TÜKETİCİ HUKUKU KAYNAKLI MENFİ TESPİT DAVALARINDA ARABULUCULUK DAVA ŞARTI ARANMALIDIR.
T.C.
YARGITAY
3. HUKUK DAİRESİ
Esas No : 2022/8500
Karar No : 2023/1197
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
Y A R G I T A Y İ L Â M I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi
TARİHİ : 29.09.2022
SAYISI : 2022/2734 E., 2022/1828 K.
Taraflar arasındaki menfi tespit davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince mahkemenin yetkisizliğine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili ve davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak davanın dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili hakkında davalı tarafından Diyarbakır İcra Müdürlüğünün 2021/97506 E. sayılı dosyası ile kambiyo senetlerine özgü icra takibine girişildiğini, müvekkilinin 11.06.2021 tarihinde 06 C.P 6.4 plaka sayılı aracı davacıya ait olan Bulut Oto isimli galeriden 240.000 TL karşılığında satın aldığını, aracın kredi borcunun olması nedeniyle tescil işleminin yapılamadığını, ancak aracın müvekkiline teslim edildiğini, oto satış mukavelesine ek olarak içeriği boş bırakılmış kambiyo senedinin müvekkiline imzalattırıldığını, aracın devir işleminin yapılamaması nedeniyle müvekkilinin aracı, davalının talebi üzerine Şerafettin A. isimli kişiye teslim ettiğini, buna rağmen davalı tarafın müvekkilinin imzaladığı boş senedi doldurmak suretiyle müvekkili aleyhine icra takibine başladığını, davalı hakkında bedelsiz senedin icraya konulması nedeniyle suç duyurusunda bulunulduğunu belirterek müvekkilinin davalı tarafa borçlu olmadığının tespitine, Diyarbakır İcra Müdürlüğünün 2021/97506 E. sayılı dosyasında ihtiyati tedbir kararı verilerek icra veznesine girecek paranın davalıya ödenmemesine ve haksız icra takibinin durdurulmasına, alacağın %20'sinden aşağı olmamak kaydıyla kötü niyet tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davanın konusunun bonodan kaynaklı menfi tespit davası olması nedeniyle görevli mahkemenin asliye ticaret mahkemesi olduğunu, yetkili mahkemenin ise icra takibinin yapıldığı yer mahkemesi ve davalının yerleşim yeri mahkemesi olduğunu, müvekkilinin davacı ile araç satış sözleşme protokolü ve bono imzaladığını, sözleşme imza altına alındıktan 3 gün sonra Şerafeddin A. tarafından sözleşmenin kefil sıfatıyla imzalandığını ve davacının araç satış bedelini ödedikten sonra devrin yapılması için 14.06.2021 tarihinde vekaletname ile satış yetkisinin Şerafeddin A.'ya verildiğini, vade geldiğinde davacının sözleşmede belirtilen 240.000 TL tutarındaki araç bedelini ödemediğini, araç bedelinin ödenmesini ya da aracın kendilerine teslim edilmesini istediklerini, müvekkilinin ne arabasına ne de alacağına kavuşamadığı için Diyarbakır İcra Dairesinin 2021/97506 Esas sayılı dosyasıyla kambiyo senetlerine özgü icra takibi başlatıldığını, davanın konusunun icra takibine konu mezkur bono olduğunu savunarak davanın reddini ve davacı borçlu aleyhine % 40 oranında kötü niyet tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; ''...davanın icra takibinden sonra açılan menfi tespit davası olduğu, 2004 sayılı İİK'nın 72. maddesinde iki özel yetki kuralı öngörüldüğü, bu yetki kurallarına göre davalı alacaklının yerleşim yeri mahkemesi ile icra takibinin yapıldığı yer mahkemesinin yetkili olduğu, davalı tarafça yasal süresi içerisinde yetki itirazında bulunulduğu, davalı alacaklının yerleşim yeri adresinin Diyarbakır olduğu, icra takibinin de Diyarbakır İcra Dairesinde yapıldığı...'' gerekçesiyle Mahkemenin yetkisizliğine ve yetkili mahkemenin Diyarbakır Tüketici Mahkemesi olduğuna karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı, süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
1. Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; dava tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 6502 sayılı TKHK 73 üncü maddesinin beşinci fıkrası hükmünde tüketici davalarının tüketicinin ikametgah mahkemesinde açılabileceğinin belirtildiğini, özel yetkiye dair bu düzenleme doğrultusunda Nusaybin Tüketici Mahkemelerinin yetkili olduğunu belirterek kararın kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
2. Davalı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; davacı tarafça 28.01.2022 tarihinde icra tehdidi ve baskısı altında olduğundan bahisle borcun tamamının İcra Müdürlüğü hesabına yatırıldığını, bu nedenle açılan davanın istirdat davasına dönüşmesi gerektiğini, icra müdürlüğünün hafta sonu işlem yapılmak suretiyle sadece tedbir kararını uygulaması gerekirken dosyadaki hacizleri kaldırarak dosyayı infazen kapattığını, ihtiyati tedbire ilişkin 6100 sayılı HMK'nın 397 nci maddesindeki şartlarının oluşmadığını, bu nedenle ihtiyati tedbir kararının kaldırılması gerektiğini, icra müdürlüğünce hacizlerin kaldırılarak dosyanın infazen kapatılması işleminin hukuka aykırı olduğunu, talepleri doğrultusunda icra dosyanın yeniden işleme alındığını belirterek ihtiyati tedbir kararının kaldırılmasına ve takibin devamına karar verilmesini talep etmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; ''Dosya kapsamından, davacı taraf ile davalı arasında 11.06.2021 tarihli oto satış mukavelesi düzenlendiği, bu hukuksal ilişki içerisinde davacı tarafın mesleki ve ticari amaçla hareket etmediğinden 6502 sayılı TKHK'nın m. 3/1-k bendi kapsamında tüketici; davalı tarafın ise aynı yasanın 3/1-ı bendi kapsamında mesleki amaçla tüketiciye hizmet sunan sağlayıcı konumunda olduğu, bu haliyle taraflar arasındaki işlem tüketici işlemi olduğundan ihtilafa bakmakla görevli mahkemenin tüketici mahkemesi olduğu, davacı vekilinin yetkiye ilişkin istinaf itirazı yönünden: 6502 sayılı TKHK m. 73(5) hükmü uyarınca tüketici davalarının, tüketicinin yerleşim yerinin bulunduğu yerdeki tüketici mahkemesinde de açılabileceğini, bu nedenle Mahkemece yetkisizlik kararı verilmesinin isabetsiz olduğunu, kamu düzeni ilkesi uyarınca re'sen yapılan istinaf incelemesinde: 7251 sayılı Kanun'un (RG, 28/07/2020 - 31199) 59. maddesi ile, 6502 sayılı TKHK'nın 73'üncü maddesinden sonra gelmek üzere “Dava şartı olarak arabuluculuk'' başlığıyla eklenen 73/A maddesi gereğince tüketici mahkemelerinde görülen uyuşmazlıklarda dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olmasının dava şartı olarak kabul edildiği, söz konusu düzenleme ile 28/07/2020 tarihinden itibaren tüketici mahkemelerinde dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olmasının dava şartı olup, kanunda arabulucuya başvurulmaksızın doğrudan tüketici mahkemelerinde dava açılabilecek hallerin ise istisnai olarak tek tek sayıldığı, 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'na (HUAK) "Dava Şartı Olarak Arabuluculuk" başlığı ile eklenen 18/A maddesinin 2. fıkrası gereği rabulucuya başvurulmadan doğrudan dava açıldığının anlaşılması halinde herhangi bir işlem yapılmaksızın davanın, dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verileceği, genel dava şartlarının düzenlendiği 6100 sayılı HMK m. 115 hükmünde; dava şartı noksanlığının giderilmesi mümkün ise, bunun tamamlanması için mahkemenin kesin süre vereceği; dava şartı noksanlığının, mahkemece, davanın esasına girilmesinden önce fark edilmemiş, taraflarca ileri sürülmemiş ve fakat hüküm anında bu noksanlık giderilmişse, başlangıçtaki dava şartı noksanlığından ötürü, davanın usulden reddedilemeyeceğinin ifade edildiği ancak 6325 sayılı HUAK m. 18/A(2) hükmünde, kanun koyucunun açık düzenleme yaparak arabuluculuk dava şartının tamamlanabilir nitelikte olmadığı konusunda iradesini net olarak ortaya koyduğu, davanın 26/01/2022 tarihinde açıldığı, yasa değişikliğinin yürürlük tarihinin 28/07/2020 olduğu, somut uyuşmazlıkta dava öncesinde arabuluculuk yoluna başvurulmadığı; menfi tespit davası 6502 sayılı TKHK m. 73/A sayılan istisnalar kapsamına girmediğinden dava öncesinde arabuluculuk yoluna başvurulmasının eldeki dava açısından da dava şartı olduğu, bu durumda davanın, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilmesi gerekirken, hatalı değerlendirme ile mahkemenin yetkisizliğine karar verilmesinin yerinde görülmediği, asıl davayı dava şartı noksanlığı nedeniyle göremeyecek olan mahkemenin geçici hukukî koruma talebinin esası hakkında da karar veremeyeceği göz önüne alınarak, bu gerekçe ile öncelikle tedbir talebinin reddine ve aynı gerekçe ile itirazın kabulüne karar verilmesi gerekirken, hatalı değerlendirme ile tedbir talebinin kabulüne ve itirazın reddine karar verilmesinin de doğru görülmediği...'' gerekçesiyle davacı vekilinin ve davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, İlk Derece Mahkemesinin yukarıda anılan kararının tarafların istinafına atfen ve 6100 sayılı HMK’nın 355 inci maddesinin birinci fıkrası ikinci cümlesi gereği resen görülen kamu düzenine aykırılık nedeniyle İlk Derece Mahkemesinin kaldırılmasına, 6100 sayılı HMK m. 353(1)-b-2 hükmü gereğince yeniden hüküm kurulmasına, buna göre; davacı tarafından açılan davanın 6502 sayılı TKHK m. 73/A, 6235 sayılı HUAK m. 18/A(2) ve 6100 sayılı HMK 114 üncü maddesinin 2 nci ve 115 inci maddesinin 2 inci fıkraları hükümleri gereğince dava şartı yokluğundan usulden reddine, davalı vekilinin ihtiyati tedbire itirazının kabulüne, 28.01.2022 tarihli tedbir kararının kaldırılmasına, karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı, süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz başvuru dilekçesinde özetle; davanın arabuluculuk dava şartına tabi olmadığını, vadesi gelmiş senetlere dair açılan davalarda zorunlu arabuluculuğun dava şartı olarak gözetilmemesi gerektiğini, Yargıtay'ın da menfi tespit davalarında dava açılmadan önce arabuluculuğa gidilmesinin zorunlu olmadığına karar verdiğini, Yargıtay 19. Hukuk Dairesi tarafından 13.02.2020 tarihinde 2020/85 E. 2020/454 K. sayılı Bölge Adliye Mahkemeleri Hukuk Daireleri'nin Kesin Nitelikteki Kararları Arasındaki Uyuşmazlığın Giderilmesine Yönelik Karar'ında ticari nitelikteki menfi tespit davalarında dava açılmadan önce arabuluculuğa gidilmesinin zorunlu olmadığına ve arabulucuya gidilmiş olmasının dava şartı olmadığına oybirliği ile kesin karar verildiğini, Bölge Adliye Mahkemesince menfi tespit davasının 6502 sayılı TKHK m. 73/A sayılan istisnalar kapsamına girdiği gözetilmeden karar verildiğini, konulmuş olan ihtiyati tedbir kararının devamına karar verilmesi gerektiği aksi halde müvekkil açısından telafisi güç zararlar oluşacağından dolayı ihtiyati tedbir kararının devamına karar verilmesini talep ettiklerini ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 72 nci maddesi hükmü uyarınca, araç satış sözleşmesi kapsamında verilen kambiyo senedine dayalı olarak başlatılan icra takibinden sonra açılan menfi tespit istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1. 7251 sayılı Kanun'un 59 uncu maddesi ile, 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun'un 73 üncü maddesinden sonra gelmek üzere “Dava şartı olarak arabuluculuk'' başlığıyla eklenen 73/A maddesi gereğince tüketici mahkemelerinde görülen uyuşmazlıklarda dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartı olarak kabul edilmiştir.
2. 6502 Sayılı Kanun'un 73/A maddesinin birinci fıkrasında a) Tüketici hakem heyetinin görevi kapsamında olan uyuşmazlıklar, b) Tüketici hakem heyeti kararlarına yapılan itirazlar, c) 73 üncü maddenin altıncı fıkrasında belirtilen davalar, ç) 74 üncü maddede belirtilen davalar d) Tüketici işlemi mahiyetinde olan ve taşınmazın aynından doğan uyuşmazlıklarda ise dava şartı olarak arabuluculuğa ilişkin hükümlerin uygulanmayacağı hüküm altına alınmıştır.
3. 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'na "Dava Şartı Olarak Arabuluculuk" başlığı ile eklenen 18/A maddesinin ikinci fıkrasında; "Davacı, arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılamadığına ilişkin son tutanağın aslını veya arabulucu tarafından onaylanmış bir örneğini dava dilekçesine eklemek zorundadır. Bu zorunluluğa uyulmaması hâlinde mahkemece davacıya, son tutanağın bir haftalık kesin süre içinde mahkemeye sunulması gerektiği, aksi takdirde davanın usulden reddedileceği ihtarını içeren davetiye gönderilir. İhtarın gereği yerine getirilmez ise dava dilekçesi karşı tarafa tebliğe çıkarılmaksızın davanın usulden reddine karar verilir. Arabulucuya başvurulmadan dava açıldığının anlaşılması hâlinde herhangi bir işlem yapılmaksızın davanın, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilir." düzenlemesi getirilmiştir.
3. Değerlendirme
Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesine ve kararda belirtilen gerekçelere göre, her ne kadar davacı tarafça menfi tespit davalarının 6502 Sayılı Kanun'un 73/A maddesi gereği zorunlu arabuluculuğa başvurulması gereken uyuşmazlıklardan olmadığı ileri sürülmüşse de, Kanun'un 73/A maddesinin birinci fıkrasında arabuluculuğa ilişkin hükümlerin uygulanmayacağı tüketici uyuşmazlıklarının tahdidi olarak sayıldığı, menfi tespit davasının bu sayılan uyuşmazlıklardan olmadığı, davacı tarafça belirtilen Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 13.02.2020 tarihli ve 2020/85 E. 2020/454 K. Sayılı kararının ticari nitelikteki menfi tespit davalarına ilişkin olduğu, yukarıda yer verilen hukuk kuralları gereği arabuluculuğa başvurulmadan dava açılması durumunda davanın dava şartı yokluğundan reddine karar verilmesi gerektiği ve Bölge Adliye Mahkemesince de bu yönde karar verildiği anlaşılmakla, davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun bulunan kararın onanmasına karar vermek gerekmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
02.05.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Başkan Üye Üye Üye Üye
Ömer Kerkez Halil Özdemir Mustafa Özer Battal Yılmaz Ferhan Temel
AYNI YÖNDE KARAR:
T.C.
YARGITAY
3. HUKUK DAİRESİ
Esas No : 2024/2251
Karar No : 2025/3236
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
Y A R G I T A Y İ L Â M I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : Adana Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesi
TARİHİ : 06.03.2024
SAYISI : 2023/457 E., 2024/315 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davalılar vekillerince temyiz, davacı vekilince katılma yoluyla temyiz edilmekle ve davalı M. Yapı Taah. İnş. Tic. ve San. Ltd. Şti. (M. Ltd.Şti.) vekili tarafından incelemenin duruşmalı yapılması istenilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 11.06.2025 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir
Belli edilen günde gelen davacı vekili Avukat S.S.'in sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için uygun görülen saat 14.00'te Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili; müvekkili ile davalılardan M. Ltd. Şti.'nin 02.08.2019 tarihinde taşınmaz devri konusunda anlaştıklarını, sözleşmeye istinaden, müvekkiline ait bir adet villanın devredildiğini, kapora olarak 70.000,00 TL'nin elden ödendiğini, kalan tutar için de davalı M. Ltd. Şti. lehine senetler düzenlendiğini, iş bu senetlerde müvekkilinin babasının da kefil sıfatıyla yer aldığını, söz konusu senetlerin davalı Şirket tarafından cirolanarak diğer davalı Mahmut'a verildiğini, Mahmut tarafından da Silifke İcra Müdürlüğünün 2020/2515 E. sayılı dosyasından icra takibine konu edildiğini, müvekkili tarafından, takip tarihinden önce toplam 427.271,50 TL ödeme yapıldığını, ayrıca takipten sonra kefil tarafından da 232.000,63 TL'nin icra dosyasına ödendiğini, yapılan bu ödeme ile birlikte müvekkilinin senetlere ilişkin borcu kalmadığını, ancak hala takipten önce ödemiş olduğu 360.000,00 TL tutar yönünden borçlu gözüktüğünü ileri sürerek; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla müvekkilinin icra dosyasından davalılara 360.000,00 TL borcu olmadığının tespit edilmesine ve bonoların iptaline, davalıların haksız ve kötü niyetli takip yapmış olması nedeni ile müvekkili tarafından ödenmiş olan 360.000,00 TL’nin % 20’si üzerinden kötüniyet tazminatına mahkum edilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
1. Davalı şirket vekili; 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'a (6502 sayılı Kanun) eklenen 73/A maddesi gereğince arabuluculuğun dava şartı olarak getirildiğini ve arabulucuğa başvurulmadan huzurdaki davanın ikame edildiğini, bu nedenle dava şartı yokluğu sebebiyle usulden davanın reddi gerektiğini, davaya konu bonoların yetkili hamil Mahmut tarafından takibe konulduğunu, bu nedenle müvekkili Şirketin pasif husumet ehliyetinin bulunmadığını, davacı taraf her ne kadar senet bedellerinin banka kanalı ile ödendiğini iddia etmiş ise de ödemelerin davaya konu edilen senetlere istinaden yapıldığına ilişkin açıklama bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
2. Davalı Mahmut Ekrem Y. vekili; Tüketici Mahkemelerinde görülen uyuşmazlıklarda arabulucuya başvurunun dava şartı olduğunu, arabulucuya başvurulmadan dava açılması hâlinde herhangi bir işlem yapılmaksızın eldeki davanın, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddi gerektiğini, bononun bağımsız borç ikrarını içeren bir kambiyo senedi olduğunu, davacı taraf her ne kadar senet bedellerinin banka kanalı ile ödendiğini iddia etmiş ise de ödemelerin davaya konu edilen senetlere istinaden yapıldığına ilişkin açıklama bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; somut olayda davacının davalı Şirket ile konut satımına ilişkin akdedilen sözleşmede tüketici sıfatı ile hareket ettiği anlaşılmış olup davaya Tüketici Mahkemesi Sıfatı ile bakılarak yargılama yapıldığı, işbu davanın tespit hükmüne yönelik açıldığı, herhangi bir icrai ödeme hükmünün kurulmadığı anlaşıldığından eldeki menfi tespit davasında dava şartı olarak zorunlu arabuluculuğa gidilmesinin gerekmediği, dosyanın esasına girilerek inceleme yapıldığı gerekçesiyle ve davanın kısmen kabulü ile; davacının icra takip dosyasından davalılara 360.000,00 TL borçlu olmadığının tespitine, takip konusu bonoların iptaline, davacının davalılar aleyhine kötüniyet tazminatına hükmedilmesi talebinin reddine, karar verilmiş, karara karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuşlardır.
IV. İSTİNAF
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; görevli mahkemenin Tüketici Mahkemesi olduğu ve davanın mahiyeti itibarı ile zorunlu arabuluculuk dava şartına tabi olmadığı, taksitli satış sebebiyle düzenlenen senetlerin nama düzenlenmesi gerektiği, dava konusu senetlerin 6502 sayılı Kanun'un 4/5 maddesine aykırı olduğu, davalıların kötüniyetli olduklarının davacı tarafça ispatlanamadığı, dava konusu senetlerin sadece davacı tüketici yönünden geçersizliğine karar vermek gerekirken dava konusu bonoların iptaline şeklinde hüküm kurulmasının doğru bulunmadığı gerekçesiyle; davacı tarafın istinaf başvurusunun esastan reddine, davalı tarafın istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak yeniden hüküm kurulmak suretiyle davanın kısmen kabul, kısmen reddine, davacının icra takip dosyasından davalılara 360.000,00 TL borçlu olmadığının tespitine, takip konusu keşidecisi Gonca Gül Karabardak olan kambiyo senetlerinin davacı yönünden geçersizliğinin tespitine, davacının davalılar aleyhine kötüniyet tazminatına hükmedilmesi talebinin reddine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davalılar vekilleri temyiz, davacı vekili katılma yoluyla temyiz isteminde bulunmuşlardır.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
1. Davalılar vekilleri ayrı ayrı sundukları ancak içerik itibariyle aynı nitelikteki temyiz dilekçeleriyle; cevap dilekçesinde yer alan beyanlarını tekrarla takibe konu bonoların satış sözleşmesine dayalı olarak düzenlendikleri konusunda bir açıklama bulunmadığı gibi bonoların metninde de satış (tüketici) sözleşmesi nedeniyle verildiğine ilişkin bir ibare bulunmadığını, davaya Tüketici Mahkemesi sıfatı ile bakılarak uyuşmazlığın esası hakkında görevsiz mahkemece karar verilmesinin hatalı olduğunu, Tüketici Mahkemelerinde görülen uyuşmazlıklarda arabulucuya başvurunun dava şartı olduğunun belirtilmiş olması karşısında arabulucuya başvurulmadan dava açılması nedeniyle dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmesi gerekirken, işin esasına girilerek yazılı şekilde karar verilmesinin hatalı olduğunu, bonoların iptaline karar verilmesinin taleple bağlılık ilkesine aykırı olduğunu, şirketin pasif husumet ehliyeti bulunmadığını ileri sürerek kararın bozulmasını istemişlerdir.
2. Davacı vekili; kötüniyet tazminatı taleplerinin reddedilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, İstinaf ilamında takibe dayanak bonoların davacı müvekkil yönünden iptaline karar verildiğini, takipte yer alan Sıdkı B.'ın ilgili bonolarda müvekkili davacının kefili olarak yer aldığını, asıl borç ilişkisinin ortadan kalkması sebebiyle kefalet ilişkisinden de söz edilemeyecek olduğundan, ilgili bonoların kefil yönünden de iptal edilmeleri gerektiğini ileri sürerek, kararın bozulmasını talep etmiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 72. maddesi hükmü uyarınca, taşınmaz satış sözleşmesi kapsamında verilen kambiyo senedine dayalı olarak başlatılan icra takibinden sonra açılan menfi tespit ve takibe konu senetlerin iptali istemine ilişkindir.
1. 7251 sayılı Kanun'un 59. maddesi ile, 6502 sayılı Kanun'un 73. maddesinden sonra gelmek üzere “Dava şartı olarak arabuluculuk'' başlığıyla eklenen 73/A maddesi gereğince tüketici mahkemelerinde görülen uyuşmazlıklarda dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartı olarak kabul edilmiştir.
2. 6502 sayılı Kanun'un 73/A-1.maddesinde a) Tüketici hakem heyetinin görevi kapsamında olan uyuşmazlıklar, b) Tüketici hakem heyeti kararlarına yapılan itirazlar, c) 73 üncü maddenin altıncı fıkrasında belirtilen davalar, ç) 74 üncü maddede belirtilen davalar d) Tüketici işlemi mahiyetinde olan ve taşınmazın aynından doğan uyuşmazlıklarda ise dava şartı olarak arabuluculuğa ilişkin hükümlerin uygulanmayacağı hüküm altına alınmıştır.
3. 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'na "Dava Şartı Olarak Arabuluculuk" başlığı ile eklenen 18/A maddesinin ikinci fıkrasında; "Davacı, arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılamadığına ilişkin son tutanağın aslını veya arabulucu tarafından onaylanmış bir örneğini dava dilekçesine eklemek zorundadır. Bu zorunluluğa uyulmaması hâlinde mahkemece davacıya, son tutanağın bir haftalık kesin süre içinde mahkemeye sunulması gerektiği, aksi takdirde davanın usulden reddedileceği ihtarını içeren davetiye gönderilir. İhtarın gereği yerine getirilmez ise dava dilekçesi karşı tarafa tebliğe çıkarılmaksızın davanın usulden reddine karar verilir. Arabulucuya başvurulmadan dava açıldığının anlaşılması hâlinde herhangi bir işlem yapılmaksızın davanın, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilir." düzenlemesi getirilmiştir.
4. Somut olayın incelenmesinde; her ne kadar kararda davanın niteliği itibariyle 6502 sayılı Kanun'un 73/A maddesi gereği zorunlu arabuluculuğa başvurulması gereken uyuşmazlıklardan olmadığı belirtilmişse de, Kanun'un 73/A-1. maddesinde arabuluculuğa ilişkin hükümlerin uygulanmayacağı tüketici uyuşmazlıklarının tahdidi olarak sayıldığı, menfi tespit davasının bu sayılan uyuşmazlıklardan olmadığı, yukarıda yer verilen hukuk kuralları gereği arabuluculuğa başvurulmadan dava açılması durumunda davanın dava şartı yokluğundan reddine karar verilmesi gerektiği anlaşılmakla, yanılgılı gerekçeyle davanın esastan karara bağlanmış olması usul ve kanuna aykırı olup kararın bozulmasını gerektirir.
2. Bozma nedenine göre tarafların sair temyiz itirazlarının incelenmesine bu aşamada gerek görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeple;
1. Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 371.maddesi uyarınca davalılar yararına BOZULMASINA,
2. Bozma nedenine göre tarafların sair temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına,
Peşin alınan temyiz karar harçlarının istek hâlinde ilgililere iadesine,
Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
11.06.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Başkan Üye Üye Üye Üye
Battal Yılmaz Halil Özdemir Hikmet Kanık Muzaffer Gürkanlı İsmail Ulukul
TÜKETİCİ HUKUKU KAYNAKLI MENFİ TESPİT DAVALARINDA ARABULUCULUK DAVA ŞARTI ARANMALIDIR.
T.C.
YARGITAY
3. HUKUK DAİRESİ
Esas No : 2022/8500
Karar No : 2023/1197
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
Y A R G I T A Y İ L Â M I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi
TARİHİ : 29.09.2022
SAYISI : 2022/2734 E., 2022/1828 K.
Taraflar arasındaki menfi tespit davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince mahkemenin yetkisizliğine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili ve davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak davanın dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili hakkında davalı tarafından Diyarbakır İcra Müdürlüğünün 2021/97506 E. sayılı dosyası ile kambiyo senetlerine özgü icra takibine girişildiğini, müvekkilinin 11.06.2021 tarihinde 06 C.P 6.4 plaka sayılı aracı davacıya ait olan Bulut Oto isimli galeriden 240.000 TL karşılığında satın aldığını, aracın kredi borcunun olması nedeniyle tescil işleminin yapılamadığını, ancak aracın müvekkiline teslim edildiğini, oto satış mukavelesine ek olarak içeriği boş bırakılmış kambiyo senedinin müvekkiline imzalattırıldığını, aracın devir işleminin yapılamaması nedeniyle müvekkilinin aracı, davalının talebi üzerine Şerafettin A. isimli kişiye teslim ettiğini, buna rağmen davalı tarafın müvekkilinin imzaladığı boş senedi doldurmak suretiyle müvekkili aleyhine icra takibine başladığını, davalı hakkında bedelsiz senedin icraya konulması nedeniyle suç duyurusunda bulunulduğunu belirterek müvekkilinin davalı tarafa borçlu olmadığının tespitine, Diyarbakır İcra Müdürlüğünün 2021/97506 E. sayılı dosyasında ihtiyati tedbir kararı verilerek icra veznesine girecek paranın davalıya ödenmemesine ve haksız icra takibinin durdurulmasına, alacağın %20'sinden aşağı olmamak kaydıyla kötü niyet tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davanın konusunun bonodan kaynaklı menfi tespit davası olması nedeniyle görevli mahkemenin asliye ticaret mahkemesi olduğunu, yetkili mahkemenin ise icra takibinin yapıldığı yer mahkemesi ve davalının yerleşim yeri mahkemesi olduğunu, müvekkilinin davacı ile araç satış sözleşme protokolü ve bono imzaladığını, sözleşme imza altına alındıktan 3 gün sonra Şerafeddin A. tarafından sözleşmenin kefil sıfatıyla imzalandığını ve davacının araç satış bedelini ödedikten sonra devrin yapılması için 14.06.2021 tarihinde vekaletname ile satış yetkisinin Şerafeddin A.'ya verildiğini, vade geldiğinde davacının sözleşmede belirtilen 240.000 TL tutarındaki araç bedelini ödemediğini, araç bedelinin ödenmesini ya da aracın kendilerine teslim edilmesini istediklerini, müvekkilinin ne arabasına ne de alacağına kavuşamadığı için Diyarbakır İcra Dairesinin 2021/97506 Esas sayılı dosyasıyla kambiyo senetlerine özgü icra takibi başlatıldığını, davanın konusunun icra takibine konu mezkur bono olduğunu savunarak davanın reddini ve davacı borçlu aleyhine % 40 oranında kötü niyet tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; ''...davanın icra takibinden sonra açılan menfi tespit davası olduğu, 2004 sayılı İİK'nın 72. maddesinde iki özel yetki kuralı öngörüldüğü, bu yetki kurallarına göre davalı alacaklının yerleşim yeri mahkemesi ile icra takibinin yapıldığı yer mahkemesinin yetkili olduğu, davalı tarafça yasal süresi içerisinde yetki itirazında bulunulduğu, davalı alacaklının yerleşim yeri adresinin Diyarbakır olduğu, icra takibinin de Diyarbakır İcra Dairesinde yapıldığı...'' gerekçesiyle Mahkemenin yetkisizliğine ve yetkili mahkemenin Diyarbakır Tüketici Mahkemesi olduğuna karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı, süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
1. Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; dava tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 6502 sayılı TKHK 73 üncü maddesinin beşinci fıkrası hükmünde tüketici davalarının tüketicinin ikametgah mahkemesinde açılabileceğinin belirtildiğini, özel yetkiye dair bu düzenleme doğrultusunda Nusaybin Tüketici Mahkemelerinin yetkili olduğunu belirterek kararın kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
2. Davalı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; davacı tarafça 28.01.2022 tarihinde icra tehdidi ve baskısı altında olduğundan bahisle borcun tamamının İcra Müdürlüğü hesabına yatırıldığını, bu nedenle açılan davanın istirdat davasına dönüşmesi gerektiğini, icra müdürlüğünün hafta sonu işlem yapılmak suretiyle sadece tedbir kararını uygulaması gerekirken dosyadaki hacizleri kaldırarak dosyayı infazen kapattığını, ihtiyati tedbire ilişkin 6100 sayılı HMK'nın 397 nci maddesindeki şartlarının oluşmadığını, bu nedenle ihtiyati tedbir kararının kaldırılması gerektiğini, icra müdürlüğünce hacizlerin kaldırılarak dosyanın infazen kapatılması işleminin hukuka aykırı olduğunu, talepleri doğrultusunda icra dosyanın yeniden işleme alındığını belirterek ihtiyati tedbir kararının kaldırılmasına ve takibin devamına karar verilmesini talep etmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; ''Dosya kapsamından, davacı taraf ile davalı arasında 11.06.2021 tarihli oto satış mukavelesi düzenlendiği, bu hukuksal ilişki içerisinde davacı tarafın mesleki ve ticari amaçla hareket etmediğinden 6502 sayılı TKHK'nın m. 3/1-k bendi kapsamında tüketici; davalı tarafın ise aynı yasanın 3/1-ı bendi kapsamında mesleki amaçla tüketiciye hizmet sunan sağlayıcı konumunda olduğu, bu haliyle taraflar arasındaki işlem tüketici işlemi olduğundan ihtilafa bakmakla görevli mahkemenin tüketici mahkemesi olduğu, davacı vekilinin yetkiye ilişkin istinaf itirazı yönünden: 6502 sayılı TKHK m. 73(5) hükmü uyarınca tüketici davalarının, tüketicinin yerleşim yerinin bulunduğu yerdeki tüketici mahkemesinde de açılabileceğini, bu nedenle Mahkemece yetkisizlik kararı verilmesinin isabetsiz olduğunu, kamu düzeni ilkesi uyarınca re'sen yapılan istinaf incelemesinde: 7251 sayılı Kanun'un (RG, 28/07/2020 - 31199) 59. maddesi ile, 6502 sayılı TKHK'nın 73'üncü maddesinden sonra gelmek üzere “Dava şartı olarak arabuluculuk'' başlığıyla eklenen 73/A maddesi gereğince tüketici mahkemelerinde görülen uyuşmazlıklarda dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olmasının dava şartı olarak kabul edildiği, söz konusu düzenleme ile 28/07/2020 tarihinden itibaren tüketici mahkemelerinde dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olmasının dava şartı olup, kanunda arabulucuya başvurulmaksızın doğrudan tüketici mahkemelerinde dava açılabilecek hallerin ise istisnai olarak tek tek sayıldığı, 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'na (HUAK) "Dava Şartı Olarak Arabuluculuk" başlığı ile eklenen 18/A maddesinin 2. fıkrası gereği rabulucuya başvurulmadan doğrudan dava açıldığının anlaşılması halinde herhangi bir işlem yapılmaksızın davanın, dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verileceği, genel dava şartlarının düzenlendiği 6100 sayılı HMK m. 115 hükmünde; dava şartı noksanlığının giderilmesi mümkün ise, bunun tamamlanması için mahkemenin kesin süre vereceği; dava şartı noksanlığının, mahkemece, davanın esasına girilmesinden önce fark edilmemiş, taraflarca ileri sürülmemiş ve fakat hüküm anında bu noksanlık giderilmişse, başlangıçtaki dava şartı noksanlığından ötürü, davanın usulden reddedilemeyeceğinin ifade edildiği ancak 6325 sayılı HUAK m. 18/A(2) hükmünde, kanun koyucunun açık düzenleme yaparak arabuluculuk dava şartının tamamlanabilir nitelikte olmadığı konusunda iradesini net olarak ortaya koyduğu, davanın 26/01/2022 tarihinde açıldığı, yasa değişikliğinin yürürlük tarihinin 28/07/2020 olduğu, somut uyuşmazlıkta dava öncesinde arabuluculuk yoluna başvurulmadığı; menfi tespit davası 6502 sayılı TKHK m. 73/A sayılan istisnalar kapsamına girmediğinden dava öncesinde arabuluculuk yoluna başvurulmasının eldeki dava açısından da dava şartı olduğu, bu durumda davanın, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilmesi gerekirken, hatalı değerlendirme ile mahkemenin yetkisizliğine karar verilmesinin yerinde görülmediği, asıl davayı dava şartı noksanlığı nedeniyle göremeyecek olan mahkemenin geçici hukukî koruma talebinin esası hakkında da karar veremeyeceği göz önüne alınarak, bu gerekçe ile öncelikle tedbir talebinin reddine ve aynı gerekçe ile itirazın kabulüne karar verilmesi gerekirken, hatalı değerlendirme ile tedbir talebinin kabulüne ve itirazın reddine karar verilmesinin de doğru görülmediği...'' gerekçesiyle davacı vekilinin ve davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, İlk Derece Mahkemesinin yukarıda anılan kararının tarafların istinafına atfen ve 6100 sayılı HMK’nın 355 inci maddesinin birinci fıkrası ikinci cümlesi gereği resen görülen kamu düzenine aykırılık nedeniyle İlk Derece Mahkemesinin kaldırılmasına, 6100 sayılı HMK m. 353(1)-b-2 hükmü gereğince yeniden hüküm kurulmasına, buna göre; davacı tarafından açılan davanın 6502 sayılı TKHK m. 73/A, 6235 sayılı HUAK m. 18/A(2) ve 6100 sayılı HMK 114 üncü maddesinin 2 nci ve 115 inci maddesinin 2 inci fıkraları hükümleri gereğince dava şartı yokluğundan usulden reddine, davalı vekilinin ihtiyati tedbire itirazının kabulüne, 28.01.2022 tarihli tedbir kararının kaldırılmasına, karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı, süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz başvuru dilekçesinde özetle; davanın arabuluculuk dava şartına tabi olmadığını, vadesi gelmiş senetlere dair açılan davalarda zorunlu arabuluculuğun dava şartı olarak gözetilmemesi gerektiğini, Yargıtay'ın da menfi tespit davalarında dava açılmadan önce arabuluculuğa gidilmesinin zorunlu olmadığına karar verdiğini, Yargıtay 19. Hukuk Dairesi tarafından 13.02.2020 tarihinde 2020/85 E. 2020/454 K. sayılı Bölge Adliye Mahkemeleri Hukuk Daireleri'nin Kesin Nitelikteki Kararları Arasındaki Uyuşmazlığın Giderilmesine Yönelik Karar'ında ticari nitelikteki menfi tespit davalarında dava açılmadan önce arabuluculuğa gidilmesinin zorunlu olmadığına ve arabulucuya gidilmiş olmasının dava şartı olmadığına oybirliği ile kesin karar verildiğini, Bölge Adliye Mahkemesince menfi tespit davasının 6502 sayılı TKHK m. 73/A sayılan istisnalar kapsamına girdiği gözetilmeden karar verildiğini, konulmuş olan ihtiyati tedbir kararının devamına karar verilmesi gerektiği aksi halde müvekkil açısından telafisi güç zararlar oluşacağından dolayı ihtiyati tedbir kararının devamına karar verilmesini talep ettiklerini ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 72 nci maddesi hükmü uyarınca, araç satış sözleşmesi kapsamında verilen kambiyo senedine dayalı olarak başlatılan icra takibinden sonra açılan menfi tespit istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1. 7251 sayılı Kanun'un 59 uncu maddesi ile, 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun'un 73 üncü maddesinden sonra gelmek üzere “Dava şartı olarak arabuluculuk'' başlığıyla eklenen 73/A maddesi gereğince tüketici mahkemelerinde görülen uyuşmazlıklarda dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartı olarak kabul edilmiştir.
2. 6502 Sayılı Kanun'un 73/A maddesinin birinci fıkrasında a) Tüketici hakem heyetinin görevi kapsamında olan uyuşmazlıklar, b) Tüketici hakem heyeti kararlarına yapılan itirazlar, c) 73 üncü maddenin altıncı fıkrasında belirtilen davalar, ç) 74 üncü maddede belirtilen davalar d) Tüketici işlemi mahiyetinde olan ve taşınmazın aynından doğan uyuşmazlıklarda ise dava şartı olarak arabuluculuğa ilişkin hükümlerin uygulanmayacağı hüküm altına alınmıştır.
3. 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'na "Dava Şartı Olarak Arabuluculuk" başlığı ile eklenen 18/A maddesinin ikinci fıkrasında; "Davacı, arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılamadığına ilişkin son tutanağın aslını veya arabulucu tarafından onaylanmış bir örneğini dava dilekçesine eklemek zorundadır. Bu zorunluluğa uyulmaması hâlinde mahkemece davacıya, son tutanağın bir haftalık kesin süre içinde mahkemeye sunulması gerektiği, aksi takdirde davanın usulden reddedileceği ihtarını içeren davetiye gönderilir. İhtarın gereği yerine getirilmez ise dava dilekçesi karşı tarafa tebliğe çıkarılmaksızın davanın usulden reddine karar verilir. Arabulucuya başvurulmadan dava açıldığının anlaşılması hâlinde herhangi bir işlem yapılmaksızın davanın, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilir." düzenlemesi getirilmiştir.
3. Değerlendirme
Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesine ve kararda belirtilen gerekçelere göre, her ne kadar davacı tarafça menfi tespit davalarının 6502 Sayılı Kanun'un 73/A maddesi gereği zorunlu arabuluculuğa başvurulması gereken uyuşmazlıklardan olmadığı ileri sürülmüşse de, Kanun'un 73/A maddesinin birinci fıkrasında arabuluculuğa ilişkin hükümlerin uygulanmayacağı tüketici uyuşmazlıklarının tahdidi olarak sayıldığı, menfi tespit davasının bu sayılan uyuşmazlıklardan olmadığı, davacı tarafça belirtilen Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 13.02.2020 tarihli ve 2020/85 E. 2020/454 K. Sayılı kararının ticari nitelikteki menfi tespit davalarına ilişkin olduğu, yukarıda yer verilen hukuk kuralları gereği arabuluculuğa başvurulmadan dava açılması durumunda davanın dava şartı yokluğundan reddine karar verilmesi gerektiği ve Bölge Adliye Mahkemesince de bu yönde karar verildiği anlaşılmakla, davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun bulunan kararın onanmasına karar vermek gerekmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
02.05.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Başkan Üye Üye Üye Üye
Ömer Kerkez Halil Özdemir Mustafa Özer Battal Yılmaz Ferhan Temel
AYNI YÖNDE KARAR:
T.C.
YARGITAY
3. HUKUK DAİRESİ
Esas No : 2024/2251
Karar No : 2025/3236
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
Y A R G I T A Y İ L Â M I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : Adana Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesi
TARİHİ : 06.03.2024
SAYISI : 2023/457 E., 2024/315 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davalılar vekillerince temyiz, davacı vekilince katılma yoluyla temyiz edilmekle ve davalı M. Yapı Taah. İnş. Tic. ve San. Ltd. Şti. (M. Ltd.Şti.) vekili tarafından incelemenin duruşmalı yapılması istenilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 11.06.2025 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir
Belli edilen günde gelen davacı vekili Avukat S.S.'in sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için uygun görülen saat 14.00'te Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili; müvekkili ile davalılardan M. Ltd. Şti.'nin 02.08.2019 tarihinde taşınmaz devri konusunda anlaştıklarını, sözleşmeye istinaden, müvekkiline ait bir adet villanın devredildiğini, kapora olarak 70.000,00 TL'nin elden ödendiğini, kalan tutar için de davalı M. Ltd. Şti. lehine senetler düzenlendiğini, iş bu senetlerde müvekkilinin babasının da kefil sıfatıyla yer aldığını, söz konusu senetlerin davalı Şirket tarafından cirolanarak diğer davalı Mahmut'a verildiğini, Mahmut tarafından da Silifke İcra Müdürlüğünün 2020/2515 E. sayılı dosyasından icra takibine konu edildiğini, müvekkili tarafından, takip tarihinden önce toplam 427.271,50 TL ödeme yapıldığını, ayrıca takipten sonra kefil tarafından da 232.000,63 TL'nin icra dosyasına ödendiğini, yapılan bu ödeme ile birlikte müvekkilinin senetlere ilişkin borcu kalmadığını, ancak hala takipten önce ödemiş olduğu 360.000,00 TL tutar yönünden borçlu gözüktüğünü ileri sürerek; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla müvekkilinin icra dosyasından davalılara 360.000,00 TL borcu olmadığının tespit edilmesine ve bonoların iptaline, davalıların haksız ve kötü niyetli takip yapmış olması nedeni ile müvekkili tarafından ödenmiş olan 360.000,00 TL’nin % 20’si üzerinden kötüniyet tazminatına mahkum edilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
1. Davalı şirket vekili; 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'a (6502 sayılı Kanun) eklenen 73/A maddesi gereğince arabuluculuğun dava şartı olarak getirildiğini ve arabulucuğa başvurulmadan huzurdaki davanın ikame edildiğini, bu nedenle dava şartı yokluğu sebebiyle usulden davanın reddi gerektiğini, davaya konu bonoların yetkili hamil Mahmut tarafından takibe konulduğunu, bu nedenle müvekkili Şirketin pasif husumet ehliyetinin bulunmadığını, davacı taraf her ne kadar senet bedellerinin banka kanalı ile ödendiğini iddia etmiş ise de ödemelerin davaya konu edilen senetlere istinaden yapıldığına ilişkin açıklama bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
2. Davalı Mahmut Ekrem Y. vekili; Tüketici Mahkemelerinde görülen uyuşmazlıklarda arabulucuya başvurunun dava şartı olduğunu, arabulucuya başvurulmadan dava açılması hâlinde herhangi bir işlem yapılmaksızın eldeki davanın, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddi gerektiğini, bononun bağımsız borç ikrarını içeren bir kambiyo senedi olduğunu, davacı taraf her ne kadar senet bedellerinin banka kanalı ile ödendiğini iddia etmiş ise de ödemelerin davaya konu edilen senetlere istinaden yapıldığına ilişkin açıklama bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; somut olayda davacının davalı Şirket ile konut satımına ilişkin akdedilen sözleşmede tüketici sıfatı ile hareket ettiği anlaşılmış olup davaya Tüketici Mahkemesi Sıfatı ile bakılarak yargılama yapıldığı, işbu davanın tespit hükmüne yönelik açıldığı, herhangi bir icrai ödeme hükmünün kurulmadığı anlaşıldığından eldeki menfi tespit davasında dava şartı olarak zorunlu arabuluculuğa gidilmesinin gerekmediği, dosyanın esasına girilerek inceleme yapıldığı gerekçesiyle ve davanın kısmen kabulü ile; davacının icra takip dosyasından davalılara 360.000,00 TL borçlu olmadığının tespitine, takip konusu bonoların iptaline, davacının davalılar aleyhine kötüniyet tazminatına hükmedilmesi talebinin reddine, karar verilmiş, karara karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuşlardır.
IV. İSTİNAF
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; görevli mahkemenin Tüketici Mahkemesi olduğu ve davanın mahiyeti itibarı ile zorunlu arabuluculuk dava şartına tabi olmadığı, taksitli satış sebebiyle düzenlenen senetlerin nama düzenlenmesi gerektiği, dava konusu senetlerin 6502 sayılı Kanun'un 4/5 maddesine aykırı olduğu, davalıların kötüniyetli olduklarının davacı tarafça ispatlanamadığı, dava konusu senetlerin sadece davacı tüketici yönünden geçersizliğine karar vermek gerekirken dava konusu bonoların iptaline şeklinde hüküm kurulmasının doğru bulunmadığı gerekçesiyle; davacı tarafın istinaf başvurusunun esastan reddine, davalı tarafın istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak yeniden hüküm kurulmak suretiyle davanın kısmen kabul, kısmen reddine, davacının icra takip dosyasından davalılara 360.000,00 TL borçlu olmadığının tespitine, takip konusu keşidecisi Gonca Gül Karabardak olan kambiyo senetlerinin davacı yönünden geçersizliğinin tespitine, davacının davalılar aleyhine kötüniyet tazminatına hükmedilmesi talebinin reddine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davalılar vekilleri temyiz, davacı vekili katılma yoluyla temyiz isteminde bulunmuşlardır.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
1. Davalılar vekilleri ayrı ayrı sundukları ancak içerik itibariyle aynı nitelikteki temyiz dilekçeleriyle; cevap dilekçesinde yer alan beyanlarını tekrarla takibe konu bonoların satış sözleşmesine dayalı olarak düzenlendikleri konusunda bir açıklama bulunmadığı gibi bonoların metninde de satış (tüketici) sözleşmesi nedeniyle verildiğine ilişkin bir ibare bulunmadığını, davaya Tüketici Mahkemesi sıfatı ile bakılarak uyuşmazlığın esası hakkında görevsiz mahkemece karar verilmesinin hatalı olduğunu, Tüketici Mahkemelerinde görülen uyuşmazlıklarda arabulucuya başvurunun dava şartı olduğunun belirtilmiş olması karşısında arabulucuya başvurulmadan dava açılması nedeniyle dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmesi gerekirken, işin esasına girilerek yazılı şekilde karar verilmesinin hatalı olduğunu, bonoların iptaline karar verilmesinin taleple bağlılık ilkesine aykırı olduğunu, şirketin pasif husumet ehliyeti bulunmadığını ileri sürerek kararın bozulmasını istemişlerdir.
2. Davacı vekili; kötüniyet tazminatı taleplerinin reddedilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, İstinaf ilamında takibe dayanak bonoların davacı müvekkil yönünden iptaline karar verildiğini, takipte yer alan Sıdkı B.'ın ilgili bonolarda müvekkili davacının kefili olarak yer aldığını, asıl borç ilişkisinin ortadan kalkması sebebiyle kefalet ilişkisinden de söz edilemeyecek olduğundan, ilgili bonoların kefil yönünden de iptal edilmeleri gerektiğini ileri sürerek, kararın bozulmasını talep etmiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 72. maddesi hükmü uyarınca, taşınmaz satış sözleşmesi kapsamında verilen kambiyo senedine dayalı olarak başlatılan icra takibinden sonra açılan menfi tespit ve takibe konu senetlerin iptali istemine ilişkindir.
1. 7251 sayılı Kanun'un 59. maddesi ile, 6502 sayılı Kanun'un 73. maddesinden sonra gelmek üzere “Dava şartı olarak arabuluculuk'' başlığıyla eklenen 73/A maddesi gereğince tüketici mahkemelerinde görülen uyuşmazlıklarda dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartı olarak kabul edilmiştir.
2. 6502 sayılı Kanun'un 73/A-1.maddesinde a) Tüketici hakem heyetinin görevi kapsamında olan uyuşmazlıklar, b) Tüketici hakem heyeti kararlarına yapılan itirazlar, c) 73 üncü maddenin altıncı fıkrasında belirtilen davalar, ç) 74 üncü maddede belirtilen davalar d) Tüketici işlemi mahiyetinde olan ve taşınmazın aynından doğan uyuşmazlıklarda ise dava şartı olarak arabuluculuğa ilişkin hükümlerin uygulanmayacağı hüküm altına alınmıştır.
3. 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'na "Dava Şartı Olarak Arabuluculuk" başlığı ile eklenen 18/A maddesinin ikinci fıkrasında; "Davacı, arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılamadığına ilişkin son tutanağın aslını veya arabulucu tarafından onaylanmış bir örneğini dava dilekçesine eklemek zorundadır. Bu zorunluluğa uyulmaması hâlinde mahkemece davacıya, son tutanağın bir haftalık kesin süre içinde mahkemeye sunulması gerektiği, aksi takdirde davanın usulden reddedileceği ihtarını içeren davetiye gönderilir. İhtarın gereği yerine getirilmez ise dava dilekçesi karşı tarafa tebliğe çıkarılmaksızın davanın usulden reddine karar verilir. Arabulucuya başvurulmadan dava açıldığının anlaşılması hâlinde herhangi bir işlem yapılmaksızın davanın, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilir." düzenlemesi getirilmiştir.
4. Somut olayın incelenmesinde; her ne kadar kararda davanın niteliği itibariyle 6502 sayılı Kanun'un 73/A maddesi gereği zorunlu arabuluculuğa başvurulması gereken uyuşmazlıklardan olmadığı belirtilmişse de, Kanun'un 73/A-1. maddesinde arabuluculuğa ilişkin hükümlerin uygulanmayacağı tüketici uyuşmazlıklarının tahdidi olarak sayıldığı, menfi tespit davasının bu sayılan uyuşmazlıklardan olmadığı, yukarıda yer verilen hukuk kuralları gereği arabuluculuğa başvurulmadan dava açılması durumunda davanın dava şartı yokluğundan reddine karar verilmesi gerektiği anlaşılmakla, yanılgılı gerekçeyle davanın esastan karara bağlanmış olması usul ve kanuna aykırı olup kararın bozulmasını gerektirir.
2. Bozma nedenine göre tarafların sair temyiz itirazlarının incelenmesine bu aşamada gerek görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeple;
1. Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 371.maddesi uyarınca davalılar yararına BOZULMASINA,
2. Bozma nedenine göre tarafların sair temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına,
Peşin alınan temyiz karar harçlarının istek hâlinde ilgililere iadesine,
Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
11.06.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Başkan Üye Üye Üye Üye
Battal Yılmaz Halil Özdemir Hikmet Kanık Muzaffer Gürkanlı İsmail Ulukul

