İŞ KAZASINDAN DOLAYI TAZMİNAT DAVASI AÇILMIŞ OLMASI SÜREKLİ İŞ GÖREMEZLİK ORANININ AYRI BİR DAVA İLE TESPİTİNDE DAVACININ HUKUKÎ YARARI BULUNMAKTADIR.
T.C.
YARGITAY
HUKUK GENEL KURULU
Esas No : 2024/10-341
Karar No : 2025/558
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
Y A R G I T A Y İ L Â M I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi
TARİHİ : 04.10.2023
SAYISI : 2023/2078 E., 2023/2401 K.
ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 22.12.2022 tarihli ve 2022/13904 Esas,
2022/16514 Karar sayılı BOZMA kararı
Taraflar arasındaki Kurum işleminin iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince davalı Sosyal Güvenlik Kurumu vekilinin istinaf başvurusunun reddine, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılıp düzeltilerek yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı Sosyal Güvenlik Kurumu vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 10. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
Direnme kararı davalı Sosyal Güvenlik Kurumu vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili; müvekkilinin 05.12.2000 tarihinde dava dışı işveren Ali B.'ya ait işyerinde geçirdiği iş kazası nedeniyle işveren aleyhine açmış olduğu maddi ve manevi tazminat davasında alınan 05.02.2015 tarihli Adli Tıp Kurumu Genel Kurulu raporu ile %37,2 oranında meslekte kazanma gücünü kaybettiğinin belirlendiğini, bu tespit kapsamında verilen hükmün Yargıtay incelemesinden geçerek kesinleştiğini, anılan karar ve rapora istinaden davalı Kuruma sürekli iş göremezlik geliri bağlanması için yapılan başvurunun iş göremezlik oranının (0) olduğu, adli tıp raporuna istinaden iş kazası geliri bağlanmadığı ve anılan kararda Kurumun taraf olmadığından bahisle hukuka aykırı olarak reddedildiğini ileri sürerek Kurum işleminin iptali ile müvekkiline 05.02.2015 tarihinden itibaren sürekli iş göremezlik geliri bağlanmasına, her bir aylık ve gelirin ödeme tarihlerinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK/Kurum) vekili; müvekkili Kurumun tazminat davasında taraf olmaması nedeniyle o davada tespit edilen sürekli iş göremezlik oranının müvekkili yönünden bağlayıcı olmadığını, Kurum işleminin usul ve yasaya uygun olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 14.01.2020 tarihli ve 2019/280 Esas, 2020/34 Karar sayılı kararı ile; aynı iş kazası ile ilgili olarak maddi ve manevi tazminat istemiyle açılan davada yapılan yargılama neticesinde davacının malûliyet oranının %37,2 olduğu yönünde tespit yapıldığı ve bu tespit kapsamında verilen hükmün Yargıtay incelemesinden geçerek kesinleştiği, kesinleşen bu tespit nedeniyle davacının malûliyet oranının %37,2 olduğunun kabulü gerektiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, davacının 05.12.2000 tarihinde geçirmiş olduğu iş kazasına bağlı meslekte kazanma güç kaybı oranının %37,2 olduğunun ve bu oran üzerinden 05.02.2015 tarihinden itibaren sürekli iş göremezlik geliri bağlanması gerektiğinin tespiti ile aksi yöndeki Kurum işleminin iptaline, aylık ve gelirin tahsiline ilişkin istemin hukuki yarar yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin 07.10.2022 tarihli ve 2020/1377 Esas, 2022/2004 Karar sayılı kararı ile; dava dışı işveren aleyhine açılan ve kesinleşen tazminat davasında hükme esas alınan Adli Tıp Genel Kurulunun 05.02.2015 tarihli raporu ile tespit edilen davacının 05.12.2000 tarihinde geçirdiği iş kazası nedeniyle %37,20 meslekte kazanma gücü kaybı oranının dava dışı işveren yönünden kesinleştiği, usul ekonomisi gözetilmek suretiyle işverene husumet yöneltilmesine gerek olmadığından eldeki davada da bu tespitin esas alınması gerektiği, ilk derece mahkemesince istemle bağlı kalınarak %37,20 sürekli iş göremezlik oranına göre gelir bağlanmasına yönelik kabul hükmünde isabetsizlik bulunmamakla birlikte davacının bağlanacak gelirin yasal faizi ile tahsili isteminde hukuki yararı bulunduğu değerlendirilmeksizin istemin reddinin isabetsiz olduğu gerekçesiyle davalı Kurum vekilinin istinaf başvurusunun reddine, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılıp düzeltilerek yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kabulüne, davacının 05.12.2000 tarihinde geçirmiş olduğu iş kazasına bağlı meslekte kazanma güç kaybı oranının %37,2 olduğunun ve bu oran üzerinden 05.02.2015 tarihinden itibaren sürekli iş göremezlik geliri bağlanması gerektiğinin, ödenmeyen sürekli iş göremezlik gelirlerinin 5510 sayılı Kanun'un 42. maddesi gözetilmek suretiyle 05.05.2015 tarihi başlangıç kabul edilerek her bir gelir için gelire hak kazanılan tarihten itibaren yasal faizi ile davalıdan alınarak davacıya ödenmesi gerektiğinin tespitine, aksi yöndeki Kurum işleminin iptaline karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile;
"... Dava, iş kazasına dayalı sürekli iş göremezlik geliri bağlanması gerektiğinin ve ödenmeyen gelirlerin yasal faizi ile tahsili istemine ilişkin olup, öncelikle bu tür davalarda elde edilecek hükmün, sigortalıyı çalıştıran işverenin hak alanını da ilgilendirdiği ve onun yönünden bir takım sorumluluk ve yükümlülükler doğurabileceği belirgin bulunmakla, işverenin davalı Kurumla birlikte zorunlu dava arkadaşı konumunda yer aldığı ve kendisine de husumet yöneltilmesi gerektiği açıktır. Bu bakımdan; dava dışı işverenin Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 124'üncü maddesi de nazara alınarak yasal yöntemine uygun biçimde davaya katılımı sağlanmalı, göstereceği tüm kanıtlar toplandıktan sonra yapılacak değerlendirme üzerine elde edilecek sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davalı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesince verilen istinaf başvurusunun kabulüne ilişkin kararı bozulmalıdır..." gerekçesiyle karar bozulmuştur.
B. Bölge Adliye Mahkemesince Verilen Direnme Kararı
Bölge Adliye Mahkemesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; dava konusu istemin tazminat davası sonucu işveren yönünden kesinleşen %37,2 meslekte kazanma güç kaybı oranının davalı Kurum tarafından da kabulünün sağlanarak sürekli iş göremezlik geliri bağlanmasına ilişkin olduğu, bu tür davalarda Kurum ile işveren arasında şekli anlamda mecburi dava arkadaşlığı bulunmakla birlikte davanın Kurum ve işveren hakkında birlikte açılması zorunluluğunu öngören bir yasal düzenleme bulunmayıp işveren hakkında eldeki dava ile yeni bir sonuç doğma olasılığı bulunmadığı, kesinleşen karar ile işveren hakkında doğabilecek tüm sonuçlar doğduğundan ve işverene yönelik bir talep de bulunmadığından işverene husumet yöneltilmesinin hukuki sonuç doğurmayacağı, işveren tarafından tüm kanıtlar sunularak tespit edilen sürekli iş göremezlik oranına ilişkin itirazların temyiz yolu başvurusuna konu edildiği, süreç sonucu ortaya çıkan kesin hüküm sonrasında işverene yeniden husumet yöneltilip hakkında kesinleşen konuya ilişkin dava nedeniyle yargılama gideri ve vekâlet ücretiyle sorumluluğu sonucunu doğuracak şekilde taraf olmaya zorlanmasının usul ekonomisi ve kesin hüküm düzenlemeleriyle bağdaşmayacağı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Direnme kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekilince temyiz isteminde bulunulmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı Kurum vekili, kesinleşen tazminat davasında müvekkili Kurum taraf olmadığından iş bu davada Kurum ile işverenin birlikte yer alması gerektiğini, müvekkili Kurumun taraf olmadığı davada belirlenen iş göremezlik oranının zorla uygulanmasının Kurumun savunma hakkını kısıtlar nitelikte olduğunu ve taraf olmadıkları davada yapılan tespite göre aleyhlerine her bir aylık için faize hükmedilmesinin de hukuka aykırı olduğunu, iş göremezlik oranının belirlenmesi için izlenmesi gereken prosedürün 5510 sayılı Kanun’da açıkça düzenlendiğini Kurumun taraf olmadığı maddi ve manevi tazminat davasında tespit edilen iş göremezlik oranına istinaden işlem yapmasının mümkün olmadığını, davanın reddine karar verilmesi gerektiğini ileri sürerek direnme kararının bozulmasını talep etmiştir.
C. Uyuşmazlık
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; dava dışı işveren aleyhine açılan ve kesinleşen iş kazasından kaynaklanan tazminat davasında tespit edilen %37,2 meslekte kazanma güç kaybı oranı esas alınarak sürekli iş göremezlik geliri bağlanması istemiyle açılan eldeki davada, verilecek hükmün dava dışı işverenin hak alanını da ilgilendirdiği ve davalı Kurumla birlikte zorunlu dava arkadaşı olduğu gözetilerek 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 124. maddesi uyarınca dava dışı işverene de husumet yöneltilmek suretiyle davaya katılımı sağlandıktan sonra göstereceği tüm kanıtlar toplanarak yapılacak değerlendirme sonrası karar verilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.
D. Gerekçe
1. İlgili Hukuk
1.5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun (5510 sayılı Kanun) 19. maddesi.
2. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 59, 60 ve 124. maddeleri.
2. Değerlendirme
1. Öncelikle konuyla ilgili kavramlar ve yasal düzenlemeler üzerinde kısaca durulmasında fayda bulunmaktadır.
2. Dava konusu olan hukuki ilişki birden fazla kişi arasında ortak olup da bu hukuki ilişki hakkında mahkemece bütün ilgililer için aynı şekilde ve tek bir karar verilmesi gereken hâllerde dava arkadaşlığının maddi bakımdan mecburi olduğunun kabulü gerekir. Diğer bir ifadeyle bir hakkın birden fazla kişi tarafından birlikte veya birden fazla kişiye karşı kullanılmasının zorunlu olduğu hâllerde bu hak dava konusu edildiği zaman o hakla ilgili birden fazla kişi zorunlu dava arkadaşı durumundadır. Dava arkadaşlığının hangi hâllerde mecburi olduğu maddi hukuka göre belirlenir. Zorunlu dava arkadaşlığında dava arkadaşları arasındaki ilişki çok sıkı olduğundan davada birlikte hareket etmek durumundadırlar. Mahkeme ise dava sonunda zorunlu dava arkadaşlarının hepsi hakkında aynı ve tek bir karar verecektir. Zorunlu dava arkadaşlığında dava konusu olan hak tektir ve dava arkadaşı sayısı kadar müddeabih bulunmamaktadır.
3. Davalılar arasında mecburi dava arkadaşlığı bulunması hâlinde, davacı bütün davalılara karşı birlikte dava açmak zorundadır. Dava bütün mecburi dava arkadaşlarına karşı değil de bunlardan birine veya bir kaçına karşı açılmış ise bu hâlde mahkemenin, davayı diğer mecburi dava arkadaşlarına da teşmil etmesi için davacıya bir süre vermesi, davacı bu süre içinde davayı diğer mecburi dava arkadaşlarına da teşmil ederse davaya devam etmesi gerekir.
4. Öte yandan iş kazası geçiren ya da meslek hastalığına tutulan sigortalı Kurumca yetkilendirilen sağlık hizmeti sunucuları tarafından tedavi altına alınmakta, sağlığına kavuşması için gerekli tüm tıbbi yardımlar sağlanmakta, bu arada sigortalıya geçici iş göremezlik ödemesi yapılmaktadır. Tedavi sonucunda sigortalı tamamen sağlığına kavuşarak yeniden çalışma gücünü kazanabileceği gibi meslekte kazanma gücünü tamamen ya da kısmen yitirmesi de söz konusu olabilecektir.
5. Bilindiği üzere 5510 sayılı Kanun’un 19. maddesinde, iş kazası veya meslek hastalığı sonucu oluşan hastalık ve özürler nedeniyle Kurumca yetkilendirilen sağlık hizmeti sunucularının sağlık kurulları tarafından verilen raporlara istinaden Kurum sağlık kurulunca meslekte kazanma gücü en az %10 oranında azalmış bulunduğu tespit edilen sigortalının sürekli iş göremezlik gelirine hak kazanacağı belirtilmiştir.
6. Nitekim mülga 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun (506 sayılı Kanun) 19. maddesinde de geçici iş göremezlik hâli sonrasında Kuruma ait veya Kurumun sevk edeceği sağlık tesisleri sağlık kurulları tarafından verilecek raporlarda belirtilen arızalarına göre iş kazası sonucu meslekte kazanma gücünün en az %10 azalmış bulunduğu Kurumca tespit edilen sigortalıya sürekli iş göremezlik geliri bağlanacağı; 31. maddesinde Kurumun, sigortalıya bağlanacak gelirleri yapılan inceleme ve soruşturmalar sonunda ve gerekli belgelerin tamamlandığı tarihten itibaren en geç üç ay içinde tespit ederek ilgililere yazı ile bildireceği, ilgililerin bağlanan geliri bildiren yazıyı aldıktan sonra bir yıl içinde yetkili mahkemeye başvurarak Kurum kararına itirazda bulunabilecekleri, itirazın reddi hakkındaki mahkeme kararının kesinleşmesiyle Kurum kararının kesinleşmiş olacağı, 109. maddesinde de sigortalıların işgöremezlik hâllerinin tespitinde Kurum sağlık tesisleri sağlık kurullarınca verilecek raporlarda belirtilen hastalık ve arızaların esas tutulacağı, Kurumca verilen karara ilgililer tarafından itiraz edilmesi hâlinde durumun Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kurulunca karara bağlanacağı hüküm altına alınmıştır. Benzer yöndeki düzenleme 5510 sayılı Kanun'un 95. maddesinde de yer almaktadır.
7. Bedensel ve ruhsal arızalar nedeniyle sigortalıya ya da hak sahiplerine sosyal sigorta yardımlarının yapılabilmesi ve bu yardımların kusurlu işveren veya üçüncü kişilerden tahsil edilebilecek peşin sermaye değerinin belirlenebilmesi için sigortalıya bağlanacak gelir ve hükmedilecek tazminatın miktarını doğrudan etkilemesi nedeniyle sigortalıda oluşan meslekte kazanma gücü kayıp oranının ve bu oranın ne zaman meydana geldiğinin hiçbir kuşku ve duraksamaya yer vermeksizin kesin olarak saptanması gerekmektedir.Sigortalıda oluşan meslekte güç kayıp oranı ve bu oranın ne zaman meydana geldiğinin saptanması ise ancak bu hususta yasal çerçevede bir raporun alınmış olmasına bağlıdır.
8. Kurum tarafından karşılanmayan zararın ödetilmesine ilişkin tazminat davalarında da öncelikle, zararlandırıcı sigorta olayının iş kazası niteliğinde olup olmadığının saptanmasının yanı sıra haksız zenginleşmeyi ve mükerrer ödemeyi önlemek için Kurum tarafından hak sahiplerine bağlanan gelirin peşin sermaye değerinin, hüküm tarihine en yakın tarihteki verilere göre belirlenen tazminattan düşülmesi gerektiği Yargıtayın yerleşmiş içtihadıdır.
9. Sürekli iş göremezlik oranının tespiti davalarının Kurum ile birlikte işverene karşı yöneltilmesi gerekir. Burada sosyal güvenlik ilişkisinden kaynaklanan belirli bir hak veya durum uyuşmazlık konusu edilmektedir. Bu nedenle davanın sosyal güvenlik ilişkisinin tarafları olan sigortalı, işveren ve Kurum arasında görülmesi gerekir. Sürekli iş göremezlik oranının tespiti istemine ilişkin dava sonucunda mahkemece verilecek hüküm gerek işverenin gerekse Kurumun hak alanını etkileyeceğinden işveren ile Kurum arasında mecburi dava arkadaşlığı bulunmaktadır (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 25.12.2013 tarihli ve 2013/10-485 Esas, 2013/1749 Karar sayılı kararı).
10. Zira, işveren kusurlu, olay iş kazası ve sigortalının sürekli işgöremezlik oranı en az %10 ise, Kurum sigortalının sürekli işgöremezlik oranına göre bağladığı gelirin ilk peşin değerini işverenden isteyebileceği gibi, sigortalı da Kurum tarafından karşılanmayan zararının tazminini işverenden talep edebilecektir.
11. Sonuç olarak sürekli işgöremezlik oranının tespiti istemine ilişkin dava sonucunda mahkemece verilecek hüküm, gerek işverenin gerekse Kurumun hak alanını etkileyeceğinden işveren ile Kurum arasında mecburi dava arkadaşlığı bulunmaktadır.
12. Gelinen bu noktada belirtilmelidir ki, dava konusu uyuşmazlık hakkında kesin hüküm bulunuyorsa aynı konuda, aynı taraflar arasında ve aynı dava sebebine dayanılarak yeni bir dava açılamaz.
13. Kesin hüküm şekli anlamda kesin hüküm ve maddi anlamda kesin hüküm olmak üzere ikiye ayrılır. Şekli anlamda kesin hüküm ile kastedilen, bir mahkeme kararına karşı normal kanun yollarına başvurulamayacağıdır.
14. Şekli anlamda kesin hükmün amacı, bir davanın sona ermesine hizmet etmektir. Bir nihai karar şekli anlamda kesinleşince, tarafların o davada takip ettikleri amaç gerçekleşmiş olur. Fakat bu, taraflar arasındaki uyuşmazlığın değil ancak görülmekte olan davanın sona ermesi demektir. Bundan sonra da aynı taraflar arasında aynı uyuşmazlığın yeni bir dava konusu yapılmaması için başka bir müesseseye yani maddi anlamda kesin hüküm müessesine ihtiyaç vardır (Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü, İstanbul 2001, Cilt V, s. 4981).
15. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 303. maddesinde maddi anlamda kesin hükmün tanımı yapılmıştır. Anılan maddenin 1. fıkrasına göre "Bir davaya ait şeklî anlamda kesinleşmiş olan hükmün, diğer bir davada maddi anlamda kesin hüküm oluşturabilmesi için, her iki davanın taraflarının, dava sebeplerinin ve ilk davanın hüküm fıkrası ile ikinci davaya ait talep sonucunun aynı olması gerekir".
16. Bu hükümden yola çıkıldığında denebilir ki, kesin hükmün ilk koşulu her iki davanın taraflarının aynı kişiler olması, ikinci koşulu müddeabihin aynılığı, üçüncü koşulu ise dava sebebinin aynı olmasıdır.
17. Belirtmek gerekir ki, iş kazasından dolayı tazminat davası açılmış olması sürekli iş göremezlik oranının ayrı bir dava ile tespitinin talep edilmesine engel değildir. Böyle bir dava açmakta davacının hukuki yararı bulunduğu kabul edilmelidir. Zira tazminat davasındaki tespit o davada Kurumun davalı olmaması nedeniyle onun yönünden bağlayıcı olmayacağından ayrıca açılacak tespit davası ile Kurumu da bağlayacak ve kesin hüküm tesiri olan bir tespit hükmü elde edilmesi Kurum tarafından yapılacak veya ileride yapılması muhtemel sosyal sigorta yardımlarının belirlenmesinde dikkate alınmasını sağlayacaktır.(YHGK, 01.03.2023 tarihli ve 2022/10-993 Esas, 2023/137 Karar sayılı kararı).
18. Somut olayda; davacının dava dışı işveren nezdinde çalışırken 05.12.2000 tarihinde geçirdiği iş kazası nedeniyle sürekli iş göremezlik geliri bağlanması isteminde bulunduğu, Kurum tarafından davacının sürekli iş göremezlik oranın %0 kabul edildiği, davacının itirazı üzerine Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kurulunun 17.02.2006 tarihli kararı ile davacının malûliyetinin gerekmediğine karar verilmesi üzerine davacıya iş kazası sigorta kolundan gelir bağlanmadığı, davacı tarafından işveren aleyhine 31.05.2005 tarihinde açılmış olan iş kazasından kaynaklanan tazminat davasında yapılan yargılama sırasında alınan Adli Tıp Kurumu Genel Kurulunun 05.02.2015 tarihli raporunda davacının 05.12.2000 tarihinde geçirdiği iş kazası nedeniyle (E) cetveline göre %37,20 oranında meslekte kazanma gücünü kaybettiği yönünde tespit yapıldığı ve bu tespit kapsamında verilen hükmün Yargıtay incelemesinden geçerek 28.02.2019 tarihinde kesinleştiği, davacının 26.03.2019 tarihinde kesinleşen tazminat kararını da ibraz ederek yeniden sürekli iş göremezlik geliri bağlanması talebinde bulunduğu, Kurumun 04.04.2019 tarihli yazı ile tazminat davasında Kurumun taraf olmadığı ve adli tıp raporlarına istinaden iş kazası geliri bağlanmadığından bahisle talebi reddetmesi üzerine eldeki davanın açıldığı anlaşılmıştır.
19. Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; sürekli iş göremezlik geliri bağlanması istemine ilişkin dava sonucunda mahkemece verilecek hükmün, Kurumun yanı sıra işverenin hak alanını ilgilendirdiği ve işveren yönünden birtakım sorumluluk ve yükümlülükler doğurabileceği belirgin olup bu itibarla işverenin davaya taraf olması ve kendisine husumet yöneltilmesi gerektiği açıktır. Bu nedenle işverene de HMK'nın 124. maddesi kapsamında husumet yöneltilerek davaya katılımı sağlandıktan ve işverenin göstereceği deliller toplandıktan sonra yapılacak değerlendirme sonrası karar verilmelidir.
20. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında direnme kararının onanması gerektiği ileri sürülmüş ise de bu görüş Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.
21. Hâl böyle olunca Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki hükümde direnilmesi doğru olmamıştır.
22. O hâlde direnme kararı bozulmalıdır.
VII. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davalı Sosyal Güvenlik Kurumu vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Kanun'un 371. maddesi gereğince BOZULMASINA,
Dosyanın 6100 sayılı Kanun'un 373. maddesinin 2. fıkrası uyarınca kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
24.09.2025 tarihinde oy çokluğuyla kesin olarak karar verildi.
BİLGİ : Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nda bulunan 25 üyenin 23’ü BOZMA, 2’si ise ONAMA yönünde oy kullanmışlardır.
İŞ KAZASINDAN DOLAYI TAZMİNAT DAVASI AÇILMIŞ OLMASI SÜREKLİ İŞ GÖREMEZLİK ORANININ AYRI BİR DAVA İLE TESPİTİNDE DAVACININ HUKUKÎ YARARI BULUNMAKTADIR.
T.C.
YARGITAY
HUKUK GENEL KURULU
Esas No : 2024/10-341
Karar No : 2025/558
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
Y A R G I T A Y İ L Â M I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi
TARİHİ : 04.10.2023
SAYISI : 2023/2078 E., 2023/2401 K.
ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 22.12.2022 tarihli ve 2022/13904 Esas,
2022/16514 Karar sayılı BOZMA kararı
Taraflar arasındaki Kurum işleminin iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince davalı Sosyal Güvenlik Kurumu vekilinin istinaf başvurusunun reddine, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılıp düzeltilerek yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı Sosyal Güvenlik Kurumu vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 10. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
Direnme kararı davalı Sosyal Güvenlik Kurumu vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili; müvekkilinin 05.12.2000 tarihinde dava dışı işveren Ali B.'ya ait işyerinde geçirdiği iş kazası nedeniyle işveren aleyhine açmış olduğu maddi ve manevi tazminat davasında alınan 05.02.2015 tarihli Adli Tıp Kurumu Genel Kurulu raporu ile %37,2 oranında meslekte kazanma gücünü kaybettiğinin belirlendiğini, bu tespit kapsamında verilen hükmün Yargıtay incelemesinden geçerek kesinleştiğini, anılan karar ve rapora istinaden davalı Kuruma sürekli iş göremezlik geliri bağlanması için yapılan başvurunun iş göremezlik oranının (0) olduğu, adli tıp raporuna istinaden iş kazası geliri bağlanmadığı ve anılan kararda Kurumun taraf olmadığından bahisle hukuka aykırı olarak reddedildiğini ileri sürerek Kurum işleminin iptali ile müvekkiline 05.02.2015 tarihinden itibaren sürekli iş göremezlik geliri bağlanmasına, her bir aylık ve gelirin ödeme tarihlerinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK/Kurum) vekili; müvekkili Kurumun tazminat davasında taraf olmaması nedeniyle o davada tespit edilen sürekli iş göremezlik oranının müvekkili yönünden bağlayıcı olmadığını, Kurum işleminin usul ve yasaya uygun olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 14.01.2020 tarihli ve 2019/280 Esas, 2020/34 Karar sayılı kararı ile; aynı iş kazası ile ilgili olarak maddi ve manevi tazminat istemiyle açılan davada yapılan yargılama neticesinde davacının malûliyet oranının %37,2 olduğu yönünde tespit yapıldığı ve bu tespit kapsamında verilen hükmün Yargıtay incelemesinden geçerek kesinleştiği, kesinleşen bu tespit nedeniyle davacının malûliyet oranının %37,2 olduğunun kabulü gerektiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, davacının 05.12.2000 tarihinde geçirmiş olduğu iş kazasına bağlı meslekte kazanma güç kaybı oranının %37,2 olduğunun ve bu oran üzerinden 05.02.2015 tarihinden itibaren sürekli iş göremezlik geliri bağlanması gerektiğinin tespiti ile aksi yöndeki Kurum işleminin iptaline, aylık ve gelirin tahsiline ilişkin istemin hukuki yarar yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin 07.10.2022 tarihli ve 2020/1377 Esas, 2022/2004 Karar sayılı kararı ile; dava dışı işveren aleyhine açılan ve kesinleşen tazminat davasında hükme esas alınan Adli Tıp Genel Kurulunun 05.02.2015 tarihli raporu ile tespit edilen davacının 05.12.2000 tarihinde geçirdiği iş kazası nedeniyle %37,20 meslekte kazanma gücü kaybı oranının dava dışı işveren yönünden kesinleştiği, usul ekonomisi gözetilmek suretiyle işverene husumet yöneltilmesine gerek olmadığından eldeki davada da bu tespitin esas alınması gerektiği, ilk derece mahkemesince istemle bağlı kalınarak %37,20 sürekli iş göremezlik oranına göre gelir bağlanmasına yönelik kabul hükmünde isabetsizlik bulunmamakla birlikte davacının bağlanacak gelirin yasal faizi ile tahsili isteminde hukuki yararı bulunduğu değerlendirilmeksizin istemin reddinin isabetsiz olduğu gerekçesiyle davalı Kurum vekilinin istinaf başvurusunun reddine, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılıp düzeltilerek yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kabulüne, davacının 05.12.2000 tarihinde geçirmiş olduğu iş kazasına bağlı meslekte kazanma güç kaybı oranının %37,2 olduğunun ve bu oran üzerinden 05.02.2015 tarihinden itibaren sürekli iş göremezlik geliri bağlanması gerektiğinin, ödenmeyen sürekli iş göremezlik gelirlerinin 5510 sayılı Kanun'un 42. maddesi gözetilmek suretiyle 05.05.2015 tarihi başlangıç kabul edilerek her bir gelir için gelire hak kazanılan tarihten itibaren yasal faizi ile davalıdan alınarak davacıya ödenmesi gerektiğinin tespitine, aksi yöndeki Kurum işleminin iptaline karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile;
"... Dava, iş kazasına dayalı sürekli iş göremezlik geliri bağlanması gerektiğinin ve ödenmeyen gelirlerin yasal faizi ile tahsili istemine ilişkin olup, öncelikle bu tür davalarda elde edilecek hükmün, sigortalıyı çalıştıran işverenin hak alanını da ilgilendirdiği ve onun yönünden bir takım sorumluluk ve yükümlülükler doğurabileceği belirgin bulunmakla, işverenin davalı Kurumla birlikte zorunlu dava arkadaşı konumunda yer aldığı ve kendisine de husumet yöneltilmesi gerektiği açıktır. Bu bakımdan; dava dışı işverenin Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 124'üncü maddesi de nazara alınarak yasal yöntemine uygun biçimde davaya katılımı sağlanmalı, göstereceği tüm kanıtlar toplandıktan sonra yapılacak değerlendirme üzerine elde edilecek sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davalı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesince verilen istinaf başvurusunun kabulüne ilişkin kararı bozulmalıdır..." gerekçesiyle karar bozulmuştur.
B. Bölge Adliye Mahkemesince Verilen Direnme Kararı
Bölge Adliye Mahkemesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; dava konusu istemin tazminat davası sonucu işveren yönünden kesinleşen %37,2 meslekte kazanma güç kaybı oranının davalı Kurum tarafından da kabulünün sağlanarak sürekli iş göremezlik geliri bağlanmasına ilişkin olduğu, bu tür davalarda Kurum ile işveren arasında şekli anlamda mecburi dava arkadaşlığı bulunmakla birlikte davanın Kurum ve işveren hakkında birlikte açılması zorunluluğunu öngören bir yasal düzenleme bulunmayıp işveren hakkında eldeki dava ile yeni bir sonuç doğma olasılığı bulunmadığı, kesinleşen karar ile işveren hakkında doğabilecek tüm sonuçlar doğduğundan ve işverene yönelik bir talep de bulunmadığından işverene husumet yöneltilmesinin hukuki sonuç doğurmayacağı, işveren tarafından tüm kanıtlar sunularak tespit edilen sürekli iş göremezlik oranına ilişkin itirazların temyiz yolu başvurusuna konu edildiği, süreç sonucu ortaya çıkan kesin hüküm sonrasında işverene yeniden husumet yöneltilip hakkında kesinleşen konuya ilişkin dava nedeniyle yargılama gideri ve vekâlet ücretiyle sorumluluğu sonucunu doğuracak şekilde taraf olmaya zorlanmasının usul ekonomisi ve kesin hüküm düzenlemeleriyle bağdaşmayacağı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Direnme kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekilince temyiz isteminde bulunulmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı Kurum vekili, kesinleşen tazminat davasında müvekkili Kurum taraf olmadığından iş bu davada Kurum ile işverenin birlikte yer alması gerektiğini, müvekkili Kurumun taraf olmadığı davada belirlenen iş göremezlik oranının zorla uygulanmasının Kurumun savunma hakkını kısıtlar nitelikte olduğunu ve taraf olmadıkları davada yapılan tespite göre aleyhlerine her bir aylık için faize hükmedilmesinin de hukuka aykırı olduğunu, iş göremezlik oranının belirlenmesi için izlenmesi gereken prosedürün 5510 sayılı Kanun’da açıkça düzenlendiğini Kurumun taraf olmadığı maddi ve manevi tazminat davasında tespit edilen iş göremezlik oranına istinaden işlem yapmasının mümkün olmadığını, davanın reddine karar verilmesi gerektiğini ileri sürerek direnme kararının bozulmasını talep etmiştir.
C. Uyuşmazlık
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; dava dışı işveren aleyhine açılan ve kesinleşen iş kazasından kaynaklanan tazminat davasında tespit edilen %37,2 meslekte kazanma güç kaybı oranı esas alınarak sürekli iş göremezlik geliri bağlanması istemiyle açılan eldeki davada, verilecek hükmün dava dışı işverenin hak alanını da ilgilendirdiği ve davalı Kurumla birlikte zorunlu dava arkadaşı olduğu gözetilerek 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 124. maddesi uyarınca dava dışı işverene de husumet yöneltilmek suretiyle davaya katılımı sağlandıktan sonra göstereceği tüm kanıtlar toplanarak yapılacak değerlendirme sonrası karar verilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.
D. Gerekçe
1. İlgili Hukuk
1.5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun (5510 sayılı Kanun) 19. maddesi.
2. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 59, 60 ve 124. maddeleri.
2. Değerlendirme
1. Öncelikle konuyla ilgili kavramlar ve yasal düzenlemeler üzerinde kısaca durulmasında fayda bulunmaktadır.
2. Dava konusu olan hukuki ilişki birden fazla kişi arasında ortak olup da bu hukuki ilişki hakkında mahkemece bütün ilgililer için aynı şekilde ve tek bir karar verilmesi gereken hâllerde dava arkadaşlığının maddi bakımdan mecburi olduğunun kabulü gerekir. Diğer bir ifadeyle bir hakkın birden fazla kişi tarafından birlikte veya birden fazla kişiye karşı kullanılmasının zorunlu olduğu hâllerde bu hak dava konusu edildiği zaman o hakla ilgili birden fazla kişi zorunlu dava arkadaşı durumundadır. Dava arkadaşlığının hangi hâllerde mecburi olduğu maddi hukuka göre belirlenir. Zorunlu dava arkadaşlığında dava arkadaşları arasındaki ilişki çok sıkı olduğundan davada birlikte hareket etmek durumundadırlar. Mahkeme ise dava sonunda zorunlu dava arkadaşlarının hepsi hakkında aynı ve tek bir karar verecektir. Zorunlu dava arkadaşlığında dava konusu olan hak tektir ve dava arkadaşı sayısı kadar müddeabih bulunmamaktadır.
3. Davalılar arasında mecburi dava arkadaşlığı bulunması hâlinde, davacı bütün davalılara karşı birlikte dava açmak zorundadır. Dava bütün mecburi dava arkadaşlarına karşı değil de bunlardan birine veya bir kaçına karşı açılmış ise bu hâlde mahkemenin, davayı diğer mecburi dava arkadaşlarına da teşmil etmesi için davacıya bir süre vermesi, davacı bu süre içinde davayı diğer mecburi dava arkadaşlarına da teşmil ederse davaya devam etmesi gerekir.
4. Öte yandan iş kazası geçiren ya da meslek hastalığına tutulan sigortalı Kurumca yetkilendirilen sağlık hizmeti sunucuları tarafından tedavi altına alınmakta, sağlığına kavuşması için gerekli tüm tıbbi yardımlar sağlanmakta, bu arada sigortalıya geçici iş göremezlik ödemesi yapılmaktadır. Tedavi sonucunda sigortalı tamamen sağlığına kavuşarak yeniden çalışma gücünü kazanabileceği gibi meslekte kazanma gücünü tamamen ya da kısmen yitirmesi de söz konusu olabilecektir.
5. Bilindiği üzere 5510 sayılı Kanun’un 19. maddesinde, iş kazası veya meslek hastalığı sonucu oluşan hastalık ve özürler nedeniyle Kurumca yetkilendirilen sağlık hizmeti sunucularının sağlık kurulları tarafından verilen raporlara istinaden Kurum sağlık kurulunca meslekte kazanma gücü en az %10 oranında azalmış bulunduğu tespit edilen sigortalının sürekli iş göremezlik gelirine hak kazanacağı belirtilmiştir.
6. Nitekim mülga 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun (506 sayılı Kanun) 19. maddesinde de geçici iş göremezlik hâli sonrasında Kuruma ait veya Kurumun sevk edeceği sağlık tesisleri sağlık kurulları tarafından verilecek raporlarda belirtilen arızalarına göre iş kazası sonucu meslekte kazanma gücünün en az %10 azalmış bulunduğu Kurumca tespit edilen sigortalıya sürekli iş göremezlik geliri bağlanacağı; 31. maddesinde Kurumun, sigortalıya bağlanacak gelirleri yapılan inceleme ve soruşturmalar sonunda ve gerekli belgelerin tamamlandığı tarihten itibaren en geç üç ay içinde tespit ederek ilgililere yazı ile bildireceği, ilgililerin bağlanan geliri bildiren yazıyı aldıktan sonra bir yıl içinde yetkili mahkemeye başvurarak Kurum kararına itirazda bulunabilecekleri, itirazın reddi hakkındaki mahkeme kararının kesinleşmesiyle Kurum kararının kesinleşmiş olacağı, 109. maddesinde de sigortalıların işgöremezlik hâllerinin tespitinde Kurum sağlık tesisleri sağlık kurullarınca verilecek raporlarda belirtilen hastalık ve arızaların esas tutulacağı, Kurumca verilen karara ilgililer tarafından itiraz edilmesi hâlinde durumun Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kurulunca karara bağlanacağı hüküm altına alınmıştır. Benzer yöndeki düzenleme 5510 sayılı Kanun'un 95. maddesinde de yer almaktadır.
7. Bedensel ve ruhsal arızalar nedeniyle sigortalıya ya da hak sahiplerine sosyal sigorta yardımlarının yapılabilmesi ve bu yardımların kusurlu işveren veya üçüncü kişilerden tahsil edilebilecek peşin sermaye değerinin belirlenebilmesi için sigortalıya bağlanacak gelir ve hükmedilecek tazminatın miktarını doğrudan etkilemesi nedeniyle sigortalıda oluşan meslekte kazanma gücü kayıp oranının ve bu oranın ne zaman meydana geldiğinin hiçbir kuşku ve duraksamaya yer vermeksizin kesin olarak saptanması gerekmektedir.Sigortalıda oluşan meslekte güç kayıp oranı ve bu oranın ne zaman meydana geldiğinin saptanması ise ancak bu hususta yasal çerçevede bir raporun alınmış olmasına bağlıdır.
8. Kurum tarafından karşılanmayan zararın ödetilmesine ilişkin tazminat davalarında da öncelikle, zararlandırıcı sigorta olayının iş kazası niteliğinde olup olmadığının saptanmasının yanı sıra haksız zenginleşmeyi ve mükerrer ödemeyi önlemek için Kurum tarafından hak sahiplerine bağlanan gelirin peşin sermaye değerinin, hüküm tarihine en yakın tarihteki verilere göre belirlenen tazminattan düşülmesi gerektiği Yargıtayın yerleşmiş içtihadıdır.
9. Sürekli iş göremezlik oranının tespiti davalarının Kurum ile birlikte işverene karşı yöneltilmesi gerekir. Burada sosyal güvenlik ilişkisinden kaynaklanan belirli bir hak veya durum uyuşmazlık konusu edilmektedir. Bu nedenle davanın sosyal güvenlik ilişkisinin tarafları olan sigortalı, işveren ve Kurum arasında görülmesi gerekir. Sürekli iş göremezlik oranının tespiti istemine ilişkin dava sonucunda mahkemece verilecek hüküm gerek işverenin gerekse Kurumun hak alanını etkileyeceğinden işveren ile Kurum arasında mecburi dava arkadaşlığı bulunmaktadır (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 25.12.2013 tarihli ve 2013/10-485 Esas, 2013/1749 Karar sayılı kararı).
10. Zira, işveren kusurlu, olay iş kazası ve sigortalının sürekli işgöremezlik oranı en az %10 ise, Kurum sigortalının sürekli işgöremezlik oranına göre bağladığı gelirin ilk peşin değerini işverenden isteyebileceği gibi, sigortalı da Kurum tarafından karşılanmayan zararının tazminini işverenden talep edebilecektir.
11. Sonuç olarak sürekli işgöremezlik oranının tespiti istemine ilişkin dava sonucunda mahkemece verilecek hüküm, gerek işverenin gerekse Kurumun hak alanını etkileyeceğinden işveren ile Kurum arasında mecburi dava arkadaşlığı bulunmaktadır.
12. Gelinen bu noktada belirtilmelidir ki, dava konusu uyuşmazlık hakkında kesin hüküm bulunuyorsa aynı konuda, aynı taraflar arasında ve aynı dava sebebine dayanılarak yeni bir dava açılamaz.
13. Kesin hüküm şekli anlamda kesin hüküm ve maddi anlamda kesin hüküm olmak üzere ikiye ayrılır. Şekli anlamda kesin hüküm ile kastedilen, bir mahkeme kararına karşı normal kanun yollarına başvurulamayacağıdır.
14. Şekli anlamda kesin hükmün amacı, bir davanın sona ermesine hizmet etmektir. Bir nihai karar şekli anlamda kesinleşince, tarafların o davada takip ettikleri amaç gerçekleşmiş olur. Fakat bu, taraflar arasındaki uyuşmazlığın değil ancak görülmekte olan davanın sona ermesi demektir. Bundan sonra da aynı taraflar arasında aynı uyuşmazlığın yeni bir dava konusu yapılmaması için başka bir müesseseye yani maddi anlamda kesin hüküm müessesine ihtiyaç vardır (Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü, İstanbul 2001, Cilt V, s. 4981).
15. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 303. maddesinde maddi anlamda kesin hükmün tanımı yapılmıştır. Anılan maddenin 1. fıkrasına göre "Bir davaya ait şeklî anlamda kesinleşmiş olan hükmün, diğer bir davada maddi anlamda kesin hüküm oluşturabilmesi için, her iki davanın taraflarının, dava sebeplerinin ve ilk davanın hüküm fıkrası ile ikinci davaya ait talep sonucunun aynı olması gerekir".
16. Bu hükümden yola çıkıldığında denebilir ki, kesin hükmün ilk koşulu her iki davanın taraflarının aynı kişiler olması, ikinci koşulu müddeabihin aynılığı, üçüncü koşulu ise dava sebebinin aynı olmasıdır.
17. Belirtmek gerekir ki, iş kazasından dolayı tazminat davası açılmış olması sürekli iş göremezlik oranının ayrı bir dava ile tespitinin talep edilmesine engel değildir. Böyle bir dava açmakta davacının hukuki yararı bulunduğu kabul edilmelidir. Zira tazminat davasındaki tespit o davada Kurumun davalı olmaması nedeniyle onun yönünden bağlayıcı olmayacağından ayrıca açılacak tespit davası ile Kurumu da bağlayacak ve kesin hüküm tesiri olan bir tespit hükmü elde edilmesi Kurum tarafından yapılacak veya ileride yapılması muhtemel sosyal sigorta yardımlarının belirlenmesinde dikkate alınmasını sağlayacaktır.(YHGK, 01.03.2023 tarihli ve 2022/10-993 Esas, 2023/137 Karar sayılı kararı).
18. Somut olayda; davacının dava dışı işveren nezdinde çalışırken 05.12.2000 tarihinde geçirdiği iş kazası nedeniyle sürekli iş göremezlik geliri bağlanması isteminde bulunduğu, Kurum tarafından davacının sürekli iş göremezlik oranın %0 kabul edildiği, davacının itirazı üzerine Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kurulunun 17.02.2006 tarihli kararı ile davacının malûliyetinin gerekmediğine karar verilmesi üzerine davacıya iş kazası sigorta kolundan gelir bağlanmadığı, davacı tarafından işveren aleyhine 31.05.2005 tarihinde açılmış olan iş kazasından kaynaklanan tazminat davasında yapılan yargılama sırasında alınan Adli Tıp Kurumu Genel Kurulunun 05.02.2015 tarihli raporunda davacının 05.12.2000 tarihinde geçirdiği iş kazası nedeniyle (E) cetveline göre %37,20 oranında meslekte kazanma gücünü kaybettiği yönünde tespit yapıldığı ve bu tespit kapsamında verilen hükmün Yargıtay incelemesinden geçerek 28.02.2019 tarihinde kesinleştiği, davacının 26.03.2019 tarihinde kesinleşen tazminat kararını da ibraz ederek yeniden sürekli iş göremezlik geliri bağlanması talebinde bulunduğu, Kurumun 04.04.2019 tarihli yazı ile tazminat davasında Kurumun taraf olmadığı ve adli tıp raporlarına istinaden iş kazası geliri bağlanmadığından bahisle talebi reddetmesi üzerine eldeki davanın açıldığı anlaşılmıştır.
19. Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; sürekli iş göremezlik geliri bağlanması istemine ilişkin dava sonucunda mahkemece verilecek hükmün, Kurumun yanı sıra işverenin hak alanını ilgilendirdiği ve işveren yönünden birtakım sorumluluk ve yükümlülükler doğurabileceği belirgin olup bu itibarla işverenin davaya taraf olması ve kendisine husumet yöneltilmesi gerektiği açıktır. Bu nedenle işverene de HMK'nın 124. maddesi kapsamında husumet yöneltilerek davaya katılımı sağlandıktan ve işverenin göstereceği deliller toplandıktan sonra yapılacak değerlendirme sonrası karar verilmelidir.
20. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında direnme kararının onanması gerektiği ileri sürülmüş ise de bu görüş Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.
21. Hâl böyle olunca Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki hükümde direnilmesi doğru olmamıştır.
22. O hâlde direnme kararı bozulmalıdır.
VII. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davalı Sosyal Güvenlik Kurumu vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Kanun'un 371. maddesi gereğince BOZULMASINA,
Dosyanın 6100 sayılı Kanun'un 373. maddesinin 2. fıkrası uyarınca kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
24.09.2025 tarihinde oy çokluğuyla kesin olarak karar verildi.
BİLGİ : Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nda bulunan 25 üyenin 23’ü BOZMA, 2’si ise ONAMA yönünde oy kullanmışlardır.

