KARAMERCAN HUKUK Bürosu internet sitesinde yayınlanan tüm içerik telif yasaları ve Türk Patent Enstitüsü kapsamında koruma altındadır. KARAMERCAN HUKUK Bürosu internet sitesinde paylaşılan Yargıtay Kararları’nın kullanımından doğabilecek zararlar için KARAMERCAN HUKUK Bürosu hiçbir sorumluluk kabul etmez. www.karamercanhukuk.com/yargitay-kararlari/ internet adresinde paylaşılan Yargıtay Kararları’nın link verilmeden bir başka anlatımla www.karamercanhukuk.com internet adresinden alındığı belirtilmeksizin kopyalanması, paylaşılması ve kullanılması YASAKTIR. KARAMERCAN HUKUK Bürosu internet sitesini ziyaret etmekle, yukarıda belirtilen kullanım şartlarını kabul etmiş sayılırsınız.
Yazdır

AYNI ŞAHISLARA YÖNELİK OLMAYAN VE ARABULUCULUĞA TABİ BİR İSTEMİN DAVALARIN YIĞILMASI ŞEKLİNDE DEĞERLENDİRİLİP ARABULUCULUK DAVA ŞARTI ARANMAKSIZIN SONUÇLANDIRILMASI HATALIDIR.

T.C.
YARGITAY
HUKUK GENEL KURULU

Esas No        : 2025/11-40
Karar No       : 2025/689

T Ü R K   M İ L L E T İ   A D I N A

Y A R G I T A Y   İ L  M I

İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ                :
 İstanbul Anadolu 1. Asliye Ticaret Mahkemesi
TARİHİ                          : 20.03.2024
SAYISI                          : 2023/848 E., 2024/245 K.
ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 10.07.2023 tarihli ve 2022/1129 Esas,
                                        2023/4285 Karar sayılı BOZMA kararı

Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın usulden reddine karar verilmiştir.

Kararın davacılar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davacılar vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, İlk Derece Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.

Direnme kararı davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA

Davacılar vekili; davalılarla birlikte dava dışı D. Enerji Elektrik Üretim Paz. Danışmanlık San. ve Tic. A.Ş'ye (D. Enerji) de yönelttiği davasında, davalı gerçek kişilerle müvekkillerinin D. Enerji'nin ortaklarından olduğunu, ayrıca davalıların şirket yöneticisi olduklarını, davalıların yönetimleri sırasında şirketi zarara uğrattıklarını, 16.01.2019 ve 19.02.2019 tarihli genel kurul toplantı çağrılarının usulüne uygun yapılmadığı gibi usul ve yasaya aykırı kararlar alındığını ileri sürerek 16.01.2019 ve 19.02.2019 tarihli genel kurullarında alınan kararların yokluk veya butlanla malûl olduğunun tespitine, kabul edilmediği takdirde kararların iptallerine karar verilmesini ve şirketin uğradığı tüm zararların tespiti ile davalı gerçek kişilerden tahsiliyle şirkete ödenmesini talep etmiş ancak daha sonra; genel kurul kararlarına yönelik davasının şirkete, yöneticilerin sorumluluğuna dair talebinin ise davalılara yönelik olduğunu belirtmesi üzerine İlk Derece Mahkemesince yöneticilerin sorumluluğuna dayalı tazminat davasının tefriki ile eldeki esasa kaydına karar verilmiştir.

II. CEVAP

Davalılar vekili; şirket genel kurulları aleyhine açılan davanın tefriki gerektiğini, arabuluculuk dava şartının yerine getirilmediğini, müvekkillerinin sorumluluğunu gerektiren herhangi bir şirket zararına işlem yapılmadığı gibi müvekkillerinin kusurunun da bulunmadığını, 2015, 2016 ve 2017 yıllarına ilişkin olarak yapılan son genel kurul toplantısında davacıların olumsuz oyuna rağmen müvekkillerinin ibra edildiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İstanbul Anadolu 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 02.06.2021 tarihli ve 2020/603 Esas, 2021/449 Karar sayılı kararı ile 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) 5/A maddesi uyarınca ticari davalarda arabuluculuk dava şartı bulunduğu, davacılar vekilinin arabuluculuk başvurusu yapılmadığını beyan ettiği, arabuluculuk dava şartının sonradan tamamlanabilen bir dava şartı olmadığı gerekçesiyle davanın dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF

A. İstinaf Yoluna Başvuranlar

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.

B. Gerekçe ve Sonuç

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesinin 02.12.2021 tarihli ve 2021/1993 Esas, 2021/1496 Karar sayılı kararı ile davacıların talebinin şirket yöneticisi olan davalıların eylemleri nedeniyle şirketin uğradığı zararların tahsili istemine ilişkin olduğu, TTK’nın 5/A maddesine göre konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkında dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olmasının dava şartı olduğu ve İlk Derece Mahkemesinin karar gerekçesinin bu nedenlerle usul ve yasaya uygun görüldüğü gerekçesiyle davacılar vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ

A. Bozma Kararı

1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

2. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile;

“... Hukuk uyuşmazlıklarının arabuluculuk yöntemi ile çözülmesi ihtiyari olmakla birlikte, 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu’nda(6325 sayılı Kanun) 06.12.2018 tarihli ve 7155 sayılı Abonelik Sözleşmesinden Kaynaklanan Para Alacaklarına İlişkin Takibin Başlatılması Usulü Hakkında Kanun ile yapılan değişiklikle, mahkemelerin iş yükünün azaltılması için bazı tür uyuşmazlıklar için mahkemeye başvurmadan önce bir dava şartı olarak “zorunlu arabuluculuk” şartı getirilmiştir. Bu bağlamda aynı kanun ile 6102 sayılı Kanun'un 5/A maddesi ile getirilen düzenlemede, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkında dava açılmadan önce arabulucuya başvurulması bir dava şartı olarak kabul edilmiştir. Davanın konusunun birden fazla olması ve bunlardan bir kısmının bir miktar para alacağına, bir kısmının ise miktara tabi olmaması halinde, yani 6100 sayılı Kanun'un 110 uncu maddesi anlamında bir dava yığılması ve talepler arasında da aynı Kanun'un 166 ıncı maddesi anlamında bağlantı bulunması halinde, uyuşmazlığın ne şekilde çözümleneceğine ilişkin bir hüküm bulunmamakta ise de, Anayasamız uyarınca, uyuşmazlığın çözümünde asıl olanın mahkeme yargısı olduğu dikkate alındığında, aralarında bağlantı bulunan ve miktara tabi olan ve olmayan talepleri bir arada içeren, talep yığılmasının söz konusu olduğu davaların arabuluculuğa tabi olmaksızın mahkemece çözüme kavuşturulması gerekir.

Somut olayda başlangıçta davacı taraf, bir nispi ticari dava olarak, davalılardan tazminat talepleri yanında, davalıların sorumluluklarının olduğunun tespitini, iki adet genel kurul kararının batıl olduğunun tespiti taleplerini bir arada ileri sürdüğünden, bu nitelikteki davaların bir bütün olarak arabuluculuğa tabi olmadığı nazara alınarak işin esasına girilerek mahkemece çözüme kavuşturulması gerektiği halde, İlk Derece Mahkemesince tefrik edildikten sonra tefrik edilen işbu davanın zorunlu arabuluculuğa tabi olduğu gerekçesiyle tefrik edilen davanın usulden reddine, Bölge Adliye Mahkemesince de aynı gerekçeyle davacılar vekilinin istinaf talebinin esastan reddine karar verilmesi doğru olmamış ve hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir.” gerekçesiyle karar oy çokluğuyla bozulmuştur.

B. İlk Derece Mahkemesince Verilen Direnme Kararı

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile önceki gerekçeye ilâveten; her iki davanın birbirinden farklı dava türleri olup birlikte açılan bu davaların birlikte görülmelerini zorunlu kılan bir kanun hükmü bulunmadığı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 110. madde gerekçesinde de açıkça davaların yığılması hâlinde, tek müşterek olan hususun, delillerin ikâmesi ile tahkikat aşaması olduğu belirtildikten sonra talepler arasında bir aslilik-fer'îlik ilişkisi kurulmamış olmasının gösterildiği, eldeki davada her iki dava bakımından da tahkikat aşamasında toplanacak deliller ve alınacak bilirkişi incelemeleri bakımından farklılıklar olduğu, tefrik olunan davalar arasında fiili bağlantı bulunmadığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.

VI. TEMYİZ

A. Temyiz Yoluna Başvuranlar

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen direnme kararına karşı süresi içinde davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri

Davacılar vekili; ilk olarak 16.01.2019 ve 19.02.2019 tarihli genel kurullarda müvekkillerinin davalıları ibra etmeyerek eldeki davayı açtıklarını, sorumluluğa dayalı tazminat davasının genel kurul kararlarının iptali istemiyle birlikte açılmış olması nedeniyle zorunlu arabuluculuk dava şartına tâbi olmadığını belirterek direnme kararını temyiz etmiştir.

C. Uyuşmazlık

Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; eldeki davada TTK’nın 5/A maddesi kapsamında zorunlu arabuluculuk dava şartının söz konusu olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.

1. İlgili Hukuk

1. 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu (6325 sayılı Kanun)'nun 18/A maddesi,

2. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 5/A maddesi,

3. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 110. maddesi,

4. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 2. maddesi.

2. Değerlendirme

1. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konuya ilişkin yasal düzenlemeler ile hukuki kavram ve kurumların ortaya konulmasında yarar bulunmaktadır.

2. Hukukumuzda uyuşmazlıkların çözümünde temel olarak iki sistem bulunmaktadır. Birincisi, yargı yoluyla uyuşmazlıkların çözümü, diğeri ise yargılama yapılmadan alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemleri ile uyuşmazlıkların çözümüdür. Arabuluculuk kurumunu da içine alan bu ikinci sistem, alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemi olarak adlandırılmaktadır.

3. Türk Hukuk Lügatında da arabuluculuk, uyuşmazlıkların giderilmesi için sistematik yöntemler uygulayarak tarafları bir araya getirip çözüm bulmalarını sağlamayı amaçlayan yöntem olarak tarif edilmiştir (Türk Hukuk Lügatı, Türk Hukuk Kurumu, Cilt I, Ankara, 2021, s. 66).

4. Hukuk uyuşmazlıklarında alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemi olarak arabuluculuk, ilk defa 07.06.2012 tarihli ve 6325 sayılı Kanun ile kabul edilmiş, daha sonra 06.12.2018 tarihli ve 7155 sayılı Abonelik Sözleşmesinden Kaynaklanan Para Alacaklarına İlişkin Takibin Başlatılması Usulü Hakkında Kanun'un (7155 sayılı Kanun) 23. maddesiyle 6325 sayılı Kanun'a eklenen 18/A maddesiyle birlikte hukukumuzda "dava şartı olarak arabuluculuk" müessesi ihdas edilmiştir. Bu kapsamda anılan maddede davacının, arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılamadığına ilişkin son tutanağın aslını veya arabulucu tarafından onaylanmış bir örneğini dava dilekçesine eklemek zorunda olduğu, bu zorunluluğa uyulmaması hâlinde mahkemece davacıya, son tutanağın bir haftalık kesin süre içinde mahkemeye sunulması gerektiği, aksi takdirde davanın usulden reddedileceği ihtarını içeren davetiye göndereceği, ihtarın gereği yerine getirilmez ise dava dilekçesi karşı tarafa tebliğe çıkarılmaksızın davanın usulden reddedileceği, arabulucuya başvurulmadan dava açıldığının anlaşılması hâlinde herhangi bir işlem yapılmaksızın davanın, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verileceği düzenlenmiştir.

5. Yine 7155 sayılı Kanun'un 20. maddesiyle TTK'ya eklenen 5/A hükmüyle birlikte arabuluculuk Kanun'un 4. maddesinde ve diğer kanunlarda belirtilen ticari davalardan konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkında dava şartı hâline getirilmesiyle bu uyuşmazlıkların temelinden, çok daha kısa süre içinde, daha az masrafla ve tarafların iradelerine uygun bir şekilde çözülmesi amaçlanmıştır.

6. Öte yandan, HMK'nın dava çeşitlerinden biri olarak düzenlediği davaların yığılmasına ilişkin 110. maddesine göre davacı, aynı davalıya karşı olan, birbirinden bağımsız birden fazla asli talebini, aynı dava dilekçesinde ileri sürebilecektir. Bunun için birlikte dava edilen taleplerin tamamının aynı yargı çeşidi içinde yer alması ve taleplerin tümü bakımından ortak yetkili bir mahkemenin bulunması şarttır. Nitekim maddenin gerekçesi de "...Davacının, aynı davalıya karşı olan birbirinden bağımsız birden fazla talebini, aralarında bir derecelendirme ilişkisi yani aslîlik-ferîlik ilişkisi kurmadan aynı dava dilekçesinde ileri sürmesine davaların yığılması denir. Bu dava çeşidinde taleplerin tümü birbirinden bağımsız, eşdeğer ve aynı derecede öneme sahiptir. Her bir talep farklı edimlerin gerçekleştirilmesine yönelmiştir. Görünüşte tek dava, gerçekte ise talep sayısınca dava mevcuttur. Yine, görünüşte tek hüküm, gerçekte ise talep sayısınca hüküm mevcuttur. Mahkeme, taleplerin tümü hakkında ayrı ayrı karar vermek ve bunları hüküm fıkrasında göstermek zorundadır. Mahkemenin, taleplerin tümü hakkında tek ve aynı şekilde karar verme zorunluluğu yoktur. Dava şartları, her bir talep bakımından ayrı ayrı belirlenir. Ayrıca, birlikte ileri sürülen talepler arasında hukukî veya ekonomik bir bağın bulunması da şart değildir. Davaların yığılmasının varlığı hâlinde, tek müşterek olan husus, delillerin ikâmesi ile tahkikat aşamasıdır. Sözü edilen kurum, son işaret edilen nokta sebebiyle usul ekonomisi ilkesinin gerçekleştirilmesine büyük ölçüde katkıda bulunur..." şeklinde olup davaların yığılması suretiyle bir davanın açılabilmesi için gerekli olan şartlar açık bir şekilde ortaya konulmuştur.

7. Doktrinde objektif dava birleşmesi olarak da adlandırılıp davaların yığılması şeklinde açılan bir davanın, kanunda öngörülen koşulları taşımaması hâlinde hâkim, bu davaları tefrik ederek yargılamayı her bir dava için ayrı ayrı yürütmek zorundadır (Baki Kuru, Burak Aydın, Medeni Usul Hukuku El Kitabı, Ankara, İkinci Baskı, 2021, s. 426).

8. Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; dava ilk olarak İlk Derece Mahkemesinin 2019/556 Esas sayılı dosyasında davalılarla birlikte D. Enerji şirketine de yöneltilerek şirket genel kurul kararlarının batıl olduğunun tespiti, kabul edilmediği takdirde kararların iptali ve yönetici sorumluluğuna dayalı tazminat davası olarak açılmış olup davacı vekilinin genel kurul kararının iptali talebi ile açılan davanın D. Enerji şirketine, yönetici sorumluluğuna dayalı tazminat talebinin ise davalı gerçek kişi şahıslara yöneltildiğini belirtmesi üzerine İlk Derece Mahkemesince yönetici sorumluluğuna dayalı eldeki tazminat talepli davanın tefrikine karar verilmiştir. Tefrik kararı sonrasında eldeki davada İlk Derece Mahkemesince tazminat talebi yönünden arabuluculuğa başvurulmadığının belirlenmesi üzerine dava şartı yokluğu nedeniyle davanın usulden reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.

9. Aynı yargı çeşidi içinde, ortak yetkili mahkemede davaların yığılması şeklinde birden çok asli talep içeren dava açılabilmesinin ön koşulu taleplerin aynı davalıya karşı ileri sürülmüş olmasıdır. Bir başka anlatımla, aynı davalıya karşı yöneltilmemiş olan birden çok asli talebin birlikte talep edilmesi hâlinde davaların yığılması şartlarının oluşmadığını gözeten hâkim, davaların tefrikine karar verecek ve her bir dava için dava şartlarının varlığını özel olarak inceleyecektir.

10. Aksinin kabulü hâlinde, bir kısım yargı uygulamalarından doğan farklılıklardan yararlanmak maksadıyla, Kanunda açıkça düzenlenen şartları haiz olmamasına rağmen davaların yığılması şeklinde dava şartı arabuluculuğa tâbi olan ve olmayan asli taleplerin birlikte dava konusu edilmeleriyle dava şartı arabuluculuğun bertaraf edilmesine çalışılması söz konusu olur ki bu durum dahi TMK'nın 2. maddesinde düzenlenen dürüstlük kuralına aykırılık teşkil edecektir.

11. Bu itibarla, dava dışı şirkete karşı genel kurul kararları aleyhine batıl olduklarının tespiti, bu kabul edilmezse iptali talebi ile davalı şirket yöneticilerine yönelik yönetici sorumluluğuna dayalı tazminat isteminin aynı davada talep edildiği, taleplerin aynı şahıslara yönelik olmadığı ve yönetici sorumluluğuna dayalı tazminat istemine ilişkin eldeki davada dava şartı arabuluculuğa başvuru gerçekleştirilmeden dava açıldığı sabit olup bu hâliyle davanın açılışında davaların yığılmasından bahsedilemeyeceğinden, her bir davanın ayrı ayrı görülmesi ve her bir dava yönünden dava şartlarının ayrı ayrı gözetilmesi gerektiği dikkate alındığında; eldeki davanın tefrikiyle dava şartı arabulucuğa başvurulmamış olması gerekçesiyle dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmesi yönündeki direnme kararı yerindedir.

12. Hâl böyle olunca usul ve yasaya uygun olan direnme kararının onanması gerekmiştir.

VII. KARAR

Açıklanan sebeplerle;

Davacılar vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile usul ve yasaya uygun olan direnme kararının ONANMASINA,

Harç peşin alındığından harç alınmasına yer olmadığına,

Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, karardan bir örneğin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

05.11.2025 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.