KARAMERCAN HUKUK Bürosu internet sitesinde yayınlanan tüm içerik telif yasaları ve Türk Patent Enstitüsü kapsamında koruma altındadır. KARAMERCAN HUKUK Bürosu internet sitesinde paylaşılan Yargıtay Kararları’nın kullanımından doğabilecek zararlar için KARAMERCAN HUKUK Bürosu hiçbir sorumluluk kabul etmez. www.karamercanhukuk.com/yargitay-kararlari/ internet adresinde paylaşılan Yargıtay Kararları’nın link verilmeden bir başka anlatımla www.karamercanhukuk.com internet adresinden alındığı belirtilmeksizin kopyalanması, paylaşılması ve kullanılması YASAKTIR. KARAMERCAN HUKUK Bürosu internet sitesini ziyaret etmekle, yukarıda belirtilen kullanım şartlarını kabul etmiş sayılırsınız.
Yazdır

ORTAK TARAFINDAN KÂR PAYININ TALEP EDİLEBİLMESİ İÇİN KÂRIN DAĞITIMINA İLİŞKİN GENEL KURULUN KARAR VERMESİ GEREKİR.

T.C.
YARGITAY
11. HUKUK DAİRESİ

Esas No       : 2024/2474
Karar No      : 2025/873

T Ü R K  M İ L L E T İ  A D I N A

Y A R G I T A Y   İ L  M I

İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ                       :
 İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi
TARİHİ                                 : 08.02.2024
SAYISI                                 : 2021/544 Esas, 2024/149 Karar

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

KARAR

I. DAVA

Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili şirketin, otel işletmeciliği yapan davalı şirketin ortaklarından Hüseyin Y.'in 40 adet hissesini, Güler Y.'in de 14 adet hissesini 10.09.2015 tarihli yönetim kurulu kararı ile devraldığını ve bu şekilde davalı şirketin %27 oranında hissedarı haline geldiğini, davacıyı temsilen Ali B.'ın 20.10.2015 tarih ve 4 numaralı yönetim kurulu kararı ile atadığını, hisselerin devir alınması sürecinde davalı şirketin 09.09.2015 tarihli mizan kayıtlarının incelenmesinde şirket kasasında 3.335.927,48 TL mevcut göründüğünü, davacının %27 hisseyi 10.10.2015 tarihinde belirtilen bu kasa miktarı ile devraldığını, davacı şirketin temsilcisi hariç davalı şirket yönetim kurulu başkanı Kalman Y. ve çoğunluk pay sahibi diğer yönetim kurulu üyelerinin bilgisi ve onayı ile 6736 sayılı Yasa kapsamında şirket kasasındaki 2.341.668,55 TL'nin olmadığını ve 70.250,00 TL vergi ödemeleri gerektiğini beyan ettiklerini, müvekkilinin bu şekilde kasada 2.341.668,55 TL'nin mevcut olmadığını öğrendiğini, davalıdaki %27 oranında payına isabet eden 632.250,50 TL zarara uğradığını, ödenen 70.250,00 TL vergi de dikkate alındığında bunun da %27'si oranında yani ilave olarak 18.967,50 TL daha davacı zararı oluştuğunu, davalı şirketin, şirket gelirlerini kasaya işlemediğini, diğer yönetim kurulu üyelerinin usulsüz harcamalar ya da kendi zimmetlerine geçirdikleri paraları kayıtlara işlemeyerek bir süre sonra bu paranın kasada olmadığını beyan edip davacı şirketi zarara uğrattıklarını, müvekkilinin uğradığı zararın tazmini için davalıya karşı İstanbul 14. İcra Müdürlüğünün 2019/44553 E. sayılı dosyası ile ilamsız icra takibi başlatıldığını, takibe davalının itirazının haksız olduğunu ileri sürerek itirazın iptali ile takibin devamına ve %20 oranında inkâr tazminatına karar verilmesini talep etmiştir.

II. CEVAP

Davalı vekili cevap dilekçesinde; 09.09.2015 tarihinde şirket kayıtlarında kasada görünen bedelin gerçekte işletme kasasında bulunmayan bir bedel olduğu, bunu yönetim kurulu üyesi olan davacının da bildiğini, gerçekte işletmelerinde bulunmayan bu kasa mevcuduna ilişkin düzeltme işlemleri için torba Yasa kapsamında 2016 yılında ve 2018 yılında kasa affı ile ilgili vergi dairesine beyanname ile yasal başvuru yapıldığını, şirket kasasında 09.09.2015 tarihinde bu miktar para bulunmadığını, 2015 ve 2016 yıllarına ilişkin olarak 22.09.2017 tarihinde yapılan genel kurul toplantısına şirket ortağı ve yönetim kurulu üyesi olan davacı adına Ali B.'ın katıldığını, anılan genel kurulda bilanço, kâr ve zarar hesaplarının okunarak müzakere edildiğini, yapılan oylama sonucunda bilanço ve karar zarar hesaplarının oy birliği ile tasdik edildiğini, tüm yönetim kurulu üyelerinin oy birliği ile ibra edildiğini, ayrıca genel kurulda şirket kârının dağıtılmamasına oybirliği ile karar verildiğini, zira kasada kâr dağıtımına konu olacak bir para bulunmadığını, alacak iddiasının işbu genel kurulda davacı tarafından gündem konusu yapılmadığı gibi herhangi bir muhalefet şerhi de konulmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İlk Derece Mahkemesince, kasa hesap bakiyesi silme işleminin 6736 sayılı yasaya uygun olduğu, davalı şirket adına yönetim işlemlerini şirket yönetim kurulunun yaptığı, yönetim kurulunun faaliyetlerinden doğan zararların faaliyeti gerçekleştiren yöneticilerden istenebileceği, şirket ortağı davacının, davalı şirketten faaliyet zararını istemesinin yasal olarak mümkün olmadığı, 22.09.2017 tarihli 2016 yılı genel kurul kararları ile yönetim kurulunun 2015 ve 2016 yılı faaliyetleri oybirliği ile onaylanıp, işlemi yapan yönetim kurulu üyelerinin ibra edildiği, onay ve ibra işlemine katılan, muhalefet oyu kullanmayan, muhalefet şerhi ya da ihtirazi kayıt koymayan davacı şirketin de işleme rıza gösterdiği, davacı şirket ve onu temsil eden şirket ortağının basiretli tacir gibi davranarak yaptığı ibra işleminin sonucuna katlanması gerektiği, davacının zarar nedeniyle alacak talebinin istenebilir ve iyiniyetli bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm, davacı vekilince istinaf edilmiştir.

IV. İSTİNAF

Bölge Adliye Mahkemesince, paranın kasada olmaması nedeniyle uğranılan zararın davalı şirketin zararı, ortakların da dolaylı zararı olabileceği, davanın anonim şirkete değil ancak zararın oluşmasına sebebiyet veren yönetim kurulu üyesi veya üyelerine yöneltilebileceği ve tazminatın şirkete ödenmesinin istenebileceği, davada, davacı şirket, davalı şirketin ortağı olup paranın kasada bulunmaması sebebiyle kendisinin uğradığı varsa doğrudan zararının kendisine ödenmesini, dolaylı bir zarar varsa bunun da davalı şirkete ödenmesini ilgili yöneticilerden sorumluluk davası yoluyla talep edebileceği, davalı şirketin pasif husumet ehliyeti bulunmadığı, mahkemece davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken, işin esasına da girilerek yazılı şekilde karar verilmesinin doğru olmadığı gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmasına, davanın pasif husumet yönünden reddine karar verilmiş, karar, davacı vekilince temyiz edilmiştir.

V. TEMYİZ İNCELEMESİ

1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme

Dava, ilamsız icra takibine vaki itirazın iptali ve icra inkâr tazminatının tahsili taleplerine ilişkindir.

2. Değerlendirme

1. İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik olarak yapılan istinaf başvurusu üzerine 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 355 vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen nihai kararda, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi aynı Kanun'un 369/1 hükmü ve 371. maddesinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına göre davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

2. Uyuşmazlık, genel kurul kararı olmadan şirket kasasında bulunan kar niteliğindeki paradan ortağın payına düşeni talep edip edemeyeceği noktasında toplanmaktadır. Mahkemece şirket ortağı davacının, davalı şirketten faaliyet zararını istemesinin yasal olarak mümkün olmadığı, 22.09.2017 tarihinde yapılan 2016 yılı genel kurul toplantısında alınan kararlar ile yönetim kurulunun 2015 ve 2016 yılı faaliyetlerinin oybirliği ile onaylanıp yönetim kurulu üyelerinin ibra edildiği, onay ve ibra işlemine katılan, olumsuz oy kullanmayan ve muhalefet şerhi koymayan davacı şirketin işleme rıza gösterdiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekilince istinaf yoluna başvurulmuştur. Bölge Adliye Mahkemesince ise paranın kasada olmaması nedeniyle uğranılan zararın ortakların dolaylı zararı olabileceği, davanın anonim şirkete değil ancak zararın oluşmasına sebebiyet veren yönetim kurulu üyesi veya üyelerine yöneltilebileceği ve tazminatın da şirkete ödenmesinin istenebileceği, davacı, davalı şirketin ortağı olup paranın kasada bulunmaması sebebiyle kendisinin uğradığı varsa doğrudan zararının kendisine ödenmesini, dolaylı bir zarar varsa bunun da davalı şirkete ödenmesini ilgili yöneticilerden sorumluluk davası yoluyla talep edebileceği, dolayısıyla davalı şirketin pasif husumet ehliyetinin bulunmadığı gerekçesiyle mahkemece davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken, işin esasına da girilerek yazılı şekilde karar verilmesinin doğru olmadığı gerekçesiyle ilk derece mahkemesi kararı kaldırılarak davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiştir.

Ancak, somut olayda davacı, davalı şirketin ortağı ve yönetim kurulu üyesi olup şirket kasasında bulunan ve davacı tarafından kar olarak nitelenen paradan payına düşen miktarın tahsili için şirket aleyhine takip başlatmış, itiraz üzerine işbu itirazın iptali davasını açmıştır. İtirazın iptali davaları icra takibinde borçlu gösterilen kişiye açılmakta olup işbu davada itiraz eden borçluya dava açılması yerindedir. Ancak ortak tarafından kâr payının talep edilebilmesi için kârın dağıtımına ilişkin genel kurulun karar vermesi gerekmekte olup işbu davada kar payı dağıtımına ilişkin genel kurul kararı bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi gerekirken Bölge Adliye Mahkemesince yanılgılı değerlendirme ile pasif husumet yokluğu nedeniyle davanın reddedilmesi doğru olmayıp, bozmayı gerektirir.

Ne var ki bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden HMK'nın 370. maddesinin ikinci fıkrası hükmü uyarınca Bölge Adliye Mahkemesi kararının düzeltilerek onanması gerekmiştir.

VI. SONUÇ : Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının REDDİNE, (2) numaralı bent uyarınca davacı vekilinin Bölge Adliye Mahkemesi kararına yönelik temyiz itirazının kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının gerekçesi yukarda açıklanan biçimde düzeltilerek sonucu itibariyle doğru olan kararın gerekçesi DÜZELTİLEREK ONANMASINA, dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine, 13.02.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Başkan V.            Üye               Üye                       Üye                           Üye   
Hafize Gülgün      Ali Orhan      Mehmet Durgun     Dr. Orhan Sekmen    Mikail Özdemir
Vuraloğlu

BİLGİ : Her ne kadar içtihatta karar tarihi “13.02.2024” olarak yazılmış ise de Yargıtay Dosya Sorgu Ekranı’na göre içtihatın karar tarihi “13.02.2025” olarak belirtilmektedir.