7550 SAYILI KANUN DEĞİŞİKLİĞİ KAPSAMINDA KANUN YOLU KESİNLİK SINIRININ BELİRLENMESİNDE, 04.06.2025 TARİHİNDEN ÖNCE VERİLEN KARARLAR BAKIMINDAN, DAVA TARİHİNİN ESAS ALINMASI MÜMKÜNDÜR.
T.C.
YARGITAY
1. HUKUK DAİRESİ
Esas No : 2025/1763
Karar No : 2025/2905
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
Y A R G I T A Y İ L Â M I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi
TARİHİ : 22.01.2025
EK KARAR TARİHİ : 26.02.2025
SAYISI : 2023/854 E., 2025/75 K.
Bölge Adliye Mahkemesi ek kararı asıl ve birleştirilen davalarda davacılar vekili tarafından duruşma istekli temyiz edilmekle, duruşma isteğinin değerden reddine karar verilip; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
1. Davacılar asıl davada; mirasbırakan babaları Nazmi K.’un, maliki olduğu 2048 ada 8 parsel sayılı taşınmazdaki payından 12/37 payını ikinci eşi olan davalı Nazik K.’a satış suretiyle devrettiğini, Nazik'in de temlik aldığı paydan 9/74 payı davalı Fatih E.’ye satış suretiyle devrettiğini, temliklerin mirasçılardan mal kaçırma amacıyla muvazaalı olarak yapıldığını ileri sürerek tapu kaydının iptali ile mirasbırakan adına tesciline, olmadığı takdirde bedelin tahsiline, bu da mümkün olmazsa tenkise karar verilmesini istemişlerdir.
2. Davacılar, birleştirilen Bakırköy 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2014/506 Esas sayılı dosyasında; aynı iddiaları yineleyerek davalı Nazik’in mirasbırakandan temlik aldığı 12/37 paydan 3/37 payını muvazaalı olarak davalı kızı Munise’ye satış suretiyle devrettiğini ileri sürerek tapu kaydının iptali ile mirasbırakan adına tesciline, olmadığı takdirde bedelin tahsiline, bu da mümkün olmazsa tenkise karar verilmesini istemişlerdir.
3. Davacılar, birleştirilen Bakırköy 7. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2014/493 Esas sayılı dosyasında, aynı iddiaları yineleyerek davalı Nazik’in mirasbırakandan temlik aldığı 12/37 paydan 9/74 payını muvazaalı olarak davalı Oktay K.’e satış suretiyle devrettiğini ileri sürerek tapu kaydının iptali ile mirasbırakan adına tesciline, olmadığı takdirde bedelin tahsiline, bu da mümkün olmazsa tenkise karar verilmesini istemişlerdir.
II. CEVAP
1. Davalılar Nazik K. ve Munise G.; Nazik K. ile murisin 2003 yılında evlendiklerini, dava konusu taşınmaz üzerindeki binada toplam 16 adet daire bulunduğunu, murisin bu dairleri mirasçılar arasında paylaştırdığını, Nazik’e verilen dairelerin miras payına bile denk gelmediğini, murisin, ölümünden önce taşınmazlarını hak dengesini gözetir şekilde paylaştırdığını, geriye dava konusu taşınmazda bir kısım payı ile Giresun ilinde 9 dönüm fındık bahçesinin kaldığını, Munise’nin, Nazik’in ilk evliliğinden olan kızı olduğunu, Sakarya ilinde bulunan 9 parsel sayılı taşınmazını annesi Nazik’e verdiğini, Nazik'in de bu taşınmaz karşılığında da dava konusu 8 parsel sayılı taşınmazda bir daireye tekabül eden 3/37 payı Munise’ye devrettiğini, herhangi bir mal kaçırma durumunun olmadığını belirterek davanın reddini savunmuşlardır.
2. Davalı Oktay K.; davacı ve davalılarla ticaret, alışveriş, arkadaşlık vs. bir ilişkisinin bulunmadığını, galericilik yaptığını, dava konusu taşınmazı yatırım amacıyla 105.000,00 TL bedelle satın aldığını, bu bedelin 39.000,00 TL'sini elden ödediğini, 66.000,00 TL'sini ise Finansbank Oto Center şubesinde 14.01.2015 tarihinde Munise G. hesabına yatırdığını, kendisine yapılan temlikin muvazaalı olmadığını, taraflar arasındaki miras olayını bilmediğini ve iyi niyetli olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.
3. Davalı Fatih E., davaya cevap vermemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; mirasbırakanın ölene dek ikinci eşi davalı Nazik ile birlikte yaşadığı ve murisin bakım ve gözetiminin Nazik tarafından yapıldığı, bu nedenle muris tarafından davalıya yapılan temlikteki asıl amacın mirasçılardan mal kaçırma olmayıp temlikin minnet duygusuyla yapıldığı, ayrıca muris tarafından hak dengesini gözetir, tüm mirasçıları kapsar şekilde miras paylaşımı yapıldığı; birleştirilen Bakırköy 7. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2014/493 Esas sayılı dosyasında, verilen kesin süre içerisinde davacı tarafça harcın tamamlanmadığı, bu nedenle tapu iptali ve tescil istemi yönünden dosyanın işlemden kaldırıldığı gerekçesiyle asıl ve birleştirilen Bakırköy 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2014/506 Esas sayılı dosyası yönünden davanın reddine, birleştirilen Bakırköy 7. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2014/493 Esas sayılı dosyasında tapu iptali ve tescil talebi yönünden davanın açılmamış sayılmasına, diğer talepler yönünden davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı asıl ve birleştirilen davalarda davacılar vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; murisin davacıların babası, davalı Nazik K.'un murisin ikinci eşi, davalı Munise 'nin ise davalı Nazik K.'un ilk evliliğinden kızı olduğu, muris Nazmi K.'un ölene kadar davalı Nazik ile yaşadığı, davalının taşınmazın kira gelirinden başka hiçbir gelirinin bulunmadığı, murisin, ölümüne kadar tüm ihtiyaçlarının ve bakımının davalı Nazik tarafından karşılandığı, murisin 18.05.2009 tarihinde dava konusu taşınmaz payının intifa hakkını kendi üzerinde bırakarak çıplak mülkiyetini davalı Nazik K.’a satış suretiyle devrettiği, sağlığında davalı Nazik K. tarafından bakıldığı, murisin sağlığında hak dengesini gözeten kabul edilebilir ölçüde ve mirasçıları kapsar nitelikte nispeten miras payları oranında paylaşım yaptığı hususunun tanık beyanları ile dosyadaki mevcut belgelerden anlaşıldığı, sadece resmi senette gösterilen satış değeri ile gerçek değer arasındaki nispetsizliğin muvazaanın varlığına delil sayılamayacağı, kaldı ki, murisin ölene kadar taşınmazda oturmaya devam etmesi, davalının kendisine sağladığı bakım ve desteğin yarattığı minnet duygusu da dikkate alındığında, satışın gerçek değer üzerinden yapılmamasının mal kaçırma amacıyla hareket edildiği anlamını doğurmayacağı, her ne kadar satışa konu edilen bir malın devrinin belirli bir semen karşılığında olması gerekse de semenin bir başka ifade ile malın bedelinin mutlaka para olması şart olmayıp belirli bir hizmet veya bir emek de olabileceği, muris muvazaası hukuki nedenine dayalı olarak açılan davaların hukuki dayanağını teşkil eden 01.04.1974 tarih ve 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında miras bırakanın gerçek iradesinin mirasçıdan mal kaçırma olması halinde uygulanabilirliğinin kabulünün gerektiği, miras bırakanın yapmış olduğu temlikle ilgili olarak gerçek amaç ve iradesinin mirasçıdan mal kaçırmak olmadığı ve bu amaçla temlikin gerçekleştirilmediği, mal kaçırma iradesi olmadığı için muvazaalı bir işlem söz konusu olmadığı, bu sebeple tenkis davasının da şartlarının oluşmadığı gerekçesiyle asıl ve birleştirilen davalarda davacılar vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 353/(1).b.1 maddesi gereğince esastan reddine kesin olarak karar verilmiş, Bölge Adliye Mahkemesi kararının asıl ve birleştirilen davalarda davacılar vekili tarafından temyizi üzerine 26.02.2025 tarihli ek karar ile kararın kesin olduğu gerekçesiyle temyiz dilekçesinin reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Asıl ve birleştirilen davalarda davacılar vekili temyiz dilekçesinde; Anayasa Mahkemesince, temyiz ve istinaf sınırlarının karar tarihi itibariyle esas alınmasının Anayasa’ya aykırı bulunarak iptal edildiğini, yargılamanın uzun sürdüğünü, bu durumda dava tarihinde belirlenen değer esas alınarak temyiz kesinlik sınırının belirlenmesinin hakkaniyete aykırı olduğunu, bu nedenle temyiz incelemesinin yapılması gerektiğini, dosyanın esası yönünden temliklerin muvazaalı olduğunun çok açık olduğunu, murisin taşınmazdaki payını devretmesi için herhangi bir nedeni bulunmadığını, davalılar Nazik ve Munise’nin taşınmazların bedelini ödeyecek mali gücü olmadığını, satış bedeli olarak herhangi bir ödemenin yapılmadığının açık olduğunu, resmi senette gösterilen değer ile gerçek değer arasında fahiş fark bulunduğunu, asıl ve birleştirilen davaların kabulüne karar verilmesi gerektiğini belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Dava, muris muvazaası hukuki nedenine dayalı tapu iptali ve tescil, olmazsa tenkis istemine ilişkindir.
Miktar veya değeri kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 362. maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın kesinlik sınırının altında kalması halinde anılan Kanun'un 366. maddesi atfıyla aynı Kanun'un 352. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir.
HMK'nın ek 1. maddesinin (1.) fıkrasında:" 200, 201, 341, 362 ve 369. maddelerdeki parasal sınırlar her takvim yılı başında geçerli olmak üzere, önceki yılda uygulanan parasal sınırların; o yıl için 04.01.1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun mükerrer 298. maddesi hükümleri uyarınca Maliye Bakanlığınca her yıl tespit ve ilan edilen yeniden değerleme oranında artırılması suretiyle uygulanır. Bu şekilde belirlenen sınırların bin Türk Lirasını aşmayan kısımları dikkate alınmaz.
(2) 200 ve 201. maddelerdeki parasal sınırların uygulanmasında hukuki işlemin yapıldığı, 341, 362 ve 369. maddelerdeki parasal sınırların uygulanmasında hükmün verildiği tarihteki miktar esas alınır." hükmü düzenlenmiştir.
Bununla birlikte, 04.06.2025 tarihli Resmi Gazete'de yayınlanarak yürürlüğe giren 7550 sayılı Kanun'un 20. maddesi ile; 12.01.2011 tarihli 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun ek 1. maddesinin 2. fıkrası "(2) 200 ve 201. maddelerdeki parasal sınırların uygulanmasında hukuki işlemin yapıldığı, 341, 362 ve 369. maddelerdeki parasal sınırların uygulanmasında davanın açıldığı tarihteki miktar esas alınır." şeklinde değiştirilmiş ve üçüncü fıkrası yürürlükten kaldırılmıştır.
Bu nedenlerle; 7550 sayılı Kanun'un 20. maddesi ile yapılan yasal düzenleme gereğince eldeki davada dava tarihi itibariyle kesinlik sınırı nazara alındığında, kanun yoluna başvuru konusu edilen Bölge Adliye Mahkemesi kararın kesin nitelikte olmadığından, Bölge Adliye Mahkemesinin, asıl ve birleştirilen davalarda davacıların temyiz dilekçesinin miktar yönünden reddine ilişkin 26.02.2025 tarihli ek kararının kaldırılarak, asıl ve birleştirilen davalarda davacıların temyiz itirazlarının incelenmesi gerekmektedir.
Dosya içeriğinden; muris 1940 doğumlu Nazmi K.’un 23.12.2013 tarihinde öldüğü, geride ilk eşi Dudu’dan olma davacı çocukları Güleser, Aysel, Nurten, Meryem ve Sedat ile ikinci eşi olan davalı Nazik ve Nazik’ten olma dava dışı oğlu Ümit’in mirasçı olarak kaldığı, muris Nazmi K.’un dava konusu 2048 ada 8 parsel sayılı taşınmazdaki 139/148 payından 12/37 payının intifa hakkını üzerinde bırakarak çıplak mülkiyetini 18.05.2009 tarihinde ikinci eşi olan davalı Nazik’e satış suretiyle devrettiği, Nazik’in de temlik aldığı paydan 3/37 payını 03.01.2014 tarihinde ilk eşinden olan kızı olan davalı Munise’ye, 15.09.2014 tarihinde 9/74'er pay davalılar Fatih E. ve Oktay K.’e satış suretiyle devrettiği, yargılama sırasında Munise’nin temlik aldığı 3/37 payı 14.01.2015 tarihinde davalı Oktay K.’e satış suretiyle devrettiği anlaşılmaktadır.
Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup özellikle HMK’nın 190. ve TMK’nın 6. maddeleri uyarınca davacı tarafın devirlerin mirasçılardan mal kaçırmak amaçlı ve muvazaalı olduğu iddiasını ispat edemediği gözetildiğinde, temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Asıl ve birleştirilen davalarda davacılar vekilinin ek karara yönelik temyiz itirazlarının kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen 26.02.2025 tarihli ek kararın ORTADAN KALDIRILMASINA,
Asıl ve birleştirilen davalarda davacılar vekilinin asıl karara yönelik temyiz itirazlarının reddi ile 22.01.2025 tarihli Bölge Adliye Mahkemesi asıl kararının 6100 sayılı Kanun'un 370. maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Asıl dava yönünden harç peşin alındığından yeniden alınmasına yer olmadığına, birleştirilen 2014/506 Esas sayılı dava yönünden 3.033,70 TL temyiz başvurma harcı ve 615,40 TL karar harcı, birleştirilen 2014/493 Esas sayılı dava yönünden 3.033,70 TL temyiz başvurma harcı ve 615,40 TL karar harcının asıl ve birleştirilen davada davacılardan alınmasına,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
10.06.2025 tarihinde kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.
Başkan Üye Üye Üye Üye
Öznur Kakillioğlu Tümer Türkeş Genç İsmail Aysal Fikret Demir İsmail Uçar
BİLGİ : “HMK Ek 1 hükmünün 2. fıkrasında yapılan değişiklik kapsamında kararın temyizi kabil olup olmadığının belirlenmesinde dava tarihinin esas alınması mümkün bulunmamaktadır” şeklindeki Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 25 Haziran 2025 tarihli kararı için bkz.
BİLGİ : Bu konu hakkındaki çalışma için bkz. ÖZEKES, Muhammet; AKKAYA, Tolga, Hukuk Yargılamasında İstinaf ve Temyize Başvuruda Parasal Sınırlarla İlgili 7550 s.K. Değişikliği ve Ortaya Çıkardığı Sorunlar, İKÜHFD, C: 24, S: 2, Y: 2025, s. 329-358.
AKSİ YÖNDE KARAR:
T.C.
YARGITAY
2. HUKUK DAİRESİ
Esas No : 2024/10520
Karar No : 2025/7054
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
Y A R G I T A Y İ L Â M I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 56. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2023/1166 E., 2024/1377 K.
Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesince verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı davalı kadın vekili tarafından kusur belirlemesi, erkeğin boşanma davasının kabulü, aleyhine hükmedilen maddî ve manevî tazminat, reddedilen tedbir nafakası, yoksulluk nafakası, maddî ve manevî tazminat ile ziynet alacağı yönünden; davalı davacı erkek vekili tarafından ise kusur belirlemesi, kadının boşanma davasının kabulü, velâyet, iştirak nafakası ve miktarı yönünden temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, kadın vekilinin diğer ,erkek vekilinin temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
1. Davacı davalı kadın vekilinin reddedilen ziynet alacağı davasına yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Miktar veya değeri kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 362 nci maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın kesinlik sınırının altında kalması hâlinde anılan Kanun’un 366 ncı maddesi atfıyla aynı Kanun’un 352 nci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir.
Dosya içeriğine göre kadının reddedilen ve temyize konu edilen ziynet alacağı bedeli Bölge Adliye Mahkemesinin karar tarihi itibari ile (7550 sayılı Kanun'un yürürlük tarihi olan 04.06.2025 tarihinden sonra verilecek kararlara uygulanacağından) 6100 sayılı Kanun'un 362 nci maddesi uyarınca kesinlik sınırı olarak belirlenen 378.290,00 TL’nin altında kalmaktadır. Bu hale göre davacı kadın vekilinin reddedilen ziynet alacağı davasına yönelik temyiz dilekçesinin miktardan reddine karar vermek gerekir.
2. Davacı davalı kadın vekilinin diğer yönlerden; davalı davacı erkek vekilinin tüm yönlerden temyiz itirazlarının incelenmesine gelince;
Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı erkek vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
KARAR
Açıklanan sebeple;
1. Davacı davalı kadın vekilinin reddedilen ziynet alacağı davasına yönelik temyiz dilekçesinin miktardan REDDİNE,
2. Davalı davacı erkek vekilinin tüm, davacı davalı kadın vekilinin diğer yönlerden temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edenlere yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
10.09.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Başkan V. Üye Üye Üye Üye
Çetin Durak Sevil Kartal Harun Can Erdem Şimşek Hatıran Alper
AKSİ YÖNDE KARAR:
T.C.
YARGITAY
3. HUKUK DAİRESİ
Esas No : 2025/542
Karar No : 2025/4204
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
Y A R G I T A Y İ L Â M I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi
TARİHİ : 06.11.2024
SAYISI : 2023/697 E., 2024/2715 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; yapılan ön inceleme sonucunda gereği düşünüldü:
Miktar veya değeri kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 362. maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın kesinlik sınırının altında kalması hâlinde anılan Kanun’un 366. maddesi atfıyla aynı Kanun’un 352. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir.
Dosya içeriğine göre, davalı aleyhine hükmedilen ve temyize konu edilen miktar 20.000,00 TL olup Bölge Adliye Mahkemesinin karar tarihi itibari ile kesinlik sınırı olan 378.290,00 TL’nin altında kalmaktadır.
KARAR
Açıklanan sebeple;
Davalı vekilinin temyiz dilekçesinin miktardan REDDİNE,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
22.09.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Başkan Üye Üye Üye Üye
Battal Yılmaz Filiz Pınarcı Dr. Adem Aslan Muzaffer Gürkanlı İsmail Ulukul
AKSİ YÖNDE KARAR:
T.C.
YARGITAY
4. HUKUK DAİRESİ
Esas No : 2022/14007
Karar No : 2025/10178
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
Y A R G I T A Y İ L Â M I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi
TARİHİ : 20.06.2022
EK KARAR TARİHİ : 28.09.2022
SAYISI : 2021/420 E., 2022/1150 K.
Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonucunda, İlk Derece Mahkemesince
Davacılar Taner Ö., Nurten Ö. ve Alev Ö. 'in açmış olduğu tazminat davasının reddine, diğer davacıların davasının kısmen kabulü ile davacı Abdulvahap Ö. için 10.000,00 TL, Bedia Ö. için 10.000,00 TL, Dilan Ö. için 4.000,00 TL, Cihan Ö. için 4.000,00 TL, Caner Ö. için 2.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Karara karşı taraf vekilleri tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuş, Bölge Adliye Mahkemesince, davacılar vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile yeniden hüküm kurularak davanın kısmen kabulü ile Davacı Abdulvahap Ö. için 25.000,00 TL, Bedia Ö. için 25.000,00 TL, Dilan Ö. için 4.000,00 TL, Cihan Ö. için 4.000,00 TL, Caner Ö. için 2.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacılar vekili ve davalı Van Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü vekili tarafından temyiz edilmekle; yapılan ön inceleme sonucunda gereği düşünüldü:
Miktar veya değeri kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 362 nci maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın kesinlik sınırının altında kalması hâlinde anılan Kanun’un 366 ncı maddesi atfıyla aynı Kanun’un 352 nci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir.
Dosya içeriğine göre, eldeki davada davacılar arasında ihtiyari dava arkadaşlığı bulunduğu anlaşılmakla, taraflar yönünden kabul ve reddedilen ve temyize konu edilen miktarlar Bölge Adliye Mahkemesinin karar tarihi itibari ile kesinlik sınırı olan 107.090,00 TL’nin altında kalmaktadır.
KARAR
Açıklanan sebeple;
Tarafların temyiz dilekçelerinin ayrı ayrı miktardan REDDİNE,
Peşin alınan temyiz harcının istek halinde davacılar ve davalı Van Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğüne iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
30.06.2025 tarihinde Üye Salim Küçük'ün karşı oyu ve oy çokluğuyla karar verildi.
Başkan Üye Üye Üye Üye
Kadri Özerdoğan Gülsüm Mısır Yunus Yılmaz Salim Küçük Ömer Faruk Aydıner
Özyurt (Karşı Oy)
KARŞI OY
Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) Ek 1. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca 341, 362 ve 369. maddelerdeki parasal sınırların uygulanmasında hükmün verildiği tarihteki miktar esas alınmakta iken Anayasa Mahkemesi (AYM); 04/12/2024 tarihli ve E.2023/182, K.2024/203 sayılı kararıyla HMK’nın 341 ve 362. maddelerindeki parasal sınırların uygulanmasında hükmün verildiği tarihteki miktarın esas alınması kuralını Anayasa’ya aykırı bularak iptal etmiştir.
Anayasa Mahkemesinin değerlendirmesi şöyledir: Kanun koyucunun kanun yoluna başvurmada belirlediği kesinlik sınırını yargılamanın devam ettiği süreçte yıldan yıla güncellediği dikkate alındığında enflasyon nedeniyle ekonomik önemini yitiren dava konusu mal ya da alacağın değerinin de enflasyonun olumsuz etkisinden korunması gerekir. Davanın açıldığı tarihte geçerli olan parasal sınırlara göre istinafa veya temyize başvurulabilecek bir karara karşı, kararın verildiği tarihe göre belirlenen miktarın esas alınması, özellikle yargılamaların uzun sürdüğü durumlarda hükmün verildiği tarihte geçerli olan parasal tutarlara göre kanun yoluna başvurma imkânını ortadan kaldırabilmektedir. AYM, kanun yoluna başvuruda kesinlik sınırı güncellenirken dava konusu mal ya da alacağın değerinin güncellenememesi nedeniyle tarafların kanun yoluna başvurma imkânından mahrum kalmaları nedeniyle hükmün denetlenmesini talep etme hakkının kısıtlandığı ve bu kısıtlamanın orantısız ve ölçüsüz olduğu sonucuna ulaşmıştır.
Anılan karar sonrasında kanun koyucu, 4/6/2025 tarihinde yayımlanmakla yürürlüğe giren 7550 sayılı Kanun’un 20. maddesiyle HMK’nın anılan hükmünü değiştirerek parasal sınırların uygulanmasında davanın açıldığı tarihteki miktarın esas alınmasını benimsemiştir.
Sayın çoğunluğun görüşünden ayrı olarak kanun değişikliğinin usule veya esas ilişkin olup olmadığından bağımsız olarak henüz karar verilmemiş tüm davalarda uygulanması gerektiği kanaatindeyim.
AYM, konuyu adil yargılanma hakkı başlığı altında ve hak arama özgürlüğü kapsamında incelemiş, Anayasa’nın 13. ve 36. maddelerine aykırı bulduğu hükmü iptal etmiştir. AYM’nin adli yargılanma hakkına aykırı bularak hükmü iptal etmesi ve ardından kanun koyucunun öngördüğü yeni düzenleme göz önüne alındığında önceki uygulamanın hukuka aykırı olduğu konusunda tereddüt bulunmamaktadır. Bu durumda temel hak ve özgürlüklere aykırı bir kanun hükmü ile adil yargılanma hakkını koruma altına alan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 6. maddesi çatıştığında AİHS’e üstünlük tanınması gerekeceğine dair Anayasa’nın 90. maddesinin beşinci fıkrasının son cümlesi uyarınca mahkemelerin, mevcut kanun hükmünü fiilen uygulamama (zımnen ilga) yetkisi bulunduğu aşikârdır. Bu itibarla gerek Anayasa Mahkemesinin iptal gerekçesi, gerekse de bu fikri benimseyen yasama organının iradesi gözetildiğinde derdest tüm davalarda, temel hak ve özgürlüklerle çatıştığı konusunda tereddüt bulunmayan kanun hükmünün uygulanma imkânı yoktur.
İkinci olarak, nihai kararın bireysel başvuru yoluyla AYM önüne taşınması durumunda Mahkemenin önceki kararındaki gerekçe gözetildiğinde Anayasa’nın 153. maddesi uyarınca başkaca hiçbir inceleme yapmaksızın hak ihlali kararı vereceği muhakkaktır. Kişileri, bireysel başvuru yoluyla hak aramaya maruz bırakmak; hukuk devleti, hukuka saygılı devlet ve hukukun üstünlüğü ilkeleriyle bağdaşmayacağı gibi bireysel başvurunun ikincil (tali) ve olağanüstü bir hak arama mekanizması olduğu göz önüne alındığında hukuki de değildir. Mahkemeye erişim hakkının ve dolayısıyla temel hak ve özgürlüklerin kısıtlanması sonucunu doğuracak böyle bir yolun tercih edilmesi Anayasa’nın 90/5. ve 153. maddeleri uyarınca hukuka ve Anayasa’ya uygun bir çözüm yolu değildir.
Açıkladığım gerekçelerle; kanuni değişikliğin, henüz kesinleşmemiş ve görülmekte olan tüm davalar bakımından uygulanması gerektiği kanaatinde olduğumdan kesinlik sınırı nedeniyle dilekçenin reddine dair verilen karara katılmıyorum.
Üye
Salim Küçük
AKSİ YÖNDE KARAR:
T.C.
YARGITAY
5. HUKUK DAİRESİ
Esas No : 2025/5007
Karar No : 2025/10792
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
Y A R G I T A Y İ L Â M I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi
TARİHİ : 16.01.2025
SAYISI : 2023/1721 Esas, 2025/50 Karar
Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen ve istinaf incelemesinden geçen imar uygulaması sırasında bedele dönüştürülen davacı payı karşılığının arttırılması istemine ilişkin davada verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı idare vekili tarafından temyiz edilmekle;
2797 sayılı Yargıtay Kanunu'nun 40 ıncı ve Yargıtay İç Yönetmeliği'nin 18 inci maddeleri uyarınca yapılan ön incelemede;
Miktar veya her paydaş için değeri kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 362 nci maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın her paydaş için değeri kesinlik sınırının altında kalması hâlinde anılan Kanun’un 366 ncı maddesi atfıyla aynı Kanun’un 352 nci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir.
Temyizdeki parasal sınırların uygulanmasına ilişkin 6100 sayılı Kanun'un Ek-1 inci maddesine 14.11.2024 tarihinde yürürlüğe giren, 7531 sayılı Kanun'un 22 inci maddesi ile “İstinaf ve temyiz kanun yoluna başvuruda esas alınan parasal sınırda yeniden değerleme nedeniyle meydana gelen artış, bölge adliye mahkemesinin kaldırma veya Yargıtayın bozma kararları üzerine yeniden verilen kararlar hakkında uygulanmaz, ilk karar tarihinde geçerli olan parasal sınırlar esas alınır." şeklinde üçüncü fıkra eklenmiş, akabinde bu fıkra 04.06.2025 tarihinde yürürlüğe giren 7550 sayılı Kanun'un 20 inci maddesi ile yürürlükten kaldırılmış ve aynı Kanun ile 6100 sayılı Kanun'un EK-1 inci maddesinin ikinci fıkrası "200 üncü ve 201 inci maddelerdeki parasal sınırların uygulanmasında hukuki işlemin yapıldığı, 341 inci, 362 nci ve 369 uncu maddelerdeki parasal sınırların uygulanmasında davanın açıldığı tarihteki miktar esas alınır." şeklinde değiştirilmiştir.
Dosya içeriğine göre; Bölge Adliye Mahkemesinin 17.11.2022 tarihli İlk Derece Mahkemesinin kararı kaldırılarak yeniden esas kurulmasına ilişkin ilk kararının Dairemizce bozulduğunu, bozma sonrası verilen ve temyize konu olan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 16.01.2025 olduğu ve bu tarihte 6100 sayılı Kanun'un Ek-1 inci maddesine 7531 sayılı Kanun'un 22 inci maddesi ile eklenen (mülga) üçüncü fıkrasının yürürlükte olduğu; 7550 sayılı Kanun'un 20 inci maddesi ile 6100 sayılı Kanun'un Ek-1 inci maddesinin ikinci fıkrasına getirilen değişikliğin yürürlükte olmadığı anlaşıldığından her bir davacı açısından hüküm altına alınan miktarlar karar tarihi itibari ile kesinlik sınırı olan 107.090,00 TL’nin altında kalmaktadır.
KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davalı idare vekilinin temyiz dilekçesinin miktardan REDDİNE,
Davalı idareden peşin alınan temyiz harcının istenildiğinde iadesine,
08.07.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Başkan Üye Üye Üye Üye
Ümran Görmez Ayşe Zehra Ali Kemal Ünsoy Muharrem Ürgüp Veysal Bektaş
Tepedelenlioğlu
AKSİ YÖNDE KARAR:
T.C.
YARGITAY
6. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2025/3007
KARAR NO : 2025/3180
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
Y A R G I T A Y İ L Â M I
MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi
TARİHİ : 07.05.2025
EK KARAR TARİHİ : 16.07.2025 - 18.07.2025
NUMARASI : 2024/218 E., 2025/675 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalılar Ahmet S. ve Fikret S. vekilleri tarafından temyiz edilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesince davalı Fikret S. yönünden 16.07.2025 tarihli ek karar ile Ahmet S. yönünden 18.07.2025 tarihli ek karar ile temyiz dilekçelerinin miktardan reddine karar verilmiştir.
Ek kararlar davalılar Fikret S. ve Ahmet S. vekilleri tarafından temyiz edilmekle; süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun ek 1 inci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan; “341 inci, 362 nci ve 369 uncu maddelerdeki parasal sınırların uygulanmasında hükmün verildiği tarihteki miktar esas alınır” hükmü 04.06.2025 tarihinde yürürlüğe giren 7550 sayılı Kanunun 20. maddesi hükmü ile, “341 inci, 362 nci ve 369 uncu maddelerdeki parasal sınırların uygulanmasında davanın açıldığı tarihteki miktar esas alınır” şeklinde değiştirilmiştir. Öncelikle bu değişikliğin 04.06.2025 tarihinden önce verilen kararlar bakımından uygulanıp uygulanamayacağı üzerinde durmak gerekir.
Usul kurallarındaki değişiklikler tamamlanmış işlemleri etkilememek kaydıyla derhal uygulanır. Bu ilkeye HMK 448. maddede kural olarak da yer verilmiştir. Verildiği tarihteki usul kurallarına göre temyiz yolu kapalı olan bölge adliye mahkemesi kararları verildiği tarihte şekli anlamda kesinleşir ve aynı zamanda şekli anlamda kesin hüküm oluşur. Şekli anlamda kesin bir karar verilmesi aynı zamanda davayı da sona erdiren tamamlanmış bir işlemdir. Bu tarihten sonra yürürlüğe giren bir usul kuralının şekli anlamda kesinleşmiş karar ile sona ermiş olan bu davada uygulanması mümkün değildir.
Verildiği anda kesin olmasına rağmen temyiz yoluna başvurulmuş olması, bu temyiz talebi hakkında bir karar verilmemiş olması, karara kesinleşme şerhi verilmemiş olması şekli anlamda kesinleşmeyi öteleyip ertelemez. Verildiği anda kesin olan bir karar için bu nedenle verilecek temyiz talebinin reddi kararı ile o kararın verildiği tarihte kesinleşmiş olduğu tespit edilmiş olur. Kararın kesin olmasına rağmen temyiz edilmiş olması da Kanun değişikliğinin uygulanması gerektiği sonucunu doğurmayacaktır.
Öte yandan verildiği anda kesin olan bir karar, şekli anlamda kesin hüküm teşkil ettiği kadar maddi anlamda da kesin hüküm teşkil eder. Şeklî anlamda kesinleşen ve maddi anlamda da kesin hüküm gücüne sahip bulunan bir karar, kesin hükme saygı ve kesin hükmün bağlayıcı olması ilkelerinin kapsamındadır. Bir hukuk sisteminde yargının verdiği ve bağlayıcı olan kesin hüküm, taraflardan biri açısından işlevsiz duruma getirilmişse bu kesin hükmün otoritesini, saygınlığını ve bağlayıcılığını sarsıp ortadan kaldıracak adil yargılanma hakkının sağladığı güvencelerin de bir anlamı kalmayacaktır. Mahkemeye erişim hakkı adil yargılanma hakkının unsurlarından ise de kararın icrası hakkı da unsurlarındandır. Mahkemeye erişim hakkı kanun hükümlerinin sonucu olarak sınırlandırılmış ve sonucunda kesin hüküm oluşmuş ise artık kararın icrası hakkı devreye girecek ve kesin hükmün bağlayıcılığı, saygınlığı ve otoritesinin tartışılmazlığı söz konusu olacaktır.
Anayasa Mahkemesinin 04.12.2024 tarihli, 2023/182 Esas, 2024/203 Karar sayılı kararıyla istinaf ve temyiz kesinlik sınırı yönünden iptal kararı verilmiş ise de aynı zamanda doğacak hukuksal boşluğun kamu yararını ihlal edecek nitelikte görüldüğü gerekçesiyle iptal hükmünün dokuz ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiş ve bu süre dolmadan kanun değişikliği gerçekleşmiş olduğundan iptal kararının da uygulanması mümkün değildir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle temyize konu kararın 04.06.2025 tarihinden önce verilmiş olması halinde HMK 341 ve 362. maddedeki kesinlik sınırının karar tarihinde yürürlükte bulunan Kanun hükmüne göre belirlenmesi gerekir.
Miktar veya değeri temyiz kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun/HMK) 362. maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın kesinlik sınırının altında kalması hâlinde anılan Kanun’un 366. maddesi atfıyla aynı Kanun’un 352/1-(b) hükmü uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir.
Dosya içeriğine göre tapu iptali ve tesciline karar verilen ve temyize konu edilen taşınmazın değeri 285.000,00 TL olup, Bölge Adliye Mahkemesinin karar tarihi itibari ile kesinlik sınırı olan 544.000,00 TL’nin altında kalmaktadır.
Temyiz dilekçesinin reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesince verilen ek kararlar yukarıda anılan Kanun hükümlerine uygun olduğundan temyiz isteminin reddi ile söz konusu kararların onanması gerekir.
KARAR
Açıklanan sebeple;
Bölge Adliye Mahkemesince verilen 16.07.2025 ve 18.07.2025 tarihli ek kararların ayrı ayrı ONANMASINA,
Davalılar Ahmet S. ve Fikret S.'dan alınması gereken harçlar peşin olarak yatırıldığından yeniden harç alınmasına yer olmadığına,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
30.09.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Başkan V. Üye Üye Üye Üye
Birol Soner Ahmet Tuncay Bahri Aydoğan Zeki Gözütok İlhan Kara
AKSİ YÖNDE KARAR:
T.C.
YARGITAY
7. HUKUK DAİRESİ
Esas No : 2024/3762
Karar No : 2025/3290
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
Y A R G I T A Y İ L Â M I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi
TARİHİ : 01.07.2024
EK KARAR TARİHİ : 30.07.2024
SAYISI : 2024/1865 E., 2024/1759 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı ve 30.07.2024 tarihli ek kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacılar vekili dava dilekçesinde; muris İhsan Y.'nın davacıların babası olup 07.01.2010 tarihinde vefat ettiğini, vefat tarihi itibarı ile murisin terekesinde bilinen herhangi bir mal varlığı olmadığını, terekenin borca batık olduğunu belirterek; murise ait terekenin borca batık olduğunun tespiti ile davacılar yönünden mirasın hükmen reddine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacıların mirasın gerçek reddi talebinde bulunmadıklarını belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacılar tarafından mirasın reddedilmiş sayıldığının tespitine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile: dava değeri 22.226,40 TL olup, karar tarihi olan 23.05.2024 tarihi itibariyle istinaf kesinlik sınırı olan 28.250,00 TL'nin altında kaldığı gerekçesiyle istinaf eden davalı bakımından istinafı kabil bir karar olmaması sebebiyle istinaf başvuru dilekçesinin 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 341/2 ve 352/1 hükümleri uyarınca miktar yönünden usulden reddine karar verilmiştir.
V. EK KARAR
Bölge Adliye Mahkemesi kararının davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, 30.07.2024 tarihli ek karar ile; kararın, karar tarihi itibariyle geçerli olan 378.290,00 TL'lik temyiz kesinlik sınırının altında kaldığından bahisle, miktar itibariyle kesin olan karara karşı yapılan temyiz isteminin reddine karar verilmiştir.
VI. EK KARAR TEMYİZİ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen ek kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Ek Karar Temyiz Sebepleri
Davalı vekili terekenin pasifi hesaplanırken murisin ölüm tarihinin dikkate alındığı, terekenin ayrıntılı olarak hesaplanmadığı, aradan geçen on dört yılda terekenin pasifinin artmış olduğu, davanın tespit davası olup değere bakılmaması gerektiğini belirterek ek kararın kaldırılmasını talep etmiştir.
C. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık; istinaf başvuru dilekçesinin miktardan red kararının kesin olup olmadığı ile dava değerinin istinaf inceleme sınırı üstünde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
1. Ek karara yönelik temyiz incelemesinde; 6100 sayılı Kanun'un 346. maddesinde; "istinaf dilekçesi, kanuni süre geçtikten sonra verilir veya kesin olan bir karara ilişkin olursa, kararı veren mahkeme istinaf dilekçesinin reddine karar verir ve 344. maddeye göre yatırılan giderden karşılanmak suretiyle ret kararını kendiliğinden ilgiliye tebliğ eder.
Bu ret kararına karşı tebliği tarihinden itibaren iki hafta içinde istinaf yoluna başvurulabilir. İstinaf yoluna başvurulduğu ve gerekli giderler de yatırıldığı takdirde dosya, kararı veren mahkemece yetkili bölge adliye mahkemesine gönderilir. Bölge adliye mahkemesi ilgili dairesi istinaf dilekçesinin reddine ilişkin kararı yerinde görmezse, ilk istinaf dilekçesine göre gerekli incelemeyi yapar" düzenlemesi mevcuttur.
Aynı Kanun 366. maddesi ise; "Bu Kanunun istinaf yolu ile ilgili 343 ilâ 349 ve 352. maddeleri hükümleri, temyizde de kıyas yoluyla uygulanır" şeklinde düzenlenmiştir.
Somut olayda; her ne kadar Bölge Adliye Mahkemesince davalı vekilinin istinaf dilekçesinin dava değerinin istinaf inceleme sınırı üzerinde olmadığı değerlendirilerek dilekçenin miktardan reddine dair karar verilmiş ise de, bu karar usule ilişkin bir karar olup, yukarıda ayrıntılı açıklanan ilgili kanun hükümlerine göre iki haftalık temyiz kanun yolu açık olmak üzere verilmesi gerekirken, kanun yolu kapatılmak suretiyle kesin nitelikte olacak şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir. Açıklanan nedenle İzmir Bölge Adliye Mahkemesinin 30.07.2024 tarihli ek kararının kaldırılmasına karar verilerek işin esasının incelenmesine geçilmiştir.
2. Miktar veya değeri istinaf kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Kanun’un 341/2 hükmü uyarınca istinaf edilemez. İstinafa konu edilen miktarın kesinlik sınırının altında kalması hâlinde anılan Kanun’un 346/1 hükmü uyarınca istinaf dilekçesinin reddine karar vermek gerekir.
24.11.2016 tarihli ve 6763 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunu'nun 44. maddesiyle 6100 sayılı Kanun'a eklenen ve 02.12.2016 tarihinde yürürlüğe giren "Parasal sınırların artırılması" başlıklı Ek 1. madde hükmü uyarınca, 341. maddedeki parasal sınırların her yıl tespit ve ilan edilen yeniden değerleme oranında artırılacağı ve parasal sınırların uygulanmasında hükmün verildiği tarihteki miktarın esas alınacağı belirtilmiştir.
04.06.2025 tarihli ve 7550 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 20. maddesiyle 6100 sayılı Kanun'un Ek 1/2 hükmünde yer alan “hükmün verildiği” ibaresi “davanın açıldığı” şeklinde değiştirilmiş, değişiklik Kanun'un Resmî Gazete’de yayımı tarihi olan 04.06.2025 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
6100 sayılı Kanun'un “Zaman bakımından uygulanma” kenar başlıklı 448. maddesinde yer alan "Bu Kanun hükümleri, tamamlanmış işlemleri etkilememek kaydıyla derhâl uygulanır." hükmü gereğince, parasal sınırlara ilişkin yapılan bu değişikliğin, Kanun'un yürürlük tarihinden itibaren uygulanacağı, tamamlanmış işlere ise uygulanma imkanının bulunmadığı kuşkusuzdur.
Tüm bu açıklamalara göre eldeki davada; İlk Derece Mahkemesince 23.05.2024 tarihinde nihai kararın verildiği ve bu tarih itibarıyla usul işlemlerinin tamamlandığı, 7550 sayılı Kanunla getirilen "davanın açıldığı tarihteki parasal sınırların uygulanacağına" ilişkin düzenlemenin 04.06.2025 tarihinde yayımlanarak yürürlüğe girdiği dikkate alındığında, yeni düzenlemenin eldeki davaya uygulanma imkanının bulunmadığı, kesinlik sınırının tespitinde kararın verildiği 2024 yılındaki 28.250,00 TL değerindeki parasal sınırın esas alınması gerektiği sonucuna varılmıştır.
Bu kapsamda yapılan incelemeye ve dosya içeriğine göre; Mahkemece reddedilen ve temyize konu edilen toplam miktarın 22.226,00 TL olduğu ve İlk Derece Mahkemesinin karar verdiği tarihteki kesinlik sınırının altında kaldığı, bu nedenle kararın kesin olduğu kabul edilmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1. Bölge Adliye Mahkemesince verilen 30.07.2024 tarihli ek kararın BOZULARAK ORTADAN KALDIRILMASINA,
2. Temyiz olunan 01.07.2024 tarihli Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA,
Harçlar Kanunu'nun 13/j maddesi gereğince Hazine harçtan muaf olduğundan harç alınmasına yer olmadığına,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
26.06.2025 tarihinde kesin olmak üzere oy çokluğuyla karar verildi.
Başkan Üye Üye Üye Üye
Hikmet Onat Ramazan Ülger Sevinç Türközmen Cengiz Balıkçı Necmi Apaydın
K A R Ş I O Y
Dava, mirasın hükmen reddi istemine ilişkindir.
İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiş, Bölge Adliye Mahkemesince; dava değeri olarak belirlenen 22.226,40 TL'nin kararın verildiği 2024 yılı itibariyle istinaf kesinlik sınırı olan 28.250,00 TL'nin altında olduğu için istinaf isteminin kesinlikten reddine karar verilmiş, davacının bu kararı temyizi üzerine ek karar ile temyiz istemi reddedilmiş, ek kararın da temyiz edilmesi üzerine; Dairemizin sayın çoğunluğu tarafından ek karar kaldırılarak hüküm onanmıştır.
24.11.2016 tarihli ve 6763 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 44. maddesiyle 6100 sayılı Kanun'a eklenen ve 02.12.2016 tarihinde yürürlüğe giren "Parasal sınırların artırılması" başlıklı Ek 1. madde hükmü uyarınca, 362. maddedeki parasal sınırların her yıl tespit ve ilan edilen yeniden değerleme oranında artırılacağı ve parasal sınırların uygulanmasında hükmün verildiği tarihteki miktarın esas alınacağı belirtilmiştir.
04.06.2025 tarihli ve 7550 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 20. maddesiyle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun "parasal sınırların artırılması" başlıklı Ek 1. maddesinin 2. fıkrasında yer alan "hükmün verildiği" ibaresi "davanın açıldığı" şeklinde değiştirilmiş, değişiklik Kanunun Resmi Gazete'de yayımı tarihi olan 04.06.2025 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
Somut olayda; davanın açıldığı 2023 yılında istinaf sınırı 17.830,00 TL'dir. 6100 sayılı Kanun'un "Zaman bakımından uygulanma" kenar başlıklı 448. maddesinde yer alan "Bu Kanun hükümleri, tamamlanmış işlemleri etkilememek kaydıyla derhâl uygulanır." hükmünün, bu değişikliğin yapıldığı tarihten sonraki kararlara uygulanabilirliği görüşüne katılmak mümkün değildir. Zira, paranın alım gücündeki düşüşte gözetilerek davanın her iki tarafı için de güvence olan üst yargı denetimini sağlamak amacıyla, maddenin değişiklikten önceki ilk metniyle ilgili Anayasa Mahkemesi tarafından hak arama özgürlüğü temel amaç olmak üzere iptal kararı verildikten sonra, kanun koyucu tarafından hüküm tarihi yerine dava tarihini öncelenmiş ve mevcut değişiklik yapılmıştır. Bu göz ardı edilemez bir gerçektir. Yürürlük tarihinden önceki kararlar yönünden tamamlanmış işlem yorumu yapmak, hak arama özgürlüğünü zedeleyen, hakkın özünü yargısal denetimden uzak tutan bir yaklaşımdır. Yargısal uygulamalarla açığa çıkan "kazanılmış hak" ilkesini, mevcut değişiklikle daha adil ve sağlıklı sonuçlar elde edilmesine vesile olabilecek üst mahkeme denetiminin önüne almak, hak arama özgürlüğünün sınırlandırılmasıdır ve adalete güven temel kuramını da etkilemektedir. Dairemiz tarafından denetim yapıldığı tarih itibariyle 6100 sayılı Kanun'un parasal sınırlara ilişkin Ek 1/2 hükmü yürürlüktedir. Bu itibarla, temyiz incelemesinin de yürürlüğe girmiş bu kanun maddesine göre "dava tarihi" esas alınmak suretiyle yapılması gerekmektedir.
Açıklanan gerekçeyle, miktar yönünden dava tarihi itibariyle istinaf incelemesi mümkün hâle geldiği için Bölge Adliye Mahkeme kararının işin esasının incelenmesi yönünde bozulması gerekirken, yazılı gerekçeyle onanmasına ilişkin sayın çoğunluğun kararına katılmıyorum.
Üye
Ramazan Ülger
K A R Ş I O Y
Davalı vekilinin istinaf başvurusu Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesinin 01.07.2024 tarihli kararı ile, temyize konu miktarın istinaf kesinlik sınırının altında kaldığı gerekçesi ile reddedilmiş, bu karara karşı yapılan temyiz başvurusu ise Dairemizin çoğunluk görüşü ile onanmıştır.
Davacıların talebi; mirasın hükmen reddine ilişkindir. Dava, niteliği itibarıyla bir tespit davasıdır. Bu nedenle Bölge Adliye Mahkemesi ve temyiz kesinlik sınırının dikkate alınmaması gerekir.
Bu sebeple; Bölge Adliye Mahkemesinin ek kararının bozulması gerektiği kanaatinde olduğumdan, Dairemiz onama görüşüne katılmıyorum.
Üye
Cengiz Balıkçı
AKSİ YÖNDE KARAR:
T.C.
YARGITAY
10. HUKUK DAİRESİ
Esas No : 2024/9214
Karar No : 2025/11372
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
Y A R G I T A Y İ L Â M I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : Antalya 2. İş Mahkemesi
TARİHİ : 25.01.2024
SAYISI : 2021/374 E., 2024/25 K.
Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen ve istinaf incelemesinden geçen rücuan tazminat davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararı davacı Kurum vekili ile davalı Ömer A. vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, Tetkik Hâkimi Mehmet Fatih Kapusuzoğlu tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
Miktar veya değeri kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 362. maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın kesinlik sınırının altında kalması hâlinde anılan Kanun’un 366. maddesi atfıyla aynı Kanun’un 352. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir.
Aynı zamanda Hukuk Muhakemeleri Kanununda kararın bozulması üzerine uygulanacak temyiz kesinlik sınırı noktasında 14.11.2024 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7531 sayılı Kanun'un 22. maddesi ile 6100 sayılı HMK'nın ek 1/3. maddesi olarak getirilen düzenlemenin yürürlük tarihinin 7531 sayılı Kanun'un geçici 1/6. maddesi gereği Yargıtayın bozma kararları üzerine bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren yeniden verilen kararlar hakkında uygulanacağı, yine 04.06.2025 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı HMK'nın ek 1 maddesinin 7550 sayılı Kanun'la değişik 2 numaralı fıkrasında yer alan "200. ve 201. maddelerdeki parasal sınırların uygulanmasında hukuki işlemin yapıldığı, 341., 362. ve 369. maddelerdeki parasal sınırların uygulanmasında davanın açıldığı tarihteki miktar esas alınır." düzenlemesinin değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren verilen kararlar hakkında uygulanacağı, temyiz incelemesine konu kararın ise anılan hükümlerin yürürlüklerinden önce verildiği, bu nedenler değişikliklerin uygulanma alanı bulunmadığı açıktır.
O halde (25.01.2024) karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan mevzuat hükümleri kapsamında, uygulanması gereken temyiz (kesinlik) sınırının HMK 362/1-a maddesinde işaret edilen miktar olarak değerlendirilmesi gerektiği açıktır.
Somut olayda; bozma üzerine İlk Derece Mahkemesince kısmen kabul ve kısmen reddedilen tutarların karar tarih itibariyle yürürlükte bulunan 378.290,00 TL'lik kesinlik sınırı altında kalması nedeniyle temyiz eden taraf vekillerinin temyiz itirazlarının miktardan reddine karar vermek gerekmiştir.
KARAR
Açıklanan sebeple;
1. Temyiz eden taraf vekillerinin temyiz dilekçelerinin ayrı ayrı miktardan REDDİNE,
2. Peşin alınan temyiz harcının istek hâlinde ilgililere iadesine,
3. Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,
04.07.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Başkan Üye Üye Üye Üye
Mustafa Taş Ali İnceman Hatice Kamışlık Yılmaz Akıncı Şerafettin Özyürür
AKSİ YÖNDE KARAR:
T.C.
YARGITAY
11. HUKUK DAİRESİ
Esas No : 2025/4116
Karar No : 2025/5133
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
Y A R G I T A Y İ L Â M I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi
TARİHİ : 13.03.2025 - 05.05.2025 (Ek karar)
SAYISI : 2022/1769 Esas, 2025/426 Karar
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesince 05.05.2025 tarihli ek karar ile temyiz dilekçesinin miktardan reddine karar verilmiştir.
Ek karar davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
Miktar veya değeri temyiz kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 362. maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın kesinlik sınırının altında kalması hâlinde anılan Kanun’un 366. maddesi atfıyla aynı Kanun’un 352/1-(b) hükmü uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir.
Davacı davasını ikame ederken 11.839,04 TL asıl alacak ve 1.084,73 TL ticari temerrüt faizi talep etmiştir. Sunduğu ıslah dilekçesinde ise 2.376,03 SDR maddi tazminat tutarının, tutarın USD karşılığının Devlet Bankalarının bir yıl vadeli USD mevduat hesabına ödediği en yüksek faiz oranı üzerinden yapılacak hesaplamayla tekabül edecek faizi ile birlikte aynen ödenmesine karar verilmesini talep etmiş ve talep edilen tutarı da 48.480,75 TL olarak belirlemiştir. Anayasa Mahkemesinin 30.01.2025 tarihli, 32798 sayılı Resmi Gazetede yayımlanmış 04.12.2024 tarihli 2023/182 E., 2024/203 K. sayılı kararı Resmi Gazete'de yayımlanmasından dokuz ay sonra yürürlüğe girmiştir. Öte yandan 7550 sayılı Yasa öncesi verilen kararda temyize konu edilen toplam miktar Bölge Adliye Mahkemesinin karar tarihi itibari ile kesinlik sınırı olan 544.000,00 TL’nin altında kalmaktadır.
Temyiz dilekçesinin reddine ilişkin 05.05.2025 tarihli Bölge Adliye Mahkemesince verilen ek karar yukarıda anılan Kanun hükümlerine uygun olduğundan temyiz isteminin reddi ile söz konusu kararın onanması gerekir.
KARAR:
Açıklanan sebeple;
Bölge Adliye Mahkemesince verilen 05.05.2025 tarihli ek kararın ONANMASINA,
Bölge Adliye Mahkemesi kararına ilişkin temyiz talebinin kötüniyetle yapıldığı anlaşıldığından, HMK'nın 368. maddesi yollamasıyla aynı Kanunun 329/2 hükmü uyarınca temyiz talep eden davacı asılın takdiren 5.000,00 TL disiplin para cezası ile CEZALANDIRILMASINA,
Para cezasının İlk Derece Mahkemesince yerine getirilmesine,
Temyiz harcı peşin alındığından başkaca harç alınmasına mahal olmadığına,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
08.09.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Başkan Üye Üye Üye Üye
Abdullah Yaman Mehmet Tunç İsmail Yavuz Döndü Deniz Bilir Okan Albayrak
İÇTİHAT YORUMU : 7550 sayılı kanun değişikliğinden sonra 04.06.2025 tarihinden önce verilmiş kararlara ilişkin olarak kanun yolu kesinlik sınırının dava tarihi itibarı ile yoksa karar tarihi itibarı ile belirleneceği konusunda bir tartışma bulunmaktadır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun yukarıda linkini verdiğimiz 25 Haziran 2025 tarihli kararında, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nda bulunan 25 üyenin 20’si ÖNSORUN VAR, 5’i ise ÖNSORUN YOK yönünde oy kullanmışlardır.
Yargıtay 1. Hukuk Dairesi dava tarihindeki kesinlik sınırının uygulanması gerektiği görüşünde iken tespit edebildiğimiz kadarı ile Yargıtay 2., 3., 4. (karşı oylu olarak), 5., 6., 7. (karşı oylu olarak), 10. ve 11. Hukuk Dairesi, karar tarihindeki kesinlik sınırının uygulanması gerektiği görüşündedir.
Yukarıda yer verilen Y. 1. HD. 10.06.2025, 1763/2905 sayılı Kararı çerçevesinde kanun yolu incelemesi yapılmış, diğer hukuk daireleri tarafından kanun yolu incelemesi talepleri reddedilmiş olup sadece Yargıtay 11. Hukuk Dairesi tarafından ek olarak, kanun yoluna başvuran tarafa disiplin para cezası verilmiştir. Bu konuda hukukî bir tartışma varken kanun yoluna başvuran tarafın, disiplin para cezası ile cezalandırılması, hak arama hürriyetine ve adalete erişim hakkına aykırılık teşkil etmektedir.
7550 SAYILI KANUN DEĞİŞİKLİĞİ KAPSAMINDA KANUN YOLU KESİNLİK SINIRININ BELİRLENMESİNDE, 04.06.2025 TARİHİNDEN ÖNCE VERİLEN KARARLAR BAKIMINDAN, DAVA TARİHİNİN ESAS ALINMASI MÜMKÜNDÜR.
T.C.
YARGITAY
1. HUKUK DAİRESİ
Esas No : 2025/1763
Karar No : 2025/2905
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
Y A R G I T A Y İ L Â M I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi
TARİHİ : 22.01.2025
EK KARAR TARİHİ : 26.02.2025
SAYISI : 2023/854 E., 2025/75 K.
Bölge Adliye Mahkemesi ek kararı asıl ve birleştirilen davalarda davacılar vekili tarafından duruşma istekli temyiz edilmekle, duruşma isteğinin değerden reddine karar verilip; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
1. Davacılar asıl davada; mirasbırakan babaları Nazmi K.’un, maliki olduğu 2048 ada 8 parsel sayılı taşınmazdaki payından 12/37 payını ikinci eşi olan davalı Nazik K.’a satış suretiyle devrettiğini, Nazik'in de temlik aldığı paydan 9/74 payı davalı Fatih E.’ye satış suretiyle devrettiğini, temliklerin mirasçılardan mal kaçırma amacıyla muvazaalı olarak yapıldığını ileri sürerek tapu kaydının iptali ile mirasbırakan adına tesciline, olmadığı takdirde bedelin tahsiline, bu da mümkün olmazsa tenkise karar verilmesini istemişlerdir.
2. Davacılar, birleştirilen Bakırköy 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2014/506 Esas sayılı dosyasında; aynı iddiaları yineleyerek davalı Nazik’in mirasbırakandan temlik aldığı 12/37 paydan 3/37 payını muvazaalı olarak davalı kızı Munise’ye satış suretiyle devrettiğini ileri sürerek tapu kaydının iptali ile mirasbırakan adına tesciline, olmadığı takdirde bedelin tahsiline, bu da mümkün olmazsa tenkise karar verilmesini istemişlerdir.
3. Davacılar, birleştirilen Bakırköy 7. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2014/493 Esas sayılı dosyasında, aynı iddiaları yineleyerek davalı Nazik’in mirasbırakandan temlik aldığı 12/37 paydan 9/74 payını muvazaalı olarak davalı Oktay K.’e satış suretiyle devrettiğini ileri sürerek tapu kaydının iptali ile mirasbırakan adına tesciline, olmadığı takdirde bedelin tahsiline, bu da mümkün olmazsa tenkise karar verilmesini istemişlerdir.
II. CEVAP
1. Davalılar Nazik K. ve Munise G.; Nazik K. ile murisin 2003 yılında evlendiklerini, dava konusu taşınmaz üzerindeki binada toplam 16 adet daire bulunduğunu, murisin bu dairleri mirasçılar arasında paylaştırdığını, Nazik’e verilen dairelerin miras payına bile denk gelmediğini, murisin, ölümünden önce taşınmazlarını hak dengesini gözetir şekilde paylaştırdığını, geriye dava konusu taşınmazda bir kısım payı ile Giresun ilinde 9 dönüm fındık bahçesinin kaldığını, Munise’nin, Nazik’in ilk evliliğinden olan kızı olduğunu, Sakarya ilinde bulunan 9 parsel sayılı taşınmazını annesi Nazik’e verdiğini, Nazik'in de bu taşınmaz karşılığında da dava konusu 8 parsel sayılı taşınmazda bir daireye tekabül eden 3/37 payı Munise’ye devrettiğini, herhangi bir mal kaçırma durumunun olmadığını belirterek davanın reddini savunmuşlardır.
2. Davalı Oktay K.; davacı ve davalılarla ticaret, alışveriş, arkadaşlık vs. bir ilişkisinin bulunmadığını, galericilik yaptığını, dava konusu taşınmazı yatırım amacıyla 105.000,00 TL bedelle satın aldığını, bu bedelin 39.000,00 TL'sini elden ödediğini, 66.000,00 TL'sini ise Finansbank Oto Center şubesinde 14.01.2015 tarihinde Munise G. hesabına yatırdığını, kendisine yapılan temlikin muvazaalı olmadığını, taraflar arasındaki miras olayını bilmediğini ve iyi niyetli olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.
3. Davalı Fatih E., davaya cevap vermemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; mirasbırakanın ölene dek ikinci eşi davalı Nazik ile birlikte yaşadığı ve murisin bakım ve gözetiminin Nazik tarafından yapıldığı, bu nedenle muris tarafından davalıya yapılan temlikteki asıl amacın mirasçılardan mal kaçırma olmayıp temlikin minnet duygusuyla yapıldığı, ayrıca muris tarafından hak dengesini gözetir, tüm mirasçıları kapsar şekilde miras paylaşımı yapıldığı; birleştirilen Bakırköy 7. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2014/493 Esas sayılı dosyasında, verilen kesin süre içerisinde davacı tarafça harcın tamamlanmadığı, bu nedenle tapu iptali ve tescil istemi yönünden dosyanın işlemden kaldırıldığı gerekçesiyle asıl ve birleştirilen Bakırköy 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2014/506 Esas sayılı dosyası yönünden davanın reddine, birleştirilen Bakırköy 7. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2014/493 Esas sayılı dosyasında tapu iptali ve tescil talebi yönünden davanın açılmamış sayılmasına, diğer talepler yönünden davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı asıl ve birleştirilen davalarda davacılar vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; murisin davacıların babası, davalı Nazik K.'un murisin ikinci eşi, davalı Munise 'nin ise davalı Nazik K.'un ilk evliliğinden kızı olduğu, muris Nazmi K.'un ölene kadar davalı Nazik ile yaşadığı, davalının taşınmazın kira gelirinden başka hiçbir gelirinin bulunmadığı, murisin, ölümüne kadar tüm ihtiyaçlarının ve bakımının davalı Nazik tarafından karşılandığı, murisin 18.05.2009 tarihinde dava konusu taşınmaz payının intifa hakkını kendi üzerinde bırakarak çıplak mülkiyetini davalı Nazik K.’a satış suretiyle devrettiği, sağlığında davalı Nazik K. tarafından bakıldığı, murisin sağlığında hak dengesini gözeten kabul edilebilir ölçüde ve mirasçıları kapsar nitelikte nispeten miras payları oranında paylaşım yaptığı hususunun tanık beyanları ile dosyadaki mevcut belgelerden anlaşıldığı, sadece resmi senette gösterilen satış değeri ile gerçek değer arasındaki nispetsizliğin muvazaanın varlığına delil sayılamayacağı, kaldı ki, murisin ölene kadar taşınmazda oturmaya devam etmesi, davalının kendisine sağladığı bakım ve desteğin yarattığı minnet duygusu da dikkate alındığında, satışın gerçek değer üzerinden yapılmamasının mal kaçırma amacıyla hareket edildiği anlamını doğurmayacağı, her ne kadar satışa konu edilen bir malın devrinin belirli bir semen karşılığında olması gerekse de semenin bir başka ifade ile malın bedelinin mutlaka para olması şart olmayıp belirli bir hizmet veya bir emek de olabileceği, muris muvazaası hukuki nedenine dayalı olarak açılan davaların hukuki dayanağını teşkil eden 01.04.1974 tarih ve 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında miras bırakanın gerçek iradesinin mirasçıdan mal kaçırma olması halinde uygulanabilirliğinin kabulünün gerektiği, miras bırakanın yapmış olduğu temlikle ilgili olarak gerçek amaç ve iradesinin mirasçıdan mal kaçırmak olmadığı ve bu amaçla temlikin gerçekleştirilmediği, mal kaçırma iradesi olmadığı için muvazaalı bir işlem söz konusu olmadığı, bu sebeple tenkis davasının da şartlarının oluşmadığı gerekçesiyle asıl ve birleştirilen davalarda davacılar vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 353/(1).b.1 maddesi gereğince esastan reddine kesin olarak karar verilmiş, Bölge Adliye Mahkemesi kararının asıl ve birleştirilen davalarda davacılar vekili tarafından temyizi üzerine 26.02.2025 tarihli ek karar ile kararın kesin olduğu gerekçesiyle temyiz dilekçesinin reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Asıl ve birleştirilen davalarda davacılar vekili temyiz dilekçesinde; Anayasa Mahkemesince, temyiz ve istinaf sınırlarının karar tarihi itibariyle esas alınmasının Anayasa’ya aykırı bulunarak iptal edildiğini, yargılamanın uzun sürdüğünü, bu durumda dava tarihinde belirlenen değer esas alınarak temyiz kesinlik sınırının belirlenmesinin hakkaniyete aykırı olduğunu, bu nedenle temyiz incelemesinin yapılması gerektiğini, dosyanın esası yönünden temliklerin muvazaalı olduğunun çok açık olduğunu, murisin taşınmazdaki payını devretmesi için herhangi bir nedeni bulunmadığını, davalılar Nazik ve Munise’nin taşınmazların bedelini ödeyecek mali gücü olmadığını, satış bedeli olarak herhangi bir ödemenin yapılmadığının açık olduğunu, resmi senette gösterilen değer ile gerçek değer arasında fahiş fark bulunduğunu, asıl ve birleştirilen davaların kabulüne karar verilmesi gerektiğini belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Dava, muris muvazaası hukuki nedenine dayalı tapu iptali ve tescil, olmazsa tenkis istemine ilişkindir.
Miktar veya değeri kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 362. maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın kesinlik sınırının altında kalması halinde anılan Kanun'un 366. maddesi atfıyla aynı Kanun'un 352. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir.
HMK'nın ek 1. maddesinin (1.) fıkrasında:" 200, 201, 341, 362 ve 369. maddelerdeki parasal sınırlar her takvim yılı başında geçerli olmak üzere, önceki yılda uygulanan parasal sınırların; o yıl için 04.01.1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun mükerrer 298. maddesi hükümleri uyarınca Maliye Bakanlığınca her yıl tespit ve ilan edilen yeniden değerleme oranında artırılması suretiyle uygulanır. Bu şekilde belirlenen sınırların bin Türk Lirasını aşmayan kısımları dikkate alınmaz.
(2) 200 ve 201. maddelerdeki parasal sınırların uygulanmasında hukuki işlemin yapıldığı, 341, 362 ve 369. maddelerdeki parasal sınırların uygulanmasında hükmün verildiği tarihteki miktar esas alınır." hükmü düzenlenmiştir.
Bununla birlikte, 04.06.2025 tarihli Resmi Gazete'de yayınlanarak yürürlüğe giren 7550 sayılı Kanun'un 20. maddesi ile; 12.01.2011 tarihli 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun ek 1. maddesinin 2. fıkrası "(2) 200 ve 201. maddelerdeki parasal sınırların uygulanmasında hukuki işlemin yapıldığı, 341, 362 ve 369. maddelerdeki parasal sınırların uygulanmasında davanın açıldığı tarihteki miktar esas alınır." şeklinde değiştirilmiş ve üçüncü fıkrası yürürlükten kaldırılmıştır.
Bu nedenlerle; 7550 sayılı Kanun'un 20. maddesi ile yapılan yasal düzenleme gereğince eldeki davada dava tarihi itibariyle kesinlik sınırı nazara alındığında, kanun yoluna başvuru konusu edilen Bölge Adliye Mahkemesi kararın kesin nitelikte olmadığından, Bölge Adliye Mahkemesinin, asıl ve birleştirilen davalarda davacıların temyiz dilekçesinin miktar yönünden reddine ilişkin 26.02.2025 tarihli ek kararının kaldırılarak, asıl ve birleştirilen davalarda davacıların temyiz itirazlarının incelenmesi gerekmektedir.
Dosya içeriğinden; muris 1940 doğumlu Nazmi K.’un 23.12.2013 tarihinde öldüğü, geride ilk eşi Dudu’dan olma davacı çocukları Güleser, Aysel, Nurten, Meryem ve Sedat ile ikinci eşi olan davalı Nazik ve Nazik’ten olma dava dışı oğlu Ümit’in mirasçı olarak kaldığı, muris Nazmi K.’un dava konusu 2048 ada 8 parsel sayılı taşınmazdaki 139/148 payından 12/37 payının intifa hakkını üzerinde bırakarak çıplak mülkiyetini 18.05.2009 tarihinde ikinci eşi olan davalı Nazik’e satış suretiyle devrettiği, Nazik’in de temlik aldığı paydan 3/37 payını 03.01.2014 tarihinde ilk eşinden olan kızı olan davalı Munise’ye, 15.09.2014 tarihinde 9/74'er pay davalılar Fatih E. ve Oktay K.’e satış suretiyle devrettiği, yargılama sırasında Munise’nin temlik aldığı 3/37 payı 14.01.2015 tarihinde davalı Oktay K.’e satış suretiyle devrettiği anlaşılmaktadır.
Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup özellikle HMK’nın 190. ve TMK’nın 6. maddeleri uyarınca davacı tarafın devirlerin mirasçılardan mal kaçırmak amaçlı ve muvazaalı olduğu iddiasını ispat edemediği gözetildiğinde, temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Asıl ve birleştirilen davalarda davacılar vekilinin ek karara yönelik temyiz itirazlarının kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen 26.02.2025 tarihli ek kararın ORTADAN KALDIRILMASINA,
Asıl ve birleştirilen davalarda davacılar vekilinin asıl karara yönelik temyiz itirazlarının reddi ile 22.01.2025 tarihli Bölge Adliye Mahkemesi asıl kararının 6100 sayılı Kanun'un 370. maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Asıl dava yönünden harç peşin alındığından yeniden alınmasına yer olmadığına, birleştirilen 2014/506 Esas sayılı dava yönünden 3.033,70 TL temyiz başvurma harcı ve 615,40 TL karar harcı, birleştirilen 2014/493 Esas sayılı dava yönünden 3.033,70 TL temyiz başvurma harcı ve 615,40 TL karar harcının asıl ve birleştirilen davada davacılardan alınmasına,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
10.06.2025 tarihinde kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.
Başkan Üye Üye Üye Üye
Öznur Kakillioğlu Tümer Türkeş Genç İsmail Aysal Fikret Demir İsmail Uçar
BİLGİ : “HMK Ek 1 hükmünün 2. fıkrasında yapılan değişiklik kapsamında kararın temyizi kabil olup olmadığının belirlenmesinde dava tarihinin esas alınması mümkün bulunmamaktadır” şeklindeki Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 25 Haziran 2025 tarihli kararı için bkz.
BİLGİ : Bu konu hakkındaki çalışma için bkz. ÖZEKES, Muhammet; AKKAYA, Tolga, Hukuk Yargılamasında İstinaf ve Temyize Başvuruda Parasal Sınırlarla İlgili 7550 s.K. Değişikliği ve Ortaya Çıkardığı Sorunlar, İKÜHFD, C: 24, S: 2, Y: 2025, s. 329-358.
AKSİ YÖNDE KARAR:
T.C.
YARGITAY
2. HUKUK DAİRESİ
Esas No : 2024/10520
Karar No : 2025/7054
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
Y A R G I T A Y İ L Â M I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 56. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2023/1166 E., 2024/1377 K.
Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesince verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı davalı kadın vekili tarafından kusur belirlemesi, erkeğin boşanma davasının kabulü, aleyhine hükmedilen maddî ve manevî tazminat, reddedilen tedbir nafakası, yoksulluk nafakası, maddî ve manevî tazminat ile ziynet alacağı yönünden; davalı davacı erkek vekili tarafından ise kusur belirlemesi, kadının boşanma davasının kabulü, velâyet, iştirak nafakası ve miktarı yönünden temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, kadın vekilinin diğer ,erkek vekilinin temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
1. Davacı davalı kadın vekilinin reddedilen ziynet alacağı davasına yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Miktar veya değeri kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 362 nci maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın kesinlik sınırının altında kalması hâlinde anılan Kanun’un 366 ncı maddesi atfıyla aynı Kanun’un 352 nci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir.
Dosya içeriğine göre kadının reddedilen ve temyize konu edilen ziynet alacağı bedeli Bölge Adliye Mahkemesinin karar tarihi itibari ile (7550 sayılı Kanun'un yürürlük tarihi olan 04.06.2025 tarihinden sonra verilecek kararlara uygulanacağından) 6100 sayılı Kanun'un 362 nci maddesi uyarınca kesinlik sınırı olarak belirlenen 378.290,00 TL’nin altında kalmaktadır. Bu hale göre davacı kadın vekilinin reddedilen ziynet alacağı davasına yönelik temyiz dilekçesinin miktardan reddine karar vermek gerekir.
2. Davacı davalı kadın vekilinin diğer yönlerden; davalı davacı erkek vekilinin tüm yönlerden temyiz itirazlarının incelenmesine gelince;
Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı erkek vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
KARAR
Açıklanan sebeple;
1. Davacı davalı kadın vekilinin reddedilen ziynet alacağı davasına yönelik temyiz dilekçesinin miktardan REDDİNE,
2. Davalı davacı erkek vekilinin tüm, davacı davalı kadın vekilinin diğer yönlerden temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edenlere yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
10.09.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Başkan V. Üye Üye Üye Üye
Çetin Durak Sevil Kartal Harun Can Erdem Şimşek Hatıran Alper
AKSİ YÖNDE KARAR:
T.C.
YARGITAY
3. HUKUK DAİRESİ
Esas No : 2025/542
Karar No : 2025/4204
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
Y A R G I T A Y İ L Â M I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi
TARİHİ : 06.11.2024
SAYISI : 2023/697 E., 2024/2715 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; yapılan ön inceleme sonucunda gereği düşünüldü:
Miktar veya değeri kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 362. maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın kesinlik sınırının altında kalması hâlinde anılan Kanun’un 366. maddesi atfıyla aynı Kanun’un 352. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir.
Dosya içeriğine göre, davalı aleyhine hükmedilen ve temyize konu edilen miktar 20.000,00 TL olup Bölge Adliye Mahkemesinin karar tarihi itibari ile kesinlik sınırı olan 378.290,00 TL’nin altında kalmaktadır.
KARAR
Açıklanan sebeple;
Davalı vekilinin temyiz dilekçesinin miktardan REDDİNE,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
22.09.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Başkan Üye Üye Üye Üye
Battal Yılmaz Filiz Pınarcı Dr. Adem Aslan Muzaffer Gürkanlı İsmail Ulukul
AKSİ YÖNDE KARAR:
T.C.
YARGITAY
4. HUKUK DAİRESİ
Esas No : 2022/14007
Karar No : 2025/10178
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
Y A R G I T A Y İ L Â M I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi
TARİHİ : 20.06.2022
EK KARAR TARİHİ : 28.09.2022
SAYISI : 2021/420 E., 2022/1150 K.
Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonucunda, İlk Derece Mahkemesince
Davacılar Taner Ö., Nurten Ö. ve Alev Ö. 'in açmış olduğu tazminat davasının reddine, diğer davacıların davasının kısmen kabulü ile davacı Abdulvahap Ö. için 10.000,00 TL, Bedia Ö. için 10.000,00 TL, Dilan Ö. için 4.000,00 TL, Cihan Ö. için 4.000,00 TL, Caner Ö. için 2.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Karara karşı taraf vekilleri tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuş, Bölge Adliye Mahkemesince, davacılar vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile yeniden hüküm kurularak davanın kısmen kabulü ile Davacı Abdulvahap Ö. için 25.000,00 TL, Bedia Ö. için 25.000,00 TL, Dilan Ö. için 4.000,00 TL, Cihan Ö. için 4.000,00 TL, Caner Ö. için 2.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacılar vekili ve davalı Van Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü vekili tarafından temyiz edilmekle; yapılan ön inceleme sonucunda gereği düşünüldü:
Miktar veya değeri kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 362 nci maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın kesinlik sınırının altında kalması hâlinde anılan Kanun’un 366 ncı maddesi atfıyla aynı Kanun’un 352 nci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir.
Dosya içeriğine göre, eldeki davada davacılar arasında ihtiyari dava arkadaşlığı bulunduğu anlaşılmakla, taraflar yönünden kabul ve reddedilen ve temyize konu edilen miktarlar Bölge Adliye Mahkemesinin karar tarihi itibari ile kesinlik sınırı olan 107.090,00 TL’nin altında kalmaktadır.
KARAR
Açıklanan sebeple;
Tarafların temyiz dilekçelerinin ayrı ayrı miktardan REDDİNE,
Peşin alınan temyiz harcının istek halinde davacılar ve davalı Van Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğüne iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
30.06.2025 tarihinde Üye Salim Küçük'ün karşı oyu ve oy çokluğuyla karar verildi.
Başkan Üye Üye Üye Üye
Kadri Özerdoğan Gülsüm Mısır Yunus Yılmaz Salim Küçük Ömer Faruk Aydıner
Özyurt (Karşı Oy)
KARŞI OY
Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) Ek 1. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca 341, 362 ve 369. maddelerdeki parasal sınırların uygulanmasında hükmün verildiği tarihteki miktar esas alınmakta iken Anayasa Mahkemesi (AYM); 04/12/2024 tarihli ve E.2023/182, K.2024/203 sayılı kararıyla HMK’nın 341 ve 362. maddelerindeki parasal sınırların uygulanmasında hükmün verildiği tarihteki miktarın esas alınması kuralını Anayasa’ya aykırı bularak iptal etmiştir.
Anayasa Mahkemesinin değerlendirmesi şöyledir: Kanun koyucunun kanun yoluna başvurmada belirlediği kesinlik sınırını yargılamanın devam ettiği süreçte yıldan yıla güncellediği dikkate alındığında enflasyon nedeniyle ekonomik önemini yitiren dava konusu mal ya da alacağın değerinin de enflasyonun olumsuz etkisinden korunması gerekir. Davanın açıldığı tarihte geçerli olan parasal sınırlara göre istinafa veya temyize başvurulabilecek bir karara karşı, kararın verildiği tarihe göre belirlenen miktarın esas alınması, özellikle yargılamaların uzun sürdüğü durumlarda hükmün verildiği tarihte geçerli olan parasal tutarlara göre kanun yoluna başvurma imkânını ortadan kaldırabilmektedir. AYM, kanun yoluna başvuruda kesinlik sınırı güncellenirken dava konusu mal ya da alacağın değerinin güncellenememesi nedeniyle tarafların kanun yoluna başvurma imkânından mahrum kalmaları nedeniyle hükmün denetlenmesini talep etme hakkının kısıtlandığı ve bu kısıtlamanın orantısız ve ölçüsüz olduğu sonucuna ulaşmıştır.
Anılan karar sonrasında kanun koyucu, 4/6/2025 tarihinde yayımlanmakla yürürlüğe giren 7550 sayılı Kanun’un 20. maddesiyle HMK’nın anılan hükmünü değiştirerek parasal sınırların uygulanmasında davanın açıldığı tarihteki miktarın esas alınmasını benimsemiştir.
Sayın çoğunluğun görüşünden ayrı olarak kanun değişikliğinin usule veya esas ilişkin olup olmadığından bağımsız olarak henüz karar verilmemiş tüm davalarda uygulanması gerektiği kanaatindeyim.
AYM, konuyu adil yargılanma hakkı başlığı altında ve hak arama özgürlüğü kapsamında incelemiş, Anayasa’nın 13. ve 36. maddelerine aykırı bulduğu hükmü iptal etmiştir. AYM’nin adli yargılanma hakkına aykırı bularak hükmü iptal etmesi ve ardından kanun koyucunun öngördüğü yeni düzenleme göz önüne alındığında önceki uygulamanın hukuka aykırı olduğu konusunda tereddüt bulunmamaktadır. Bu durumda temel hak ve özgürlüklere aykırı bir kanun hükmü ile adil yargılanma hakkını koruma altına alan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 6. maddesi çatıştığında AİHS’e üstünlük tanınması gerekeceğine dair Anayasa’nın 90. maddesinin beşinci fıkrasının son cümlesi uyarınca mahkemelerin, mevcut kanun hükmünü fiilen uygulamama (zımnen ilga) yetkisi bulunduğu aşikârdır. Bu itibarla gerek Anayasa Mahkemesinin iptal gerekçesi, gerekse de bu fikri benimseyen yasama organının iradesi gözetildiğinde derdest tüm davalarda, temel hak ve özgürlüklerle çatıştığı konusunda tereddüt bulunmayan kanun hükmünün uygulanma imkânı yoktur.
İkinci olarak, nihai kararın bireysel başvuru yoluyla AYM önüne taşınması durumunda Mahkemenin önceki kararındaki gerekçe gözetildiğinde Anayasa’nın 153. maddesi uyarınca başkaca hiçbir inceleme yapmaksızın hak ihlali kararı vereceği muhakkaktır. Kişileri, bireysel başvuru yoluyla hak aramaya maruz bırakmak; hukuk devleti, hukuka saygılı devlet ve hukukun üstünlüğü ilkeleriyle bağdaşmayacağı gibi bireysel başvurunun ikincil (tali) ve olağanüstü bir hak arama mekanizması olduğu göz önüne alındığında hukuki de değildir. Mahkemeye erişim hakkının ve dolayısıyla temel hak ve özgürlüklerin kısıtlanması sonucunu doğuracak böyle bir yolun tercih edilmesi Anayasa’nın 90/5. ve 153. maddeleri uyarınca hukuka ve Anayasa’ya uygun bir çözüm yolu değildir.
Açıkladığım gerekçelerle; kanuni değişikliğin, henüz kesinleşmemiş ve görülmekte olan tüm davalar bakımından uygulanması gerektiği kanaatinde olduğumdan kesinlik sınırı nedeniyle dilekçenin reddine dair verilen karara katılmıyorum.
Üye
Salim Küçük
AKSİ YÖNDE KARAR:
T.C.
YARGITAY
5. HUKUK DAİRESİ
Esas No : 2025/5007
Karar No : 2025/10792
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
Y A R G I T A Y İ L Â M I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi
TARİHİ : 16.01.2025
SAYISI : 2023/1721 Esas, 2025/50 Karar
Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen ve istinaf incelemesinden geçen imar uygulaması sırasında bedele dönüştürülen davacı payı karşılığının arttırılması istemine ilişkin davada verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı idare vekili tarafından temyiz edilmekle;
2797 sayılı Yargıtay Kanunu'nun 40 ıncı ve Yargıtay İç Yönetmeliği'nin 18 inci maddeleri uyarınca yapılan ön incelemede;
Miktar veya her paydaş için değeri kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 362 nci maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın her paydaş için değeri kesinlik sınırının altında kalması hâlinde anılan Kanun’un 366 ncı maddesi atfıyla aynı Kanun’un 352 nci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir.
Temyizdeki parasal sınırların uygulanmasına ilişkin 6100 sayılı Kanun'un Ek-1 inci maddesine 14.11.2024 tarihinde yürürlüğe giren, 7531 sayılı Kanun'un 22 inci maddesi ile “İstinaf ve temyiz kanun yoluna başvuruda esas alınan parasal sınırda yeniden değerleme nedeniyle meydana gelen artış, bölge adliye mahkemesinin kaldırma veya Yargıtayın bozma kararları üzerine yeniden verilen kararlar hakkında uygulanmaz, ilk karar tarihinde geçerli olan parasal sınırlar esas alınır." şeklinde üçüncü fıkra eklenmiş, akabinde bu fıkra 04.06.2025 tarihinde yürürlüğe giren 7550 sayılı Kanun'un 20 inci maddesi ile yürürlükten kaldırılmış ve aynı Kanun ile 6100 sayılı Kanun'un EK-1 inci maddesinin ikinci fıkrası "200 üncü ve 201 inci maddelerdeki parasal sınırların uygulanmasında hukuki işlemin yapıldığı, 341 inci, 362 nci ve 369 uncu maddelerdeki parasal sınırların uygulanmasında davanın açıldığı tarihteki miktar esas alınır." şeklinde değiştirilmiştir.
Dosya içeriğine göre; Bölge Adliye Mahkemesinin 17.11.2022 tarihli İlk Derece Mahkemesinin kararı kaldırılarak yeniden esas kurulmasına ilişkin ilk kararının Dairemizce bozulduğunu, bozma sonrası verilen ve temyize konu olan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 16.01.2025 olduğu ve bu tarihte 6100 sayılı Kanun'un Ek-1 inci maddesine 7531 sayılı Kanun'un 22 inci maddesi ile eklenen (mülga) üçüncü fıkrasının yürürlükte olduğu; 7550 sayılı Kanun'un 20 inci maddesi ile 6100 sayılı Kanun'un Ek-1 inci maddesinin ikinci fıkrasına getirilen değişikliğin yürürlükte olmadığı anlaşıldığından her bir davacı açısından hüküm altına alınan miktarlar karar tarihi itibari ile kesinlik sınırı olan 107.090,00 TL’nin altında kalmaktadır.
KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davalı idare vekilinin temyiz dilekçesinin miktardan REDDİNE,
Davalı idareden peşin alınan temyiz harcının istenildiğinde iadesine,
08.07.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Başkan Üye Üye Üye Üye
Ümran Görmez Ayşe Zehra Ali Kemal Ünsoy Muharrem Ürgüp Veysal Bektaş
Tepedelenlioğlu
AKSİ YÖNDE KARAR:
T.C.
YARGITAY
6. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2025/3007
KARAR NO : 2025/3180
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
Y A R G I T A Y İ L Â M I
MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi
TARİHİ : 07.05.2025
EK KARAR TARİHİ : 16.07.2025 - 18.07.2025
NUMARASI : 2024/218 E., 2025/675 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalılar Ahmet S. ve Fikret S. vekilleri tarafından temyiz edilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesince davalı Fikret S. yönünden 16.07.2025 tarihli ek karar ile Ahmet S. yönünden 18.07.2025 tarihli ek karar ile temyiz dilekçelerinin miktardan reddine karar verilmiştir.
Ek kararlar davalılar Fikret S. ve Ahmet S. vekilleri tarafından temyiz edilmekle; süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun ek 1 inci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan; “341 inci, 362 nci ve 369 uncu maddelerdeki parasal sınırların uygulanmasında hükmün verildiği tarihteki miktar esas alınır” hükmü 04.06.2025 tarihinde yürürlüğe giren 7550 sayılı Kanunun 20. maddesi hükmü ile, “341 inci, 362 nci ve 369 uncu maddelerdeki parasal sınırların uygulanmasında davanın açıldığı tarihteki miktar esas alınır” şeklinde değiştirilmiştir. Öncelikle bu değişikliğin 04.06.2025 tarihinden önce verilen kararlar bakımından uygulanıp uygulanamayacağı üzerinde durmak gerekir.
Usul kurallarındaki değişiklikler tamamlanmış işlemleri etkilememek kaydıyla derhal uygulanır. Bu ilkeye HMK 448. maddede kural olarak da yer verilmiştir. Verildiği tarihteki usul kurallarına göre temyiz yolu kapalı olan bölge adliye mahkemesi kararları verildiği tarihte şekli anlamda kesinleşir ve aynı zamanda şekli anlamda kesin hüküm oluşur. Şekli anlamda kesin bir karar verilmesi aynı zamanda davayı da sona erdiren tamamlanmış bir işlemdir. Bu tarihten sonra yürürlüğe giren bir usul kuralının şekli anlamda kesinleşmiş karar ile sona ermiş olan bu davada uygulanması mümkün değildir.
Verildiği anda kesin olmasına rağmen temyiz yoluna başvurulmuş olması, bu temyiz talebi hakkında bir karar verilmemiş olması, karara kesinleşme şerhi verilmemiş olması şekli anlamda kesinleşmeyi öteleyip ertelemez. Verildiği anda kesin olan bir karar için bu nedenle verilecek temyiz talebinin reddi kararı ile o kararın verildiği tarihte kesinleşmiş olduğu tespit edilmiş olur. Kararın kesin olmasına rağmen temyiz edilmiş olması da Kanun değişikliğinin uygulanması gerektiği sonucunu doğurmayacaktır.
Öte yandan verildiği anda kesin olan bir karar, şekli anlamda kesin hüküm teşkil ettiği kadar maddi anlamda da kesin hüküm teşkil eder. Şeklî anlamda kesinleşen ve maddi anlamda da kesin hüküm gücüne sahip bulunan bir karar, kesin hükme saygı ve kesin hükmün bağlayıcı olması ilkelerinin kapsamındadır. Bir hukuk sisteminde yargının verdiği ve bağlayıcı olan kesin hüküm, taraflardan biri açısından işlevsiz duruma getirilmişse bu kesin hükmün otoritesini, saygınlığını ve bağlayıcılığını sarsıp ortadan kaldıracak adil yargılanma hakkının sağladığı güvencelerin de bir anlamı kalmayacaktır. Mahkemeye erişim hakkı adil yargılanma hakkının unsurlarından ise de kararın icrası hakkı da unsurlarındandır. Mahkemeye erişim hakkı kanun hükümlerinin sonucu olarak sınırlandırılmış ve sonucunda kesin hüküm oluşmuş ise artık kararın icrası hakkı devreye girecek ve kesin hükmün bağlayıcılığı, saygınlığı ve otoritesinin tartışılmazlığı söz konusu olacaktır.
Anayasa Mahkemesinin 04.12.2024 tarihli, 2023/182 Esas, 2024/203 Karar sayılı kararıyla istinaf ve temyiz kesinlik sınırı yönünden iptal kararı verilmiş ise de aynı zamanda doğacak hukuksal boşluğun kamu yararını ihlal edecek nitelikte görüldüğü gerekçesiyle iptal hükmünün dokuz ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiş ve bu süre dolmadan kanun değişikliği gerçekleşmiş olduğundan iptal kararının da uygulanması mümkün değildir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle temyize konu kararın 04.06.2025 tarihinden önce verilmiş olması halinde HMK 341 ve 362. maddedeki kesinlik sınırının karar tarihinde yürürlükte bulunan Kanun hükmüne göre belirlenmesi gerekir.
Miktar veya değeri temyiz kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun/HMK) 362. maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın kesinlik sınırının altında kalması hâlinde anılan Kanun’un 366. maddesi atfıyla aynı Kanun’un 352/1-(b) hükmü uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir.
Dosya içeriğine göre tapu iptali ve tesciline karar verilen ve temyize konu edilen taşınmazın değeri 285.000,00 TL olup, Bölge Adliye Mahkemesinin karar tarihi itibari ile kesinlik sınırı olan 544.000,00 TL’nin altında kalmaktadır.
Temyiz dilekçesinin reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesince verilen ek kararlar yukarıda anılan Kanun hükümlerine uygun olduğundan temyiz isteminin reddi ile söz konusu kararların onanması gerekir.
KARAR
Açıklanan sebeple;
Bölge Adliye Mahkemesince verilen 16.07.2025 ve 18.07.2025 tarihli ek kararların ayrı ayrı ONANMASINA,
Davalılar Ahmet S. ve Fikret S.'dan alınması gereken harçlar peşin olarak yatırıldığından yeniden harç alınmasına yer olmadığına,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
30.09.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Başkan V. Üye Üye Üye Üye
Birol Soner Ahmet Tuncay Bahri Aydoğan Zeki Gözütok İlhan Kara
AKSİ YÖNDE KARAR:
T.C.
YARGITAY
7. HUKUK DAİRESİ
Esas No : 2024/3762
Karar No : 2025/3290
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
Y A R G I T A Y İ L Â M I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi
TARİHİ : 01.07.2024
EK KARAR TARİHİ : 30.07.2024
SAYISI : 2024/1865 E., 2024/1759 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı ve 30.07.2024 tarihli ek kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacılar vekili dava dilekçesinde; muris İhsan Y.'nın davacıların babası olup 07.01.2010 tarihinde vefat ettiğini, vefat tarihi itibarı ile murisin terekesinde bilinen herhangi bir mal varlığı olmadığını, terekenin borca batık olduğunu belirterek; murise ait terekenin borca batık olduğunun tespiti ile davacılar yönünden mirasın hükmen reddine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacıların mirasın gerçek reddi talebinde bulunmadıklarını belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacılar tarafından mirasın reddedilmiş sayıldığının tespitine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile: dava değeri 22.226,40 TL olup, karar tarihi olan 23.05.2024 tarihi itibariyle istinaf kesinlik sınırı olan 28.250,00 TL'nin altında kaldığı gerekçesiyle istinaf eden davalı bakımından istinafı kabil bir karar olmaması sebebiyle istinaf başvuru dilekçesinin 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 341/2 ve 352/1 hükümleri uyarınca miktar yönünden usulden reddine karar verilmiştir.
V. EK KARAR
Bölge Adliye Mahkemesi kararının davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, 30.07.2024 tarihli ek karar ile; kararın, karar tarihi itibariyle geçerli olan 378.290,00 TL'lik temyiz kesinlik sınırının altında kaldığından bahisle, miktar itibariyle kesin olan karara karşı yapılan temyiz isteminin reddine karar verilmiştir.
VI. EK KARAR TEMYİZİ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen ek kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Ek Karar Temyiz Sebepleri
Davalı vekili terekenin pasifi hesaplanırken murisin ölüm tarihinin dikkate alındığı, terekenin ayrıntılı olarak hesaplanmadığı, aradan geçen on dört yılda terekenin pasifinin artmış olduğu, davanın tespit davası olup değere bakılmaması gerektiğini belirterek ek kararın kaldırılmasını talep etmiştir.
C. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık; istinaf başvuru dilekçesinin miktardan red kararının kesin olup olmadığı ile dava değerinin istinaf inceleme sınırı üstünde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
1. Ek karara yönelik temyiz incelemesinde; 6100 sayılı Kanun'un 346. maddesinde; "istinaf dilekçesi, kanuni süre geçtikten sonra verilir veya kesin olan bir karara ilişkin olursa, kararı veren mahkeme istinaf dilekçesinin reddine karar verir ve 344. maddeye göre yatırılan giderden karşılanmak suretiyle ret kararını kendiliğinden ilgiliye tebliğ eder.
Bu ret kararına karşı tebliği tarihinden itibaren iki hafta içinde istinaf yoluna başvurulabilir. İstinaf yoluna başvurulduğu ve gerekli giderler de yatırıldığı takdirde dosya, kararı veren mahkemece yetkili bölge adliye mahkemesine gönderilir. Bölge adliye mahkemesi ilgili dairesi istinaf dilekçesinin reddine ilişkin kararı yerinde görmezse, ilk istinaf dilekçesine göre gerekli incelemeyi yapar" düzenlemesi mevcuttur.
Aynı Kanun 366. maddesi ise; "Bu Kanunun istinaf yolu ile ilgili 343 ilâ 349 ve 352. maddeleri hükümleri, temyizde de kıyas yoluyla uygulanır" şeklinde düzenlenmiştir.
Somut olayda; her ne kadar Bölge Adliye Mahkemesince davalı vekilinin istinaf dilekçesinin dava değerinin istinaf inceleme sınırı üzerinde olmadığı değerlendirilerek dilekçenin miktardan reddine dair karar verilmiş ise de, bu karar usule ilişkin bir karar olup, yukarıda ayrıntılı açıklanan ilgili kanun hükümlerine göre iki haftalık temyiz kanun yolu açık olmak üzere verilmesi gerekirken, kanun yolu kapatılmak suretiyle kesin nitelikte olacak şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir. Açıklanan nedenle İzmir Bölge Adliye Mahkemesinin 30.07.2024 tarihli ek kararının kaldırılmasına karar verilerek işin esasının incelenmesine geçilmiştir.
2. Miktar veya değeri istinaf kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Kanun’un 341/2 hükmü uyarınca istinaf edilemez. İstinafa konu edilen miktarın kesinlik sınırının altında kalması hâlinde anılan Kanun’un 346/1 hükmü uyarınca istinaf dilekçesinin reddine karar vermek gerekir.
24.11.2016 tarihli ve 6763 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunu'nun 44. maddesiyle 6100 sayılı Kanun'a eklenen ve 02.12.2016 tarihinde yürürlüğe giren "Parasal sınırların artırılması" başlıklı Ek 1. madde hükmü uyarınca, 341. maddedeki parasal sınırların her yıl tespit ve ilan edilen yeniden değerleme oranında artırılacağı ve parasal sınırların uygulanmasında hükmün verildiği tarihteki miktarın esas alınacağı belirtilmiştir.
04.06.2025 tarihli ve 7550 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 20. maddesiyle 6100 sayılı Kanun'un Ek 1/2 hükmünde yer alan “hükmün verildiği” ibaresi “davanın açıldığı” şeklinde değiştirilmiş, değişiklik Kanun'un Resmî Gazete’de yayımı tarihi olan 04.06.2025 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
6100 sayılı Kanun'un “Zaman bakımından uygulanma” kenar başlıklı 448. maddesinde yer alan "Bu Kanun hükümleri, tamamlanmış işlemleri etkilememek kaydıyla derhâl uygulanır." hükmü gereğince, parasal sınırlara ilişkin yapılan bu değişikliğin, Kanun'un yürürlük tarihinden itibaren uygulanacağı, tamamlanmış işlere ise uygulanma imkanının bulunmadığı kuşkusuzdur.
Tüm bu açıklamalara göre eldeki davada; İlk Derece Mahkemesince 23.05.2024 tarihinde nihai kararın verildiği ve bu tarih itibarıyla usul işlemlerinin tamamlandığı, 7550 sayılı Kanunla getirilen "davanın açıldığı tarihteki parasal sınırların uygulanacağına" ilişkin düzenlemenin 04.06.2025 tarihinde yayımlanarak yürürlüğe girdiği dikkate alındığında, yeni düzenlemenin eldeki davaya uygulanma imkanının bulunmadığı, kesinlik sınırının tespitinde kararın verildiği 2024 yılındaki 28.250,00 TL değerindeki parasal sınırın esas alınması gerektiği sonucuna varılmıştır.
Bu kapsamda yapılan incelemeye ve dosya içeriğine göre; Mahkemece reddedilen ve temyize konu edilen toplam miktarın 22.226,00 TL olduğu ve İlk Derece Mahkemesinin karar verdiği tarihteki kesinlik sınırının altında kaldığı, bu nedenle kararın kesin olduğu kabul edilmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1. Bölge Adliye Mahkemesince verilen 30.07.2024 tarihli ek kararın BOZULARAK ORTADAN KALDIRILMASINA,
2. Temyiz olunan 01.07.2024 tarihli Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA,
Harçlar Kanunu'nun 13/j maddesi gereğince Hazine harçtan muaf olduğundan harç alınmasına yer olmadığına,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
26.06.2025 tarihinde kesin olmak üzere oy çokluğuyla karar verildi.
Başkan Üye Üye Üye Üye
Hikmet Onat Ramazan Ülger Sevinç Türközmen Cengiz Balıkçı Necmi Apaydın
K A R Ş I O Y
Dava, mirasın hükmen reddi istemine ilişkindir.
İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiş, Bölge Adliye Mahkemesince; dava değeri olarak belirlenen 22.226,40 TL'nin kararın verildiği 2024 yılı itibariyle istinaf kesinlik sınırı olan 28.250,00 TL'nin altında olduğu için istinaf isteminin kesinlikten reddine karar verilmiş, davacının bu kararı temyizi üzerine ek karar ile temyiz istemi reddedilmiş, ek kararın da temyiz edilmesi üzerine; Dairemizin sayın çoğunluğu tarafından ek karar kaldırılarak hüküm onanmıştır.
24.11.2016 tarihli ve 6763 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 44. maddesiyle 6100 sayılı Kanun'a eklenen ve 02.12.2016 tarihinde yürürlüğe giren "Parasal sınırların artırılması" başlıklı Ek 1. madde hükmü uyarınca, 362. maddedeki parasal sınırların her yıl tespit ve ilan edilen yeniden değerleme oranında artırılacağı ve parasal sınırların uygulanmasında hükmün verildiği tarihteki miktarın esas alınacağı belirtilmiştir.
04.06.2025 tarihli ve 7550 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 20. maddesiyle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun "parasal sınırların artırılması" başlıklı Ek 1. maddesinin 2. fıkrasında yer alan "hükmün verildiği" ibaresi "davanın açıldığı" şeklinde değiştirilmiş, değişiklik Kanunun Resmi Gazete'de yayımı tarihi olan 04.06.2025 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
Somut olayda; davanın açıldığı 2023 yılında istinaf sınırı 17.830,00 TL'dir. 6100 sayılı Kanun'un "Zaman bakımından uygulanma" kenar başlıklı 448. maddesinde yer alan "Bu Kanun hükümleri, tamamlanmış işlemleri etkilememek kaydıyla derhâl uygulanır." hükmünün, bu değişikliğin yapıldığı tarihten sonraki kararlara uygulanabilirliği görüşüne katılmak mümkün değildir. Zira, paranın alım gücündeki düşüşte gözetilerek davanın her iki tarafı için de güvence olan üst yargı denetimini sağlamak amacıyla, maddenin değişiklikten önceki ilk metniyle ilgili Anayasa Mahkemesi tarafından hak arama özgürlüğü temel amaç olmak üzere iptal kararı verildikten sonra, kanun koyucu tarafından hüküm tarihi yerine dava tarihini öncelenmiş ve mevcut değişiklik yapılmıştır. Bu göz ardı edilemez bir gerçektir. Yürürlük tarihinden önceki kararlar yönünden tamamlanmış işlem yorumu yapmak, hak arama özgürlüğünü zedeleyen, hakkın özünü yargısal denetimden uzak tutan bir yaklaşımdır. Yargısal uygulamalarla açığa çıkan "kazanılmış hak" ilkesini, mevcut değişiklikle daha adil ve sağlıklı sonuçlar elde edilmesine vesile olabilecek üst mahkeme denetiminin önüne almak, hak arama özgürlüğünün sınırlandırılmasıdır ve adalete güven temel kuramını da etkilemektedir. Dairemiz tarafından denetim yapıldığı tarih itibariyle 6100 sayılı Kanun'un parasal sınırlara ilişkin Ek 1/2 hükmü yürürlüktedir. Bu itibarla, temyiz incelemesinin de yürürlüğe girmiş bu kanun maddesine göre "dava tarihi" esas alınmak suretiyle yapılması gerekmektedir.
Açıklanan gerekçeyle, miktar yönünden dava tarihi itibariyle istinaf incelemesi mümkün hâle geldiği için Bölge Adliye Mahkeme kararının işin esasının incelenmesi yönünde bozulması gerekirken, yazılı gerekçeyle onanmasına ilişkin sayın çoğunluğun kararına katılmıyorum.
Üye
Ramazan Ülger
K A R Ş I O Y
Davalı vekilinin istinaf başvurusu Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesinin 01.07.2024 tarihli kararı ile, temyize konu miktarın istinaf kesinlik sınırının altında kaldığı gerekçesi ile reddedilmiş, bu karara karşı yapılan temyiz başvurusu ise Dairemizin çoğunluk görüşü ile onanmıştır.
Davacıların talebi; mirasın hükmen reddine ilişkindir. Dava, niteliği itibarıyla bir tespit davasıdır. Bu nedenle Bölge Adliye Mahkemesi ve temyiz kesinlik sınırının dikkate alınmaması gerekir.
Bu sebeple; Bölge Adliye Mahkemesinin ek kararının bozulması gerektiği kanaatinde olduğumdan, Dairemiz onama görüşüne katılmıyorum.
Üye
Cengiz Balıkçı
AKSİ YÖNDE KARAR:
T.C.
YARGITAY
10. HUKUK DAİRESİ
Esas No : 2024/9214
Karar No : 2025/11372
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
Y A R G I T A Y İ L Â M I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : Antalya 2. İş Mahkemesi
TARİHİ : 25.01.2024
SAYISI : 2021/374 E., 2024/25 K.
Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen ve istinaf incelemesinden geçen rücuan tazminat davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararı davacı Kurum vekili ile davalı Ömer A. vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, Tetkik Hâkimi Mehmet Fatih Kapusuzoğlu tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
Miktar veya değeri kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 362. maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın kesinlik sınırının altında kalması hâlinde anılan Kanun’un 366. maddesi atfıyla aynı Kanun’un 352. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir.
Aynı zamanda Hukuk Muhakemeleri Kanununda kararın bozulması üzerine uygulanacak temyiz kesinlik sınırı noktasında 14.11.2024 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7531 sayılı Kanun'un 22. maddesi ile 6100 sayılı HMK'nın ek 1/3. maddesi olarak getirilen düzenlemenin yürürlük tarihinin 7531 sayılı Kanun'un geçici 1/6. maddesi gereği Yargıtayın bozma kararları üzerine bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren yeniden verilen kararlar hakkında uygulanacağı, yine 04.06.2025 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı HMK'nın ek 1 maddesinin 7550 sayılı Kanun'la değişik 2 numaralı fıkrasında yer alan "200. ve 201. maddelerdeki parasal sınırların uygulanmasında hukuki işlemin yapıldığı, 341., 362. ve 369. maddelerdeki parasal sınırların uygulanmasında davanın açıldığı tarihteki miktar esas alınır." düzenlemesinin değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren verilen kararlar hakkında uygulanacağı, temyiz incelemesine konu kararın ise anılan hükümlerin yürürlüklerinden önce verildiği, bu nedenler değişikliklerin uygulanma alanı bulunmadığı açıktır.
O halde (25.01.2024) karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan mevzuat hükümleri kapsamında, uygulanması gereken temyiz (kesinlik) sınırının HMK 362/1-a maddesinde işaret edilen miktar olarak değerlendirilmesi gerektiği açıktır.
Somut olayda; bozma üzerine İlk Derece Mahkemesince kısmen kabul ve kısmen reddedilen tutarların karar tarih itibariyle yürürlükte bulunan 378.290,00 TL'lik kesinlik sınırı altında kalması nedeniyle temyiz eden taraf vekillerinin temyiz itirazlarının miktardan reddine karar vermek gerekmiştir.
KARAR
Açıklanan sebeple;
1. Temyiz eden taraf vekillerinin temyiz dilekçelerinin ayrı ayrı miktardan REDDİNE,
2. Peşin alınan temyiz harcının istek hâlinde ilgililere iadesine,
3. Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,
04.07.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Başkan Üye Üye Üye Üye
Mustafa Taş Ali İnceman Hatice Kamışlık Yılmaz Akıncı Şerafettin Özyürür
AKSİ YÖNDE KARAR:
T.C.
YARGITAY
11. HUKUK DAİRESİ
Esas No : 2025/4116
Karar No : 2025/5133
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
Y A R G I T A Y İ L Â M I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi
TARİHİ : 13.03.2025 - 05.05.2025 (Ek karar)
SAYISI : 2022/1769 Esas, 2025/426 Karar
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesince 05.05.2025 tarihli ek karar ile temyiz dilekçesinin miktardan reddine karar verilmiştir.
Ek karar davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
Miktar veya değeri temyiz kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 362. maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın kesinlik sınırının altında kalması hâlinde anılan Kanun’un 366. maddesi atfıyla aynı Kanun’un 352/1-(b) hükmü uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir.
Davacı davasını ikame ederken 11.839,04 TL asıl alacak ve 1.084,73 TL ticari temerrüt faizi talep etmiştir. Sunduğu ıslah dilekçesinde ise 2.376,03 SDR maddi tazminat tutarının, tutarın USD karşılığının Devlet Bankalarının bir yıl vadeli USD mevduat hesabına ödediği en yüksek faiz oranı üzerinden yapılacak hesaplamayla tekabül edecek faizi ile birlikte aynen ödenmesine karar verilmesini talep etmiş ve talep edilen tutarı da 48.480,75 TL olarak belirlemiştir. Anayasa Mahkemesinin 30.01.2025 tarihli, 32798 sayılı Resmi Gazetede yayımlanmış 04.12.2024 tarihli 2023/182 E., 2024/203 K. sayılı kararı Resmi Gazete'de yayımlanmasından dokuz ay sonra yürürlüğe girmiştir. Öte yandan 7550 sayılı Yasa öncesi verilen kararda temyize konu edilen toplam miktar Bölge Adliye Mahkemesinin karar tarihi itibari ile kesinlik sınırı olan 544.000,00 TL’nin altında kalmaktadır.
Temyiz dilekçesinin reddine ilişkin 05.05.2025 tarihli Bölge Adliye Mahkemesince verilen ek karar yukarıda anılan Kanun hükümlerine uygun olduğundan temyiz isteminin reddi ile söz konusu kararın onanması gerekir.
KARAR:
Açıklanan sebeple;
Bölge Adliye Mahkemesince verilen 05.05.2025 tarihli ek kararın ONANMASINA,
Bölge Adliye Mahkemesi kararına ilişkin temyiz talebinin kötüniyetle yapıldığı anlaşıldığından, HMK'nın 368. maddesi yollamasıyla aynı Kanunun 329/2 hükmü uyarınca temyiz talep eden davacı asılın takdiren 5.000,00 TL disiplin para cezası ile CEZALANDIRILMASINA,
Para cezasının İlk Derece Mahkemesince yerine getirilmesine,
Temyiz harcı peşin alındığından başkaca harç alınmasına mahal olmadığına,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
08.09.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Başkan Üye Üye Üye Üye
Abdullah Yaman Mehmet Tunç İsmail Yavuz Döndü Deniz Bilir Okan Albayrak
İÇTİHAT YORUMU : 7550 sayılı kanun değişikliğinden sonra 04.06.2025 tarihinden önce verilmiş kararlara ilişkin olarak kanun yolu kesinlik sınırının dava tarihi itibarı ile yoksa karar tarihi itibarı ile belirleneceği konusunda bir tartışma bulunmaktadır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun yukarıda linkini verdiğimiz 25 Haziran 2025 tarihli kararında, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nda bulunan 25 üyenin 20’si ÖNSORUN VAR, 5’i ise ÖNSORUN YOK yönünde oy kullanmışlardır.
Yargıtay 1. Hukuk Dairesi dava tarihindeki kesinlik sınırının uygulanması gerektiği görüşünde iken tespit edebildiğimiz kadarı ile Yargıtay 2., 3., 4. (karşı oylu olarak), 5., 6., 7. (karşı oylu olarak), 10. ve 11. Hukuk Dairesi, karar tarihindeki kesinlik sınırının uygulanması gerektiği görüşündedir.
Yukarıda yer verilen Y. 1. HD. 10.06.2025, 1763/2905 sayılı Kararı çerçevesinde kanun yolu incelemesi yapılmış, diğer hukuk daireleri tarafından kanun yolu incelemesi talepleri reddedilmiş olup sadece Yargıtay 11. Hukuk Dairesi tarafından ek olarak, kanun yoluna başvuran tarafa disiplin para cezası verilmiştir. Bu konuda hukukî bir tartışma varken kanun yoluna başvuran tarafın, disiplin para cezası ile cezalandırılması, hak arama hürriyetine ve adalete erişim hakkına aykırılık teşkil etmektedir.

