KARAMERCAN HUKUK Bürosu internet sitesinde yayınlanan tüm içerik telif yasaları ve Türk Patent Enstitüsü kapsamında koruma altındadır. KARAMERCAN HUKUK Bürosu internet sitesinde paylaşılan Yargıtay Kararları’nın kullanımından doğabilecek zararlar için KARAMERCAN HUKUK Bürosu hiçbir sorumluluk kabul etmez. www.karamercanhukuk.com/yargitay-kararlari/ internet adresinde paylaşılan Yargıtay Kararları’nın link verilmeden bir başka anlatımla www.karamercanhukuk.com internet adresinden alındığı belirtilmeksizin kopyalanması, paylaşılması ve kullanılması YASAKTIR. KARAMERCAN HUKUK Bürosu internet sitesini ziyaret etmekle, yukarıda belirtilen kullanım şartlarını kabul etmiş sayılırsınız.
Yazdır

DAVA DİLEKÇESİNDE SAKLI PAYLARIN MÜVEKKİLLERİNE VERİLMEDİĞİNDEN BAHSEDİLEREK MAHFUZ HİSSE ARAŞTIRMASININ TALEP EDİLDİĞİ GÖZETİLDİĞİNDE TENKİS TALEBİNDE BULUNULDUĞU KABUL EDİLMELİDİR.

T.C.
YARGITAY
HUKUK GENEL KURULU

Esas No        : 2024/7-351
Karar No       : 2025/602

T Ü R K   M İ L L E T İ   A D I N A

Y A R G I T A Y   İ L  M I

İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ                :
 Zonguldak 2. Asliye Hukuk Mahkemesi
TARİHİ                          : 14.09.2023
SAYISI                          : 2023/163 E., 2023/262 K.
ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 06.03.2023 tarihli ve 2021/7770 Esas,
                                        2023/1314 Karar sayılı BOZMA kararı

Taraflar arasındaki vasiyetnamenin iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.

Kararın davacılar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararının, davacılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 7. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, İlk Derece Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.

Direnme kararı davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA                                                                              

Davacılar vekili dava dilekçesinde; tarafların kardeş olduklarını ve kök muris olan anneleri 1932 doğumlu Havva A.’in 31.08.2010 tarihinde öldüğünü, müteveffa Hava A. tarafından düzenlenen vasiyetnamelerin Zonguldak 1. Sulh Hukuk Mahkemesinin 24.03.2011 tarihli ve 2010/887 Esas, 2011/264 Karar sayılı kararı ile açıldığını, Zonguldak 1. Noterliğinin 13.12.2006 tarihli ve 24642 yevmiye numaralı düzenleme şeklinde vasiyetname ile muris Havva A.’in "Zonguldak ili, Merkez İlçesi, M. Mahallesi, Yeşil Sokakta bulunan 176,95m2 arsa üzerinde inşa edilmiş altı katlı ve altı daireli kâgir apartmanının 60/280 arsa paylı üçüncü katının ve düzenleme tarihinde murisin mesken olarak M. Mahallesi, no:7 deki taşınmazın Aydan A.'e verilmesini" vasiyet ettiğini, bu isteğin davacıların saklı paylarını zedelediğini, anılan vasiyetnamenin hukuka uygun düzenlenmediğini, sağlık ocağından alınan raporun vasiyet düzenleme için yeterli olmadığını, vasiyetçinin iradesinin sakatlanmak suretiyle düzenletildiğini ileri sürerek vasiyetnamenin iptaline karar verilmesini talep etmiştir.

II. CEVAP

1. Davalı Aydan A. vekili cevap dilekçesinde; tüm iddiaları inkârla, müteveffa Hava A.’e ölene kadar müvekkili tarafından bakıldığını, söz konusu taşınmazın bakım ve emeği karşılığında annesi tarafından davalıya vasiyet edildiğini, diğer yandan vasiyetnamenin Kanun’da belirtilen şartlara uygun olarak düzenlenmiş olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.

2. Davalı Hatice A. usulüne uygun tebliğ yapılmasına rağmen davaya cevap vermemiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İlk Derece Mahkemesinin 31.05.2017 tarihli ve 2011/50 Esas, 2017/314 Karar sayılı kararı ile; davacılar tarafından her ne kadar davaya konu vasiyetname ile saklı paylarının zedelendiği ve vasiyetnamenin murisin iradesin sakatlanarak düzenletildiği ileri sürülerek vasiyetnamenin iptali talep edilmiş ise de 4721 sayılı Kanun’un 557. maddesinde yazılı iptal nedenlerinin sınırlı şekilde gösterildiği, İstanbul Adli Tıp Kurumu tarafından hazırlanan 31.07.2013 tarihli raporda muris Hava A.'in 13.12.2006 tarihinde fiil ehliyetine haiz olduğunun kabulünün uygun olduğunun belirtildiği, saklı payın ihlâl edilmiş olmasının vasiyetnamenin iptal nedenleri arasında bulunmadığı, davacılar vekilinin 14.02.2014 tarihinde sunmuş olduğu "davaya saklı pay yönünden devam etmek istediklerine ilişkin" dilekçe yönünden yapılan incelemede ise vekil tarafından usulüne uygun şekilde harcı yatırılarak ıslah edilmiş bir dava bulunmadığı, böyle olunca ıslahla eldeki davanın tenkis davası olarak görülmesinin mümkün olmadığı, diğer yandan ıslahın usulüne uygun olarak yapıldığı kabul edilse dahi davacıların vasiyetnameden 24.03.2011 tarihinde haberdar oldukları, buna karşılık davayı 16.02.2011 tarihinde açarak sadece vasiyetnamenin iptalini talep ettikleri, dolayısıyla dilekçenin verildiği 14.02.2014 tarihi itibari ile 4721 sayılı Kanun’un 571. maddesinde tenkis için öngörülen bir yıllık hak düşürücü sürenin dolduğu gerekçesiyle davalı Aydan A. yönünden ispatlanamayan davanın reddine, diğer yandan vasiyetnamenin iptali davasının iptali istenen ölüme bağlı tasarruftan hak elde eden diğer bir ifade ile lehine kazandırma yapılan kişi veya kişilere karşı açılabileceği, somut olayda iptali istenen Zonguldak 1. Noterliğinin 13.12.2006 tarihli ve 24642 yevmiye numaralı vasiyetname ile davalılardan Hatice A. lehine bir kazandırma yapılmadığı gerekçesiyle davalı Hatice A. yönünden davanın husumet yokluğundan reddine karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF

A. İstinaf Yoluna Başvuranlar

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.

B. Gerekçe ve Sonuç

Bölge Adliye Mahkemesinin 24.09.2020 tarihli ve 2018/1428 Esas, 2020/976 Karar sayılı kararı ile; İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ

A. Bozma Kararı

1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur.

2. Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin ilam başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "... 1. Somut olaya gelince; 02.02.2011 tarihli dava dilekçesinde davacılar vekili vasiyetnamenin iptali istemi ile birlikte saklı pay ile ilgili talepte bulunarak anılan dilekçede açıkça belirtilmemiş ise de tenkis talebinde bulunmuştur. Dilekçenin kapsamından davacıların öncelikle vasiyetnamenin iptalini, olmaz ise tenkis isteminde bulundukları anlaşılmaktadır. Olayları açıklamak taraflara, hukuki nitelendirmeyi yapmak hâkime ait görevdir.

2. Mahkemece 28.11.2013 günlü 12 nci celsede hâkimin davayı aydınlatma görevi kapsamında davacılar vekilinden tenkis talebi ile ilgili açıklama yapması istenmiş, ara karar doğrultusunda davacılar vekili 14.02.2014 havale tarihli dilekçesinde de tenkis talebinde bulunmuştur.

3. Davanın açılması sırasında davacılar vekilince maktu harç yatırılmış, tenkis istemi yönünden bir dava değeri belirlenip harç tamamlanmamıştır.

4. Bu durumda Mahkemece yapılması gereken davacılar vekilinden tenkis talebi hakkında dava değerini belirlemelerinin istenmesi, eksik nispi harcın tamamlattırılarak yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda tenkis edilecek miktarın hesaplanarak bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, açıklanan nedenlerle Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılarak İlk Derece Mahkemesi kararının bozulması gerekmiştir..." gerekçesiyle karar bozulmuştur.

B. İlk Derece Mahkemesince Verilen Direnme Kararı

İlk Derece Mahkemesinin ilam başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile önceki kararda yer alan gerekçenin yanında; 6100 sayılı Kanun’un 119/1. maddesinin e, f, g ve h bentlerine göre davacının açık bir şekilde talep sonucunu, dayandığı hukuki sebepleri, iddiasının dayanağı olan bütün vakıaların açık özetini dava dilekçesinde belirtmesi gerektiği, dava dilekçesinde dava konusunun "vasiyetnamenin iptali hakkında dava" olarak, sonuç kısmında da yine "vasiyetnamenin iptali" olarak belirtildiği, dava dilekçesinin içeriğinde davacıların tenkis talebinden bahsedilmediği, saklı payların verilmediği ve mahfuz hisse araştırması yapılması gerektiğine dair beyanın ise tasarruf nisabının aşılması nedeniyle vasiyetnamenin hukuka aykırı olduğu iddiasını güçlendirmek amacıyla ileri sürüldüğü gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.

VI. TEMYİZ

A. Temyiz Yoluna Başvuranlar

Direnme kararına karşı süresi içinde davacılar vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur.

B. Temyiz Sebepleri

Davacılar vekili temyiz dilekçesinde; davada tenkis talebinin ileri sürüldüğünü dolayısıyla bu yönden araştırma yapılması gerektiğini ileri sürerek hükmün bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.

C. Uyuşmazlık

Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda davacının vasiyetnamenin iptali istemi yanında, tenkis isteminin de bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır.

D. Gerekçe

1. İlgili Hukuk

Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 531 ilâ 571. maddeleri.

Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 24 ilâ 33. maddeleri.

2. Değerlendirme

1. Uyuşmazlığın çözümü vasiyetnamenin iptali ve tenkis davaları hakkında açıklama yapılmasında yarar vardır.

2. Vasiyet, bir kimsenin (gerçek kişi) bizzat yapacağı ölüme bağlı bir tasarruf olup, amacı bütün mamelekini veya muayyen bir malını gerçek veya tüzel bir şahsa mülkiyetinin devrinin yapılmasıdır. 4721 sayılı Kanun'un 557. maddesinde vasiyetnamenin iptali sebepleri sınırlı olarak sayılmış olup, bunlar; ehliyetsizlik, vasiyetnamenin yanılma, aldatma, korkutma veya zorlama sonucunda yapılmış olması, tasarrufun içeriğinin bağlandığı koşullar veya yüklemelerin hukuka veya ahlâka aykırı olması ve son olarak da tasarrufun kanunda öngörülen şekillere uyulmadan yapılmış olması hâlleridir.

3. Türk Medeni Kanunu'nun 557. maddesinde sayılan sebeplerin bulunması hâlinde vasiyetnamenin iptali gerekir. Bu sebepler dışında kalan durumlara dayanılarak ölüme bağlı tasarrufun iptali istenilemez ancak saklı paylı mirasçılar, saklı paylarının ihlâli hâlinde tenkis talebinde bulunabilirler.

4. Tenkis kelime olarak; indirme, azaltma veya eksiltme anlamını gelmektedir. 4721 sayılı Kanun'un 560. maddesi hükmü uyarınca; saklı paylarının karşılığını alamayan mirasçılar, mirasbırakanın tasarruf edebileceği kısmı aşan tasarruflarının tenkisini dava edebilirler. Tenkis davası açılabilmesi için mirasbırakanın yapmış olduğu sağlar arası bağışlamaları veya ölüme bağlı tasarrufları ile, tasarruf oranını aşmış olması ve mirasçının saklı payının ihlâl edilmiş olması gerekir. Tenkis davası kural olarak saklı paylı mirasçılar, istisnaen de saklı paylı mirasçıların alacaklıları veya saklı paylı mirasçının iflası hâlinde iflas dairesi tarafından açılır (4721 sayılı Kanun md. 562). Dolayısıyla saklı payın ihlâl edilmesinin yaptırımının, tenkis davası olduğu şüphesizdir.

5. Tenkise tâbi tasarruflar yasada sınırlı şekilde sayılmıştır. Bunlar dışındaki tasarruflar tenkise tâbi olmayıp, mirasbırakanın tasarruf özgürlüğü sınırları içinde kalır. Tenkise tâbi tasarruflar, ölüme bağlı ve sağlararası olmak üzere iki başlık altında ele alınmıştır. Hakkında tenkis davası açılacak tasarruf, ister ölüme bağlı ister sağlararası tasarruf olsun; yapıldığı anda geçerli, bünyesinde aksaklık bulunmayan işlemlerdir. Tenkis, saklı pay tamamlanıncaya kadar, önce ölüme bağlı tasarruflardan; bu yetmezse, en yeni tarihlisinden en eskisine doğru geriye gidilmek üzere sağlararası kazandırmalardan yapılır (4721 sayılı Kanun md. 570/1). Kanun koyucu ölüme bağlı tasarrufun saklı payları ihlâl etmesi hâlinde ve sadece saklı paylar tamamlanıncaya kadar tenkis davası açılabileceğini düzenlemiştir. Buna karşılık tasarruf, sağlararası bir tasarruf ise öncelikle denkleştirmenin söz konusu olup olamayacağı incelenir.

6. Tenkis davasının amacı, saklı payın alınmasıdır. Tenkis davası ile ölüme bağlı tasarrufların iptali davasından farklı olarak, mirasbırakanın yaptığı hiçbir eksiklik ve sakatlığın bulunmadığı bir işlemin tamamen veya kısmen kaldırılması istenmemektedir. Tenkis davası, sadece saklı payın alınabilmesine ilişkin bir yaptırımı içermektedir (Bilge Öztan, Miras Hukuku, Ankara-2020, s. 114).

7. Somut olayda, medeni yargılamaya hakim olan ilkelerin de açıklanması gerekmektedir. Belirtilmelidir ki; 6100 sayılı Kanun'da, mülga 1086 sayılı Kanun'dan farklı olarak medeni yargılamaya egemen olan ilkeler müstakil bir bölüm ve sistematik bir düzen içerisinde yer almıştır. Bu ilkeler esasen, kanun koyucunun medeni yargılama alanında benimsemiş olduğu eğilimin ve yapmış olduğu tercihlerin göstergesini oluşturmaktadır.

8. Medeni hukuk yargılamasına hakim olan ilkelerden ilki tasarruf ilkesidir (6100 sayılı Kanun md. 24). Özel hukukta egemen olan irade özerkliği ilkesinin, medeni usul hukuku alanındaki yansımasını bu ilke oluşturur. Tasarruf ilkesi uyarınca; yargılama sürecinin başlatılmasında, konusunun belirlenmesinde ve sona erdirilmesinde, taraf iradeleri egemendir. Medeni yargı alanında, mahkemenin bir hukuki uyuşmazlığı inceleyip karara bağlayabilmesinin ön şartı, o uyuşmazlığın taraflarca mahkeme önüne taşınmış bulunmasıdır. Diğer yandan; yargılama konusunu belirleme hakkı, davanın taraflarına ait olduğundan, davacı dava dilekçesinde mahkemece kendisine sağlanmasını istediği hukuki korumanın içeriğini açık bir şekilde ortaya koymalıdır.

9. Medeni hukuk yargılamasına hakim olan ilkelerden bir diğeri, tasarruf ilkesi ile organik bir ilişkisi de bulunan taleple bağlılık ilkesidir (Süha Tanrıver, Medeni Usul Hukuku, Ankara-2020, C. I, s. 366). Bu ilke uyarınca hâkim, tarafların talepleri ile bağlıdır. Kanunlarda gösterilen sınırlı sayıdaki istisnalar bir kenara bırakılacak olursa talepten fazlasına veya talepten başka bir şeye karar veremez. Fakat hâkimin duruma göre talep sonucundan daha azına karar vermesinin önünde engel yoktur (6100 sayılı Kanun md. 26). Taleple bağlılık ilkesi, medeni yargılama hukukunda bireylere ait menfaatlerin korunmasının esas olması ve tarafların eşitliği kuralının somut bir yansıma biçimidir. Anılan ilkenin uygulama alanı; kümülatif dava yığılmasının varlığı hâlinde, dava dilekçesinde ileri sürülen her bir talebin ayrı ayrı gözetilmesi gerekliliğini kapsar (Tanrıver, s. 420).

10. İddianın ve savunmanın dayanağını oluşturan maddi vakıalarla, ispat araçlarının taraflarca mahkeme önüne getirilmesini öngören yargılama hukuku ilkesine ise taraflarca getirilme ilkesi denir (6100 sayılı Kanun md. 25). Kanunda öngörülen istisnalar dışında, hâkim, iki taraftan birinin söylemediği şeyi veya vakıaları kendiliğinden dikkate alamaz ve onları hatırlatabilecek davranışlarda dahi bulunamayacağı gibi hâkim, kendiliğinden delil toplayamaz. Zira özel hukukta kamu yararı değil, birey yararının korunması esas alınmıştır.

11. Uyuşmazlığın çözümü için taraflarca getirilme ilkesiyle ilişkili bir kurum olan, hâkimin davayı aydınlatma ödevi üzerinde önemle durulmalıdır. 6100 sayılı Kanun'un "Hâkimin davayı aydınlatma ödevi" başlıklı 31. maddesi "Hâkim, uyuşmazlığın aydınlatılmasının zorunlu kıldığı durumlarda, maddi veya hukuki açıdan belirsiz yahut çelişkili gördüğü hususlar hakkında, taraflara açıklama yaptırabilir; soru sorabilir; delil gösterilmesini isteyebilir" hükmünü taşımaktadır. Söz konusu hükmün getirilmesindeki ana amaç ise, yargılama sırasında tarafların getirmiş oldukları davaya ilişkin malzemelerde bulunan eksikliğin, belirsizliğin veya çelişkinin doğru hükme ulaşmak amacıyla hâkim tarafından giderilmesidir.

12. Hâkimin, davayı aydınlatma ödevi kapsamında neler yapabileceğinin hüküm altına alındığı 6100 sayılı Kanun'un 31. maddesine göre, hâkimin ancak "uyuşmazlığın aydınlatılmasının zorunlu kıldığı durumlarda" taraflardan açıklama isteme, soru sorma ve delil göstermelerini isteme yetkisi vardır. Maddenin düzenleme gerekçesinde, hâkimin maddî anlamda davayı sevk yetkisinin düzenlendiği ifadesine yer verilmiştir. Mukayeseli hukuktaki gelişim sonucu, günümüzde, bununla hâkimin taraflara sorular sorma, işaret ve müzakere etme ödevi anlaşılmaktadır. Yine gerekçede; hâkimin, olayın ve hukuki uyuşmazlığın olgusal ve hukuki boyutlarını gerekli olduğu ölçüde taraflarla birlikte ele alabileceği tarafların zamanında uyuşmazlığın çözümü için önemli vakıaların tamamı hakkında açıklama yapmalarını, özellikle ileri sürülen vakıalardaki eksiklikleri tamamlamalarını, delilleri ikame etmelerini ve gerekli talepleri ileri sürmelerini sağlayabileceği açıklamalarına yer verilmiştir.

13. Hâkimin davayı aydınlatma ödevi, esas itibariyle dava malzemesinin toplanması bağlamında işlerlik kazanan taraflarca getirilme ilkesinin yarattığı katılığı gidermek ve tarafların yargılama süreci içerisinde sahip oldukları hakları daha etkin bir biçimde kullanmalarını mümkün kılmak amacıyla öngörülmüştür. Davanın tüm boyutları ile aydınlatılmasını temin, hâkimin kullanıp kullanmamakta serbestiye sahip olduğu bir yetki olmayıp; aksine bu, hâkime bir ödev olarak yüklenmiştir. Bu husus, 6100 sayılı Kanun'un 31. maddesinin başlığında bilinçli olarak "ödev" ibaresine yer verilmesinden de açıkça anlaşılmaktadır (Tanrıver, s. 370). Şüphesiz ki, hâkimin davayı aydınlatma ödevinin çerçevesini, iddia ve savunmanın genişletilmesi ve değiştirilmesi yasağına ilişkin sınır belirler. Diğer bir ifadeyle hâkim; davayı aydınlatma ödevi kapsamında, iddia ve savunmanın genişletilmesi ve değiştirilmesi yasağının sınırları içerisinde kalmak kaydıyla, davanın temelini oluşturan maddi vakıalarla talep sonuçlarındaki belirsizlik ve çelişkileri giderecek şekilde faaliyette bulunabilir.

14. Bu genel açıklamaların ışığında eldeki davaya gelince; davacılar vekilinin 16.02.2011 tarihli dava dilekçesi incelendiğinde öncelikli olarak vasiyetnamenin iptalinin talep edildiği anlaşılmaktadır. Ne var ki dilekçenin 3. bendinde; davacıların miras hukukundan kaynaklanan saklı paylarının müvekkillerine verilmediği belirtilmiş, 5. bentte ise vasiyetnamede belirtilen diğer menkul ve alacaklarla ilgili olarak mahfuz hisse araştırması yapılması talep edilmiş ve dava konusu vasiyetnamenin davacıların mirasçılık haklarını ihlâl edecek nitelikte düzenlendiği iddia edilmiştir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe girdiğinden, dava tarihi itibari ile dava dosyasında ön inceleme duruşması yapılmamıştır. Mahkemece 28.11.2013 tarihli duruşmada "davacılar vekiline saklı pay yönünden dava dilekçesindeki tenkis talebi ile ilgili beyanda bulunmak üzere 2 hafta süre verilmesine" ilişkin ara karar kurulmuş, bunun üzerine davacılar vekili 14.02.2014 tarihli dilekçesi ile davaya saklı pay yönünden devam edilmesini talep etmiştir. Yargılamanın devam ettiği 25.02.2014 tarihli duruşmada; dilekçeye karşı davalı vekili "Bizce dava terditli değildir. Tenkis talebi yoktur" şeklinde beyanda bulunmuş ve 03.03.2014 tarihli beyan dilekçesi ile de, davacının tenkis talebinin hak düşürücü süre ve zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesini savunmuştur. Mahkemece 27.05.2014 tarihli duruşmada "Dava dilekçesinde tenkis talebine yönelik yeterli açıklamanın bulunduğu anlaşılmakla, murisin ölüm tarihi ile dava tarihi arasındaki süre gözetilerek davalı Aydan A. vekilinin zamanaşımı itirazının reddine" karar verilmiş ve yargılamaya tenkis talebi yönünden devam edildiği anlaşılmıştır.

15. Doktrinde de isabetli şekilde belirtildiği üzere; hâkimin davayı aydınlatma ödevinin önemli bir unsuru da sürpriz karar yasağıdır (Yavuz Alangoya, Dava Temeli, Hâkimin Dava Malzemesinin Toplanmasındaki Rolü ve Bu Konudaki Gelişmeler Hakkında, Kazancı Hukuk, İşletme ve Maliye Bilimleri Dergisi, 2012, S.9, s. 302; Varol Karaaslan, Medeni Usul Hukukunda Hâkimin Davayı Aydınlatma Ödevi, Ankara-2013, s. 115; Nedim Meriç, Hâkimin Davayı Aydınlatma Ödevi, Prof. Dr. Bilge Umar'a Armağan, İzmir-2010, C. 1. S. 395). Sürpriz karar, yargılamanın adil ve hakkaniyete uygun şekilde yürütülmesi hâlinde tarafların ummadıkları veya öngöremedikleri bir kararla karşılaşmaları anlamına gelir. Hukuki sebep bakımından davayı aydınlatma ödevinin yerine getirilmesi, hâkimin altlama faaliyetine esas alacağı sebep konusunda, tarafların dikkatini çekmesiyle sınırlıdır (Tanrıver, s. 373). Bu bağlamda taraflarca ileri sürülen dava malzemeleri doğrultusunda; tarafların hukuki dinlenilme hakkının tüm boyutları ile gerçekleşebilmesi için hâkim, taraflardan açıklama yapmalarını istemek ve soru sormak suretiyle yargılamaya getirilmesine olanak verilmesi mümkündür.

16. Yukarıda yapılan açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde ve özellikle dava dilekçesinde saklı payların müvekkillerine verilmediğinden bahsedilerek mahfuz hisse araştırması yapılmasının talep edildiği gözetildiğinde; Mahkemece ana vakıaya zımnen bağlı olan tenkis istemi yönünden hâkimin davayı aydınlatma ödevi kapsamında talebin açıklattırıldığı, davalı tarafın bu yöne ilişkin itirazları reddedilerek yargılamaya tenkis istemi yönünden devam edildiği, buna karşılık davanın reddine ilişkin 31.05.2017 tarihli gerekçeli kararda davacıların tenkis talebi yönünden olumlu olumsuz bir hüküm kurulmadığı, ne var ki karar gerekçesinde sonradan sunulan 14.02.2014 tarihli dilekçe tarihi dikkate alındığında hak düşürücü sürenin dolduğundan bahsedildiği, bu karara karşı davacılar vekili tarafından sunulan istinaf ve temyiz dilekçelerinde ısrarlı şekilde "tenkis talebi yönünden" bir karar verilmemesinin açıkça itiraz konusu yapıldığı hususlarının tamamı dikkate alındığında, dava dilekçesinde tenkis talebi yönünden yeterli açıklamanın bulunduğu, dolayısıyla hak düşürücü sürenin dolmadığı, böyle olunca Özel Daire bozma kararının yerinde olduğu sonucuna varılmıştır.

17. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında davacıların dava dilekçesinde tenkis talebine ilişkin iddianın yer almadığı, saklı pay ihlâlinin vasiyetnamenin iptali sebebi olarak ileri sürüldüğü, böyle olunca İlk Derece Mahkemesince verilen direnme kararının isabetli olduğu ve onanması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de bu görüş yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğu tarafından kabul edilmemiştir.

18. O hâlde, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

VII. KARAR

Açıklanan sebeple;

Davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında açıklanan gerekçe ve nedenlerden dolayı 6100 sayılı Kanun'un 371. maddesi gereğince BOZULMASINA,

İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,

Dosyanın 6100 sayılı Kanun'un 373 maddesinin 1. fıkrası uyarınca kararı veren Zonguldak 2. Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine,

08.10.2025 tarihinde oy çokluğuyla kesin olarak karar verildi.

BİLGİ : Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nda bulunan 25 üyenin 23’ü BOZMA, 2’si ise ONAMA yönünde oy kullanmışlardır.