DİRENME KARARI VERİLMESİ SIRASINDA, KARARIN HÜKÜM FIKRASINDA YER ALAN VE BOZMAYA KONU YAPILMAYAN BÖLÜM YÖNÜYLE DE İLK HÜKÜMDEKİ GİBİ KARAR VERİLMESİ GEREKMEKTEDİR.
T.C.
YARGITAY
HUKUK GENEL KURULU
Esas No : 2025/7-375
Karar No : 2025/708
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
Y A R G I T A Y İ L Â M I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi
TARİHİ : 22.01.2025
SAYISI : 2024/3565 E., 2025/197 K.
ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 30.09.2024 tarihli ve 2023/5086 Esas,
2024/4147 Karar sayılı BOZMA kararı
Taraflar arasındaki asıl davada muris muvazaasına dayalı tapu iptal tescil ve ecrimisil, birleştirilen davada vasiyetnamenin iptali olmadığı takdirde tenkis isteminden dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince asıl ve birleştirilen davanın reddine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince verilen kararın davacılar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, davacılar vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle asıl davanın reddine, birleştirilen davanın kabulü ile vasiyetnamenin iptaline karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı birleştirilen davada davalı Fazlı T. vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 7. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
Direnme kararı birleştirilen davada davalı Fazlı T. vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
A. Ön Sorun
Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında işin esasının incelenmesinden önce, direnmeye ilişkin kısa kararda ve gerekçeli kararın hüküm kısmında asıl davaya ilişkin bir açıklama yapılmadığı gözetildiğinde; direnme kararında bozma kapsamı dışında kalan konular hakkında karar verilmesinin gerekip gerekmediği buradan varılacak sonuca göre mahkemece usulüne uygun şekilde direnme kararı oluşturulup oluşturulmadığı hususu ön sorun olarak tartışılıp değerlendirilmiştir.
B. Gerekçe
1. Değerlendirme
1. Belirtmek gerekir ki, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK)’nın “hükmün kapsamı” başlıklı 297. maddesi “(1) Hüküm "Türk Milleti Adına" verilir ve bu ibareden sonra aşağıdaki hususları kapsar:
a) Hükmü veren mahkeme ile hâkim veya hâkimlerin ve zabıt kâtibinin ad ve soyadları ile sicil numaraları, mahkeme çeşitli sıfatlarla görev yapıyorsa hükmün hangi sıfatla verildiğini,
b) Tarafların ve davaya katılanların kimlikleri ile Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası, varsa kanuni temsilci ve vekillerinin ad ve soyadları ile adreslerini,
c) Tarafların iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri,
ç) Hüküm sonucu, yargılama giderleri ile taraflardan alınan avansın harcanmayan kısmının iadesi, varsa kanun yolları ve süresini,
d) Hükmün verildiği tarih ve hâkim veya hâkimlerin ve zabıt kâtibinin imzalarını,
e) Gerekçeli kararın yazıldığı tarihi,
(2) Hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir.”
hükmünü içermektedir.
“hükmün yazılması” başlıklı 298. maddesinde ise:
“(1) Hüküm, hükmü veren hâkim, toplu mahkemelerde başkan veya hükme katılmış olan hâkimlerden başkanın seçeceği bir üye tarafından yazılır.
(2) Gerekçeli karar, tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olamaz.
(3) Hükümde gerekçesi ile birlikte karşı oya da yer verilir.
(4) Hüküm, hükmü veren hâkim veya hâkimler ile zabıt kâtibi tarafından imzalanır.”
hükmü yer almaktadır.
2. Açıklanan hükümlerin ortaya koyduğu bu biçim yargıda açıklık ve netlik prensibinin gereğidir. Aksi hâl, yeni tereddüt ve ihtilaflar yaratır. Hatta giderek denilebilir ki, dava içinden davalar doğar ve hükmün hedefine ulaşması engellenir. Kamu düzeni ve barışı oluşturulamaz.
3. Bölge Adliye Mahkemesi kararı, bozma kararı ile birlikte ortadan kalkıp hukuki geçerliliğini yitirmekte olup, bozulan karar sonraki kararın eki niteliğinde değildir. Bu nedenle, bozma kararından sonra mahkemece kurulacak yeni hüküm HMK'nın 297. maddesine uygun olarak oluşturulmalıdır.
4. Nitekim, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 29.03.2017 tarih 2017/11-76 Esas, 2017/570 Karar ve 14.05.2014 gün ve 2013/9-1989 Esas, 2014/657 Karar sayılı kararlarında da aynı ilkeler vurgulanmıştır.
5. Az yukarıda açıklanan nedenle, mahkemenin direnme kararı verilmesi sırasında, kararın hüküm fıkrasında yer alan ve bozmaya konu yapılmayan bölüm yönüyle de ilk hükümdeki gibi karar vermesi gerekmektedir.
6. Bölge Adliye Mahkemesi kararı bu hâliyle yukarıda açıklanan ilkelere uygun olmayıp, ortada usulünce oluşturulmuş bir direnme kararı bulunmamaktadır.
7. Hâl böyle olunca, Bölge Adliye Mahkemesince HMK'nın 297. maddesine uygun şekilde direnme hükmü kurulması için işin esasına yönelik temyiz itirazları incelenmeksizin kararın bozulması gerekir.
8. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, asıl ve birleşen davanın birbirinden bağımsız olduğu, asıl ve birleşen davada temyiz etmeme veya temyiz itirazlarının reddedilmiş olması hâlinde usuli kazanılmış hak değil kesin hükmün oluşacağı, kesin hükmün bulunduğu hâllerde ise yeniden hüküm kurulması gerektiğinden söz edilemeyeceği ve ön sorun bulunmadığından işin esasının incelenmesine geçilmesi gerektiği yönünde görüş ileri sürülmüş ise de bu görüş yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.
9. O hâlde mahkemece yapılacak iş; dosya kapsamı dikkate alınarak asıl ve birleşen dava yönünden, açık, infazda şüphe ve tereddüt uyandırmayacak biçimde, usulün aradığı niteliklere haiz kısa karar ve buna uygun gerekçeli karar oluşturulmasıdır.
10. Mahkemenin, yukarıda ayrıntılarıyla açıklanan biçimde usulün öngördüğü niteliklere haiz bulunmayan hükmü usule uygun olmadığından direnme kararının işin esası incelenmeksizin salt usule ilişkin bu nedenle bozulması gerekmiştir.
KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Birleştirilen davada davalı Fazlı T. vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Kanun’un 371. maddesi gereğince usulden BOZULMASINA,
Bozma nedenine göre birleştirilen davada davalı Fazlı T. vekilinin diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına,
İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,
Dosyanın 6100 sayılı Kanun’un 373. maddesi uyarınca dosyanın kararı veren Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesine gönderilmesine,
12.11.2025 tarihinde yapılan görüşmede oy çokluğuyla kesin olarak karar verildi.
" K A R Ş I O Y "
İhtiyari dava arkadaşlığında, davalar birbirinden bağımsız olduğu (HMK 58/1) gibi HMK 132 vd. maddelerde düzenlenen karşı dava ile asıl dava da birbirinden bağımsız davalardır.
Bu bağımsızlık taraf teşkiliyle ilgili olmaksızın ayrı ayrı açılmış davaların birleştirilmesi hâlinde de geçerlidir. Aralarında bağlantı bulunduğu için birden çok davanın HMK’nın 166/1. maddesi çerçevesinde birleştirildiği durumlarda; yargılama birlikte görülmüş olsa dahi ortada birleştirilen dava sayısı kadar birbirinden bağımsız dava bulunur. Dolayısıyla tek bir dosya üzerinden sürdürülmekle birlikte, bağımsızlığını koruyan her bir dava bakımından talepler ayrı ayrı değerlendirilerek karara bağlanacağı gibi kanun yoluna başvuru hakkının varlığı, kararın yasa yoluna başvurulmayarak veya kanun yolu başvurularının reddi ile kesinleşmiş olup olmadığı, kesinleşen dosya hakkında kesinleşme şerhi verilip verilemeyeceği ve Yargıtayca verilen bozma kararı üzerine bozmaya konu olmayan kesinleşmiş dosya hakkında yeniden hüküm kurulması gerekip gerekmediğine ilişkin usul sorunları da asıl ve karşı davanın bağımsız olma niteliğine göre çözümlenmelidir.
Taraflar arasındaki asıl davada muris muvazaasına dayalı tapu iptal tescil ve ecrimisil, birleştirilen davada vasiyetnamenin iptali olmadığı takdirde tenkis talep edilmiş, İlk Derece Mahkemesince asıl ve birleşen davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacılar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davacılar vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle asıl davanın reddine, birleştirilen davanın kabulü ile vasiyetnamenin iptaline karar verilmiştir.
Bölge adliye mahkemesi kararının birleştirilen davada davalı Fazlı T. vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; Yargıtay 7. Hukuk Dairesince miras bırakanın tanıklar önünde beyanda bulunduğu, vasiyetname içeriği itibariyle anlaşıldığından bu hususun iptal sebebi olarak kabul edilmemesi gerektiği gerekçesiyle karar birleştirilen dava yönünden bozulmuştur.
Asıl davanın reddine karar verilmiş olduğu hâlde, davacılar bu kararı temyiz etmemişlerdir. Davalı Fazlı’nın temyizi ise birleştirilen davada verilen vasiyetnamenin iptali kararına ilişkindir.
Asıl ve birleşen dava birbirinden bağımsız olduğu için temyize konu olmayan asıl dava kesinleşmiştir. Kesinleşen asıl dava hakkında verilen karar için kesinleşme şerhi dahi verilebilecek durumda olduğu gibi hükmün infazının istenmesi de mümkündür.
Kesinleşen, kesinleşme şerhi verilebilen, kesin hüküm hâline gelmiş bir karar bulunduğu için birleşen dava yönünden verilen bozma kararından sonra verilecek kararda, kesinleşen dosya bakımından yeniden hüküm kurulması gerekmez. Kaldı ki yeniden hüküm kurulması tereddüt ve karışıklıklara da yol açacağından hüküm kurulmaması aynı zamanda usuli bir zorunluluktur.
Bölge Adliye Mahkemesinin direnme kararının gerekçe kısmında asıl dava dosyasındaki taleplerin reddine karar verildiğini ve bu hükmün kesin olduğunu açıklamış olması yargılama aşamalarının açıklanması niteliğinde olup bu açıklamalara rağmen hüküm kurulmamış olması hüküm ile gerekçenin çelişkili olduğu anlamını da taşımaz. Öte yandan bu açıklamaların yapılması asıl dava hakkında niçin yeniden hüküm kurulması gerekmediğini ortaya koyması bakımından yerinde ve isabetli de olmuştur.
Öte yandan asıl ve birleşen davaların bağımsızlığı sonucunda kesinleşme ile usuli kazanılmış hak doğması nedeniyle kesinleşmiş sayılma birbirinden farklı hususlardır. Birbirinden bağımsız davaların bulunmadığı hâllerde aynı dava içindeki talepler yönünden gerek temyiz etmeme gerekse temyiz itirazlarının reddi hâlinde usuli kazanılmış hak doğar ve mahkeme usuli kazanılmış hakları gözeterek yeniden karar verir ise de birbirinden bağımsız asıl ve birleşen davalarda temyiz etmeme veya temyiz itirazlarının reddedilmiş olması hâlinde usuli kazanılmış hak değil kesin hüküm oluşur. Kesin hükmün bulunduğu hâllerde ise yeniden hüküm kurulması gerektiğinden söz edilemeyeceği gibi hüküm kurulmaması da bir zorunluluktur.
Açıklanan nedenlerle mahkemece kesinleşen asıl dava hakkında hüküm kurulmaması medeni usul hukuku kurallarına uygun olduğundan ön sorun bulunmamaktadır. Ön sorun bulunmadığı kabul edilerek temyiz incelemesi yapılması gerektiği görüşünde olduğumuzdan hüküm kurulması gerektiği ve ön sorun bulunduğu yönünde oluşan değerli çoğunluk görüşüne katılamıyoruz.
Üye Üye
Mahmut Coşkun Zeki Gözütok
BİLGİ : Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nda bulunan 25 üyenin 19’u ÖN SORUN VAR, 6’sı ise ÖN SORUN YOK yönünde oy kullanmışlardır.
DİRENME KARARI VERİLMESİ SIRASINDA, KARARIN HÜKÜM FIKRASINDA YER ALAN VE BOZMAYA KONU YAPILMAYAN BÖLÜM YÖNÜYLE DE İLK HÜKÜMDEKİ GİBİ KARAR VERİLMESİ GEREKMEKTEDİR.
T.C.
YARGITAY
HUKUK GENEL KURULU
Esas No : 2025/7-375
Karar No : 2025/708
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
Y A R G I T A Y İ L Â M I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi
TARİHİ : 22.01.2025
SAYISI : 2024/3565 E., 2025/197 K.
ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 30.09.2024 tarihli ve 2023/5086 Esas,
2024/4147 Karar sayılı BOZMA kararı
Taraflar arasındaki asıl davada muris muvazaasına dayalı tapu iptal tescil ve ecrimisil, birleştirilen davada vasiyetnamenin iptali olmadığı takdirde tenkis isteminden dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince asıl ve birleştirilen davanın reddine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince verilen kararın davacılar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, davacılar vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle asıl davanın reddine, birleştirilen davanın kabulü ile vasiyetnamenin iptaline karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı birleştirilen davada davalı Fazlı T. vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 7. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
Direnme kararı birleştirilen davada davalı Fazlı T. vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
A. Ön Sorun
Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında işin esasının incelenmesinden önce, direnmeye ilişkin kısa kararda ve gerekçeli kararın hüküm kısmında asıl davaya ilişkin bir açıklama yapılmadığı gözetildiğinde; direnme kararında bozma kapsamı dışında kalan konular hakkında karar verilmesinin gerekip gerekmediği buradan varılacak sonuca göre mahkemece usulüne uygun şekilde direnme kararı oluşturulup oluşturulmadığı hususu ön sorun olarak tartışılıp değerlendirilmiştir.
B. Gerekçe
1. Değerlendirme
1. Belirtmek gerekir ki, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK)’nın “hükmün kapsamı” başlıklı 297. maddesi “(1) Hüküm "Türk Milleti Adına" verilir ve bu ibareden sonra aşağıdaki hususları kapsar:
a) Hükmü veren mahkeme ile hâkim veya hâkimlerin ve zabıt kâtibinin ad ve soyadları ile sicil numaraları, mahkeme çeşitli sıfatlarla görev yapıyorsa hükmün hangi sıfatla verildiğini,
b) Tarafların ve davaya katılanların kimlikleri ile Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası, varsa kanuni temsilci ve vekillerinin ad ve soyadları ile adreslerini,
c) Tarafların iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri,
ç) Hüküm sonucu, yargılama giderleri ile taraflardan alınan avansın harcanmayan kısmının iadesi, varsa kanun yolları ve süresini,
d) Hükmün verildiği tarih ve hâkim veya hâkimlerin ve zabıt kâtibinin imzalarını,
e) Gerekçeli kararın yazıldığı tarihi,
(2) Hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir.”
hükmünü içermektedir.
“hükmün yazılması” başlıklı 298. maddesinde ise:
“(1) Hüküm, hükmü veren hâkim, toplu mahkemelerde başkan veya hükme katılmış olan hâkimlerden başkanın seçeceği bir üye tarafından yazılır.
(2) Gerekçeli karar, tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olamaz.
(3) Hükümde gerekçesi ile birlikte karşı oya da yer verilir.
(4) Hüküm, hükmü veren hâkim veya hâkimler ile zabıt kâtibi tarafından imzalanır.”
hükmü yer almaktadır.
2. Açıklanan hükümlerin ortaya koyduğu bu biçim yargıda açıklık ve netlik prensibinin gereğidir. Aksi hâl, yeni tereddüt ve ihtilaflar yaratır. Hatta giderek denilebilir ki, dava içinden davalar doğar ve hükmün hedefine ulaşması engellenir. Kamu düzeni ve barışı oluşturulamaz.
3. Bölge Adliye Mahkemesi kararı, bozma kararı ile birlikte ortadan kalkıp hukuki geçerliliğini yitirmekte olup, bozulan karar sonraki kararın eki niteliğinde değildir. Bu nedenle, bozma kararından sonra mahkemece kurulacak yeni hüküm HMK'nın 297. maddesine uygun olarak oluşturulmalıdır.
4. Nitekim, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 29.03.2017 tarih 2017/11-76 Esas, 2017/570 Karar ve 14.05.2014 gün ve 2013/9-1989 Esas, 2014/657 Karar sayılı kararlarında da aynı ilkeler vurgulanmıştır.
5. Az yukarıda açıklanan nedenle, mahkemenin direnme kararı verilmesi sırasında, kararın hüküm fıkrasında yer alan ve bozmaya konu yapılmayan bölüm yönüyle de ilk hükümdeki gibi karar vermesi gerekmektedir.
6. Bölge Adliye Mahkemesi kararı bu hâliyle yukarıda açıklanan ilkelere uygun olmayıp, ortada usulünce oluşturulmuş bir direnme kararı bulunmamaktadır.
7. Hâl böyle olunca, Bölge Adliye Mahkemesince HMK'nın 297. maddesine uygun şekilde direnme hükmü kurulması için işin esasına yönelik temyiz itirazları incelenmeksizin kararın bozulması gerekir.
8. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, asıl ve birleşen davanın birbirinden bağımsız olduğu, asıl ve birleşen davada temyiz etmeme veya temyiz itirazlarının reddedilmiş olması hâlinde usuli kazanılmış hak değil kesin hükmün oluşacağı, kesin hükmün bulunduğu hâllerde ise yeniden hüküm kurulması gerektiğinden söz edilemeyeceği ve ön sorun bulunmadığından işin esasının incelenmesine geçilmesi gerektiği yönünde görüş ileri sürülmüş ise de bu görüş yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.
9. O hâlde mahkemece yapılacak iş; dosya kapsamı dikkate alınarak asıl ve birleşen dava yönünden, açık, infazda şüphe ve tereddüt uyandırmayacak biçimde, usulün aradığı niteliklere haiz kısa karar ve buna uygun gerekçeli karar oluşturulmasıdır.
10. Mahkemenin, yukarıda ayrıntılarıyla açıklanan biçimde usulün öngördüğü niteliklere haiz bulunmayan hükmü usule uygun olmadığından direnme kararının işin esası incelenmeksizin salt usule ilişkin bu nedenle bozulması gerekmiştir.
KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Birleştirilen davada davalı Fazlı T. vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Kanun’un 371. maddesi gereğince usulden BOZULMASINA,
Bozma nedenine göre birleştirilen davada davalı Fazlı T. vekilinin diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına,
İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,
Dosyanın 6100 sayılı Kanun’un 373. maddesi uyarınca dosyanın kararı veren Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesine gönderilmesine,
12.11.2025 tarihinde yapılan görüşmede oy çokluğuyla kesin olarak karar verildi.
" K A R Ş I O Y "
İhtiyari dava arkadaşlığında, davalar birbirinden bağımsız olduğu (HMK 58/1) gibi HMK 132 vd. maddelerde düzenlenen karşı dava ile asıl dava da birbirinden bağımsız davalardır.
Bu bağımsızlık taraf teşkiliyle ilgili olmaksızın ayrı ayrı açılmış davaların birleştirilmesi hâlinde de geçerlidir. Aralarında bağlantı bulunduğu için birden çok davanın HMK’nın 166/1. maddesi çerçevesinde birleştirildiği durumlarda; yargılama birlikte görülmüş olsa dahi ortada birleştirilen dava sayısı kadar birbirinden bağımsız dava bulunur. Dolayısıyla tek bir dosya üzerinden sürdürülmekle birlikte, bağımsızlığını koruyan her bir dava bakımından talepler ayrı ayrı değerlendirilerek karara bağlanacağı gibi kanun yoluna başvuru hakkının varlığı, kararın yasa yoluna başvurulmayarak veya kanun yolu başvurularının reddi ile kesinleşmiş olup olmadığı, kesinleşen dosya hakkında kesinleşme şerhi verilip verilemeyeceği ve Yargıtayca verilen bozma kararı üzerine bozmaya konu olmayan kesinleşmiş dosya hakkında yeniden hüküm kurulması gerekip gerekmediğine ilişkin usul sorunları da asıl ve karşı davanın bağımsız olma niteliğine göre çözümlenmelidir.
Taraflar arasındaki asıl davada muris muvazaasına dayalı tapu iptal tescil ve ecrimisil, birleştirilen davada vasiyetnamenin iptali olmadığı takdirde tenkis talep edilmiş, İlk Derece Mahkemesince asıl ve birleşen davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacılar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davacılar vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle asıl davanın reddine, birleştirilen davanın kabulü ile vasiyetnamenin iptaline karar verilmiştir.
Bölge adliye mahkemesi kararının birleştirilen davada davalı Fazlı T. vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; Yargıtay 7. Hukuk Dairesince miras bırakanın tanıklar önünde beyanda bulunduğu, vasiyetname içeriği itibariyle anlaşıldığından bu hususun iptal sebebi olarak kabul edilmemesi gerektiği gerekçesiyle karar birleştirilen dava yönünden bozulmuştur.
Asıl davanın reddine karar verilmiş olduğu hâlde, davacılar bu kararı temyiz etmemişlerdir. Davalı Fazlı’nın temyizi ise birleştirilen davada verilen vasiyetnamenin iptali kararına ilişkindir.
Asıl ve birleşen dava birbirinden bağımsız olduğu için temyize konu olmayan asıl dava kesinleşmiştir. Kesinleşen asıl dava hakkında verilen karar için kesinleşme şerhi dahi verilebilecek durumda olduğu gibi hükmün infazının istenmesi de mümkündür.
Kesinleşen, kesinleşme şerhi verilebilen, kesin hüküm hâline gelmiş bir karar bulunduğu için birleşen dava yönünden verilen bozma kararından sonra verilecek kararda, kesinleşen dosya bakımından yeniden hüküm kurulması gerekmez. Kaldı ki yeniden hüküm kurulması tereddüt ve karışıklıklara da yol açacağından hüküm kurulmaması aynı zamanda usuli bir zorunluluktur.
Bölge Adliye Mahkemesinin direnme kararının gerekçe kısmında asıl dava dosyasındaki taleplerin reddine karar verildiğini ve bu hükmün kesin olduğunu açıklamış olması yargılama aşamalarının açıklanması niteliğinde olup bu açıklamalara rağmen hüküm kurulmamış olması hüküm ile gerekçenin çelişkili olduğu anlamını da taşımaz. Öte yandan bu açıklamaların yapılması asıl dava hakkında niçin yeniden hüküm kurulması gerekmediğini ortaya koyması bakımından yerinde ve isabetli de olmuştur.
Öte yandan asıl ve birleşen davaların bağımsızlığı sonucunda kesinleşme ile usuli kazanılmış hak doğması nedeniyle kesinleşmiş sayılma birbirinden farklı hususlardır. Birbirinden bağımsız davaların bulunmadığı hâllerde aynı dava içindeki talepler yönünden gerek temyiz etmeme gerekse temyiz itirazlarının reddi hâlinde usuli kazanılmış hak doğar ve mahkeme usuli kazanılmış hakları gözeterek yeniden karar verir ise de birbirinden bağımsız asıl ve birleşen davalarda temyiz etmeme veya temyiz itirazlarının reddedilmiş olması hâlinde usuli kazanılmış hak değil kesin hüküm oluşur. Kesin hükmün bulunduğu hâllerde ise yeniden hüküm kurulması gerektiğinden söz edilemeyeceği gibi hüküm kurulmaması da bir zorunluluktur.
Açıklanan nedenlerle mahkemece kesinleşen asıl dava hakkında hüküm kurulmaması medeni usul hukuku kurallarına uygun olduğundan ön sorun bulunmamaktadır. Ön sorun bulunmadığı kabul edilerek temyiz incelemesi yapılması gerektiği görüşünde olduğumuzdan hüküm kurulması gerektiği ve ön sorun bulunduğu yönünde oluşan değerli çoğunluk görüşüne katılamıyoruz.
Üye Üye
Mahmut Coşkun Zeki Gözütok
BİLGİ : Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nda bulunan 25 üyenin 19’u ÖN SORUN VAR, 6’sı ise ÖN SORUN YOK yönünde oy kullanmışlardır.

