak kullanılamayacağını öngörmekte olup, icra takibine etkisi bulunmadığı (Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin 19/02/2015 Tarih, 2014/26221 Esas-2015/3195 Karar sayılı kararı, Yargıtay (kapatılan) 19. HD 2012/9607 E-2012/16016 K), açıklamalar ışığında İİK'nın 72. maddesinin açık hükmü uyarınca takipten sonra açılan eldeki menfi tespit davasında, ihtiyati tedbir yolu ile takibin durdurulmasına karar verilemeyeceği, ancak borçlu gecikmeden doğan zararları karşılamak ve alacağın yüzde onbeşinden aşağı olmamak üzere göstereceği teminat karşılığında, mahkemeden ihtiyati tedbir yoluyla icra veznesindeki paranın alacaklıya verilmemesini isteyebileceği açık olup, Mahkemece de bu yönde tedbir hükmü tesis edilmiş bulunduğu gerekçesiyle ihtiyati tedbir talep eden davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine..." karar verilmiştir.
D. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 22. Hukuk Dairesinin 11.11.2025 tarihli, 2025/1010 E., 2025/1332 K. sayılı Kararıyla "...Menfi tespit davası her ne kadar İİK'da düzenlenmiş ise de icra hukukuna özgü bir dava türü olmayıp, maddi anlamda kesin hüküm teşkil eden ve HMK'daki genel usul ve yargılama kurallarına tabi olan ve genel mahkemelerde görülen bir dava türü olduğu, dolayısıyla usul kuralları bakımından İİK hükümleri ile yetinilmesi doğru olmayıp, HMK'daki usul kurallarının ve yasal düzenlemenin dikkate alınması gerektiği, her ne kadar HMK'nın 209. maddesinde teminat öngörülmemiş ise de ihtiyati tedbire ilişkin HMK'nın 389 vd. maddelerinde ihtiyati tedbire karar verilmesi halinde lehine tedbir kararı verilenden aleyhine karar verilen kişilerin veya 3. kişilerin zararını önlemek bakımından teminat alınması öngörüldüğünden yasal düzenleme bir bütün olarak değerlendirilmek suretiyle takibin imzaya veya yazıya itiraz suretiyle durdurulmasını sağlayan ve bu surette alacaklının alacağına kavuşmasını geciktiren, borçludan alacaklının muhtemel zararlarını karşılamak ve davada haksız çıktığı takdirde hükmedilecek inkar tazminatının güvencesini oluşturmak üzere teminat alınması gerektiği, somut olayda Mahkemece HMK'nın 209. maddesi uyarınca teminat alınmak suretiyle tedbir talebinin kabulüne karar verildiği, Mahkeme kararında usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle teminatsız ihtiyati tedbir talep eden davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine..." karar verilmiştir.
E. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesinin 11.09.2025 tarihli, 2025/978 E., 2025/1079 K. sayılı kararıyla "...İİK'nın 72/3 hükmü gereğince icra takibinden sonra açılan menfi tespit davasında ihtiyati tedbir yolu ile takibin durdurulmasına karar verilemeyeceği; ancak borçlu gecikmeden doğan zararları karşılamak ve alacağın yüzde onbeşinden aşağı olmamak üzere göstereceği teminat karşılığında, mahkemeden ihtiyati tedbir yoluyla icra veznesindeki paranın alacaklıya verilmemesini isteyebileceği, İİK'nın 72. maddesinde sahteciliğe ilişkin açık bir düzenleme bulunmadığı; ancak HMK'nın 209. Maddesinde sahtecilik açısından özel bir düzenleme getirilmiş olup menfaat dengesi gözetilerek, ilerde telafisi güç veya imkansız zararların önüne geçilebilmesi açısından HMK'nın 389. maddesindeki düzenlemenin nazara alınması gerektiği, aksi durumda HMK’nın 209. maddesinin takip hukukunda uygulanmaması halinde, borçlu aleyhine taraflar arasında hak ve yarar dengesinin bozulacağı ve borçlunun yasal geçici hukuki korumadan faydalanma hakkından mahrum bırakılmış olacağı, İlk Derece Mahkemesi tarafından somut olayın özelliğine göre davacı kısıtlının icra takibine dayanak bononun keşide tarihinde fiil ehliyetinin bulunmadığına yönelik sahtelik iddiasının dosyada mevcut deliller ışığında yaklaşık ispatı kapsamında, HMK'nın 389 ve devamında yer alan 392/1 hükmü ışığında Mahkemece, teminatsız olarak ihtiyati tedbir kararı verilmesinde usul ve yasaya aykırılık görülmediği gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine..." karar verilmiştir.
F. Konya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesinin 05.11.2025 tarihli, 2025/1668 E., 2025/1349 K. sayılı kararıyla "...Menfi tespit davası her ne kadar İİK’da düzenlenmiş ise de icra hukukuna özgü bir dava türü olmayıp maddi anlamda kesin hüküm teşkil eden ve HMK’daki genel usul ve yargılama kurallarına tabi olan ve genel mahkemelerde görülen bir dava türü olduğu, usul kuralları bakımından İİK'nın hükümleri ile yetinilmesi doğru olmayıp HMK’daki usul kurallarının ve yasal düzenlemenin dikkate alınması gerektiği, menfi tespit davası, İİK'da özel olarak düzenlenmiş ise de borçlu olmadığı iddiası ile açılan menfi tespit davasında; ödeme ile borcun sona ermesi, edimin ifa edilmemesi başta olmak üzere iddianın, borcun dayanağı olan belgeye ilişkin def’iler ve kişisel def’ilere ilişkin olabileceği, icra takibinden sonra açılan menfi tespit davalarında, takibe dayanak senetteki yazıya ve imzaya itiraz hususu HMK’nın 209. maddesinde özel olarak düzenlendiğinden yazı veya imza inkarına dayalı menfi tespit davalarında takip dayanağı belgedeki imzaya ve yazıya itiraz bulunduğu takdirde bu konuda özel hüküm olan HMK’nın 209. maddesinin uygulanması gerektiği, takibin durdurulması bakımından HMK’nın ihtiyati tedbirin koşullarına ilişkin genel düzenlemelerinin dikkate alınarak HMK'nun 390/3 düzenlemesinde “yaklaşık ispat” ölçüsünde bir kısım delil ve emarelerle haklılığı ihtimal dahilinde gösteren belgelere dayalı olması koşulunun da aranması gerektiği gerekçesiyle somut uyuşmazlık bakımından İlk Derece Mahkemesince tedbir talebinin HMK'nın 209. maddesi delaleti ile HMK'nın 389 ve devamı maddelerindeki düzenlemeler gereğince kabul edildiği anlaşıldığından davalının istinaf başvurunun esastan reddine..." karar verilmiştir.
III. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ HUKUK DAİRELERİ BAŞKANLAR KURULU KARARI
Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Daireleri Başkanlar Kurulunun 25.12.2025 tarihli ve 2025/3 E., 2025/3 K. sayılı kararı ile belirtilen Hukuk Dairelerinin kesin kararları arasındaki uyuşmazlığın, kambiyo senetlerine dayalı olarak başlatılan icra takibinden sonra açılan menfî tespit davasında HMK'nın 209/1 hükmü uyarınca takibin durdurulması yönünde ihtiyatî tedbir kararı verilip verilmeyeceğine ilişkin olduğu, menfi tespit davasının İİK'nın 72. hükmünde açıkça ve özel olarak düzenlendiği, bu maddi hukuk davasının, icra takibini ne şekilde ve ne surette durduracağının, davanın takipten önce veya sonra açılma durumuna göre düzenlendiği, menfi tespit davası niteliğinde olan sahtelik davasının İİK'nın 72. hükmünde açıkça düzenlenmesi nedeniyle HMK'nın 209/1 hükmünün cebri icraya teşmil edilecek şekilde geniş yorumlanması ve uygulanmasının mümkün olmadığı, öte yandan her ne kadar menfî tespit davası genel mahkemelerde görülmekte ise de menfi tespit davası, icra takibine sıkı sıkıya bağlı olduğundan ve takip hukukunu ilgilendirdiğinden, genel mahkemeler bu davalarda, tali (yardımcı) icra organı olarak görev almakta olduğundan, takip hukukuna ilişkin İİK'nın 72/3 hükmünün uygulanmasının zorunlu olduğu, sonuç olarak kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile takip başlatıldıktan sonra sahtecilik iddiasına dayalı olarak açılan menfî tespit davalarında, HMK'nın 209/1 hükmü uyarınca takibin durdurulması yönünde ihtiyatî tedbir kararı verilmesinin mümkün olmadığı görüşü benimsenerek uyuşmazlığın çözümü için Yargıtay 11. Hukuk Dairesi Başkanlığına gönderilmesine oy birliğiyle karar verilmiştir.
IV. GEREKÇE
A. Uyuşmazlık
Uyuşmazlık, kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile takip başlatıldıktan sonra, sahtecilik iddiasına dayalı olarak açılan menfî tespit davalarında, HMK'nın 209/1 hükmü uyarınca takibin durdurulması yönünde ihtiyatî tedbir kararı verilip verilemeyeceği noktasında toplanmaktadır.
B. İlgili Hukuk
1. HMK'nın 209, 389 ve devamı maddeleri
2. İİK'nın 72. maddesi
C. Değerlendirme
Dairemizin önüne gelen uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konu ile ilgili kavram ve mevzuatın değerlendirilmesi gerekmektedir.
HMK'nın "Yazı veya imza inkârının sonucu" başlıklı 209. maddesi "(1) Adi bir senetteki yazı veya imza inkâr edildiğinde, bu konuda bir karar verilinceye kadar, o senet herhangi bir işleme esas alınamaz.
(2) Resmî senetlerdeki yazı veya imza inkâr edildiğinde, senetteki yazı veya imzanın sahteliği, ancak mahkeme kararıyla sabit olursa, bu senet herhangi bir işleme esas alınamaz.
(3) Senede dayanılarak verilmiş olan ihtiyati tedbir, o senet hakkındaki sahtelik iddiasından etkilenmez ve gerektiğinde senet sahibi haklarının korunması için yeni tedbirler talep edebilir...." hükmünü havi olup anılan hükümde adi senet ve resmi senet ayrımı yapılarak düzenlemeye gidilmiştir. Adi senetle ilgili sahtelik iddiasında bulunulması halinde Kanun Koyucu herhangi bir ayrım yapmadan böyle bir senedin, bu konuda bir karar verilinceye kadar herhangi bir işleme esas alınamayacağını öngörmüştür.
Menfi tespit davasını düzenleyen İİK'nın 72. maddesine bakıldığında "Borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu bulunmadığını ispat için menfi tesbit davası açabilir.
İcra takibinden önce açılan menfi tesbit davasına bakan mahkeme, talep üzerine alacağın yüzde onbeşinden aşağı olmamak üzere gösterilecek teminat mukabilinde, icra takibinin durdurulması hakkında ihtiyati tedbir kararı verebilir.
İcra takibinden sonra açılan menfi tesbit davasında ihtiyati tedbir yolu ile takibin durdurulmasına karar verilemez. Ancak, borçlu gecikmeden doğan zararları karşılamak ve alacağın yüzde onbeşinden aşağı olmamak üzere göstereceği teminat karşılığında, mahkemeden ihtiyati tedbir yoluyle icra veznesindeki paranın alacaklıya verilmemesini isteyebilir..." hükmünü havidir. Anılan hükümde görüldüğü üzere icra takibinden önce ve sonra açılan menfi tespit davası bakımından farklı düzenlemeye yer verilmiştir. İcra takibinden önce açılan menfi tesbit davasında, mahkemenin, talep üzerine alacağın yüzde onbeşinden aşağı olmamak üzere gösterilecek teminat mukabilinde, icra takibinin durdurulması hakkında ihtiyati tedbir kararı verebileceği düzenlenmişken icra takibinden sonra açılan menfi tesbit davasında, ihtiyati tedbir yolu ile takibin durdurulmasına karar verilemeyeceği; ancak, borçlunun gecikmeden doğan zararlarını karşılamak ve alacağın yüzde onbeşinden aşağı olmamak üzere göstereceği teminat karşılığında, mahkemeden ihtiyati tedbir yoluyla icra veznesindeki paranın alacaklıya verilmemesini isteyebileceği düzenlemiştir.
Bu kapsamda özellikle vurgulanmak gerekir ki menfi tespit davası İİK'da düzenlendiğinden ihtiyati tedbir yönünden öncelikle bu hükmün uygulanması menfi tespit davasının özelliği gereğidir.
Bununla birlikte menfi tespit davasında, HMK'nın 209. maddesi bakımından, ihtiyati tedbiri genel olarak düzenleyen HMK'nın 289 ve devamı maddelerinin özellikle de 390. maddesinde düzenlenen
"...(1) İhtiyati tedbir, dava açılmadan önce, esas hakkında görevli ve yetkili olan mahkemeden; dava açıldıktan sonra ise ancak asıl davanın görüldüğü mahkemeden talep edilir.
(2) Talep edenin haklarının derhâl korunmasında zorunluluk bulunan hâllerde, hâkim karşı tarafı dinlemeden de tedbire karar verebilir.
(3) Tedbir talep eden taraf, dilekçesinde dayandığı ihtiyati tedbir sebebini ve türünü açıkça belirtmek ve davanın esası yönünden kendisinin haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek zorundadır..." hükmünün uygulanmasını yasaklayan İİK'da bir düzenleme bulunmamaktadır.
Bu nedenle menfi tespit davası açıldıktan sonra sahte bir belgenin dayanak alınıp kişilerin mağduriyetinin artırılması sorununun çözümü bakımından talep halinde HMK'nın ihtiyati tedbire ilişkin genel hükümlerinin uygulanması gündeme geldiğinde dayanılan belgenin sahteliğinin tam bir "yaklaşık ispatı" gösteren şekilde alacaklı hakkında bir ceza davası bulunması veya dava açılmamış olsa bile iddia edilen sahtelik nedeniyle tutuklanması, cumhuriyet savcılığınca yapılan soruşturmada rapor alınması gibi somut olguların olması (delil ve emarelerin buluması) halinde alacaklı ve borçlunun menfaat dengesi ilkeleri de gözetildiğinde HMK'nın 309. maddesinin uygulama yeri bulacağının kabulü gerekir.
Kambiyo senedine dayalı olarak takip başlatıldıktan sonra, sahtecilik iddiasına dayanılarak açılan menfî tespit davasının kendiliğinden icra takibini durdurması konusunda uygulamada ve doktrinde duyulan temel endişe kötüniyetli borçluların dayanağı bulunmayan sahtelik davası ile kambiyo senetlerine özgü takibin yarıda kalması/sonuca ulaşmamasına sebebiyet vermesi ihtimalidir. HMK'nın 209. maddesi hükmü ile sahte belgelere dayalı olarak aleyhine icra takibi yapılan, dava açılan iyiniyetli kişiler korunmak istenirken Kanun Koyucu, alacaklının menfaatini koruyacak düzenlemeye de 209. maddenin üçüncü fıkrasındaki "...Senede dayanılarak verilmiş olan ihtiyati tedbir, o senet hakkındaki sahtelik iddiasından etkilenmez ve gerektiğinde senet sahibi haklarının korunması için yeni tedbirler talep edebilir..." hükmünde yer vermiştir. Böylece kambiyo senedine dayalı olarak takip yapan alacaklının hem de sahtelik iddiasında bulunan borçlunun menfaat dengesinin gözetildiği görülmektedir.
Bu itibarla kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile takip başlatıldıktan sonra, sahtecilik iddiasına dayalı olarak açılan menfî tespit davalarında, HMK'nın 209/1 hükmü uyarınca takibin durdurulması yönünde ihtiyatî tedbir kararı verilmesinin yukarıda belirtilen hal ve şartlarda mümkün olduğunun kabulü ile Bölge Adliye Mahkemeleri Hukuk Daireleri arasındaki uyuşmazlığın bu doğrultuda giderilmesine karar verilmiştir.
V. SONUÇ
Yukarıda açıklanan nedenlerle, kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile takip başlatıldıktan sonra, sahtecilik iddiasına dayalı olarak açılan menfî tespit davalarında, HMK'nın 209/1 hükmü uyarınca takibin durdurulması yönünde ihtiyatî tedbir kararı verilmesinin yukarıda belirtilen hal ve şartlarda mümkün olduğunun kabulü ile Bölge Adliye Mahkemeleri Hukuk Daireleri arasındaki uyuşmazlığın bu doğrultuda giderilmesine 11.05.2026 tarihinde 5235 sayılı Kanun’un 35/4 maddesi gereğince oybirliğiyle kesin olarak karar verilmiştir.
Başkan Üye Üye Üye Üye
Dr. Orhan Sekmen Dudu İrem Toros Ömür Topaç Mehmet Durgun Mehmet Tunç
BİLGİ : Son yıllarda hem uyuşmazlığın giderilmesi kararlarının birçoğunda, hem de içtihatların birleştirilmesi kararlarının hepsinde başvurucunun kimliği belirtilmemektedir. Kanımızca, kararın çıkmasında emeği geçen kişinin kararda belirtilmemesinin hiçbir gerekçesi olamaz. Umarız ki, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin başlatmış olduğu bu uygulamaya Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, Yargıtay 6. Hukuk Dairesi ve Yargıtay 12. Hukuk Dairesi’nden sonra diğer hukuk daireleri ve Yargıtay Birinci Başkanlığı katılır.
KAMBİYO SENEDİNE DAYALI İCRA TAKİBİNDEN SONRA SAHTECİLİK İDDİASINA DAYALI OLARAK AÇILAN MENFİ TESPİT DAVALARINDA, HMK 209/1 HÜKMÜ UYARINCA TAKİP İHTİYATÎ TEDBİR YOLUYLA DURDURULABİLİR.
T.C.
YARGITAY
11. HUKUK DAİRESİ
Esas No : 2026/1452
Karar No : 2026/2851
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
BÖLGE ADLİYE MAHKEMELERİ KARARLARI ARASINDAKİ
UYUŞMAZLIĞIN GİDERİLMESİ İSTEMİNE DAİR
Y A R G I T A Y İ L Â M I
I. BAŞVURU
Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi Başkanlığının 24.12.2025 tarih 2025/567 sayılı yazısıyla kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile takip başlatıldıktan sonra, sahtecilik iddiasına dayalı olarak açılan menfî tespit davalarında, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 209/1 hükmü uyarınca takibin durdurulması yönünde ihtiyatî tedbir kararı verilip verilemeyeceğine ilişkin olarak Bölge Adliye Mahkemelerinin kesin nitelikteki kararları arasında farklılıklar bulunduğu, kambiyo senetlerine karşı sahtecilik iddiasıyla açılan menfi tespit davalarında, bazı Bölge Adliye Mahkemelerinin 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun (İİK) 72/3 hükmünün bütün menfi tespit davalarında özel hüküm olduğu gerekçesiyle "icra takibinin durdurulması" yönündeki ihtiyatî tedbir taleplerini reddetmekte iken diğer bazı Bölge Adliye Mahkemelerinin HMK'nın 209/1 hükmünün uygulanması gerektiği kanaatine vararak "icra takibinin durdurulması" yönünde ihtiyatî tedbir kararları verdiği gerekçesiyle söz konusu uyuşmazlığın giderilmesi için 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun'un (5235 sayılı Kanun) 35. maddesinin birinci fıkrası uyarınca Yargıtay 11. Hukuk Dairesine başvuru yapılmasını talep edilmiştir.
II. UYUŞMAZLIĞIN GİDERİLMESİ İSTEMİNE KONU KARARLAR
A. Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesinin 26.09.2024 tarihli, 2024/2222 E., 2024/2085 K. sayılı kararıyla "...Borçlunun sahtelik nedenine dayalı olarak açtığı menfi tespit davasının, İİK'nın 72. maddesi kapsamında bir dava olduğu, anılan maddedeki usule göre mahkemeden alınacak ihtiyati tedbir kararı ile icra takibinin durdurulabileceği, sahtelik nedeniyle açılan menfi tespit davası gibi cumhuriyet savcılığına aynı nedenle yapılan şikayet ve ceza mahkemesinde açılan davanın da kendiliğinden icra takibini durdurmayacağı ve bekletici mesele yapılamayacağı; ancak cumhuriyet savcılığı veya ceza mahkemesince tedbir kararı verilirse icra takibinin durdurulabileceği, takibin kesinleşmesi öncesi veya sonrasında takibe konu senedin sahteliğinin iddia edilmesinin, HMK'nın 209. maddesi uyarınca takibin durdurulması sonucunu doğurmayacağı, anılan hüküm, genel mahkemelerde açılan davalarla ilgili olarak senedin hiçbir işleme esas alınamayacağını, başka bir anlatımla delil olarak kullanılamayacağını öngörmekte olup icra takibine etkisi bulunmadığı, bu nedenlerle uyuşmazlığın İİK'nın 72. hükmü kapsamında değerlendirilmesi gerektiği, İİK'nın 72. hükmünün, HMK'nın 209 hükmüne nazaran özel düzenleme niteliğinde olduğu, Yargıtayın sonraki kararlarında, takibe karşı açılan menfi tespit davasında sahtecilik iddiasında bulunulması halinde uygulanacak hükmün İİK’nın 72. maddesi olduğu ve HMK’nın 209. maddesinin söz konusu uyuşmazlıkta uygulama yeri bulunmadığının kabul edildiği (Yargıtay 19. HD'nin 10/09/2018 tarih ve 2017/1388 E., 2018/3978 K. sayılı; Yargıtay 12. HD'nin 30/04/2018 tarih ve 2016/31754 E., 2018/3908 K. sayılı kararları) gerekçesiyle (...) somut olay bakımından sonuç olarak Mahkemece ihtiyati tedbir kararının reddi gerektiği..." yönünde karar verilmiştir.
B. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesinin 11.12.2025 tarihli, 2025/1433 E., 2025/1589 K. sayılı kararıyla "... İİK'nın 72. maddesi kapsamında icra takibinden sonra açılan menfi tespit davasında, bononun sahteliğinin iddia edilmesinin HMK'nın 209. maddesi uyarınca kendiliğinden takibin durdurulması sonucunu doğurmayacağı gibi somut uyuşmazlıkta öncelikle uygulanması gereken özel nitelikteki İİK'nın 72. madde hükmü gereğince icra takibinden sonra açılan menfi tespit davasında takibin durdurulmasına dair ihtiyati tedbir kararı verilmesinin mümkün bulunmaması karşısında İlk Derece Mahkemesi karar ve gerekçesi yerinde olduğundan, davacı vekilinin istinaf taleplerinin esastan reddine..." karar verilmiştir.
C. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesinin 25.01.2024 tarihli, 2024/114 E., 2024/91 K. sayılı kararıyla ".... İİK, icra takip hukuku açısından HMK'ya göre özel kanun olup, takip hukukuna ilişkin uyuşmazlıklarda öncelikle İİK hükümlerinin, bu kanunda hüküm bulunmayan durumlarda ise anılan kanuna aykırılık teşkil etmemek koşuluyla genel nitelikte olan HMK hükümlerinin uygulanması gerektiği, somut uyuşmazlıkta davacı/borçluların sahtelik nedenine dayalı olarak açtıkları menfi tespit davası, İİK'nın 72. maddesi kapsamında bir dava olup, anılan maddedeki usule göre hareket edilmesi gerektiği, takibin kesinleşmesi öncesi veya sonrasında takibe konu senedin sahteliğinin iddia edilmesinin, HMK'nın 209. maddesi uyarınca takibin durdurulması sonucunu doğurmayacağı, anılan hüküm, genel mahkemelerde açılan davalarla ilgili olarak senedin hiçbir işleme esas alınamayacağını, başka bir anlatımla delil olarak kullanılamayacağını öngörmekte olup, icra takibine etkisi bulunmadığı (Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin 19/02/2015 Tarih, 2014/26221 Esas-2015/3195 Karar sayılı kararı, Yargıtay (kapatılan) 19. HD 2012/9607 E-2012/16016 K), açıklamalar ışığında İİK'nın 72. maddesinin açık hükmü uyarınca takipten sonra açılan eldeki menfi tespit davasında, ihtiyati tedbir yolu ile takibin durdurulmasına karar verilemeyeceği, ancak borçlu gecikmeden doğan zararları karşılamak ve alacağın yüzde onbeşinden aşağı olmamak üzere göstereceği teminat karşılığında, mahkemeden ihtiyati tedbir yoluyla icra veznesindeki paranın alacaklıya verilmemesini isteyebileceği açık olup, Mahkemece de bu yönde tedbir hükmü tesis edilmiş bulunduğu gerekçesiyle ihtiyati tedbir talep eden davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine..." karar verilmiştir.
D. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 22. Hukuk Dairesinin 11.11.2025 tarihli, 2025/1010 E., 2025/1332 K. sayılı Kararıyla "...Menfi tespit davası her ne kadar İİK'da düzenlenmiş ise de icra hukukuna özgü bir dava türü olmayıp, maddi anlamda kesin hüküm teşkil eden ve HMK'daki genel usul ve yargılama kurallarına tabi olan ve genel mahkemelerde görülen bir dava türü olduğu, dolayısıyla usul kuralları bakımından İİK hükümleri ile yetinilmesi doğru olmayıp, HMK'daki usul kurallarının ve yasal düzenlemenin dikkate alınması gerektiği, her ne kadar HMK'nın 209. maddesinde teminat öngörülmemiş ise de ihtiyati tedbire ilişkin HMK'nın 389 vd. maddelerinde ihtiyati tedbire karar verilmesi halinde lehine tedbir kararı verilenden aleyhine karar verilen kişilerin veya 3. kişilerin zararını önlemek bakımından teminat alınması öngörüldüğünden yasal düzenleme bir bütün olarak değerlendirilmek suretiyle takibin imzaya veya yazıya itiraz suretiyle durdurulmasını sağlayan ve bu surette alacaklının alacağına kavuşmasını geciktiren, borçludan alacaklının muhtemel zararlarını karşılamak ve davada haksız çıktığı takdirde hükmedilecek inkar tazminatının güvencesini oluşturmak üzere teminat alınması gerektiği, somut olayda Mahkemece HMK'nın 209. maddesi uyarınca teminat alınmak suretiyle tedbir talebinin kabulüne karar verildiği, Mahkeme kararında usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle teminatsız ihtiyati tedbir talep eden davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine..." karar verilmiştir.
E. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesinin 11.09.2025 tarihli, 2025/978 E., 2025/1079 K. sayılı kararıyla "...İİK'nın 72/3 hükmü gereğince icra takibinden sonra açılan menfi tespit davasında ihtiyati tedbir yolu ile takibin durdurulmasına karar verilemeyeceği; ancak borçlu gecikmeden doğan zararları karşılamak ve alacağın yüzde onbeşinden aşağı olmamak üzere göstereceği teminat karşılığında, mahkemeden ihtiyati tedbir yoluyla icra veznesindeki paranın alacaklıya verilmemesini isteyebileceği, İİK'nın 72. maddesinde sahteciliğe ilişkin açık bir düzenleme bulunmadığı; ancak HMK'nın 209. Maddesinde sahtecilik açısından özel bir düzenleme getirilmiş olup menfaat dengesi gözetilerek, ilerde telafisi güç veya imkansız zararların önüne geçilebilmesi açısından HMK'nın 389. maddesindeki düzenlemenin nazara alınması gerektiği, aksi durumda HMK’nın 209. maddesinin takip hukukunda uygulanmaması halinde, borçlu aleyhine taraflar arasında hak ve yarar dengesinin bozulacağı ve borçlunun yasal geçici hukuki korumadan faydalanma hakkından mahrum bırakılmış olacağı, İlk Derece Mahkemesi tarafından somut olayın özelliğine göre davacı kısıtlının icra takibine dayanak bononun keşide tarihinde fiil ehliyetinin bulunmadığına yönelik sahtelik iddiasının dosyada mevcut deliller ışığında yaklaşık ispatı kapsamında, HMK'nın 389 ve devamında yer alan 392/1 hükmü ışığında Mahkemece, teminatsız olarak ihtiyati tedbir kararı verilmesinde usul ve yasaya aykırılık görülmediği gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine..." karar verilmiştir.
F. Konya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesinin 05.11.2025 tarihli, 2025/1668 E., 2025/1349 K. sayılı kararıyla "...Menfi tespit davası her ne kadar İİK’da düzenlenmiş ise de icra hukukuna özgü bir dava türü olmayıp maddi anlamda kesin hüküm teşkil eden ve HMK’daki genel usul ve yargılama kurallarına tabi olan ve genel mahkemelerde görülen bir dava türü olduğu, usul kuralları bakımından İİK'nın hükümleri ile yetinilmesi doğru olmayıp HMK’daki usul kurallarının ve yasal düzenlemenin dikkate alınması gerektiği, menfi tespit davası, İİK'da özel olarak düzenlenmiş ise de borçlu olmadığı iddiası ile açılan menfi tespit davasında; ödeme ile borcun sona ermesi, edimin ifa edilmemesi başta olmak üzere iddianın, borcun dayanağı olan belgeye ilişkin def’iler ve kişisel def’ilere ilişkin olabileceği, icra takibinden sonra açılan menfi tespit davalarında, takibe dayanak senetteki yazıya ve imzaya itiraz hususu HMK’nın 209. maddesinde özel olarak düzenlendiğinden yazı veya imza inkarına dayalı menfi tespit davalarında takip dayanağı belgedeki imzaya ve yazıya itiraz bulunduğu takdirde bu konuda özel hüküm olan HMK’nın 209. maddesinin uygulanması gerektiği, takibin durdurulması bakımından HMK’nın ihtiyati tedbirin koşullarına ilişkin genel düzenlemelerinin dikkate alınarak HMK'nun 390/3 düzenlemesinde “yaklaşık ispat” ölçüsünde bir kısım delil ve emarelerle haklılığı ihtimal dahilinde gösteren belgelere dayalı olması koşulunun da aranması gerektiği gerekçesiyle somut uyuşmazlık bakımından İlk Derece Mahkemesince tedbir talebinin HMK'nın 209. maddesi delaleti ile HMK'nın 389 ve devamı maddelerindeki düzenlemeler gereğince kabul edildiği anlaşıldığından davalının istinaf başvurunun esastan reddine..." karar verilmiştir.
III. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ HUKUK DAİRELERİ BAŞKANLAR KURULU KARARI
Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Daireleri Başkanlar Kurulunun 25.12.2025 tarihli ve 2025/3 E., 2025/3 K. sayılı kararı ile belirtilen Hukuk Dairelerinin kesin kararları arasındaki uyuşmazlığın, kambiyo senetlerine dayalı olarak başlatılan icra takibinden sonra açılan menfî tespit davasında HMK'nın 209/1 hükmü uyarınca takibin durdurulması yönünde ihtiyatî tedbir kararı verilip verilmeyeceğine ilişkin olduğu, menfi tespit davasının İİK'nın 72. hükmünde açıkça ve özel olarak düzenlendiği, bu maddi hukuk davasının, icra takibini ne şekilde ve ne surette durduracağının, davanın takipten önce veya sonra açılma durumuna göre düzenlendiği, menfi tespit davası niteliğinde olan sahtelik davasının İİK'nın 72. hükmünde açıkça düzenlenmesi nedeniyle HMK'nın 209/1 hükmünün cebri icraya teşmil edilecek şekilde geniş yorumlanması ve uygulanmasının mümkün olmadığı, öte yandan her ne kadar menfî tespit davası genel mahkemelerde görülmekte ise de menfi tespit davası, icra takibine sıkı sıkıya bağlı olduğundan ve takip hukukunu ilgilendirdiğinden, genel mahkemeler bu davalarda, tali (yardımcı) icra organı olarak görev almakta olduğundan, takip hukukuna ilişkin İİK'nın 72/3 hükmünün uygulanmasının zorunlu olduğu, sonuç olarak kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile takip başlatıldıktan sonra sahtecilik iddiasına dayalı olarak açılan menfî tespit davalarında, HMK'nın 209/1 hükmü uyarınca takibin durdurulması yönünde ihtiyatî tedbir kararı verilmesinin mümkün olmadığı görüşü benimsenerek uyuşmazlığın çözümü için Yargıtay 11. Hukuk Dairesi Başkanlığına gönderilmesine oy birliğiyle karar verilmiştir.
IV. GEREKÇE
A. Uyuşmazlık
Uyuşmazlık, kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile takip başlatıldıktan sonra, sahtecilik iddiasına dayalı olarak açılan menfî tespit davalarında, HMK'nın 209/1 hükmü uyarınca takibin durdurulması yönünde ihtiyatî tedbir kararı verilip verilemeyeceği noktasında toplanmaktadır.
B. İlgili Hukuk
1. HMK'nın 209, 389 ve devamı maddeleri
2. İİK'nın 72. maddesi
C. Değerlendirme
Dairemizin önüne gelen uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konu ile ilgili kavram ve mevzuatın değerlendirilmesi gerekmektedir.
HMK'nın "Yazı veya imza inkârının sonucu" başlıklı 209. maddesi "(1) Adi bir senetteki yazı veya imza inkâr edildiğinde, bu konuda bir karar verilinceye kadar, o senet herhangi bir işleme esas alınamaz.
(2) Resmî senetlerdeki yazı veya imza inkâr edildiğinde, senetteki yazı veya imzanın sahteliği, ancak mahkeme kararıyla sabit olursa, bu senet herhangi bir işleme esas alınamaz.
(3) Senede dayanılarak verilmiş olan ihtiyati tedbir, o senet hakkındaki sahtelik iddiasından etkilenmez ve gerektiğinde senet sahibi haklarının korunması için yeni tedbirler talep edebilir...." hükmünü havi olup anılan hükümde adi senet ve resmi senet ayrımı yapılarak düzenlemeye gidilmiştir. Adi senetle ilgili sahtelik iddiasında bulunulması halinde Kanun Koyucu herhangi bir ayrım yapmadan böyle bir senedin, bu konuda bir karar verilinceye kadar herhangi bir işleme esas alınamayacağını öngörmüştür.
Menfi tespit davasını düzenleyen İİK'nın 72. maddesine bakıldığında "Borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu bulunmadığını ispat için menfi tesbit davası açabilir.
İcra takibinden önce açılan menfi tesbit davasına bakan mahkeme, talep üzerine alacağın yüzde onbeşinden aşağı olmamak üzere gösterilecek teminat mukabilinde, icra takibinin durdurulması hakkında ihtiyati tedbir kararı verebilir.
İcra takibinden sonra açılan menfi tesbit davasında ihtiyati tedbir yolu ile takibin durdurulmasına karar verilemez. Ancak, borçlu gecikmeden doğan zararları karşılamak ve alacağın yüzde onbeşinden aşağı olmamak üzere göstereceği teminat karşılığında, mahkemeden ihtiyati tedbir yoluyle icra veznesindeki paranın alacaklıya verilmemesini isteyebilir..." hükmünü havidir. Anılan hükümde görüldüğü üzere icra takibinden önce ve sonra açılan menfi tespit davası bakımından farklı düzenlemeye yer verilmiştir. İcra takibinden önce açılan menfi tesbit davasında, mahkemenin, talep üzerine alacağın yüzde onbeşinden aşağı olmamak üzere gösterilecek teminat mukabilinde, icra takibinin durdurulması hakkında ihtiyati tedbir kararı verebileceği düzenlenmişken icra takibinden sonra açılan menfi tesbit davasında, ihtiyati tedbir yolu ile takibin durdurulmasına karar verilemeyeceği; ancak, borçlunun gecikmeden doğan zararlarını karşılamak ve alacağın yüzde onbeşinden aşağı olmamak üzere göstereceği teminat karşılığında, mahkemeden ihtiyati tedbir yoluyla icra veznesindeki paranın alacaklıya verilmemesini isteyebileceği düzenlemiştir.
Bu kapsamda özellikle vurgulanmak gerekir ki menfi tespit davası İİK'da düzenlendiğinden ihtiyati tedbir yönünden öncelikle bu hükmün uygulanması menfi tespit davasının özelliği gereğidir.
Bununla birlikte menfi tespit davasında, HMK'nın 209. maddesi bakımından, ihtiyati tedbiri genel olarak düzenleyen HMK'nın 289 ve devamı maddelerinin özellikle de 390. maddesinde düzenlenen
"...(1) İhtiyati tedbir, dava açılmadan önce, esas hakkında görevli ve yetkili olan mahkemeden; dava açıldıktan sonra ise ancak asıl davanın görüldüğü mahkemeden talep edilir.
(2) Talep edenin haklarının derhâl korunmasında zorunluluk bulunan hâllerde, hâkim karşı tarafı dinlemeden de tedbire karar verebilir.
(3) Tedbir talep eden taraf, dilekçesinde dayandığı ihtiyati tedbir sebebini ve türünü açıkça belirtmek ve davanın esası yönünden kendisinin haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek zorundadır..." hükmünün uygulanmasını yasaklayan İİK'da bir düzenleme bulunmamaktadır.
Bu nedenle menfi tespit davası açıldıktan sonra sahte bir belgenin dayanak alınıp kişilerin mağduriyetinin artırılması sorununun çözümü bakımından talep halinde HMK'nın ihtiyati tedbire ilişkin genel hükümlerinin uygulanması gündeme geldiğinde dayanılan belgenin sahteliğinin tam bir "yaklaşık ispatı" gösteren şekilde alacaklı hakkında bir ceza davası bulunması veya dava açılmamış olsa bile iddia edilen sahtelik nedeniyle tutuklanması, cumhuriyet savcılığınca yapılan soruşturmada rapor alınması gibi somut olguların olması (delil ve emarelerin buluması) halinde alacaklı ve borçlunun menfaat dengesi ilkeleri de gözetildiğinde HMK'nın 309. maddesinin uygulama yeri bulacağının kabulü gerekir.
Kambiyo senedine dayalı olarak takip başlatıldıktan sonra, sahtecilik iddiasına dayanılarak açılan menfî tespit davasının kendiliğinden icra takibini durdurması konusunda uygulamada ve doktrinde duyulan temel endişe kötüniyetli borçluların dayanağı bulunmayan sahtelik davası ile kambiyo senetlerine özgü takibin yarıda kalması/sonuca ulaşmamasına sebebiyet vermesi ihtimalidir. HMK'nın 209. maddesi hükmü ile sahte belgelere dayalı olarak aleyhine icra takibi yapılan, dava açılan iyiniyetli kişiler korunmak istenirken Kanun Koyucu, alacaklının menfaatini koruyacak düzenlemeye de 209. maddenin üçüncü fıkrasındaki "...Senede dayanılarak verilmiş olan ihtiyati tedbir, o senet hakkındaki sahtelik iddiasından etkilenmez ve gerektiğinde senet sahibi haklarının korunması için yeni tedbirler talep edebilir..." hükmünde yer vermiştir. Böylece kambiyo senedine dayalı olarak takip yapan alacaklının hem de sahtelik iddiasında bulunan borçlunun menfaat dengesinin gözetildiği görülmektedir.
Bu itibarla kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile takip başlatıldıktan sonra, sahtecilik iddiasına dayalı olarak açılan menfî tespit davalarında, HMK'nın 209/1 hükmü uyarınca takibin durdurulması yönünde ihtiyatî tedbir kararı verilmesinin yukarıda belirtilen hal ve şartlarda mümkün olduğunun kabulü ile Bölge Adliye Mahkemeleri Hukuk Daireleri arasındaki uyuşmazlığın bu doğrultuda giderilmesine karar verilmiştir.
V. SONUÇ
Yukarıda açıklanan nedenlerle, kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile takip başlatıldıktan sonra, sahtecilik iddiasına dayalı olarak açılan menfî tespit davalarında, HMK'nın 209/1 hükmü uyarınca takibin durdurulması yönünde ihtiyatî tedbir kararı verilmesinin yukarıda belirtilen hal ve şartlarda mümkün olduğunun kabulü ile Bölge Adliye Mahkemeleri Hukuk Daireleri arasındaki uyuşmazlığın bu doğrultuda giderilmesine 11.05.2026 tarihinde 5235 sayılı Kanun’un 35/4 maddesi gereğince oybirliğiyle kesin olarak karar verilmiştir.
Başkan Üye Üye Üye Üye
Dr. Orhan Sekmen Dudu İrem Toros Ömür Topaç Mehmet Durgun Mehmet Tunç
BİLGİ : Son yıllarda hem uyuşmazlığın giderilmesi kararlarının birçoğunda, hem de içtihatların birleştirilmesi kararlarının hepsinde başvurucunun kimliği belirtilmemektedir. Kanımızca, kararın çıkmasında emeği geçen kişinin kararda belirtilmemesinin hiçbir gerekçesi olamaz. Umarız ki, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin başlatmış olduğu bu uygulamaya Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, Yargıtay 6. Hukuk Dairesi ve Yargıtay 12. Hukuk Dairesi’nden sonra diğer hukuk daireleri ve Yargıtay Birinci Başkanlığı katılır.

